

Arrow — Season 5 Episode 9
Words & meanings
665 words
CEFR level
hissetmek
In scenefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
düşünmek
bir şeyin olduğuna dair inanca sahip olmak
I feel that you are right
Haklı olduğunu düşünüyorum
dokunmak
bir şeyi elle incelemek
Feel the fabric of this shirt
Bu gömleğin kumaşına dokun
maske
In sceneyüzü örtmek için kullanılan araç
He is wearing a mask
O bir maske takıyor
gizlemek
bir şeyi örtmek veya saklamak
She tried to mask her sadness
Üzüntüsünü gizlemeye çalıştı
gizlemek
bir şeyi örtmek veya saklamak
He tried to mask his nervousness
Sinirini gizlemeye çalıştı
Maske
1994 yapımı Amerikan komedi dram filmi
I really like the movie Mask
Maske filmini gerçekten seviyorum
mekik
sırtüstü yatarken üst vücudu yukarı kaldırma hareketi
I do twenty sit ups every morning
Her sabah yirmi mekik çekerim
doğrulmak
oturur pozisyona gelmek veya dikkatle dinlemek
He sat up when the phone rang
Telefon çaldığında doğruldu
dosyalama
In scenebelgeleri düzenli bir şekilde yerleştirme
She is filing the documents
Belgeleri dosyalıyor
dosya
düzenlenmek üzere saklanan belgeler
She organized the filing
O dosyaları düzenledi
halk
In scenesıradan insanlardan oluşan grup
The public loves the new law
Halk yeni yasayı sevdi
halka açık
herkesin kullanımına açık olan
This park is public
Bu park halka açık
halka açık
herkesin kullanımına sunulmuş olan
This is a public park
Bu halka açık bir park
topluluk önünde
birçok insanın görüp duyabileceği bir ortam
She spoke in public about the problem
O sorun hakkında topluluk önünde konuştu
teşekkür
In sceneminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
iyimserlik
In sceneiyi şeylerin olacağına dair inanç
She spoke with optimism about the future
Gelecek hakkında iyimserlikle konuştu
kahraman
In scenecesareti nedeniyle hayranlık duyulan kişi
He is a real hero
O gerçek bir kahraman
bağlılık
In scenebir şeyi yapmaya yönelik verilen söz veya kesin karar
He has a strong commitment to his work
İşine karşı güçlü bir bağlılığı var
tetikte olmak
bir şeyi fark etmek için dikkatli davranmak
You should be on the lookout for suspicious activity
Şüpheli bir duruma karşı tetikte olmalısın
duygu
In sceneduygusal bir durum veya tepki
Love is a strong feeling
Aşk güçlü bir duygudur
hava
bir yerin genel havası veya karakteri
The room has a cozy feeling
Odada rahat bir hava var
his
bir şeyin doğru olduğuna dair düşünce veya görüş
I have a feeling it will rain
Yağmur yağacak gibi bir hissim var
giymek veya takmak
In scenevücudunda bir şey bulundurmak
I wear a watch
Saat takıyorum
aşınmak
zamanla kalınlığın veya yoğunluğun azalması
The carpet began to wear
Halı aşınmaya başladı
tahta tabanlı ayakkabı
genellikle tahta tabana sahip bir tür ayakkabı
It is a unique kind of wear
Bu eşsiz bir tahta tabanlı ayakkabı türüdür
taşımak
yüzünde veya davranışında bir duygu veya özellik sergilemek
She wears a happy expression
Yüzünde mutlu bir ifade taşıyor
teşekkür
In sceneminnettarlık ifadesi
He sent his thanks
Teşekkürlerini gönderdi
teşekkürler
birine minnettar olduğunu söylemek
Thanks for the help
Yardım için teşekkürler
teşekkürler
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan kısa bir ifade
Thanks for your help
Yardımın için teşekkürler
sorun
In scenebaşa çıkması zor olan şey
I have a problem with my car
Arabamla ilgili bir sorunum var
problem
In scenezorluk çıkaran bir soru veya durum
This math problem is hard
Bu matematik problemi zor
sorun değil
bir teşekkür veya özür sonrasında önemli olmadığını belirtmek için kullanılan ifade
Thanks for the help, it was no problem
Yardım için teşekkürler, hiç sorun değildi
sorun
çözülmesi gereken mesele
This is a big problem
Bu büyük bir sorun
patika
