

Arrow — Season 3 Episode 12
Words & meanings
636 words
CEFR level
tekrar
In scenebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
bahse girmek
In scenebir şeyden çok emin olmak
I bet he is late
Bahse girerim geç kalmıştır
bahis oynamak
In scenebir oyun veya yarış için para riske atmak
He bet on the red car
Kırmızı arabaya bahis oynadı
kesinlikle
evet demek veya güçlü bir şekilde onaylamak için kullanılır
Want to go? Bet
Gitmek ister misin? Tabii ki
bahse girmek
bir sonuç üzerine para yatırmak
I bet ten dollars on the game
Maça on dolar yatırdım
-sa bile
bir şey ne olursa olsun gerçekleşeceğini belirtmek için kullanılır
I will go even if it rains
Yağmur yağsa bile gideceğim
biçim
In scenebir şeyin türü veya çeşidi
Ice is a form of water
Buz bir su biçimidir
form
doldurulması gereken boşlukları olan kağıt
Fill out this form
Bu formu doldurun
şekil
bir şeyin görünür yapısı
The ice took a strange form
Buz garip bir şekil aldı
oluşturmak
bir şeyi meydana getirmek veya yapmak
They will form a committee
Onlar bir komite oluşturacak
arzu
In scenebir şeyi çok güçlü bir şekilde isteme duygusu
She has a strong desire to travel
Onun seyahat etmeye karşı güçlü bir arzusu var
arzulamak
bir şeyi çok istemek
I desire a peaceful life
Huzurlu bir hayat arzuluyorum
ironi
In scenekelimelerin gerçek anlamının tersini ifade etmek için kullanılması
It is a strange irony that the teacher failed the test
Öğretmenin sınavdan kalması garip bir ironi
kuşatma altında
bir yerin düşman kuvvetleri tarafından sarılması
The city was under siege for months
Şehir aylarca kuşatma altındaydı
giymek veya takmak
In scenevücudunda bir şey bulundurmak
I wear a watch
Saat takıyorum
aşınmak
zamanla kalınlığın veya yoğunluğun azalması
The carpet began to wear
Halı aşınmaya başladı
tahta tabanlı ayakkabı
genellikle tahta tabana sahip bir tür ayakkabı
It is a unique kind of wear
Bu eşsiz bir tahta tabanlı ayakkabı türüdür
taşımak
yüzünde veya davranışında bir duygu veya özellik sergilemek
She wears a happy expression
Yüzünde mutlu bir ifade taşıyor
tartışma
In scenefikir ayrılığı nedeniyle öfkeyle konuşma eylemi
They are arguing about money
Para hakkında tartışıyorlar
yardım etmek
birine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me out?
Bana yardım edebilir misin?
yardım etmek
birine destek sağlamak
I can help you out with this task
Bu görevde sana yardım edebilirim
kapasite
In scenebir şeyin alabileceği veya yapabileceği maksimum miktar
The stadium has a capacity of 50,000 people
Stadyumun 50.000 kişilik kapasitesi var
sıfat
birinin sahip olduğu rol veya işlev
He is acting in the capacity of a manager
O yönetici sıfatıyla hareket ediyor
devre dışı
kullanılamayacak veya çalışamayacak durumda
The coffee machine is out of commission today
Kahve makinesi bugün devre dışı
zarar
In scenefiziksel veya zihinsel yaralanma
Smoking can cause harm to your health
Sigara sağlığınıza zarar verebilir
ranza
üst üste yerleştirilmiş yatak
I sleep in a bunk beds
Ranzada uyurum
olup olmadığı
In sceneiki olasılığı belirtmek için kullanılır
I don't know whether he will come
Gelip gelmeyeceğini bilmiyorum
ip-medigi
iki olasılık arasında seçim veya belirsizlik belirtmek için kullanılan bağlaç
I do not know whether he is coming
Onun gelip gelmeyeceğini bilmiyorum
intikamı alınmamış
In sceneyapılan bir haksızlığın veya kötülüğün karşılığı verilmemiş
The crime remained unavenged for many years
İşlenen suçun intikamı yıllarca alınmadı
savunmak
In scenebirini veya bir şeyi zarar görmemesi için korumak
The army defended the city
Ordu şehri savundu
körfez
In scenedenizin karanın içine doğru girdiği bölüm
The boat is in the bay
Tekne körfezde
bölüm
tıbbi tedavi için kullanılan alan
He was moved to the trauma bay
Travma bölümüne alındı
girinti
bir binada kısmen çevrili olan alan
The car is parked in the loading bay
