

Arrow — Season 5 Episode 17
Words & meanings
487 words
CEFR level
endüstriler
In scenemal üreten veya hizmet sunan iş kolları
These industries provide many jobs
Bu endüstriler birçok iş imkanı sağlıyor
pusu kurmak
In scenebirine sürpriz bir saldırı yapmak
The soldiers planned to ambush the enemy
Askerler düşmana pusu kurmayı planladı
kullanmak
In scenebir şeyi işlevinden faydalanmak için çalıştırmak
She uses her computer every day
Bilgisayarını her gün kullanır
yarar
In scenebir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
alışkın
bir şeyi deneyimden dolayı bilen
I am used to this cold weather
Soğuk havaya alışkınım
pes etmek
denemeyi bırakmak veya teslim olmak
Don't give up now
Şimdi pes etme
bırakmak
bir şeyi yapmayı bırakmak
I want to give up smoking
Sigarayı bırakmak istiyorum
vazgeçmek
sahip olduğu bir şeyi bırakmak veya ondan feragat etmek
He gave up his seat
Koltuğunu verdi
teslim etmek
birini yetkili birine vermek
He gave up his accomplice to the police
Suç ortağını polise teslim etti
gerekçelendirmek
In scenebir durum için geçerli bir neden sunmak
He tried to justify his late arrival
Geç kaldığı için bir gerekçe sunmaya çalıştı
haklı çıkarmak
bir şeyin doğru veya adil olduğunu göstermek ya da kanıtlamak
How can you justify this decision?
Bu kararı nasıl haklı çıkarabilirsin?
haklı çıkarmak
bir eylemin doğru veya makul olduğunu göstermek
Nothing can justify such violent behavior
Hiçbir şey bu kadar şiddetli bir davranışı haklı çıkaramaz
kat
In scenebir binanın katı veya seviyesi
I live on the third floor
Üçüncü katta yaşıyorum
zemin
bir odanın alt kısmı
Please sit on the floor
Lütfen zemine oturun
şoke etmek
birini çok şaşırtmak
The news floored him
Haber onu şoke etti
söz hakkı
bir toplantıda veya oturumda konuşma izni
The chairperson gave her the floor
Başkan ona söz hakkı verdi
yerine getirmek
In scenebir görevi veya işlemi tamamlamak
They performed the task
Görevi yerine getirdiler
sergilemek
bir durumda belirli bir başarı veya davranış göstermek
The car performs well on the road
Araba yolda iyi performans sergiliyor
gerçekleştirmek
bir görevi veya işi yerine getirmek
They performed the experiment in the lab
Deneyi laboratuvarda gerçekleştirdiler
sahne almak
bir seyirci topluluğu önünde oynamak veya şarkı söylemek
The dancers perform every Friday
Dansçılar her cuma sahne alıyor
itiraf etmek
In scenebir şeyin doğru olduğunu söylemek
He admitted his mistake
Hatasını itiraf etti
kabul etmek
bir yere girmeye izin vermek
The club admits members only
Kulüp sadece üyeleri kabul eder
herhangi bir şey
In sceneherhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
hiçbir şey
herhangi bir nesne veya madde
I don't have anything
Hiçbir şeyim yok
beklentileri karşılamak
insanların beklentileri kadar iyi olmak
The movie did not live up to the hype
Film, beklentileri karşılamadı
beklentileri karşılamak
insanların beklediği seviyeye ulaşmak
He lived up to our expectations
O beklentilerimizi karşıladı
inanmak
In scenebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
inanmak
In scenebir şeyin gerçek olduğunu düşünmek
I believe the news
Haberlere inanıyorum
sanmak
bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe he is home
Onun evde olduğunu sanıyorum
güvenmek
birine veya bir şeye güvenmek
I believe in you
Sana güveniyorum
konuşma
In scenefikir veya bilgilerin sözlü olarak paylaşılması
We had a long talk
Uzun bir konuşma yaptık