In sceneyürümek için kullanılan dar yol
Follow the path to the woods
Ormana giden patikayı takip edin
yol
bir sonuca varmak için izlenen yaşam veya davranış şekli
She chose a difficult path in life
Hayatta zor bir yol seçti
yol
takip edilecek bir güzergah veya iz
We followed the path through the forest
Ormandaki yolu takip ettik
dövüş
In sceneşiddetli bir karşı karşıya gelme durumu
The two boxers started to fight
İki boksör dövüşmeye başladı
tarz
bir şeyi yapma veya ifade etme biçimi
Her fight is very unique
Onun tarzı çok özgün
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
kavga
insanlar arasındaki öfkeli tartışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
dışında
aynı seviye veya kategoride olmayan
This is out of my league
Bu benim ligimin dışında
-den yapılmış
bir malzemeden veya kaynaktan üretilmiş
It is made out of wood
Bu ahşaptan yapılmış
bitmiş
bir şeyin artık kalmaması
We are out of milk
Sütümüz bitti
-den dışarı
bir şeyi içeriden dışarı çıkarmak
Get out of the car
Arabadan çık
uzak
bir şeyden kaçınmak veya girmemek
Stay out of trouble
Beladan uzak dur
dışarı
içinden dışına doğru
He ran out of the house
Evden dışarı koştu
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
etkilemek
güçlü bir duygu uyandırmak
His words got to me
Sözleri beni etkiledi
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
zorunda kalmak
bir şeyi yapmakla yükümlü olmak
I get to do the chores
Ev işlerini yapmak zorundayım
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
fırsat bulmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to meet the famous actor today
Bugün ünlü oyuncuyla tanışma fırsatı buluyorum
hale gelmek
belirli bir duruma dönüşmek
It will get to be hot soon
Yakında sıcak bir hal alacak
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
enjekte etmek
In scenebir şeyi başka bir şeyin içine yerleştirmek
The doctor will inject the medicine
Doktor ilacı enjekte edecek
yol açmak
In scenebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
vermek
In scenebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
harika
In sceneçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
saçma
In scenemantıksız veya saçma
That is a ridiculous idea
Bu saçma bir fikir
akıl almaz
aşırı derecede saçma veya mantıksız
The price is ridiculous
Fiyat akıl almaz
gülünç
çok saçma veya komik
You look ridiculous in that hat
O şapkayla gülünç görünüyorsun
kaymak
In scenebir yüzey üzerinde pürüzsüzce hareket etmek
The ice cube slides on the table
Buz küpü masanın üzerinde kayıyor
terlik
arkası açık bir ayakkabı türü
I bought new slides
Yeni terlikler aldım
slayt
dijital bir sunumdaki tek bir sayfa
This slide has a chart
Bu slaytta bir grafik var
es geçmek
bir şeyi yapmamayı tercih etmek
Just let that minor issue slide
Sadece o küçük sorunu es geç
tekmelemek
In sceneayağıyla bir şeye vurmak
He kicked the ball
Topa tekme attı
ölmek
yaşamayı bırakmak
He kicked the bucket
Öldü
haz
güçlü bir zevk hissi
I get a kick out of this
Bundan keyif alıyorum
kovmak
birini bir yerden zorla çıkarmak
They kicked him out
Onu kovdular
aranıyor uyarısı
In scenepolis tarafından bir kişi veya nesnenin aranması için yayınlanan bildiri
The police issued a bolo for the suspect
Polis şüpheli için bir aranıyor uyarısı çıkardı
sakarca
In sceneakıcı olmayan veya rahatsız edici bir şekilde
He smiled awkwardly
Sakarca gülümsedi
takım
In sceneberaber çalışan bir grup insan
They are a strong team
Onlar güçlü bir takım
hamle
In sceneyapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
hareket etmek
In scenebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
film
sinemada veya televizyonda gösterilen bir hikaye
I watched a great movie last night