Araba yükleme alanına park edildi
ulumak
köpek gibi uzun ve derin ses çıkarmak
The dog bayed at the moon
Köpek aya karşı uludu
koşturmak
hızlıca veya meşgul bir şekilde bir yerlerde dolaşmak
The children are running around in the garden
Çocuklar bahçede koşturuyorlar
parça
In scenebir bütünün küçük bir kısmı
I have a piece of cake
Bir parça kekim var
silah
In sceneateşli silah
He had a piece in his belt
Kemerinde bir silah vardı
tip
belirli bir türde insan
He is a strange piece of work
O tuhaf bir tip
birleştirmek
ayrı parçaları bütün oluşturacak şekilde bir araya getirmek
I will piece these parts together
Bu parçaları birleştireceğim
rica etmek
In scenebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birinin fikrini öğrenmek
I ask for your advice
Tavsiyeni soruyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
izin vermek
In scenebirinin bir şeyi yapmasına izin vermek
Please allow me to explain
Lütfen açıklama yapmama izin verin
izin vermek
bir şeyin yapılmasına onay vermek
They allowed us to go home
Eve gitmemize izin verdiler
koyu
In sceneaçık olmayan renk
He has dark hair
Onun koyu renk saçları var
karamsar
In scenemutsuz veya umutsuz
He had a dark thought
Karamsar bir düşüncesi vardı
karanlık
ışığın olmadığı durum
The room is very dark
Oda çok karanlık
karanlık
çoğunluk tarafından bilinmeyen veya görülmeyen
They have a dark past
Onların karanlık bir geçmişi var
gözetmek
In scenebir şeyi korumak veya kontrol etmek
Please watch my bag
Lütfen çantamı kolla
izlemek
In scenebir şeye dikkatle bakmak
I like to watch movies
Film izlemeyi severim
kol saati
In scenebileğe takılan küçük saat
My watch is broken
Saatim bozuk
dikkat etmek
bir şeyi yaparken özenli ve dikkatli olmak
Watch your step on the stairs
Merdivenlerde adımına dikkat et
evet
In sceneevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
In sceneevet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
kale
In scenekalın duvarları ve kuleleri olan büyük ve güçlü bina
The king lives in a castle
Kral bir kalede yaşar
kale
satrançta yatay veya dikey hareket eden taş
I moved my castle to protect the king
Şahı korumak için kalemi hareket ettirdim
kişi
In sceneinsan olan varlık
He is a good person
O iyi bir kişidir
birey
In scenetek bir kişiyi ifade eden terim
Every person is different
Her birey farklıdır
insan
genel anlamda insan türü
A person needs sleep
Bir insanın uykuya ihtiyacı vardır
şahıs
belirli bir kimse
I know that person
O şahsı tanıyorum
örtbas etme
bir hata veya suçun gizlenme girişimi
The scandal was a huge cover up
Skandal büyük bir örtbas etme girişimiydi
örtbas etmek
bir şey hakkındaki gerçeği gizlemek
They tried to cover up the truth
Gerçeği örtbas etmeye çalıştılar
kapatıcı
ciltteki lekeleri gizlemek için kullanılan kozmetik ürün
She used some cover up for the bruise
Morluk için biraz kapatıcı kullandı
örtbas
gerçeği gizlemek için yapılan şey
It was just a cover up for his mistake
Bu sadece hatası için bir örtbas idi
örtbas etmek
kötü bir şey hakkındaki gerçeği gizlemek
They tried to cover up the mistake
Hatayı örtbas etmeye çalıştılar
Soru
In sceneBilgi edinmek için sorulan cümle
He asked me a difficult question
Bana zor bir soru sordu
Söz konusu
In sceneÜzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
sorgulamak
bir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
sorgulamak
birine resmi olarak soru sormak
The police questioned the suspect
Polis şüpheliyi sorguladı
saat
In scene60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
bir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
fikir değiştirmek
kararını veya düşüncesini değiştirmek
I changed my mind about the movie
Film hakkındaki fikrimi değiştirdim
süvari
In sceneat üzerinde savaşan askerler
The cavalry charged into battle
Süvariler savaşa hücum etti
süvari birliği
atlı askerlerden oluşan askeri birlik