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşabilmek
konuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
konuşma
sözlü olarak ifade edilen düşünceler
The talk was very interesting
Konuşma çok ilginçti
derin
In sceneyüzeyden çok aşağıya inen
The ocean is very deep
Okyanus çok derindir
kalın
düşük tona sahip olan
He has a deep voice
Onun kalın bir sesi var
yoğun
çok güçlü veya şiddetli
She felt a deep sadness
Yoğun bir üzüntü hissetti
zengin
çok parası olan
He has deep pockets
Onun çok parası var
var olmak
In scenebir şeye katılmaya hazır olmak
Are you up for a game
Bir oyuna var mısın
yukarı
In scenedaha yüksek bir konuma doğru
Look up
Yukarı bak
var
bir şeye katılmaya istekli veya hevesli
Are you up for it
Buna var mısın
hükümet
In scenebir ülkeyi kontrol eden grup
The government passed a new law
Hükümet yeni bir yasa çıkardı
yönetim
In scenebir ülkeyi veya bölgeyi yöneten kişiler grubu
Local government manages the city
Yerel yönetim şehri idare eder
liste
In scenebirbiri ardına yazılmış şeyler dizisi
I have a shopping list
Bir alışveriş listem var
listelemek
maddeleri bir sıra ile yazmak veya söylemek
List the items you need
İhtiyacın olan maddeleri listele
seçkinler
en başarılı veya ünlü kişilerden oluşan grup
They are on the A-list of Hollywood actors
Onlar Hollywood oyuncularının seçkinleri arasında
tutmak
In scenebelirli bir miktar para gerektirmek
It costs ten dollars
On dolar tutuyor
mal olmak
bir şeye mal olmak
This mistake cost him his job
Bu hata ona işine mal oldu
aman
In scenebıkkınlık veya yalvarma durumunda kullanılır
Oh, please stop it
Ah, lütfen dur artık
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
anlaşıldı
telsiz mesajını almak ve kavramak
Please the transmission
İletiyi anladım
ucube
In sceneçok büyük ve çirkin şey
The statue was a monstrosity
Heykel bir ucubeydi
devasa çirkinlik
çok büyük ve çirkin olan şey
That building is a monstrosity
O bina devasa bir çirkinlik
davet etmek
In scenebirini bir yere veya etkinliğe çağırmak
I will invite my friends to the party
Arkadaşlarımı partiye davet edeceğim
davet etmek
birini gelmeye veya katılmaya çağırmak
I will invite him to join us
Onu bize katılmaya davet edeceğim
davet etmek
insanların gelmesini veya katılmasını sağlamak
The smell of food invites us to eat
Yemek kokusu bizi yemeye davet ediyor
davet etmek
birini bir etkinliğe gelmesi için çağırmak
I will invite my friends to the party
Arkadaşlarımı partiye davet edeceğim
yapmak
In scenebir eylemi gerçekleştirmek
I will do my homework
Ödevimi yapacağım
belirtmek
In scenebir şeyi yazıyla ifade etmek
The sign does not indicate the name
Tabela ismi belirtmiyor
dişi geyik
geyik türünün dişisi
A doe was grazing
Bir dişi geyik otluyordu
gibi görünmek
bir şeyin izlenimini vermek
You doe to be ready
Hazır gibi görünüyorsun
kadar
In scenebir zamana kadar
Wait until tomorrow
Yarına kadar bekle
kadar
In scenebir eylem gerçekleşene dek
Do not leave until I return
Ben dönene kadar ayrılma
kadar
belirli bir zamana kadar
We stayed until noon
Öğlene kadar kaldık
hayal etmek
In scenezihinde bir resim veya görüntü oluşturmak
Imagine a beautiful beach
Güzel bir plaj hayal et
düşünmek
In scenebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
In scenefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
duymak
In scenebir bilgi edinmek
I heard the news
Haberi duydum
duymak
In scenekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