Dün gece harika bir film izledim
ikinci en sevilen
sadece bir şeyden daha az sevilen
Blue is my second favorite color
Mavi benim ikinci en sevdiğim renktir
ikinci favori
en çok sevilen ikinci şey
This pizza is my second favorite
Bu pizza benim ikinci favorim
çok
In sceneçok sayıda olan
I have many books
Çok kitabım var
tutmak
toplamı belli bir miktara ulaşmak
The bill comes to ten dollars
Fatura on dolar tutuyor
varmak
bir yere ulaşmak
He finally came to the city
Sonunda şehre vardı
söz konusu olmak
belirli bir konuyla ilgili olmak
When it comes to cooking she is the best
Yemek pişirme söz konusu olduğunda en iyisi odur
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
varmak
belirli bir sonuca veya duruma ulaşmak
They finally came to an agreement
Sonunda bir anlaşmaya vardılar
gelince
bir konu hakkında konuşmak
When it comes to cooking she is the best
Yemek pişirmeye gelince o en iyisidir
başvurmak
yardım veya bir şey istemek için birine gitmek
She came to me for advice
Tavsiye almak için bana başvurdu
kendine gelmek
bayıldıktan sonra tekrar bilinç kazanmak
He finally came to after the accident
Kazadan sonra sonunda kendine geldi
yardımına gelmek
birine destek ya da yardım sunmak
She came to his aid when he fell
Düştüğünde onun yardımına geldi
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
müthiş
In sceneçok iyi veya etkileyici
That was a killer performance
Bu müthiş bir performanstı
katil
In scenebirini öldüren kişi
The police caught the killer
Polis katili yakaladı
öldürücü
çok yoğun veya zor bir etkiye sahip olan şey
The heat today is a real killer
Bugünkü sıcaklık gerçekten öldürücü
boşanma
In sceneevliliğin yasal olarak sona ermesi
They decided to get a divorce
Boşanmaya karar verdiler
boşanmak
bir evliliği yasal olarak sona erdirmek
She wants to divorce him
Ondan boşanmak istiyor
boşanma
evliliğin hukuki olarak bitişi
The divorce took two years
Boşanma iki yıl sürdü
boşanmış kadın
yasal olarak eşinden ayrılmış kadın
She is a divorce who lives happily
O mutlu bir şekilde yaşayan boşanmış bir kadın
lüks
In scenepahalı ve şık olan
They went to a fancy restaurant
Lüks bir restorana gittiler
canı istemek
bir şeyi istemek veya beğenmek
Do you fancy a cup of tea
Bir fincan çay ister misin
hayal gücü
zihinde fikirler veya görüntüler yaratma yeteneği
It was just a flight of fancy
Bu sadece bir hayal ürünüydü
sanmak
bir şeyin kanıt olmasa bile doğru olduğunu düşünmek
I fancy that he is lying
Onun yalan söylediğini sanıyorum
hava
In scenegenel bir his veya ortam
This room has a cool vibe
Bu odanın çok hoş bir havası var
etkilemek
birini belli bir şekilde etkilemek
She vibes with her colleagues
O çalışma arkadaşları üzerinde iyi bir etki bırakıyor
hissetmek
belirli bir ruh halini deneyimlemek
I am really vibing this music
Bu müziği gerçekten hissediyorum
keyif yapmak
rahatlayıp anın tadını çıkarmak
They are just vibing at the beach
Sahilde keyif yapıyorlar
ne kadar
miktar veya fiyat sormak için kullanılan ifade
How much is this
Bu ne kadar
karanlık
In sceneçoğunluk tarafından bilinmeyen veya görülmeyen
They have a dark past
Onların karanlık bir geçmişi var
koyu
açık olmayan renk
He has dark hair
Onun koyu renk saçları var
karanlık
ışığın olmadığı durum
The room is very dark
Oda çok karanlık
karamsar
mutsuz veya umutsuz
He had a dark thought
Karamsar bir düşüncesi vardı
harika
In sceneçok iyi veya havalı
That new song is dope
Bu yeni şarkı harika
uyuşturucu
zihni etkileyen yasa dışı madde
He was arrested for selling dope
Uyuşturucu sattığı için tutuklandı
aptal
zekası az olan kimse
Don't act like such a dope
Öyle aptal gibi davranma
tüyo
gizli veya içeriden alınan özel bilgi
I got the inside dope on the meeting
Toplantıyla ilgili tüyoyu aldım
