

Arrow — Season 3 Episode 8
Words & meanings
662 words
CEFR level
benzemek
dış görünüş olarak birine veya bir şeye benzer olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
gibi görünmek
bir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
sakinleştirici
In scenekişiyi sakinleştiren veya gevşeten ilaç
The vet used a tranq on the wild animal
Veteriner vahşi hayvana sakinleştirici kullandı
taşımak
In scenebir şeyi bir yerden başka bir yere götürmek
Please carry the boxes
Lütfen kutuları taşı
yayınlamak
televizyon veya radyo programlarını iletmek
The station carries the game live
İstasyon maçı canlı yayınlıyor
taşımak
vücudunda bebek büyütmek
She carried twins
İkiz bebek taşıdı
desteklemek
zor bir durumda birine yardım etmek
Her friends carried her through the crisis
Arkadaşları kriz boyunca ona destek oldu
civarında
In scenebir şeye yakın bir alanda
Is there a bank around here
Buralarda bir banka var mı
etrafında
In scenebir şeyin her yanını çevreleyen
We sat around the table
Masanın etrafında oturduk
yaklaşık
yaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
tersine
bir şeyi başka bir yöne çevirmek
Please turn around
Lütfen arkana dön
meta insan
normalin üzerinde güçleri olan kişi
He is a known meta human
O bilinen bir meta insan
kurgusal varlık
hikayelerde süper güçleri olan karakter
The movie features a meta human
Filmde bir kurgusal varlık var
insanüstü varlık
normalin ötesinde yetenekleri olan canlı
She is a unique meta human
O eşsiz bir insanüstü varlık
bekle
kısa bir süre beklemek
Hang on a minute
Bir dakika bekle
sinirlendirmek
In scenebirini kızdırmak
Stop pissing me off
Beni sinirlendirmeyi bırak
işemek
idrar yapmak
He needs to piss
İşemesi gerekiyor
çiş
idrar
There is piss on the floor
Yerde çiş var
başa çıkmak
In scenebir sorunu çözmek için harekete geçmek
I can deal with this
Bununla başa çıkabilirim
anlaşma
karşılıklı varılan uzlaşma veya teklif
We made a deal
Bir anlaşma yaptık
kart dağıtmak
bir oyunda kartları oyunculara paylaştırmak
It is your turn to deal
Kartları dağıtma sırası sende
mesele
çok önemli olan durum
It is a big deal
Bu büyük bir mesele
düşünmek
bir konu hakkında fikir yürütmek
I need to think of a solution
Bir çözüm düşünmem gerekiyor
hatırlamak
birini veya bir şeyi zihne getirmek
I often think of my home
Sık sık evimi hatırlarım
aklına gelmek
bir fikir üretmek ya da bir şeyi hatırlamak
I can think of a better name
Daha iyi bir isim aklıma geliyor
hızlandırmak
In scenebir şeyin daha çabuk gerçekleşmesini sağlamak
The driver decided to accelerate to pass the truck
Sürücü kamyonu geçmek için hızlanmaya karar verdi
ikna etmeye çalışmak
birini mantıklı konuşarak fikrini değiştirmeye çabalamak
You cannot reason with an angry person
Öfkeli birini ikna etmeye çalışamazsın
kol
In sceneomuzdan ele kadar olan vücut bölümü
My arm hurts
Kolum ağrıyor
silahlandırmak
In scenesilah veya araç gereç sağlamak
The soldiers were armed
Askerler silahlandırıldı
silah
savaşta kullanılan ateşli veya kesici araç
He had to drop his arm
Silahını bırakmak zorunda kaldı
tamam
yeterince iyi veya kabul edilebilir
The meal was all right
Yemek idare ederdi
peki
kesinlikle veya şüphe duymadan
All right, I will come
Peki, geleceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
bir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
atış
In scenesilahla ateş etmek
He fired a shot
Bir el ateş etti
fotoğraf
fotoğraf makinesi ile çekilen görüntü
That is a great shot
Bu harika bir fotoğraf
mahvolmuş
tamamen bozulmuş veya yok olmuş
My car engine is shot
Arabamın motoru mahvolmuş
