

Arrow — Season 5 Episode 7
Words & meanings
614 words
CEFR level
başka
In scenebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka
farklı bir kişi veya şey
I want to go somewhere else
Başka bir yere gitmek istiyorum
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
acil durum
In scenederhal müdahale gerektiren ciddi durum
This is an emergency
Bu bir acil durum
acil durum
In scenebeklenmedik ve acil müdahale gerektiren durum
I have a family emergency
Ailevi bir acil durumum var
acil servis
hastanelerin acil tıbbi bakım sağlayan bölümü
He is in the emergency
O acil serviste
karmaşık
In sceneçok parçalı ve anlaşılması zor olan
This is a complex problem
Bu karmaşık bir problem
kompleks
kişinin kendisi hakkında sahip olduğu fikir ve duygular bütünü
He has an inferiority complex
Onun aşağılık kompleksi var
kompleks
bir arada bulunan bina grubu
The sports complex is huge
Spor kompleksi çok büyük
evet
In sceneevet demenin gayri resmi yolu
Yep, I can help you
Evet, sana yardım edebilirim
evet
evet anlamında kullanılan gayriresmi kelime
Yep I will be there
Evet orada olacağım
tamam
bir şeyi onaylamak için kullanılan ifade
Yep that sounds right
Tamam bu doğru görünüyor
uzanmak
bir şeye doğru kolunu uzatmak
He reached out to touch the ball
Topa dokunmak için uzandı
ulaşmak
biriyle iletişime geçmeye çalışmak
I will reach out to him tomorrow
Ona yarın ulaşacağım
denemek
In scenebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
In scenebir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
bir davayı mahkemede incelemek
The court will try him
Mahkeme onu yargılayacak
isim
In scenebirini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan kelime
My name is John
Benim adım John
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
ölmek
In scenehayatta olmayı bırakmak
All living things eventually die
Tüm canlılar sonunda ölür
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
bitmek
işlevini yitirmek
My phone died
Telefonum kapandı
suç atmak
In scenebirini bir şeyden sorumlu tutmak
They tried to pin the crime on him
Suçu onun üzerine atmaya çalıştılar
şifre
bir şeye erişmek için kullanılan gizli numara
Enter your pin
Şifrenizi girin
iğne
eşyaları bir arada tutmak için kullanılan ince metal parça
She used a pin
Bir iğne kullandı
labut
bowling oyununda devrilmesi gereken nesne
He knocked down all the pins
Tüm labutları devirdi
uğraşmak
birini rahatsız etmek veya başını belaya sokmak
Don't mess with him
Onunla uğraşma
takılmak
birine şaka yapmak veya oyun oynamak
I was just messing with you
Sadece sana takılıyordum
jüri
In scenebir davanın sonucuna karar veren grup
The jury reached a verdict
Jüri bir karara vardı
gerçek
In scenegerçek veya doğru
Is this website legit?
Bu web sitesi gerçek mi?
çalıştırmak
In scenebir makineyi işletmek veya çalıştırmak
He knows how to operate this machine
Bu makineyi nasıl çalıştıracağını biliyor
ameliyat etmek
tıbbi bir operasyon gerçekleştirmek
The doctors will operate on him tomorrow
Doktorlar onu yarın ameliyat edecek
işletmek
bir işi veya sistemi yönetmek
They operate a small factory
Küçük bir fabrika işletiyorlar
tabaka oluşturmak
In scenebir şeyi kalın bir tabaka ile kaplamak
Mud caked his boots
Botları çamurla kaplanmıştı
pasta
In sceneun yumurta ve şeker pişirilerek yapılan tatlı yiyecek
I ate a slice of cake
Bir dilim pasta yedim
çok kolay
çok basit veya zahmetsiz olan
The exam was a piece of cake
Sınav çocuk oyuncağıydı
dolandırıcı
In sceneinsanları kandıran veya suç işleyen kimse
The police finally caught the crook
Polis sonunda dolandırıcıyı yakaladı
bükmek
bir şeyi kavisli bir şekle sokmak
She crooked her finger to call me
Beni çağırmak için parmağını büktü
çoban değneği
ucunda çengel bulunan uzun sopa
The shepherd held his crook in his hand
Çoban elinde çoban değneğini tutuyordu
yukarı