ebeveyn
In scenebir kişinin annesi veya babası
Every child needs a parent
Her çocuğun bir ebeveyne ihtiyacı vardır
ebeveynlik yapmak
bir çocuğun bakımını üstlenip büyütmek
They want to parent their child with love
Çocuklarına sevgiyle ebeveynlik yapmak istiyorlar
sonraki
In sceneşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
merdiven kolu
In sceneiki kat arasındaki basamak dizisi
She climbed a flight of stairs
Bir merdiven kolunu çıktı
uçuş
uçakla yapılan yolculuk
The flight was long
Uçuş uzundu
nöbet
ani ve kısa süreli tuhaf davranış veya duygu dönemi
He had a sudden flight of temper
Ani bir sinir nöbeti geçirdi
kaçma
tehlikeden uzaklaşmak için vücudun verdiği doğal tepki
The fight or flight response is instinctive
Savaş ya da kaç tepkisi içgüdüseldir
bütün
In scenebir şeyin tamamı
I ate the whole pizza
Bütün pizzayı yedim
bütün
hiçbir parçası eksik veya hasarlı olmayan
I ate the whole apple
Bütün elmayı yedim
dönüştürmek
In scenebir şeyi başka bir şeye dönüştürmek
She turned the room into a gym
Odayı bir spor salonuna dönüştürdü
sıra
başkalarından sonra bir şeyi yapabileceğiniz zaman
It is your turn now
Şimdi senin sıran
vermek
bir şeyi başkasına uzatmak
Please turn the book to him
Lütfen kitabı ona ver
çevirmek
bir cihazı çalıştırmak için düğmeyi hareket ettirmek
Turn the knob to start the machine
Makineyi çalıştırmak için düğmeyi çevir
zeki
In scenehızlı zekaya sahip olan
He is a smart student
O zeki bir öğrenci
sızlamak
keskin bir acı vermek
My eyes began to smart
Gözlerim sızlamaya başladı
akıllı
mantıklı ve doğru karar veren
It was a smart choice
Bu akıllıca bir seçimdi
akılsız
kötü muhakeme gösteren
That was not a smart decision
Bu akılsızca bir karardı
vurmak
In scenesert bir şekilde vurmak
He struck the ball
Topa vurdu
grev
işçilerin protesto amacıyla çalışmayı durdurması
The workers are on strike
İşçiler grevde
silmek
bir şeyi listeden veya yazıdan çıkarmak
Strike his name from the list
Onun adını listeden silin
izlenim vermek
birinde belirli bir duygu veya düşünce uyandırmak
He strikes me as a kind person
Bana kibar bir insan izlenimi veriyor
tarih
In sceneayın veya yılın belirli bir günü
What is today's date?
Bugünün tarihi ne?
çıkmak
In scenebiriyle romantik ilişki yaşamak
They have been dating for a year
Bir yıldır çıkıyorlar
hurma
palmiye ağacından yetişen tatlı kahverengi meyve
I like eating dates
Hurma yemeyi severim
gaspçı
In scenebaşkalarını çalmak için saldıran kişi
The mugger took his wallet
Gaspçı cüzdanını aldı
soyguncu
çalmak amacıyla saldırıda bulunan kişi
A mugger attacked the woman
Bir soyguncu kadına saldırdı
yalancı
In scenedoğru olmayan şeyler söyleyen kişi
He is a liar
O bir yalancı
hasta
In scenekendini iyi hissetmeyen
I feel sick today
Bugün hasta hissediyorum
müthiş
çok iyi veya etkileyici argo
That car is sick
Bu araba müthiş
iğrenç
tiksinme duygusu uyandıran
This is a sick joke
Bu iğrenç bir şaka
aşağılık
bir kişi için kullanılan kaba ifade
You are a sick person
Sen aşağılık bir insansın
polis
In scenepolis teşkilatının bir üyesi
The cop stopped the car
Polis arabayı durdurdu
almak
bir şeyi ele geçirmek veya elde etmek
I copped a new shirt at the store
Mağazadan yeni bir gömlek aldım
talimat
In scenebirine ne yapacağını söyleyen yönergeler
Follow the instructions carefully
Talimatları dikkatlice izleyin
öğretim
becerilerin öğrenilmesi veya öğretilmesi süreci
The school provides quality instruction
Okul kaliteli öğretim sağlıyor
eğitim
birine bir şeyin nasıl yapılacağının öğretilmesi eylemi
He received instruction in piano
Piyano eğitimi aldı
devam etmek
bir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
olmak
meydana gelmek veya gerçekleşmek
What is going on here
Burada neler oluyor
