

Arrow — Season 5 Episode 20
Words & meanings
753 words
CEFR level
duman
In scenegüçlü kokulu duman veya buhar
The exhaust fumes are toxic
Egzoz dumanları zehirlidir
köpürmek
çok öfkeli olmak
She fumed at the unfair treatment
Adaletsiz muameleye karşı köpürdü
yarıda kesmek
In scenebir şeyi kısa bir süreliğine aniden durdurmak
Please do not interrupt me
Lütfen sözümü kesmeyin
seçenek
In sceneseçilebilecek şey
You have two options
İki seçeneğiniz var
temel
In scenebir şeyin üzerine inşa edildiği sağlam kısım
The house has a strong foundation
Evin güçlü bir temeli var
vakıf
belirli bir amaç için para sağlayan kuruluş
She works for a charitable foundation
Bir hayır vakfında çalışıyor
üçleme
birbiriyle bağlantılı üç kitap veya film
I am reading a new foundation
Yeni bir üçleme okuyorum
jeneratör
In sceneelektrik üreten makine
The generator started when the power went out
Elektrikler kesilince jeneratör çalıştı
jeneratör
elektrik üreten cihaz
The generator produces electricity
Jeneratör elektrik üretir
kısa süreli
kısa bir zaman için süren
This is a short term solution
Bu kısa süreli bir çözüm
geçici
kısa bir süre boyunca devam eden
He has a short term contract
Geçici bir sözleşmesi var
çevrimdışı
In sceneinternete veya herhangi bir ağa bağlı olmayan
I am currently working offline
Şu anda çevrimdışı çalışıyorum
hmm
In scenedüşünürken veya tereddüt ederken çıkarılan ses
Hmm, let me think
Hmm, bir düşüneyim
tanılama
In scenebir sorunun nedenini belirleme süreci
The mechanic ran some diagnostics on the engine
Tamirci motor üzerinde bazı tanılama testleri yaptı
kızartmak
In sceneyiyecekleri sıcak yağda pişirmek
I will fry the fish
Balığı kızartacağım
yakmak
In scenebir şeyi ısı veya elektrikle bozmak
The power surge fried my phone
Voltaj yükselmesi telefonumu yaktı
patates kızartması
yağda pişirilmiş ince patates dilimi
He ate one fry
Bir tane patates kızartması yedi
yemekli etkinlik
kızarmış yiyeceklerin ikram edildiği sosyal etkinlik
They are hosting a fish fry this weekend
Bu hafta sonu bir balık ziyafeti veriyorlar
hey
In scenedikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
tanımak
geçmişten bir tanışıklığı olmak
I know him from school
Onu okuldan tanıyorum
rıhtım
In scenegemilerin bağlandığı yapı
The ship is at the dock
Gemi rıhtımda
yükleme alanı
gemilerin yükleme veya boşaltma yaptığı platform
The cargo is at the dock
Kargo yükleme alanında
yanaşmak
bir geminin rıhtıma gelip durması
The ship will dock at noon
Gemi öğlen rıhtıma yanaşacak
kesmek
bir şeyden bir miktar eksiltmek
They will dock his pay
Maaşından kesinti yapacaklar
uygun
In scenedurum için doğru veya uygun olan
Please use the proper tools
Lütfen uygun araçları kullanın
uygun
bir durum için doğru veya yerinde olan
You should wear proper clothes for the meeting
Toplantı için uygun kıyafetler giymelisin
terbiyeli
toplumsal kurallara uyan ve nazik olan
He is a very proper young man
O çok terbiyeli bir genç adam
nanit
In sceneçok küçük robot veya cihaz
A nanite can build structures
Bir nanit yapılar inşa edebilir
nanit
moleküler seviyede çalışan küçük makine
The nanite repaired the cell
Nanit hücreyi onardı
nanit
moleküler düzeydeki küçük parçacık
The nanite moved through the blood
Nanit kanın içinde hareket etti
nanit
mikroskobik düzeyde küçük makine
The nanite is invisible
Nanit görünmezdir
yürümek
In sceneayaklar üzerinde hareket etmek
I walk to school
Okula yürüyerek giderim
adım adım anlatmak
birine bir şeyi nasıl yapacağını adım adım göstermek
Walk me through the process
Süreci bana adım adım anlat
yürüyüş yolu
insanların üzerinde yürümesi için yapılmış yol
The park has a nice walk for visitors
Parkta ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yolu var
çekilmek
bir durumdan veya anlaşmadan vazgeçmek
If you do not like the deal you can walk
Eğer anlaşmayı beğenmediysen çekilebilirsin
gürültü
In sceneduyulan ses
There is a lot of noise
Çok fazla gürültü var
aşık olmak
birine karşı romantik duygular beslemeye başlamak
They fell in love in Paris
Paris'te birbirlerine aşık oldular
şarkıcı
In sceneşarkı söyleyen kişi
She is a famous singer
O ünlü bir şarkıcıdır
şarkıcı
şarkı söyleyen kişi
She is a famous singer
O ünlü bir şarkıcı
satın almak
In scenepara ödeyerek bir şeye sahip olmak
I want to buy a car
Bir araba satın almak istiyorum
inanmak
bir şeyin doğru olduğunu kabul etmek
I don't buy his story
Onun hikayesine inanmıyorum
satın alınan şey
satın alınan ürün veya eşya
This dress was a great buy
Bu elbise harika bir alışverişti
sebep olmak
bir durumun veya sorunun meydana gelmesine yol açmak
His arrogance bought him a lot of trouble
Kibri başına çok dert açtı
temel
In scenebir şeyin dayandığı ana fikir veya başlangıç noktası
Trust is the basis of a good relationship
Güven, iyi bir ilişkinin temelidir
baz
bir şeyin düzenli olarak yapılma biçimi veya sıklığı
We meet on a regular basis
Düzenli olarak buluşuyoruz
sonunda varmak
nihayetinde bir yerde veya durumda bulunmak
They ended up at the park
Sonunda parka vardılar
saygın