In scenedaha yüksek bir konuma doğru
Look up
Yukarı bak
var olmak
bir şeye katılmaya hazır olmak
Are you up for a game
Bir oyuna var mısın
var
bir şeye katılmaya istekli veya hevesli
Are you up for it
Buna var mısın
lanet olsun
In sceneöfke veya hayal kırıklığı ifadesi
Damn, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
önemsemek
bir şeyi önemsemek veya değer vermek
I don't give a damn about it
Bunu hiç umurumda değil
lanetlemek
birinin cezayı hak ettiğini söylemek
The priest damned the sinner
Rahip günahkarı lanetledi
çok
büyük bir derecede
It is damn hot today
Bugün hava feci sıcak
arkasında
In scenebirini desteklemek
We are behind you
Senin arkandayız
arkasında
bir şeyin arka kısmında
The cat is behind the sofa
Kedi kanepenin arkasında
gerisinde
zaman olarak daha sonra
He is behind schedule
Programın gerisinde kaldı
popo
vücudun üzerine oturulan arka kısmı
He fell on his behind
Poposunun üzerine düştü
ima etmek
In scenedoğrudan söylemeden bir şeyi belirtmek
He implied that he was tired
Yorgun olduğunu ima etti
anlamına gelmek
bir durumun sonucu olarak işaret etmek
Silence may imply consent
Sessizlik rıza anlamına gelebilir
evet
In sceneevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
In sceneevet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
mesaj atmak
In scenetelefondan yazılı mesaj göndermek
I will text you
Sana mesaj atacağım
metin
yazılı veya basılı kelimeler
Read the text carefully
Metni dikkatle oku
kısa mesaj
telefondan gönderilen yazılı ileti
I sent him a text
Ona bir kısa mesaj gönderdim
geri almak
kaybedilen bir şeyi yeniden elde etmek
I want to get back my book
Kitabımı geri almak istiyorum
geri dönmek
bir yere veya bir aktiviteye tekrar gitmek
I will get back to work
İşe geri döneceğim
barışmak
bir sorun yaşadıktan sonra biriyle arayı düzeltmek
They decided to get back together
Tekrar bir araya gelmeye karar verdiler
her şey
In sceneher bir şey
Everything is ready
Her şey hazır
her şey
tüm şeyler
He lost everything
Her şeyi kaybetti
üzerinde düşünmek
In scenekarar vermeden önce dikkatlice düşünmek
The jury will deliberate for hours
Jüri saatlerce üzerinde düşünecek
iyice düşünmek
bir karar vermeden önce bir konu üzerinde dikkatle düşünmek
He deliberated over the decision
Karar üzerinde iyice düşündü
kasıtlı
bir şeyin yanlışlıkla değil isteyerek yapılması
It was a deliberate lie
Bu kasıtlı bir yalandı
satın almak
In scenepara ödeyerek bir şeye sahip olmak
I want to buy a car
Bir araba satın almak istiyorum
inanmak
bir şeyin doğru olduğunu kabul etmek
I don't buy his story
Onun hikayesine inanmıyorum
satın alınan şey
satın alınan ürün veya eşya
This dress was a great buy
Bu elbise harika bir alışverişti
sebep olmak
bir durumun veya sorunun meydana gelmesine yol açmak
His arrogance bought him a lot of trouble
Kibri başına çok dert açtı
şüpheli
In scenebir suçtan dolayı suçlu olduğu düşünülen kişi
The suspect was arrested yesterday
Şüpheli dün tutuklandı
tahmin etmek
In scenekanıtı olmadan bir şeyin doğru olduğuna inanmak
I suspect that he is lying
Yalan söylediğini tahmin ediyorum
şüphelenmek
birinin suçlu olduğunu veya bir şeyin yanlış olduğunu düşünmek
The police suspect him of the crime
Polis ondan şüpheleniyor
şüphelenmek
bir şeyin kanıt olmadan doğru olduğuna inanmak
I suspect he is lying
Yalan söylediğinden şüpheleniyorum
hedef
In sceneulaşılmak istenen şey
My goal is to learn English
Hedefim İngilizce öğrenmek
gol
bir oyunda elde edilen sayı
He scored a goal in the match
Maçta bir gol attı
kale
oyuncuların skor yapmak için topu atmaya çalıştıkları alan
The ball went into the goal
Top kaleye girdi
belirli
In sceneaçık ve kesin olan
I need specific instructions
Kesin talimatlara ihtiyacım var
hariç
In scenedahil etmemek
Everyone except Tom came
Tom hariç herkes geldi
hariç
In scenebir şeyi dahil etmeden
Everyone came except him