The cavalry charged at the enemy
Süvari birliği düşmana saldırdı
süvariler
at üzerinde savaşan askerler
The cavalry rode across the field
Süvariler tarladan at sürerek geçti
incinmiş
In scenefiziksel veya duygusal acı hissetmek
He felt deeply hurt
Derinden incinmiş hissetti
incitmek
birine veya bir şeye fiziksel ya da duygusal zarar vermek
Don't hurt your brother
Kardeşini incitme
kırgın
üzgün veya alınmış hissetmek
She felt hurt by his words
Onun sözleri yüzünden kırgın hissetti
acıtmak
birine fiziksel acı vermek
Don't hurt your knee
Dizini acıtma
kanarya
In sceneşarkı söyleyen küçük sarı bir kuş
The canary sings beautifully
Kanarya güzel şarkı söyler
kabus
In scenekorkutucu rüya
I had a nightmare last night
Dün gece bir kabus gördüm
kabus
çok zor veya rahatsız edici durum
This traffic is a nightmare
Bu trafik tam bir kabus
ova
In scenegeniş ve ağaçsız düzlük
The cattle graze on the plain
Sığırlar ovada otluyor
sade
süslemesi olmayan
She wore a plain white dress
Sade beyaz bir elbise giydi
açık
herkesin kolayca anlayabileceği şekilde
It is plain to see that she is happy
Mutlu olduğu çok açık
ister inan ister inanma
bir şey inanılmaz görünse de doğru olduğunu belirtmek için kullanılır
Believe it or not I won the lottery
İster inan ister inanma piyangoyu kazandım
desteklemek
In scenebirine yardım veya teşvik vermek
I support your decision
Kararını destekliyorum
taşımak
bir şeyin ağırlığını taşımak
The pillars support the roof
Sütunlar çatıyı taşır
yaşam desteği
çok hasta birini hayatta tutmak için tıbbi cihaz kullanılması
The patient was kept on life support
Hasta yaşam desteğinde tutuldu
hiç kimse
hiçbir kişi
No one is home
Evde kimse yok
hiç kimse
hiçbir kişi
No one knows the answer
Cevabı hiç kimse bilmiyor
iş arkadaşı
In scenebirlikte çalışılan kişi
He is my associate
O benim iş arkadaşım
ilişkilendirmek
iki şey arasında zihinsel bir bağ kurmak
I associate summer with the beach
Yazı plajla ilişkilendiririm
terörist
In scenesiyasi hedefler için şiddet kullanan kişi
The police arrested the terrorist
Polis teröristi tutukladı
terörist
siyasi amaçlar doğrultusunda şiddete başvuran kimse
He was labeled as a terrorist
O, bir terörist olarak damgalandı
hafta
In sceneyedi günlük süre
I will see you next week
Seni haftaya göreceğim
gitmek
In scenebir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school
Okula giderim
çalışmak
işlemek veya faaliyet göstermek
This watch doesn't go
Bu saat çalışmıyor
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to start my diet tomorrow
Yarın diyetime başlamaya niyetliyim
gitmek
bir durumun veya sürecin belirli bir şekilde ilerlemesi
The party went well
Parti iyi gitti
-e kadar
belli bir sınıra veya miktara kadar
It can take up to ten days
On güne kadar sürebilir
-e bağlı
birinin seçimi veya sorumluluğunda olmak
It is up to you
Bu sana bağlı
yapmak
bir aktiviteyle meşgul olmak
What are you up to
Ne yapıyorsun
-e kadar
belirli bir yere kadar
He walked up to the door
Kapıya kadar yürüdü
gücü yetmek
bir şeyi yapabilmek için gereken enerjiye sahip olmak
I am not up to going out today
Bugün dışarı çıkmaya gücüm yetmiyor
bir işle meşgul
bir şey ile ilgilenmek veya yapmak
You are up to something
Bir şeyler karıştırıyorsun
kadar
bir yöne veya noktaya doğru
The cat ran up to the door
Kedi kapıya kadar koştu
bıçak ağzı
In scenebir bıçağın veya aletin düz ve keskin kısmı
The blade of the knife is sharp
Bıçağın ağzı keskindir
paten kaymak
tekerlekli patenlerle hareket etmek
I like to blade in the park
Parkta paten kaymayı severim
silecek lastiği
ön cam sileceklerinin kauçuk kısmı
I need to replace the wiper blade
Silecek lastiğini değiştirmem gerekiyor
çim yaprağı
ot veya çim bitkisinin ince ve düz yaprağı
I found a blade of grass
Bir çim yaprağı buldum
tartmak
In scenebir şeyi dikkatlice düşünmek
I need to weigh my options
Seçeneklerimi tartmam gerekiyor