tek
küçük miktarda güçlü alkollü içecek
He ordered a shot of tequila
Bir tek tekila sipariş etti
kontrolünü kaybetmek
duygularını kontrol edemez hale gelmek
He finally lost it and started shouting
Sonunda kontrolünü kaybetti ve bağırmaya başladı
kendini kaybetmek
öfke veya stres nedeniyle kontrolünü yitirmek
He lost it when he heard the bad news
Kötü haberi duyunca kendini kaybetti
hadi
birini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
çalışmaya başlamak
devreye girmek veya çalışmaya başlamak
The lights come on at night
Işıklar gece yanar
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kışkırtmak
birinin güçlü bir duygu hissetmesini sağlamak
Don't work yourself up
Kendini boşuna heyecanlandırma
hazırlamak
bir şeyi oluşturmak veya planlamak
He worked up a new plan
Yeni bir plan hazırladı
tetkik
bir durumun veya hastanın ayrıntılı incelenmesi
The doctor ordered a full workup
Doktor tam bir tetkik istedi
görev
In sceneönemli bir görev
He completed his mission
Görevini tamamladı
Çinli
In sceneÇin ile ilgili olan
He is Chinese
O Çinli
Çin yemeği
Çin'e özgü yemek pişirme tarzı
I love Chinese food
Çin yemeklerini severim
Çince
Çin'de konuşulan dil
I am learning to speak Chinese
Çince konuşmayı öğreniyorum
çalışmak
In sceneişlemek veya faaliyet göstermek
This watch doesn't go
Bu saat çalışmıyor
gitmek
In scenebir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to start my diet tomorrow
Yarın diyetime başlamaya niyetliyim
gitmek
bir durumun veya sürecin belirli bir şekilde ilerlemesi
The party went well
Parti iyi gitti
hayatta kalmak
In scenetehlikeli bir olaydan sonra sağ kurtulmak
He survived the accident
Kazadan hayatta kaldı
yaşamını sürdürmek
yaşamaya devam etmek
Plants cannot survive without water
Bitkiler susuz yaşayamaz
ayırt etmek
In scenebir şeyi fark etmek veya tanımak
I can't tell them apart
Onları birbirinden ayırt edemiyorum
söylemek
birine bir şeyi anlatmak veya söylemek
Tell me your name
Bana adını söyle
adam öldürme
In scenebir insanı öldürme suçu
He was charged with homicide
Adam öldürmekten suçlandı
patlamak
In sceneaniden ve şiddetli bir şekilde parçalara ayrılmak
The bomb will explode
Bomba patlayacak
patlamak
aniden büyük bir güçle parçalara ayrılmak
The balloon will explode
Balon patlayacak
patlamak
yüksek bir gürültüyle parçalara ayrılmak
The balloon exploded loudly
Balon gürültüyle patladı
beklemek
In scenebir şeyin olacağını düşünmek
I expect a call today
Bugün bir telefon bekliyorum
hamile
bir bebeğe gebe olmak
She is expecting a baby
Bebek bekliyor
beklenmek
bir eylemi yapması istenmek
You are expected to come
Gelmeniz bekleniyor
ummak
bir şeyin olacağını düşünmek
I expect a reply soon
Yakında bir cevap umuyorum
eve gitmek
yaşadığın yere dönmek
I want to go home now
Şimdi eve gitmek istiyorum
evlenmek
In scenebiriyle karı koca olmak
I want to marry her
Onunla evlenmek istiyorum
evli
eşi olan
He is married
O evli
acayip
In scenebir şeyi kuvvetle vurgulamak için kullanılan argo ifade
This is freakin amazing
Bu acayip harika
lanet
bir şeye duyulan öfkeyi vurgulayan kaba bir söz
Shut that freakin door
Kapat şu lanet kapıyı
acayip
bir durumu vurgulamak için kullanılan günlük bir ifade
It is freakin cold today
Bugün acayip soğuk
ön kapı
evin veya binanın ana giriş kapısı
She knocked on the front door
Ön kapıyı çaldı
sekiz
In scenesekiz sayısı
I have eight apples
Sekiz tane elmam var
çatı
In scenebir binanın en üst yüzeyi
We went to the rooftop
Çatıya çıktık
kabul
In scenebir okula veya kuruluşa kabul edilme süreci