O hariç herkes geldi
ancak
bir durumu belirtirken karşıtlık bildirmek için kullanılır
I would go except I am tired
Giderdim ancak yorgunum
içeride
In scenebir yerin veya nesnenin içi
It is very hot inside
İçerisi çok sıcak
içeriden
In scenesadece sınırlı sayıda kişinin bildiği
She has inside knowledge
Onun içeriden bilgisi var
içinde
bir şeyin iç kısmı veya içinde
The keys are inside the bag
Anahtarlar çantanın içinde
içinde
bir nesnenin veya yerin içi
The cat is inside the box
Kedi kutunun içinde
en sevilen
In scenediğerlerinden daha çok sevilen
Blue is my favorite color
Mavi benim en sevdiğim renktir
uygun
In scenedurum için doğru veya uygun olan
Please use the proper tools
Lütfen uygun araçları kullanın
uygun
bir durum için doğru veya yerinde olan
You should wear proper clothes for the meeting
Toplantı için uygun kıyafetler giymelisin
terbiyeli
toplumsal kurallara uyan ve nazik olan
He is a very proper young man
O çok terbiyeli bir genç adam
çok kızgın
In sceneçok öfkeli veya sinirli hissetmek
He is really pissed
O gerçekten çok kızgın
sinirli
çok kızgın veya öfkeli olma durumu
He was really pissed at his friend
Arkadaşına çok sinirlenmişti
sarhoş
alkol etkisiyle kendinden geçmiş
He was completely pissed after the party
Partiden sonra tamamen sarhoştu
çevirme
In scenebir şeyi bir nokta etrafında döndürmek
She is turning the key slowly
Anahtarı yavaşça çeviriyor
dönüşme
bir şeyin başka bir şeye değişmesi
She is turning water into ice
O suyu buza dönüştürüyor
dönme
bakılan yönü değiştirmek
They are turning left now
Şimdi sola dönüyorlar
iyimser
In sceneiyi şeylerin olacağını uman
She is optimistic about her future
Geleceği hakkında iyimser
endişe
In scenebir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişeli
In scenehuzursuz veya kaygılı olma durumu
He is worried about his health
Sağlığı konusunda endişeli
endişelendirmek
birini huzursuz veya mutsuz etmek
His bad grades worry his parents
Kötü notları ailesini endişelendiriyor
endişelenmek
huzursuz veya kaygılı hissetmek
I worry about my upcoming test
Yaklaşan sınavım hakkında endişeleniyorum
hıncını çıkarmak
başka bir şeye kızdığı için birine kötü davranmak
Don't take it out on me
Hıncını benden çıkarma
hafta
In sceneyedi günlük süre
I will see you next week
Seni haftaya göreceğim
geçmiş
In sceneşimdiki zamandan önce olan
In the past, life was simple
Geçmişte hayat basitti
geçmek
bir yerin veya zamanın ötesinde olmak
It is past ten
Saat onu geçti
koruyucu gözlük
In scenegözleri korumak için kullanılan gözlük
Wear your goggles in the pool
Havuzda koruyucu gözlüklerini tak
yas
In scenesevilen birinin kaybından sonra hissedilen derin üzüntü
He felt great grief after his father died
Babası öldükten sonra büyük bir yas tuttu
keder
derin üzüntü veya acı
He felt great grief after the loss
Kayıptan sonra büyük bir keder hissetti
dert
endişeye neden olan sorun veya sıkıntı
This broken computer is giving me a lot of grief
Bu bozuk bilgisayar bana çok dert açıyor
işkence etmek
In scenebüyük fiziksel veya zihinsel acı çektirmek
He was tortured for hours
Saatlerce ona işkence edildi
işkence
büyük fiziksel veya zihinsel acı
Silence can be torture
Sessizlik bir işkence olabilir
işkence etmek
birine şiddetli acı vermek
They tried to torture the prisoner
Mahkûma işkence etmeye çalıştılar
işkence
birine şiddetli fiziksel veya zihinsel acı verme eylemi
The torture was cruel and illegal
İşkence zalimce ve yasa dışıydı
sevmek
In scenebirine karşı güçlü sevgi ve şefkat duymak
I love my family
Ailemi seviyorum
çok sevmek
bir şeyi veya birini çok fazla sevmek
I love chocolate
Çikolatayı çok severim
çok istemek
bir şeyi çok fazla istemek
I would love a cup of coffee
Bir fincan kahve çok isterdim
sevişmek
cinsel ilişkiye girmek
They made love
Seviştiler
veya benzeri
veya buna benzer bir şey
Do you want some tea or something?
