

Arrow — Season 5 Episode 18
Words & meanings
667 words
CEFR level
nanit
In scenemikroskobik düzeyde küçük makine
The nanite is invisible
Nanit görünmezdir
nanit
moleküler seviyede çalışan küçük makine
The nanite repaired the cell
Nanit hücreyi onardı
nanit
moleküler düzeydeki küçük parçacık
The nanite moved through the blood
Nanit kanın içinde hareket etti
nanit
çok küçük robot veya cihaz
A nanite can build structures
Bir nanit yapılar inşa edebilir
üretmek
In scenebir şeyi yapmak veya yetiştirmek
The factory produces cars
Fabrika araba üretiyor
sebze ve meyve
taze olarak toplanmış sebze ve meyveler
They sell local produce in this shop
Bu dükkanda yerel sebze ve meyveler satıyorlar
sunmak
bir şey talep edildiğinde onu vermek
Please produce your ticket
Lütfen biletinizi sunun
ısı imzası
bir nesnenin yerini belirleyen ısı izi
The sensor detected a heat signature
Sensör bir ısı imzası tespit etti
güvenli
In scenetehlikeli veya riskli olmayan
You are safe here
Burada güvendesin
çelik kasa
değerli eşyaları korumak için kullanılan metal kutu
The documents are in the safe
Belgeler çelik kasada
güvenilir
bir işi iyi yapacağına inanılan
She is a safe choice for the job
O bu iş için güvenilir bir seçenek
ön
In sceneileriye bakan taraf
Sit in the front of the car
Arabanın önünde otur
liderlik etmek
bir grubun veya projenin başında yer almak
He will front the team
Takıma o liderlik edecek
avans vermek
bir bedeli ödenmeden önce birine bir şey sağlamak
Can you front me the money until Friday
Cuma gününe kadar bana avans verebilir misin
ancak
In scenebir durumu belirtirken karşıtlık bildirmek için kullanılır
I would go except I am tired
Giderdim ancak yorgunum
hariç
In scenebir şeyi dahil etmeden
Everyone came except him
O hariç herkes geldi
hariç
dahil etmemek
Everyone except Tom came
Tom hariç herkes geldi
durmak
In scenebir yerde veya konumda bulunmak
The house stands on a hill
Ev bir tepenin üzerinde duruyor
tezgah
In sceneeşyaların satıldığı küçük yapı
I bought an apple from the fruit stand
Meyve tezgahından bir elma aldım
katlanmak
bir şeye tahammül etmek
I cannot stand this noise
Bu gürültüye katlanamıyorum
tutum
bir konu hakkındaki kesin görüş veya tavır
They took a firm stand on the issue
Bu konuda kesin bir tutum sergilediler
istemek
In scenebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
senkronize etmek
In sceneşeylerin aynı anda gerçekleşmesini sağlamak
I need to sync my phone
Telefonumu senkronize etmem gerekiyor
eşitlemek
iki veya daha fazla şeyin aynı anda veya aynı hızda çalışmasını sağlamak
Please sync your phone with the computer
Lütfen telefonunu bilgisayarla eşitle
dağıtmak
In scenebir grubu veya örgütü resmen sonlandırmak
They decided to disband the group
Grubu dağıtmaya karar verdiler
inanmak
In scenebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
sanmak
bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe he is home
Onun evde olduğunu sanıyorum
inanmak
bir şeyin gerçek olduğunu düşünmek
I believe the news
Haberlere inanıyorum
güvenmek
birine veya bir şeye güvenmek
I believe in you
Sana güveniyorum
gelişmek
In scenedaha iyi hale gelmek
His English is improving
İngilizcesi gelişiyor
geliştirmek
bir şeyi daha iyi hale getirmek
I want to improve my skills
Becerilerimi geliştirmek istiyorum
tehlikeye atmak
In scenebir şeyi daha zayıf veya daha az etkili hale getirmek
This mistake could compromise the security
Bu hata güvenliği tehlikeye atabilir
uzlaşmak
her iki tarafın da bazı ödünler vererek anlaşmaya varması
We need to compromise to solve the problem
Sorunu çözmek için uzlaşmamız gerekiyor
itibarını zedelemek
birinin itibarına zarar vermek
His actions compromised his reputation
Davranışları itibarını zedeledi
uzlaşma
her iki tarafın da isteklerinden bir kısmından vazgeçerek orta yolu bulması
We reached a compromise
Bir uzlaşmaya vardık
tekrarlamak
In scenebir şeyi yeniden söylemek
Please repeat the question
Lütfen soruyu tekrarla
tekrar etmek
bir şeyi yeniden yapmak
Can you repeat that please?