çıkmak
bir yolculuğa veya tatile gitmek
They go on a vacation every summer
Her yaz tatile çıkarlar
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
katılmak
bir etkinliğe veya faaliyete dahil olmak
We decided to go on the tour
Tura katılmaya karar verdik
açılmak
bir cihazın veya ışığın çalışmaya başlaması
The heater goes on at night
Isıtıcı gece açılır
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
dönmek
dikkatini veya sözünü birine yöneltmek
She turned to the audience and began to speak
İzleyicilere döndü ve konuşmaya başladı
dönüşmek
bir durumdan farklı bir duruma geçmek
Water turns to ice
Su buza dönüşür
kanal değiştirmek
başka bir kanala veya istasyona geçiş yapmak
Please turn to the news channel
Lütfen haber kanalına geç
büyülü
In scenesihirle ilgili veya sihirli güçleri olan
It was a magic moment
Büyülü bir andı
sihirli güç
In sceneimkansız şeyleri yapabilme gücü
The ring has magic
Yüzüğün sihirli gücü var
sihirbazlık
illüzyon yapma sanatı
He knows some magic
O biraz sihirbazlık biliyor
büyü
gizemli güçlerle olayları kontrol etme yeteneği
Magic is not real
Büyü gerçek değildir
evet
In sceneevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
In sceneevet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
birine bırakmak
bir şeyi birinin seçimine veya sorumluluğuna bırakmak
I will leave it to you
Bunu sana bırakacağım
bela
In scenezarar veya sorunlara yol açan şey
Poverty is a blight on society
Yoksulluk toplumun üzerine bir beladır
alışık olmak
bir duruma alışmış veya rahat olmak
I am used to the cold weather
Soğuk havaya alışığım
yapardı
geçmişte düzenli olarak yapılan eylem
He used to swim every day
Her gün yüzerdi
eskiden yapardı
geçmişte düzenli olarak olup artık olmayan durum
I used to smoke
Eskiden sigara içerdim
dinlemek
sese dikkat etmek
I listen to music
Müzik dinlerim
dışarıda
bir yerin veya iç kısmın uzağında
It is cold out there
Dışarısı soğuk
oralarda
dünyanın herhangi bir yerinde mevcut olan
There are many options out there
Oralarda birçok seçenek var
sıra dışı
tuhaf veya alışılmadık
His ideas are a bit out there
Fikirleri biraz sıra dışı
oralarda bir yerlerde
dünyada veya bir yerde mevcut olan
There are many opportunities out there
Oralarda bir yerlerde birçok fırsat var
gerçeklik
In scenenesnelerin olduğu gibi olma durumu
He returned to reality
Gerçekliğe geri döndü
gerçek
var olan veya doğru olan şey
This is a harsh reality
Bu acı bir gerçek
uzak
In scenemesafesi çok olan
The station is far
İstasyon uzak
çok
büyük ölçüde
He is far better than me
O benden çok daha iyi
şimdiye kadar
şu ana kadar
So far everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
izin vermek
In scenebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
hadi
In scenebir öneride bulunmak için kullanılan ifade
Let us go home
Hadi eve gidelim
engel olmak
bir şeyin gerçekleşmesini durdurmak
He moved without let or hindrance
Hiçbir engel olmaksızın hareket etti
hayal kırıklığına uğratmak
birinin beklentilerini karşılayamamak
I do not want to let my family down
Ailemi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
iptal edildi
In scenebir şeyin gerçekleşmeyeceğine karar verilmiş
The meeting was canceled
Toplantı iptal edildi
iptal edildi
planlanan bir etkinliğin yapılmayacağına karar verilmesi
The concert was canceled due to rain
Konser yağmur nedeniyle iptal edildi
yayın
In sceneradyo veya televizyon aracılığıyla iletilen sinyal veya mesaj
The station stopped the transmission
İstasyon yayını kesti
şanzıman
bir aracın gücü tekerleklere ileten parçası
The car has a manual transmission
Arabanın manuel şanzımanı var
şanzıman
motorun gücünü aracın tekerleklerine ileten sistem
The car has a manual transmission