She applied for admission to the university
Üniversiteye kabul için başvurdu
itiraf
yanlış bir şey yaptığını kabul etme beyanı
His admission of guilt surprised everyone
Suçunu itiraf etmesi herkesi şaşırttı
üye olmak
bir grubun parçası olmak
I belong to a sports club
Bir spor kulübüne üyeyim
ait olmak
birinin mülkiyetinde olmak
This book belongs to me
Bu kitap bana ait
buradan çık
bir yerden ayrılmak
Please get out of here
Lütfen buradan çık
dolu
bir şeyin içinde çok miktarda bulunan
The room is full of people
Oda insanlarla dolu
neyse
In sceneönemsemediğini belirtmek için kullanılır
Whatever, I don't care
Neyse, umurumda değil
her ne olursa olsun
her ne olursa olsun
Do whatever you want
Ne istersen onu yap
herhangi bir şey
belirli olmayan bir şey
You can eat whatever you want
İstediğin herhangi bir şeyi yiyebilirsin
ne olursa olsun
sonucun fark etmediğini ifade eder
I will stay whatever happens
Ne olursa olsun kalacağım
yassılaştırılmış
In sceneüzerine baskı yapılarak düz bir şekil verilmiş
The box was compressed flat
Kutu yassılaştırılmıştı
sıkıştırılmış
In sceneüzerine baskı uygulanarak yoğunlaştırılmış
We use compressed air for tires
Lastikler için sıkıştırılmış hava kullanıyoruz
tanıdık
In scenedaha önceden bilinen veya tanınan
Your face looks familiar
Yüzün tanıdık geliyor
tutuklamak
In scenebirini polis gözetimi altına almak
The police arrested the man
Polis adamı tutukladı
durma
bir işlevin aniden durması
He suffered a cardiac arrest
Kalp durması geçirdi
katil
In scenebirini öldüren kişi
The police caught the killer
Polis katili yakaladı
müthiş
çok iyi veya etkileyici
That was a killer performance
Bu müthiş bir performanstı
öldürücü
çok yoğun veya zor bir etkiye sahip olan şey
The heat today is a real killer
Bugünkü sıcaklık gerçekten öldürücü
emir
In scenebir şeyi yapılması için verilen talimat
The captain gave a strict order
Kaptan kesin bir emir verdi
düzen
şeylerin yerleştirilme veya birbirini takip etme şekli
Put the books in alphabetical order
Kitapları alfabetik sıraya koy
amaç
bir şeyin yapılma hedefi
He studied in order to learn
Öğrenmek amacıyla ders çalıştı
tarikat
aynı dini kurallara bağlı topluluk
He joined a religious order
Dini bir tarikata katıldı
tren
In sceneraylar üzerinde hareket eden birbirine bağlı vagonlar dizisi
I go to work by train
İşe trenle giderim
eğitmek
bir beceri öğretmek veya hazırlamak
They train the new employees
Yeni çalışanları eğitirler
doğrultmak
bir silahı hedefe yöneltmek
He trained the rifle at the target
Tüfeği hedefe doğrulttu
mal olmak
In scenebir şeye mal olmak
This mistake cost him his job
Bu hata ona işine mal oldu
tutmak
belirli bir miktar para gerektirmek
It costs ten dollars
On dolar tutuyor
tekrar
In scenebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
an
In sceneçok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
an
çok kısa süre
It happened in a moment
Bir anda oldu
an
çok kısa bir zaman dilimi
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
kısa süre
az bir zaman aralığı
It took a short moment
Kısa bir süre aldı
düğüm
In scenebir ağ veya sistem içindeki bağlantı noktası
Each node in the network is connected to another
Ağdaki her düğüm diğerine bağlıdır
silah
In scenemermi atan alet
The man has a gun
Adamın bir silahı var
ateş etmek
silahla ateş etmek
He gunned the target
Hedefe ateş etti
tabanca
bir maddeyi püskürten cihaz
She used a glue gun
Silikon tabancası kullandı
silah
mermi atarak ateş eden bir silah
He hid the gun in his bag
Silahı çantasına sakladı
bilinen
In scenehakkında bilgiye sahip olunan
This is a known fact