Lütfen bunu tekrar edebilir misiniz?
tekrar yayınlamak
bir televizyon programını ilk gösteriminden sonra yeniden yayınlamak
They will repeat the show tonight
Diziyi bu akşam tekrar yayınlayacaklar
aman
In scenebıkkınlık veya yalvarma durumunda kullanılır
Oh, please stop it
Ah, lütfen dur artık
memnun etmek
In scenebirini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
anlaşıldı
telsiz mesajını almak ve kavramak
Please the transmission
İletiyi anladım
buluşmak
In scenebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
benzemek
bir şeye benzer olmak
His words meet his actions
Sözleri davranışlarına benziyor
karşılamak
bir gereksinimi yerine getirmek
We must meet the requirements
Gereksinimleri karşılamalıyız
buluşma
insanların bir araya geldiği etkinlik
They organized a school meet
Okul için bir buluşma düzenlediler
geri gitmek
ters yönde hareket etmek
Please back up the car
Lütfen arabayı geri sür
desteklemek
birine veya bir şeye destek olmak
I will back you up
Seni destekleyeceğim
tıkanmak
birikip hareket edemez hale gelmek
Traffic started to back up behind the truck
Kamyonun arkasında trafik tıkanmaya başladı
yedek
ihtiyaç duyulduğunda kullanılmak üzere saklanan kopya
I need a back up of this file
Bu dosyanın bir yedeğine ihtiyacım var
ayağa kalkmak
düştükten sonra tekrar ayağa kalkmak
He fell but backed up quickly
O düştü ama hemen ayağa kalktı
geri geri çıkmak
yukarı doğru geri gitmek
The truck backed up the hill
Kamyon yokuşu geri geri çıktı
kefaret ödemek
In sceneyaptığı bir yanlışı telafi etmeye çalışmak
He tried to atone for his mistakes
Hataları için kefaret ödemeye çalıştı
kalmak
bir yerde veya bir durumda kalmaya devam etmek
He decided to stay on at the company
Şirkette kalmaya karar verdi
yakından izlemek
birini sürekli kontrol altında tutmak veya denetlemek
I need to stay on him until he finishes the work
İşi bitirene kadar onu yakından izlemem lazım
yaban mersini
In sceneküçük yuvarlak tatlı mavi bir meyve
I put some blueberries in my yogurt
Yoğurduma biraz yaban mersini koydum
çarpıtma
In scenebir şeyi gerçekliğinden saptırarak değiştirme
The report contained a distortion of the facts
Rapor gerçeklerin bir çarpıtmasını içeriyordu
kocaman
In sceneboyut veya miktar olarak çok büyük
He lives in a huge house
Kocaman bir evde yaşıyor
oluşturmak
In sceneyeni bir şey yapmak veya var etmek
I want to create a new account
Yeni bir hesap oluşturmak istiyorum
lanet olsun
In sceneöfke veya hayal kırıklığı ifadesi
Damn, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
önemsemek
bir şeyi önemsemek veya değer vermek
I don't give a damn about it
Bunu hiç umurumda değil
lanetlemek
birinin cezayı hak ettiğini söylemek
The priest damned the sinner
Rahip günahkarı lanetledi
çok
büyük bir derecede
It is damn hot today
Bugün hava feci sıcak
korkunç
In sceneçok kötü veya nahoş
The weather is horrible
Hava korkunç
aşırı
çok büyük bir derecede
There was a horrible amount of work
Dehşet verici miktarda iş vardı
berbat
çok kötü veya rahatsız edici
This is a horrible smell
Bu berbat bir koku
korkunç
çok kötü veya nahoş olan
The food was horrible
Yemek korkunçtu
gangster
In scenebir suç çetesine üye olan kişi
The gangster lived in a big house
Gangster büyük bir evde yaşıyordu
tetiklemek
In scenebir şeyin gerçekleşmesine neden olmak
This can trigger an allergy
Bu bir alerjiyi tetikleyebilir
tetik
silahı ateşlemek için çekilen parça
He pulled the trigger
Tetiği çekti
tetik
silahı ateşlemek için çekilen mekanizma
He pulled the trigger
Tetiği çekti
ekipman
In scenebelirli bir etkinlik için kullanılan araç gereçler
I have all the gear for skiing
Kayak yapmak için tüm ekipmanlara sahibim
vites
taşıtlarda tekerleklere giden gücü ayarlayan mekanizma
Shift into a lower gear for the hill
Yokuş için daha düşük bir vitese geç
karıştırıcı
In scenesinyal biçimini değiştiren cihaz
They used a scrambler to encrypt the signal
Sinyali şifrelemek için bir karıştırıcı kullandılar
yolculuk
In scenebir yerden başka bir yere yapılan seyahat
Have a nice trip
İyi yolculuklar