Çay veya benzeri bir şey ister misin?
falan
veya benzeri bir şey
Do you want coffee or something
Kahve falan ister misin
ilgili
In scenebir şeyi daha fazla bilmek isteyen
I am interested in history
Tarihe ilgi duyuyorum
ilgili
bir konuyu öğrenmeye veya bilmeye istek duyma
He is interested in art
O sanatla ilgili
ilgili
bir konuya karşı merak duyan
I am interested in astronomy
Astronomiye ilgi duyuyorum
şartlı tahliye
In scenebir mahkumun cezasının bitiminden önce serbest bırakılması
He was released on parole
Şartlı tahliye ile serbest bırakıldı
hakkında konuşmak
bir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
teknik
In scenebelirli bir konu veya alanla ilgili
This is a technical problem
Bu teknik bir sorun
doğru yol
bir işi yapmanın en uygun veya kabul edilebilir şekli
This is the right way to do it
Bunu yapmanın doğru yolu bu
aldı
In scenebir şeyi edinmek veya almak
She got a letter
Bir mektup aldı
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
rahatsız etti
birini rahatsız etmek
The noise got to me
Gürültü beni rahatsız etti
teknik olarak
In scenekesin kurallara veya gerçeklere uygun olarak
Technically, this is not allowed
Teknik olarak, buna izin verilmiyor
teknik olarak
tam olarak kurallara veya gerçeklere göre
Technically you are not allowed to park here
Teknik olarak buraya park etmenize izin verilmiyor
kural gereği
tam olarak mevcut kurallara göre
Technically we are closed now
Kural gereği şu an kapalıyız
teknik olarak
tam bir doğrulukla veya gerçekler temelinde
Technically this is a mammal
Teknik olarak bu bir memelidir
dövüş
In sceneşiddetli bir karşı karşıya gelme durumu
The two boxers started to fight
İki boksör dövüşmeye başladı
tarz
bir şeyi yapma veya ifade etme biçimi
Her fight is very unique
Onun tarzı çok özgün
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
kavga
insanlar arasındaki öfkeli tartışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
kendi adaletini sağlayan kimse
In sceneresmi yetkisi olmadan suçla savaşan kişi
He acted as a vigilante to stop the thieves
Hırsızları durdurmak için kendi adaletini sağlayan biri gibi davrandı
kendi adaletini sağlayan kişi
yasal yetkisi olmadan adaleti sağlamaya çalışan kimse
He became a vigilante to fight crime
Suçla savaşmak için kendi adaletini sağlayan biri oldu
teşekkür ederim
minnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
bir takdir ifadesi
A big thank you to all
Herkese büyük bir teşekkür
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
sigara
In scenetütün içmek için kullanılan ince kağıt rulo
He smokes a cigarette every morning
Her sabah bir sigara içer
beyler
In sceneerkekler için kullanılan gayriresmi bir kelime
Hey fellas, what's up?
Selam beyler, naber?
karar vermek
In scenebir seçim yapmak
I cannot decide
Karar veremiyorum
belirlemek
bir şeye karar kılıp seçmek
We decided the date
Tarihi belirledik
karar vermek
bir seçim yapmak
I decided to eat pizza
Pizza yemeye karar verdim
vay be
In sceneşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
Vay
şaşkınlık veya hayranlık ifade eden söz
Wow, what a nice view
Vay, ne kadar güzel bir manzara
idare etmek
zor bir durumla başa çıkabilmek
I can get by with a little help
Biraz yardımla idare edebilirim
geçinmek
kısıtlı imkanlarla yaşamını sürdürmek
It is hard to get by on a low salary
Düşük bir maaşla geçinmek zordur
iki
In scene2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
iki
In scene1 ve 1 sayılarının toplamı olan rakam
I have two apples
İki elmam var
iki
1 sayısından sonra gelen sayı
The answer is two
Cevap iki
sarsılmak
In sceneçok şaşırmak veya kötü bir haberden dolayı etkilenmek
She is reeling from the bad news
Kötü haberlerden dolayı sarsılmış durumda
makara
ip tel veya film sarmaya yarayan silindir
She bought a reel of thread
Bir makara iplik aldı
sendelemek
dengesiz veya şaşkın hissetmek
He began to reel after the blow
Darbeden sonra sendelemeye başladı
sararak çekmek
sarmalı bir hareketle bir şeyi kendine çekmek
He reeled in a large fish
Büyük bir balığı sararak çekti
durmak
In scenebir yerde veya konumda bulunmak
The house stands on a hill