tartmak
In scenebir şeyin ağırlığını ölçmek
Please weigh the fruit
Lütfen meyveyi tart
ağırlığında olmak
belirli bir ağırlığa sahip olmak
This box weighs five kilos
Bu kutu beş kilo ağırlığında
herhangi bir şey
In sceneherhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
hiçbir şey
herhangi bir nesne veya madde
I don't have anything
Hiçbir şeyim yok
rastlamak
biriyle tesadüfen karşılaşmak
I ran into an old friend yesterday
Dün eski bir arkadaşıma rastladım
daha kötü
In scenedaha nahoş veya daha düşük kaliteli
The weather is getting worse
Hava daha da kötüleşiyor
daha kötü
daha düşük kaliteli veya daha ciddi olan
This cake tastes worse than the last one
Bu kekin tadı bir öncekine göre daha kötü
bağlamak
bir şeyi kapatmak veya bağlamak
Do up your laces
Bağcıklarını bağla
yenilemek
bir binayı veya odayı onarmak ve geliştirmek
They want to do up the old house
Eski evi yenilemek istiyorlar
özel
In scenebelirli bir kişiye ait olan
This is a personal matter
Bu özel bir mesele
şahsi
In scenebelirli bir kişiyle ilgili olan
I have a personal opinion
Şahsi bir fikrim var
kişisel
birinin karakterine yönelik ve kırıcı olan
His comments were too personal
Yorumları çok kişiseldi
konuşmak
biriyle konuşmak
I need to speak to you
Seninle konuşmam gerekiyor
emin olmak
bir şeyin doğru olduğunu kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
sağlamak
bir şeyin gerçekleşmesini kesinleştirmek
Make sure you arrive on time
Zamanında geldiğinden emin ol
inanmak
In scenebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
inanmak
In scenebir şeyin gerçek olduğunu düşünmek
I believe the news
Haberlere inanıyorum
sanmak
bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe he is home
Onun evde olduğunu sanıyorum
güvenmek
birine veya bir şeye güvenmek
I believe in you
Sana güveniyorum
bile
In sceneşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
hafifçe fırlatmak
bir şeyi hafif bir hareketle atmak
He evened the paper plane into the bin
Kağıt uçağı çöp kutusuna hafifçe fırlattı
bitirmek
bir işi veya etkinliği sona erdirmek
Let us wrap it up now
Şimdi bitirelim
gerçek
In scenedoğru olduğu bilinen şey
This is a known fact
Bu bilinen bir gerçektir
gerçek
In scenedoğru veya gerçek olan bir şey
It is a fact that the earth is round
Dünyanın yuvarlak olduğu bir gerçektir
aslında
bir şeyin doğru olduğunu vurgulamak veya ek bilgi vermek için kullanılır
In fact, it is very cold
Aslında hava çok soğuk
gerçek
doğru olan bir şey
It is a fact that the earth is round
Dünyanın yuvarlak olması bir gerçektir
hüküm
In sceneresmi bir karar veya yargı
The jury reached a verdict
Jüri bir karara vardı
halletmek
bir sorunu veya durumu çözmek
I will take care of the dishes
Bulaşıkları ben halledeceğim
ilgilenmek
birinin veya bir şeyin sorumluluğunu almak
She takes care of the children
O çocuklarla ilgileniyor
bakmak
birine veya bir şeye göz kulak olmak
He takes care of his garden
O bahçesine bakıyor
bakımını yapmak
birinin veya bir şeyin bakımını gerçekleştirme
You must take care of your bike
Bisikletinin bakımını yapmalısın
giriş töreni
In scenebir gruba kabul edilmek için yapılan resmi tören
The team had a funny initiation
Takımın komik bir giriş töreni vardı
başlatma
bir gruba veya etkinliğe resmen dahil edilme süreci
New members went through an initiation process
Yeni üyeler bir başlatma sürecinden geçti
önce
In sceneşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
önce
şimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
uzak durmak
bir şeyden veya birinden uzak kalmak
Stay away from the fire
Ateşten uzak dur
gelmek
In scenebir yere doğru hareket etmek
Come here
Buraya gel
meydana gelmek
gerçekleşmek veya vuku bulmak
How did this come about
Bu nasıl oldu
hadi
dikkat çekmek veya söze başlamak için kullanılan ifade
Come now do not be upset
Hadi ama üzülme
endişe