saçmalamak
aptalca veya mantıksızca davranmak
Stop tripping and listen to me
Saçmalamayı bırak ve beni dinle
ayağı takılmak
dengesini kaybedip neredeyse düşmek
I tripped over a rock
Bir taşa takıldım
tetiklemek
bir cihazı veya sistemi çalışmaya başlatmak
The sensor tripped the alarm
Sensör alarmı tetikledi
keşfetmek
In scenebir şeyi ilk kez bulmak
They discovered a new planet
Yeni bir gezegen keşfettiler
keşfetmek
daha önce bilinmeyen bir şeyi bulmak veya ortaya çıkarmak
Scientists discovered a new planet
Bilim insanları yeni bir gezegen keşfetti
keşfetmek
bilinmeyen bir şeyi ortaya çıkarmak
Scientists discovered a new planet
Bilim insanları yeni bir gezegen keşfetti
çok
In scenebüyük ölçüde
I am super tired
Çok yorgunum
harika
çok iyi veya muhteşem
This cake is super
Bu kek harika
bina yöneticisi
bir binayı yöneten kişi
Call the super for the leak
Sızıntı için bina yöneticisini ara
üst
bir şeyin konum olarak yukarısı
The prefix super indicates a position above
Super öneki yukarıdaki bir konumu belirtir
evet
In sceneevet demenin gayriresmi bir yolu
Yup, I can do it
Evet, yapabilirim
duymak
In scenebir bilgi edinmek
I heard the news
Haberi duydum
duymak
kulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
detay
In sceneküçük bir bilgi parçası
Tell me every detail
Bana her detayı anlat
detaylandırmak
bir şey hakkında ayrıntılı bilgi vermek
Please detail the plan for me
Lütfen planı benim için detaylandır
görevli ekip
belirli bir görev için atanan küçük bir grup
A security detail guarded the building
Binayı bir güvenlik ekibi koruyordu
detaylı temizlemek
bir aracı çok dikkatli ve tamamen temizlemek
I will detail my car today
Bugün arabamı detaylı temizleyeceğim
zihin
In scenekişinin düşünen ve hisseden kısmı
He has a brilliant mind
Parlak bir zihni var
rahatsız olmak
bir şeyden rahatsızlık duymak
I don't mind the cold
Soğuktan rahatsız olmam
dikkat etmek
bir şeye odaklanmak veya özen göstermek
Please mind your step on the stairs
Lütfen merdivenlerde adımına dikkat et
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I mind to help him
Ona yardım etmeye niyetlendim
optik
In sceneışık ve görme üzerine yapılan bilimsel çalışma
He studies optics at university
Üniversitede optik okuyor
algı
bir şeyin insanlar tarafından nasıl göründüğü
The optics are bad
Görüntü kötü
kamuoyu algısı
bir durumun toplum tarafından görülme biçimi
The optics of this decision are bad
Bu kararın kamuoyu algısı kötü
optik
görme duyusu veya ışık ile ilgili olan
She studies optics in physics class
O fizik dersinde optik çalışıyor
ağlamak
In scenegenellikle üzüntüden dolayı gözyaşı dökmek
He wept with sadness
Üzüntüden ağladı
gözyaşı dökmek
gözlerden yaş gelmesi
She wept silently
Sessizce gözyaşı döktü
versiyon
In scenebir şeyin belirli bir biçimi
This is the new version of the book
Bu, kitabın yeni versiyonu
hemen
In scenebekletmeden, şu anda
Come here immediately
Hemen buraya gel
en önemli
In sceneher şeyden daha önemli
Safety is paramount
Güvenlik her şeyden önemlidir
durdurmak
In scenebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
durdurmak
In scenebir şeyin gerçekleşmesini engellemek
We must stop the fire
Yangını durdurmalıyız
dur
birine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
etkilemek
güçlü bir duygu uyandırmak
His words got to me
Sözleri beni etkiledi
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
zorunda kalmak
bir şeyi yapmakla yükümlü olmak
I get to do the chores
Ev işlerini yapmak zorundayım
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
fırsat bulmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to meet the famous actor today
Bugün ünlü oyuncuyla tanışma fırsatı buluyorum
hale gelmek
belirli bir duruma dönüşmek
It will get to be hot soon
Yakında sıcak bir hal alacak
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
geri dönmek
bir yere veya bir konuya yeniden dönmek
I want to go back to my home
Evime geri dönmek istiyorum
pes etmek
denemeyi bırakmak veya teslim olmak
Don't give up now
Şimdi pes etme
bırakmak
bir şeyi yapmayı bırakmak