Ev bir tepenin üzerinde duruyor
tezgah
eşyaların satıldığı küçük yapı
I bought an apple from the fruit stand
Meyve tezgahından bir elma aldım
katlanmak
bir şeye tahammül etmek
I cannot stand this noise
Bu gürültüye katlanamıyorum
tutum
bir konu hakkındaki kesin görüş veya tavır
They took a firm stand on the issue
Bu konuda kesin bir tutum sergilediler
neredeyse
In scenetam olarak değil ama çok yakın
I almost missed the bus
Neredeyse otobüsü kaçırıyordum
kemik
In sceneiskeleti oluşturan sert beyaz madde
The dog chewed the bone
Köpek kemiği çiğnedi
zor durumda
çok kötü veya umutsuz bir durum içinde olmak
He is really in a bone
O gerçekten çok zor durumda
İyilik
birine yapılan küçük bir yardım
He threw me a bone by helping me
Bana yardım ederek bir iyilik yaptı
Dolar
bir doları ifade eden argo terim
That meal cost five bones
O yemek beş dolara mal oldu
ara sıra olan
In scenebazen olan ama sık olmayan
We have occasional rain in summer
Yazın ara sıra yağmur yağar
anlamına gelmek
In scenebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
müthiş
çok iyi veya etkileyici olan
He plays a mean guitar
O müthiş gitar çalıyor
denizcilikle ilgili
In scenedenizle veya deniz taşımacılığıyla ilgili olan
This city has a rich maritime history
Bu şehrin zengin bir denizcilik tarihi var
ayrılmak
In scenebir yerden gitmek
I am leaving now
Şimdi ayrılıyorum
bırakmak
bir şeyi olduğu yerde bırakmak
I am leaving the door open
Kapıyı açık bırakıyorum
artık
bir işlemden sonra geriye kalan madde
This ash is a leaving of the fire
Bu kül ateşten geriye kalan bir artığıdır
yüzde
In scenebir bütünün 100 üzerinden ifade edilen oranı
What is the percentage of water in the body?
Vücuttaki suyun yüzdesi nedir?
söylemek
In scenekelimelerle ifade etmek veya konuşmak
What did you say?
Ne söyledin?
söz hakkı
In scenekarar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
diyelim
bir şeye örnek vermek için kullanılan ifade
Say we meet at noon
Diyelim ki öğlen buluşalım
sözü geçen
daha önce bahsedilmiş olan
The say project is cancelled
Sözü geçen proje iptal edildi
sevkiyat
In scenebir yerden başka bir yere gönderilen mallar
The shipment arrived yesterday
Sevkiyat dün vardı
dışarı çıkarmak
In scenebir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
tamamlamak
bir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı
bir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
ilk kez
bir eylemi daha önce hiç yapmamış olmak
I am visiting Paris for the first time
Paris i ilk kez ziyaret ediyorum
ilk defa
bir olayın başlangıç anında gerçekleşmesi
This is my first time here
Buraya ilk defa geliyorum
ilk deneyim
yeni bir tecrübenin başlangıcı
It was my first time at this school
Bu okulda ilk deneyimimdi
Tevrat
In sceneYahudiliğin kutsal kitabı
She reads from the Torah
O Tevrat'tan okuyor
suç
In sceneyasaya aykırı olan eylem
Stealing is a crime
Hırsızlık bir suçtur
yola çıkmak
bir yerden ayrılmak
I think it's time to head out
Sanırım yola çıkma vakti geldi
hayat arkadaşı
In sceneevli olduğunuz veya romantik bir ilişki içinde olduğunuz kimse
She lives with her partner
O hayat arkadaşıyla yaşıyor
ortak
bir işletmenin sahipliğini paylaşan kişi
He is my business partner
O benim iş ortağım
partner
bir etkinliği birlikte yaptığınız kişi
Find a partner for the dance
Dans için bir partner bul
ortak
iş veya etkinlikte birlikte çalışılan kimse
He is my business partner
O benim iş ortağım
dükkan
In scenebir şeyler satın alınan yer
This is a small shop
Bu küçük bir dükkan
alışveriş yapmak
mağazalara gidip eşyalar almak
I like to shop for clothes
Kıyafet alışverişi yapmayı severim
ana cadde
In scenekasabalardaki başlıca yol adı
She lives on Main Street
O Ana Caddede yaşıyor
ana
en önemli veya merkezi olan
The main goal is to win
Ana hedef kazanmaktır
ana hat
su veya gaz taşıyan büyük boru hattı
They fixed the water main
Su ana hattını tamir ettiler
kolay
In scenezor olmayan
This test is very easy
Bu sınav çok kolay
yumuşak
sert veya katı olmayan
Be easy with her
Ona karşı yumuşak ol
elbette
bir isteği kabul ederken veya onaylarken kullanılan ifade
Can you do this? Easy
Bunu yapabilir misin? Elbette