boyun
In scenebaşı gövdeye bağlayan vücut bölümü
She wore a scarf around her neck
Boynuna bir atkı taktı
kıstak
iki geniş kara parçasını birleştiren dar alan
The village lies on a narrow neck of land
Köy dar bir kara parçası üzerinde bulunuyor
öpüşüp koklaşmak
romantik bir şekilde öpüşüp kucaklaşmak
They were necking in the park
Parkta öpüşüp koklaşıyorlardı
baskı
birinin sizi sürekli izlemesi veya zorlaması durumu
My boss is breathing down my neck
Patronum tepemde dikiliyor
teknik
In scenebir şeyi yapmak için kullanılan özel yöntem
She has a great painting technique
Onun harika bir resim tekniği var
yüz
In scene100 sayısı
I have one hundred dollars
Yüz dolarım var
bir gün
In scenegelecekteki belirsiz bir zamanda
Someday I will travel the world
Bir gün dünyayı gezeceğim
bir gün
gelecekte belirli olmayan bir zaman
I hope to visit Japan someday
Bir gün Japonya'yı ziyaret etmeyi umuyorum
mücadele etmek
In scenezorlukların üstesinden gelmeye çalışmak
He struggled against the illness
Hastalığa karşı mücadele etti
zorluk
bir sorun veya güçlük içeren durum
Learning to read was a struggle for him
Okumayı öğrenmek onun için bir zorluktu
zorlanmak
bir şeyi yaparken güçlük çekmek
Many students struggle with grammar
Birçok öğrenci dilbilgisinde zorlanıyor
mücadele etmek
bir amaç için büyük çaba sarf etmek
They struggled to finish the work on time
İşi zamanında bitirmek için mücadele ettiler
gelen
In scenesize doğru gelen veya varmak üzere olan
There is an incoming call
Gelen bir arama var
küçük
In sceneboyutu büyük olmayan
This is a small cat
Bu küçük bir kedi
gibi gelmek
bir şeyin öyle olduğu izlenimini vermek
That sounds like a good idea
Bu kulağa iyi bir fikir gibi geliyor
senkronize etmek
In sceneşeylerin aynı anda gerçekleşmesini sağlamak
I need to sync my phone
Telefonumu senkronize etmem gerekiyor
eşitlemek
iki veya daha fazla şeyin aynı anda veya aynı hızda çalışmasını sağlamak
Please sync your phone with the computer
Lütfen telefonunu bilgisayarla eşitle
önünde
konum veya zaman açısından daha önde
He is ahead of me in the race
Yarışta benim önümde
öpmek
In scenesevgi veya selamlaşma belirtisi olarak dudakları değdirmek
She kissed her baby
Bebeğini öptü
hafifçe dokunmak
bir şeye yavaşça temas etmek
The ball kissed the table edge
Top masanın kenarına hafifçe dokundu
öpmek
sevgi göstergesi olarak dudaklarıyla temas etmek
She kissed her baby on the forehead
Bebeğini alnından öptü
Kiss müzik grubu
birlikte müzik yapan müzisyen grubu
I love the band Kiss
Kiss grubunu seviyorum
en azından
bir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en az
belirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
sorgulamak
In scenebir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Soru
Bilgi edinmek için sorulan cümle
He asked me a difficult question
Bana zor bir soru sordu
Söz konusu
Üzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
sorgulamak
birine resmi olarak soru sormak
The police questioned the suspect
Polis şüpheliyi sorguladı
emin
In sceneşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
kararsız
bir şey hakkında kesinliği olmayan
He is sure about the plan
Plan hakkında kararsız
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
-e kadar
belli bir sınıra veya miktara kadar
It can take up to ten days
On güne kadar sürebilir
-e bağlı
birinin seçimi veya sorumluluğunda olmak
It is up to you
Bu sana bağlı
yapmak