Bu bilinen bir gerçektir
bilinen
bir isimle tanınan veya anılan
He is known as Jack
O Jack olarak biliniyor
tanınmış
çok sayıda kişi tarafından bilinen
He is a known expert
O tanınmış bir uzmandır
patlama
In sceneani, gürültülü ve şiddetli patlama
There was a huge explosion
Büyük bir patlama oldu
patlama
yüksek ses çıkaran ani ve şiddetli enerji boşalması
There was a loud explosion at the factory
Fabrikada yüksek sesli bir patlama oldu
mikro
In sceneçok küçük
The device uses a microchip
Cihaz bir mikroçip kullanıyor
öğrenci
In scenebir okulda eğitim gören kişi
I am a student
Ben bir öğrenciyim
tükenmek
sona ermek veya bitmek
We are running out of time
Zamanımız tükeniyor
dışarı koşmak
bir yerden aceleyle ayrılmak
He ran out of the room
Odadan dışarı koştu
tükenmek
bir şeyin tamamen bitmesi ve kalmaması
The milk has run out
Süt tükendi
boyun
In scenebaşı gövdeye bağlayan vücut bölümü
She wore a scarf around her neck
Boynuna bir atkı taktı
kıstak
iki geniş kara parçasını birleştiren dar alan
The village lies on a narrow neck of land
Köy dar bir kara parçası üzerinde bulunuyor
öpüşüp koklaşmak
romantik bir şekilde öpüşüp kucaklaşmak
They were necking in the park
Parkta öpüşüp koklaşıyorlardı
baskı
birinin sizi sürekli izlemesi veya zorlaması durumu
My boss is breathing down my neck
Patronum tepemde dikiliyor
en azından
In sceneen azı ile
At least three people came
En az üç kişi geldi
en az
miktar veya derece olarak en küçük
This is the least expensive room
Bu en az pahalı oda
en azından
olumsuz bir duruma rağmen olumlu bir şeyi vurgulamak için kullanılır
It was cold but at least we had a heater
Hava soğuktu ama en azından bir ısıtıcımız vardı
en ufak
en küçük derece veya miktarda
I am not in the least bit worried
En ufak bir endişe duymuyorum
sushi
In scenebalık veya sebzeli soğuk pirinçten yapılan bir Japon yemeği
I like eating sushi
Sushi yemeyi severim
sushi
In scenesirke ile tatlandırılmış pirinç ve çiğ balık veya diğer malzemelerle yapılan Japon yemeği
Sushi is a healthy meal
Sushi sağlıklı bir yemektir
daha kötü
In scenedaha nahoş veya daha düşük kaliteli
The weather is getting worse
Hava daha da kötüleşiyor
daha kötü
daha düşük kaliteli veya daha ciddi olan
This cake tastes worse than the last one
Bu kekin tadı bir öncekine göre daha kötü
mühimmat
In sceneaskeri silahlar veya patlayıcılar
The army moved munitions to the front
Ordu mühimmatı cepheye taşıdı
mühimmat
askeri silahlar ve patlayıcılar
The soldiers moved the munitions to the base
Askerler mühimmatı üsse taşıdı
farklı
In sceneaynı olmayan
We are different
Biz farklıyız
farklı
aynı olmayan veya benzerlik göstermeyen
These two books are different
Bu iki kitap birbirinden farklı
başlatmak
In scenebir şeyi başlatmak
They decided to initiate the plan
Planı başlatmaya karar verdiler
yeni başlayan
bir gruba veya etkinliğe yeni katılmış kimse
He is an initiate of the group
O grubun yeni katılan bir üyesidir
devre sistemi
In scenebir makinedeki kabloların ve parçaların oluşturduğu ağ
The computer's circuitry is very complex
Bilgisayarın devre sistemi çok karmaşık
devre sistemi
cihazın içindeki elektrik devreleri bütünü
the computer circuitry is very complex
bilgisayarın devre sistemi çok karmaşıktır
yakında
In scenekısa bir süre sonra
I will see you soon
Yakında görüşürüz
bir an
In sceneçok kısa bir süre
Give me a minute
Bana bir dakika ver
dakika
60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
sahte
gerçek veya doğru olmayan
This diamond is not real
Bu elmas sahte
evli
In scenebir eşi olan
Are you married?