I want to give up smoking
Sigarayı bırakmak istiyorum
vazgeçmek
sahip olduğu bir şeyi bırakmak veya ondan feragat etmek
He gave up his seat
Koltuğunu verdi
teslim etmek
birini yetkili birine vermek
He gave up his accomplice to the police
Suç ortağını polise teslim etti
erişim
In scenebir yere girme veya bir şeyi kullanma imkanı
I have access to the building
Binaya erişimim var
sarhoş
In sceneçok fazla alkol aldığı için kendinde olmayan
He is too drunk to drive
Araba sürmek için çok sarhoş
ayyaş
çok fazla alkol tüketen kişi
He is a drunk
O bir ayyaş
içilmiş
içilerek tüketilmiş
I have drunk all the water
Tüm suyu içtim
sarhoş
birine karşı çok güçlü bir çekim hissetmek
She was drunk with love
Aşkla sarhoş olmuştu
net
In sceneanlaşılması kolay
The answer is clear
Cevap net
açık
In sceneengelsiz
The road is clear
Yol açık
tamamen
bir şeyin içinden bütünüyle
The bullet went clear through the wood
Mermi tahtanın içinden tamamen geçti
aklamak
birinin bir suçtan suçsuz olduğuna karar vermek
The evidence helped to clear him of the crime
Kanıtlar onu suçtan aklamaya yardımcı oldu
hakkında konuşmak
bir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
takım elbise
In scenebirbirine uygun ceket ve pantolondan oluşan kıyafet
He wore a black suit to the wedding
Düğüne siyah bir takım elbise giydi
yakışmak
birine veya bir şeye uygun olmak
Blue suits you very well
Mavi sana çok yakışıyor
dava
mahkemeye taşınan hak talebi veya anlaşmazlık
He brought a suit against his neighbor
Komşusuna karşı dava açtı
uymak
bir şeye uygun veya münasip olmak
This schedule suits me well
Bu program bana çok iyi uyuyor
tür
In scenebir şeyin belirli bir çeşidi
This is a new strain of virus
Bu yeni bir virüs türüdür
süzmek
katı parçaları sıvıdan ayırmak
Strain the pasta
Makarnayı süz
zorlamak
vücudun bir bölümünü aşırı kullanarak incitmek
I strained my ankle
Ayak bileğimi zorladım
baskı
zor bir durumdan kaynaklanan endişe veya baskı hissi
He is under a lot of strain
O çok fazla baskı altında
rehin
In scenebir şartın yerine getirilmesi için tutsak edilen kişi
They took a hostage
Bir kişiyi rehin aldılar
kırık
In scenehasarlı veya bozuk olan
The screen is broken
Ekran kırık
bozulmuş
artık geçerli olmayan
The promise was broken
Söz bozuldu
bozuk
artık düzgün çalışmayan
The coffee machine is broken
Kahve makinesi bozuk
iki günlük
iki gün süren
I have a two day trip
İki günlük bir seyahatim var
iki günlük
iki gün boyunca devam eden
It was a two day event
İki günlük bir etkinlikti
hayal kırıklığına uğramış
In sceneumulan bir şeyin gerçekleşmemesinden dolayı üzüntü duyan
He was disappointed with his exam results
Sınav sonuçlarından dolayı hayal kırıklığına uğradı
hayal kırıklığına uğramış
beklediği gibi olmadığı için üzgün
I was disappointed with the result
Sonuçtan dolayı hayal kırıklığına uğradım
satmak
In scenebir şeyi para karşılığında vermek
I will sell my old phone
Eski telefonumu satacağım
satmak
kişisel çıkar için birini ele vermek
He sold his partner to the police
Ortağını polise sattı
ikna etmek
birini bir şeye inanmaya ikna etmek
He sold me on the new plan
Beni yeni plana ikna etti
kendini pazarlamak
başkalarının sizi değerli görmesini sağlayacak şekilde sunmak
You need to sell yourself during the job interview
İş görüşmesinde kendini pazarlaman gerekiyor
dirençli
In scenebir şeyi kabul etmeye istekli olmayan
He is resistant to change
O değişime karşı dirençli
dirençli
bir şeyden zarar görmeyen veya etkilenmeyen
This material is resistant to heat
Bu malzeme ısıya karşı dirençli
zar zor
In sceneçok küçük bir farkla veya güçlükle
I could barely see the road
Yolu zar zor görebiliyordum
yani
söylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
olmak
In scenebelirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
varmak
bir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
almak
bir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
anlamak
bir şeyi kavramak
I don't get it
Bunu anlamıyorum
yasaklamak
In scenebir şeyi resmen yasaklamak
The city banned smoking in parks