In scenesizi huzursuz hissettiren şey
My main concern is the weather
Temel endişem hava durumu
ilgili olmak
belirli bir konuyla ilgili olmak
This book concerns history
Bu kitap tarihle ilgilidir
firma
büyük bir iş yeri veya şirket
It is a large manufacturing concern
Bu büyük bir üretim firmasıdır
mesele
ele almanız gereken iş veya görev
That is none of your concern
Bu senin meselen değil
mücadele etmek
In scenezorlukların üstesinden gelmeye çalışmak
He struggled against the illness
Hastalığa karşı mücadele etti
zorluk
bir sorun veya güçlük içeren durum
Learning to read was a struggle for him
Okumayı öğrenmek onun için bir zorluktu
zorlanmak
bir şeyi yaparken güçlük çekmek
Many students struggle with grammar
Birçok öğrenci dilbilgisinde zorlanıyor
mücadele etmek
bir amaç için büyük çaba sarf etmek
They struggled to finish the work on time
İşi zamanında bitirmek için mücadele ettiler
ağ
In scenebirbirine bağlı şeylerin oluşturduğu grup
The city has a good road network
Şehrin iyi bir yol ağı var
yayın ağı
programları paylaşan televizyon veya radyo istasyonları grubu
This is a national television network
Bu ulusal bir televizyon ağıdır
ağ kurmak
bilgisayarları veya insanları birbirine bağlamak
I need to network with other professionals
Diğer profesyonellerle ağ kurmam gerekiyor
önünde
bir şeyin veya birinin ön kısmında olan
The car is in front of the house
Araba evin önünde
öğrenmek
bir şeyi öğrenmek veya keşfetmek
I will find out the answer
Cevabı öğreneceğim
vergi
In scenegelir veya mallar üzerinden hükümete ödenen para
I have to pay my taxes
Vergilerimi ödemem gerekiyor
için
bir amaçla
I study hard in order to pass the exam
Sınavı geçmek için çok çalışıyorum
düzeltmek
In scenebir şeyi doğru hale getirmek
Please correct my mistakes
Lütfen hatalarımı düzeltin
doğru
haklı veya gerçek olan
Your answer is correct
Cevabın doğru
en sevilen
In scenediğerlerinden daha çok sevilen
Blue is my favorite color
Mavi benim en sevdiğim renktir
penisilin
In scenebakterileri öldüren bir ilaç türü
Penicillin is used to treat infections
Penisilin enfeksiyonları tedavi etmek için kullanılır
silahlandırmak
In scenesilah veya araç gereç sağlamak
The soldiers were armed
Askerler silahlandırıldı
kol
omuzdan ele kadar olan vücut bölümü
My arm hurts
Kolum ağrıyor
silah
savaşta kullanılan ateşli veya kesici araç
He had to drop his arm
Silahını bırakmak zorunda kaldı
dışarıda
bir yerin veya iç kısmın uzağında
It is cold out there
Dışarısı soğuk
oralarda
dünyanın herhangi bir yerinde mevcut olan
There are many options out there
Oralarda birçok seçenek var
sıra dışı
tuhaf veya alışılmadık
His ideas are a bit out there
Fikirleri biraz sıra dışı
oralarda bir yerlerde
dünyada veya bir yerde mevcut olan
There are many opportunities out there
Oralarda bir yerlerde birçok fırsat var
kesmek
bir ağacı keserek devirmek
They cut down the old tree
Eski ağacı kestiler
kötülemek
birisi hakkında olumsuz konuşmak
He always cuts down his friends
Arkadaşlarını sürekli kötüler
önlemek
In scenebir şeyin olmasını engellemek
Vaccines prevent diseases
Aşılar hastalıkları önler
israf etmek
In scenebir şeyi boş yere harcamak
Don't waste your money
Paranı israf etme
kafası güzel
çok sarhoş veya uyuşturucu etkisinde olmak
He was totally wasted
Tamamen kafası güzeldi
atık
istenmeyen malzemeler
Industrial waste is a problem
Endüstriyel atıklar bir sorundur
ezip geçmek
birini bir yarışmada veya kavgada kolayca yenmek
They wasted their opponents in the game
Onlar oyunda rakiplerini ezip geçti
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
hiçbir şey
In scenehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiçbir şey
herhangi bir nesnenin olmaması
I have nothing in my hand
Elimde hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
hiçbir şey
herhangi bir şeyin bulunmaması
There is nothing in the box
Kutunun içinde hiçbir şey yok