Evli misiniz?
bağlı
bir şeye veya fikre güçlü bir şekilde bağlı olma
He is married to his work
İşine çok bağlı
hücre arkadaşı
aynı hapishane hücresini paylaşan kişi
He talked to his cell mate
Hücre arkadaşıyla konuştu
etrafına bakmak
çevresindeki şeyleri görmek için bakmak
Look around the room
Odanın etrafına bak
göz gezdirmek
bir şeyi bulmak için farklı yerlere bakmak
I will look around for a gift
Hediye için etrafa bakacağım
etrafı gezmek
bir yerdeki şeyleri incelemek
I want to look around the shop
Dükkanı bir gezmek istiyorum
etrafına bakmak
etrafta neler olduğunu görmek için farklı yönlere bakmak
She looked around the room
Odanın etrafına baktı
yük gemisi
In scenemal taşıyan büyük gemi
The freighter crossed the ocean
Yük gemisi okyanusu geçti
bitmemiş
In scenebitirilmemiş veya tamamlanmamış
The painting is unfinished
Tablo bitmemiş
konuşmak
biriyle sözlü olarak iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
ulaşmak
In scenebiriyle iletişim kurmak
I cannot reach him by phone
Ona telefonla ulaşamıyorum
ulaşmak
bir yere varmak veya erişmek
We reached the hotel at midnight
Otele gece yarısı ulaştık
uzanmak
kolunu bir şeye erişmek için uzatmak
Can you reach that book
Şu kitaba uzanabilir misin
etkilemek
birinin duygularına ulaşmak
His words reach me
Sözleri beni etkiliyor
bitirmek
bir şeyi tamamen kullanıp tüketmek
We ran out of milk
Sütümüz bitti
tükenmek
elinde hiç kalmamış olmak
We ran out of milk
Sütümüz bitti
mayın
In sceneyere gömülen ve üzerine basıldığında patlayan bomba
The soldier avoided the landmine
Asker mayından kaçındı
gelecek zaman
gelecek zaman planı veya niyeti belirtir
I am going to study
Ders çalışacağım
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığınızı belirtir
We are going to move
Taşınmaya niyetliyiz
planlamak
bir şeyi yapmayı planlamak
She is going to cook
Yemek yapmayı planlıyor
gitmek
bir yere düzenli olarak gitmek
I am going to university
Üniversiteye gidiyorum
niyetinde olmak
bir şeyi yapmayı planlamak
I am going to sleep now
Şimdi uyumaya niyetliyim
mafya
In sceneorganize suç işleyen bir grup insan
He was involved with the mob
Mafya ile bağlantısı vardı
kalabalık
büyük bir insan grubu
The mob gathered in the street
Kalabalık sokakta toplandı
seçim
In scenebir şeyi seçme eylemi veya seçilen şey
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
seçim
seçme eylemi veya seçilen şey
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
seçkin
çok iyi kalitede olan
We were served choice wine
Bize seçkin bir şarap ikram edildi
seçim
iki veya daha fazla olasılık arasından tercih yapma durumu
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
temiz
In scenekirli veya lekeli olmayan
The glass is clean
Bardak temiz
tamamen
bütünüyle veya tamamen
I clean forgot the date
Tarihi tamamen unuttum
temiz
yasadışı veya dürüst olmayan işlere karışmamış
He has a clean record
Onun sicili temiz
temiz
yasa dışı uyuşturucu veya alkol kullanmayan
He has been clean for three years
O üç yıldır temiz
koşmak
In sceneyürümekten daha hızlı hareket etmek
I run every morning
Her sabah koşarım
yönetmek
In scenebir işin veya kurumun başında olmak
She runs a small business
Küçük bir işletme yönetiyor
sürmek
bir şeyin belirli bir süre devam etmesi
The play runs for two hours
Oyun iki saat sürüyor
muhtemelen
In scenebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
neredeyse
In scenetam olarak değil ama çok yakın
I almost missed the bus
Neredeyse otobüsü kaçırıyordum
dezenfekte etmek
In scenebir şeyi mikroplardan arındırmak
You should sanitize your hands before eating
Yemekten önce ellerinizi dezenfekte etmelisiniz