Arabanın manuel şanzımanı var
iletim
sinyallerin veya bilgilerin gönderilmesi eylemi
The radio transmission was very clear
Radyo iletimi çok netti
yıllık
In sceneyılda bir kez olan
We have an annual meeting
Yıllık bir toplantımız var
hiç kimse
In scenehiçbir insan
Nobody is home
Evde hiç kimse yok
hiç kimse
In scenehiçbir insan
Nobody was in the room
Odada hiç kimse yoktu
önemsiz kimse
hiçbir önemi olmayan kişi
He felt like a nobody
Kendini önemsiz biri gibi hissetti
önemsiz biri
önemli veya etkili olmayan kişi
He felt like a nobody at school
Okulda kendini önemsiz biri gibi hissediyordu
aksatmak
In scenebir şeyin normal şekilde devam etmesini engellemek
The storm disrupted the flight schedule
Fırtına uçuş programını aksattı
tekrar izlemek
In scenebir şeyi ikinci kez seyretmek
I want to rewatch that movie
O filmi tekrar izlemek istiyorum
asılı durmak
In scenebir şeyin yukarıdan bir yere tutturulmuş olması
The painting hangs on the wall
Tablo duvarda asılı duruyor
asmak
birini iple idam etmek
They decided to hang the criminal
Suçluyu asmaya karar verdiler
takılmak
birileriyle boş vakit geçirmek
I like to hang with my friends
Arkadaşlarımla takılmayı seviyorum
amaç
In scenebir kişinin ulaşmak istediği hedef veya niyet
My aim is to learn English
Amacım İngilizce öğrenmek
nişan almak
bir şeyi belirli bir hedefe doğru yöneltmek
He aimed at the target
Hedefe nişan aldı
amaçlamak
birini memnun etmek için bir şeyler yapmaya çalışmak
We aim to please our customers
Müşterilerimizi memnun etmeyi amaçlıyoruz
tanıdık gelmek
bir şeyi hatırlatmak veya tanıdık gelmek
That name rings a bell
Bu isim tanıdık geliyor
tanıdık gelmek
bir şeyin size yabancı gelmemesi
That name rings a bell
O isim bana tanıdık geliyor
anımsatmak
birine bir şeyi hatırlatmak
Does that story ring a bell
O hikaye sana bir şey hatırlatıyor mu
fark etmek
In scenebir şeyi görmek veya dikkat etmek
I noticed a new sign
Yeni bir tabela fark ettim
duyuru
bilgi veya uyarı veren yazılı beyan
There is a notice on the wall
Duvarda bir duyuru var
fark etmek
bir şeyin varlığını algılamak
I did not notice the door was open
Kapının açık olduğunu fark etmedim
kesin
In scenetamamen doğru veya hatasız
What is the exact time?
Tam saat kaç?
zorla almak
birinden bir şeyi baskı ile istemek
He exacted a promise from her
Ondan zorla bir söz aldı
kabuğunu soymak
In scenebitki veya sebzelerin dış kabuğunu çıkarmak
He shucked the corn
Mısırın kabuklarını soydu
kabuğunu soymak
bir şeyin dış katmanını ayırmak veya çıkarmak
I need to shuck the corn for dinner
Akşam yemeği için mısırları soymam gerekiyor
daha kolay
In scenezorluğu daha az olan
This task is easier
Bu görev daha kolay
daha kolay
yapılması veya anlaşılması daha az güç olan
This math problem is easier than the last one
Bu matematik problemi sonuncusundan daha kolay
daha basit
zor olmayan ve uğraştırmayan
There is an easier way to solve this
Bunu çözmenin daha basit bir yolu var
belki
In scenebir şeyin doğru olabileceğini belirtmek için kullanılır
This is possibly the best way
Bu muhtemelen en iyi yol
intikam
In scenesize zarar veren birine karşılık verme eylemi
He wanted revenge for the joke
Şaka için intikam almak istedi
öç
yapılan bir haksızlık için birini cezalandırma eylemi
She sought vengeance for her friend
Arkadaşı için öç almak istedi
intikam
yapılan bir kötülüğe karşılık olarak zarar vermek
He took revenge on his enemy
Düşmanından intikam aldı
uyum sağlamak
In sceneyeni bir duruma alışmak için değişmek
He needs to adjust to the new city
Yeni şehre uyum sağlaması gerekiyor
ayarlamak
bir şeyi hafifçe değiştirmek
Please adjust the volume
Lütfen sesi ayarla
durum
In scenebir durumu etkileyen koşullar
It was a difficult circumstance
Zor bir durumdu