bir aktiviteyle meşgul olmak
What are you up to
Ne yapıyorsun
-e kadar
belirli bir yere kadar
He walked up to the door
Kapıya kadar yürüdü
gücü yetmek
bir şeyi yapabilmek için gereken enerjiye sahip olmak
I am not up to going out today
Bugün dışarı çıkmaya gücüm yetmiyor
bir işle meşgul
bir şey ile ilgilenmek veya yapmak
You are up to something
Bir şeyler karıştırıyorsun
kadar
bir yöne veya noktaya doğru
The cat ran up to the door
Kedi kapıya kadar koştu
tanımak
In scenebirini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
bilmek
In scenebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
daha iyi
In scenedaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
In scenedaha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
açıkça
In scenenet bir şekilde
It is clearly visible
Bu açıkça görünüyor
karar vermek
In scenebir seçim yapmak
I cannot decide
Karar veremiyorum
belirlemek
bir şeye karar kılıp seçmek
We decided the date
Tarihi belirledik
karar vermek
bir seçim yapmak
I decided to eat pizza
Pizza yemeye karar verdim
önem
In sceneönem veya değer
It does not matter
Önemli değil
konu
In scenetartışılan konu veya durum
This is a private matter
Bu özel bir konudur
madde
evrendeki fiziksel şeyler
All matter has mass
Tüm maddelerin kütlesi vardır
süre
kısa bir zaman dilimi
It happened in a matter of days
Bu birkaç gün içinde oldu
ihanet etmek
In scenegüvendiği birine sadakatsizlik etmek
He betrayed his best friend
En iyi arkadaşına ihanet etti
ele vermek
isteyerek olmasa da bir duygu veya özelliği açığa çıkarmak
Her smile betrayed her excitement
Gülümsemesi heyecanını ele verdi
ayırmak
In scenenesneleri birbirinden uzaklaştırmak
Please separate the red and white clothes
Lütfen kırmızı ve beyaz kıyafetleri ayırın
ayrı
özellikle evli çiftler için artık birlikte olmayan
My parents are separated
Ebeveynlerim ayrı
ayrı
diğerlerinden farklı veya birleşmemiş olan
They have separate rooms
Onların ayrı odaları var
ayrılmak
birinden veya bir topluluktan uzaklaşmak
They decided to separate after many years
Uzun yıllar sonra ayrılmaya karar verdiler
emir
In scenebir şeyi yapılması için verilen talimat
The captain gave a strict order
Kaptan kesin bir emir verdi
düzen
şeylerin yerleştirilme veya birbirini takip etme şekli
Put the books in alphabetical order
Kitapları alfabetik sıraya koy
amaç
bir şeyin yapılma hedefi
He studied in order to learn
Öğrenmek amacıyla ders çalıştı
tarikat
aynı dini kurallara bağlı topluluk
He joined a religious order
Dini bir tarikata katıldı
dizi
In sceneçok sayıda şeyden oluşan grup veya düzen
There is a wide array of colors
Çok çeşitli renkler var
ameliyat
In scenevücudun içindeki bir şeyi düzeltmek veya çıkarmak için yapılan tıbbi işlem
He needs heart surgery
Kalp ameliyatına ihtiyacı var
cerrahi müdahale
bir doktor tarafından gerçekleştirilen operasyon
The surgery was successful
Ameliyat başarılıydı
işkence etmek
In scenebüyük fiziksel veya zihinsel acı çektirmek
He was tortured for hours
Saatlerce ona işkence edildi
işkence
büyük fiziksel veya zihinsel acı
Silence can be torture
Sessizlik bir işkence olabilir
işkence etmek
birine şiddetli acı vermek
They tried to torture the prisoner
Mahkûma işkence etmeye çalıştılar
işkence
birine şiddetli fiziksel veya zihinsel acı verme eylemi
The torture was cruel and illegal
İşkence zalimce ve yasa dışıydı
çözmek
In scenebir şeyin cevabını bulmak
I can solve this puzzle