Şehir parklarda sigara içmeyi yasakladı
belediye başkanı
In scenebir şehrin veya kasabanın başındaki kişi
The mayor lives in this house
Belediye başkanı bu evde yaşıyor
belediye başkanı
şehir yönetiminin başındaki yetkili
He is the mayor of the city
O, şehrin belediye başkanıdır
dikkate alarak
In scenebir karar verirken belirli bir durumu göz önüne almak
Considering the rain we stayed home
Yağmuru dikkate alarak evde kaldık
düşünmek
bir şeyi dikkatlice düşünmek
I am considering a new job
Yeni bir iş düşünüyorum
hadi
birini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
çalışmaya başlamak
devreye girmek veya çalışmaya başlamak
The lights come on at night
Işıklar gece yanar
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
bilgi sahibi
bir konu hakkında en yeni bilgilere sahip olmak
You should get up on the rules before playing
Oynamadan önce kurallar hakkında bilgi sahibi olmalısın
çok
büyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
görevden ayrılmak
bir görevden veya mevkiden ayrılmak
The CEO decided to stand down
CEO görevden ayrılmaya karar verdi
geri çekilmek
çatışmayı veya eylemi durdurmak
The soldiers were ordered to stand down
Askerlere geri çekilmeleri emredildi
önlemek
In scenebir şeyin olmasını engellemek
Vaccines prevent diseases
Aşılar hastalıkları önler
anlamak
In scenebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
ne demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
hasar
In scenebir şeyin değerini veya kullanışlılığını azaltan fiziksel zarar
The storm caused a lot of damage
Fırtına çok fazla hasara yol açtı
hesap
ödenmesi gereken para miktarı
How much is the damage for the meal
Yemeğin hesabı ne kadar
yeniden inşa etmek
In scenebir şeyi yeniden yapmak
They had to rebuild the house after the fire
Yangından sonra evi yeniden inşa etmek zorunda kaldılar
yeniden kurmak
eski haline getirmek için tekrar oluşturmak
It takes time to rebuild trust
Güveni yeniden kurmak zaman alır
yeniden inşa etmek
bir yapıyı tekrar yapmak veya kurmak
They will rebuild the old bridge
Eski köprüyü yeniden inşa edecekler
düşünmek
fikir oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think about it
Bunu düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir konuyu dikkatle zihninden geçirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
hastalık
In scenebir sağlık sorunu veya rahatsızlık
Heart disease is dangerous
Kalp hastalığı tehlikelidir
teşekkür ederim
minnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
bir takdir ifadesi
A big thank you to all
Herkese büyük bir teşekkür
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
makul
In scenegerçek olma ihtimali yüksek görünen
His explanation sounds plausible
Açıklaması makul görünüyor
bulmak
In scenebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
biri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
ödünç
In scenebirine geçici olarak verilen şey
This car is a loan
Bu araba ödünç
kredi
ileride geri ödenmesi gereken para
I took a loan from the bank
Bankadan kredi çektim
kredi kuruluşu
insanlara borç para veren işletme
The loan company gave me money
Kredi kuruluşu bana para verdi
adamlar
In sceneyetişkin erkek insanlar
Two men are here
İki adam burada
erkekler
In sceneyetişkin erkek insanlar
The men are standing outside
Erkekler dışarıda duruyor
erkekler
yetişkin insan erkekler
Many men work here
Burada birçok erkek çalışıyor
erkekler
yetişkin erkek bireyler
These men are strong
Bu erkekler güçlüdür
bak şimdi
karşıdakinin dikkatini çekmek için kullanılan ifade
Get this, he actually apologized
Bak şimdi, gerçekten özür diledi
anlamak
bir şeyi kavramak veya zihninde canlandırmak
I don't get this math problem
Bu matematik problemini anlamıyorum
uygun
In sceneyeterli veya tatmin edici
The price is ok
Fiyat uygun
tamam
bir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
OK I will do it
Tamam bunu yapacağım
çok miktar
büyük sayıda veya miktarda olan
I have an ok of work to do
Yapacak çok miktarda işim var
çok
büyük bir derecede
This song is ok good
Bu şarkı çok iyi