Bu bulmacayı çözebilirim
çözmek
bir soruna çözüm bulmak
They solved the problem
Sorunu çözdüler
çözmek
bir sorunun cevabını bulmak
I can solve this math problem
Bu matematik problemini çözebilirim
hmm
In scenedüşünürken veya tereddüt ederken çıkarılan ses
Hmm, let me think
Hmm, bir düşüneyim
çalışmak
bir kurumda veya kişiye bağlı olarak görev yapmak
I work for a global company
Küresel bir şirkette çalışıyorum
uymak
bir durumun veya planın birine uygun olması
This schedule works for me
Bu program bana uyuyor
uğruna çalışmak
bir hedefi gerçekleştirmek için çaba göstermek
We are working for a better future
Daha iyi bir gelecek için çalışıyoruz
öldürdü
In scenebirinin veya bir şeyin yaşamına son vermek
He killed the spider
Örümceği öldürdü
öldürdü
bir insanın veya hayvanın yaşamını sona erdirmek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
başlatmak
In scenebir şeye başlangıç yapmak
They will launch the new product tomorrow
Yeni ürünü yarın piyasaya sürecekler
fırlatmak
bir şeyi güç kullanarak bir yere göndermek
They will launch the rocket today
Bugün roketi fırlatacaklar
atmak
bir şeyi havaya doğru şiddetle göndermek
He tried to launch the javelin
Cirit atmayı denedi
fırlatmak
bir uzay aracını veya roketi uzaya göndermek
They will launch the rocket tomorrow
Roketi yarın fırlatacaklar
daha az miktarda
In scenedaha küçük bir miktar veya sayı
I want less water
Daha az suya ihtiyacım var
kutsamak
tanrıdan korumasını veya yardım etmesini istemek
May God bless you
Tanrı seni kutsasın
sayısız
sayılamayacak kadar çok
The stars are endless
Yıldızlar sayısızdır
siz eki
bir şeyin bulunmadığını belirten son ek
She is fearless
O korkusuz
suçsuz
In sceneyanlış bir şey yapmamış olan
He is innocent
O suçsuzdur
masum
zarar verme amacı gütmeyen
It was an innocent mistake
Masum bir hataydı
uzakta
In sceneburanın uzağında
The city is far away
Şehir çok uzakta
durmaksızın
durmadan veya ara vermeden
He was working away
Durmadan çalışıyordu
uzağa
bir şeyi başka bir yere taşımak
Put your toys away
Oyuncaklarını kaldır
ele vermek
gizli bir şeyi ortaya çıkarmak
Do not give the secret away
Sırrı ağzından kaçırma
üzgün bir şekilde
In scenemutsuz olduğunu gösterecek şekilde
He looked at me sadly
Bana üzgün bir şekilde baktı
gözaltı
In scenebir kişinin polis veya yetkililer tarafından tutulması
The suspect was taken into custody
Şüpheli gözaltına alındı
velayet
bir çocuğun bakımı üzerindeki yasal hak
She has custody of the children
Çocukların velayeti onda
velayet
bir çocuğun yasal olarak bakımını üstlenme hakkı
The mother won custody of the children
Anne çocukların velayetini kazandı
bak
In scenedikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
In sceneşu anki zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
karşı çıkmak
bir şeye karşı hareket etmek
I don't want to go against my parents
Aileme karşı gelmek istemiyorum
doğru
In scenegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
tamam
anlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
ya da
In sceneiki seçenekten biri veya diğeri
Either you stay or I go
Ya sen kalırsın ya da ben giderim
de
olumsuz cümlelerde de anlamı katar
I don't like it either
Ben de sevmiyorum
da
olumsuz cümlelerde benzer bir durumu belirtmek için kullanılır
I do not like apples and she does not either
Elma sevmiyorum ve o da sevmiyor
kıdem
In scenebir işte daha uzun süre çalışmış olmaktan kaynaklanan üst statü
She got the promotion because of her seniority
Terfiyi kıdemi sayesinde aldı
cevap
In scenebir soruya verilen yanıt
I am waiting for your answer
Cevabını bekliyorum
çözüm
bir sorunu çözmenin doğru yolu
I found the answer to the puzzle
Bulmacanın çözümünü buldum
cevap
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
The answer is not correct
Cevap doğru değil
yanıt
bilgi almak için kullanılan cümle veya ifade
I need an answer to this question
Bu soruya bir yanıt bekliyorum
üzgün
In scenepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
pratik yapmak
In scenebir şeyi düzenli olarak yapma eylemi
I am practicing the piano
Piyano pratiği yapıyorum
karar vermek
In scenebir şey hakkında seçim yapmak veya karar vermek
They determined the date of the wedding
Düğün tarihini belirlediler
tespit etmek
bir şey hakkındaki gerçekleri ortaya çıkarmak
Doctors are trying to determine the cause of the illness
Doktorlar hastalığın nedenini tespit etmeye çalışıyor
saptamak
bir şeyi kesin olarak bulmak
The police will determine the truth
Polis gerçeği saptayacak
rapor
In scenebir konu hakkında verilen yazılı veya sözlü açıklama
The final reports are ready
Son raporlar hazır
bildirmek
bir durum hakkında bilgi vermek
He reports the news every day
O her gün haberleri bildirir
zihin
In scenekişinin düşünen ve hisseden kısmı
He has a brilliant mind
Parlak bir zihni var
rahatsız olmak
bir şeyden rahatsızlık duymak
I don't mind the cold
Soğuktan rahatsız olmam
dikkat etmek
bir şeye odaklanmak veya özen göstermek
Please mind your step on the stairs
Lütfen merdivenlerde adımına dikkat et
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I mind to help him
Ona yardım etmeye niyetlendim
çözümlemek
In sceneanlamak için bir şeyi parçalarına ayırmak
I need to parse this sentence
Bu cümleyi çözümlemem gerekiyor
yakında
In scenekısa bir süre sonra
I will see you soon
Yakında görüşürüz
tarafını tutmak
bir tartışmada birini desteklemek
I decided to side with my friend
Arkadaşımın tarafını tutmaya karar verdim
seçmek
In sceneseçenekler arasından karar vermek
Choose a color
Bir renk seç
seçmek
birden fazla seçenek arasından birini tercih etmek
You can choose a new game
Yeni bir oyun seçebilirsin
incitmek
In scenebirine veya bir şeye fiziksel ya da duygusal zarar vermek
Don't hurt your brother
Kardeşini incitme
incinmiş
fiziksel veya duygusal acı hissetmek
He felt deeply hurt
Derinden incinmiş hissetti
kırgın
üzgün veya alınmış hissetmek
She felt hurt by his words
Onun sözleri yüzünden kırgın hissetti
acıtmak
birine fiziksel acı vermek
Don't hurt your knee
Dizini acıtma
teşekkür ederim
minnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
bir takdir ifadesi
A big thank you to all
Herkese büyük bir teşekkür
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
sahip olmak
In scenebir şeye mülkiyet olarak sahip olmak
They own a big house
Büyük bir eve sahipler
kendi başına
tek başına veya yardım almadan
I live on my own
Kendi başıma yaşıyorum
bizden biri
belirli bir gruba dahil olan kişi
He is one of our own
O bizden biri
üstlenmek
bir durumun sorumluluğunu kabul edip güvenle yönetmek
He decided to own his mistakes
Hatalarını üstlenmeye karar verdi
bak şimdi
karşıdakinin dikkatini çekmek için kullanılan ifade
Get this, he actually apologized
Bak şimdi, gerçekten özür diledi
anlamak
bir şeyi kavramak veya zihninde canlandırmak
I don't get this math problem
Bu matematik problemini anlamıyorum