In scenesaygıya veya övgüye değer olan
He is an honorable man
O saygın bir adamdır
tanımak
In scenedaha önce görülen birini veya bir şeyi hatırlayıp kim olduğunu anlamak
I didn't recognize him at first
Onu ilk başta tanıyamadım
kabul etmek
bir şeyin doğru veya önemli olduğunu kabul etmek
They finally recognized the need for change
Sonunda değişim gerekliliğini kabul ettiler
ameliyat
In scenevücudun içindeki bir şeyi düzeltmek veya çıkarmak için yapılan tıbbi işlem
He needs heart surgery
Kalp ameliyatına ihtiyacı var
cerrahi müdahale
bir doktor tarafından gerçekleştirilen operasyon
The surgery was successful
Ameliyat başarılıydı
geçici
In scenekısa bir süre için var olan
This is a temporary solution
Bu geçici bir çözüm
geçici
kısa bir süre için devam eden
This is a temporary solution
Bu geçici bir çözüm
vurmak
In scenebir şeye, örneğin kapıya vurmak
Knock on the door
Kapıyı çal
eleştirmek
bir şey hakkında kötü konuşmak
Don't knock his ideas
Onun fikirlerini eleştirme
hamile bırakmak
bir kadının gebe kalmasına neden olmak
He knocked her up
Onu hamile bıraktı
indirmek
bir şeyin değerini veya miktarını azaltmak
They knocked ten dollars off
Fiyattan on dolar indirdiler
değil mi
In scenekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
kafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
doğru
In scenegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
tamam
anlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
şenlikli
In sceneözel bir etkinlik nedeniyle neşeli ve coşkulu olan
The decorations made the room feel festive
Süslemeler odaya şenlikli bir hava kattı
kilit
In scenekapıları kapatmaya yarayan metal araç
The lock is broken
Kilit bozuk
kesin sonuç
olması kesin olan durum
This victory is a lock
Bu zafer kesin
saç tutamı
saçın küçük bir parçası
She cut a lock of hair
Bir tutam saç kesti
kilit hareketi
dans esnasında yapılan ani durma hareketi
The dancer performed a sharp lock
Dansçı keskin bir kilit hareketi yaptı
yanıcı
In scenekolayca alev alan
Gasoline is a flammable liquid
Benzin yanıcı bir sıvıdır
tutuşabilir
kolayca ateş alabilen
Keep this away from flammable materials
Bunu tutuşabilir maddelerden uzak tut
titanyum
In scenegüçlü ve hafif gümüş renkli bir metal türü
Titanium is used to make strong bike frames
Titanyum güçlü bisiklet kadroları yapmak için kullanılır
olmadan
In scenebir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
olmadan
In scenebir şeyin veya birinin dahil edilmediği durum
You cannot go without a ticket
Bilet olmadan gidemezsin
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
tanımak
In scenebirini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
In scenedinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
In scenebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
işaret
In scenebilgi veren bir işaret veya ses
The red light is a signal to stop
Kırmızı ışık durmak için bir işarettir
sinyal
radyo veya elektrik aracılığıyla gönderilen mesaj
I cannot get a signal here
Burada sinyal alamıyorum
zeki
In scenehızlı zekaya sahip olan
He is a smart student
O zeki bir öğrenci
sızlamak
keskin bir acı vermek
My eyes began to smart
Gözlerim sızlamaya başladı
akıllı
mantıklı ve doğru karar veren
It was a smart choice
Bu akıllıca bir seçimdi
akılsız
kötü muhakeme gösteren
That was not a smart decision
Bu akılsızca bir karardı
barfiks
kolları kullanarak kendini bir bara çekme egzersizi
He can do ten chin ups
On tane barfiks çekebilir
moralini yüksek tut
zor bir durumda iyimser kalmak
Keep your chin up and do not worry
Moralini yüksek tut ve endişelenme
parça
In scenebir şeyin bir bölümü
This is a part of the car
Bu arabanın bir parçası
rol
film veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
bölge
bir ülkenin veya yerin belirli bir kesimi
He travels to many parts of the world
Dünyanın birçok bölgesini geziyor
en kötü
In scenekalite bakımından en düşük seviyede olan
This is the worst restaurant in town
Bu şehirdeki en kötü restoran
en kötü
en nahoş veya en düşük kaliteli olan
This is the worst movie I have ever seen
Bu, şimdiye kadar izlediğim en kötü film
en feci
en ağır veya en olumsuz durumda olan
It was the worst day of his life
Hayatının en feci günüydü
santigrat
In scenesıcaklık ölçmek için kullanılan bir ölçek
The temperature is 20 degrees Celsius
Sıcaklık 20 santigrat derece
itibar zedeleyici
In scenebirinin itibarını sarsan durum
He was found with compromising photos
İtibar zedeleyici fotoğraflarla yakalandı
milyon
In scenebin tane binlikten oluşan sayı
A million people live here
Burada bir milyon insan yaşıyor
acımasız
In scenevahşi ve başkalarına zarar vermeye meyilli
The dog is vicious
Köpek çok vahşi
-den dolayı
bir şeyin sonucu olarak
We stayed at home because of the rain
Yağmurdan dolayı evde kaldık
yüzünden
bir şeyin sonucu olarak
We stayed home because of the rain
Yağmur yüzünden evde kaldık
özlem
In scenebir kimseye veya bir yere duyulan güçlü hasret
I have a longing for my home
Evime karşı bir özlem duyuyorum
arzu
bir şeyi elde etmeyi çok isteme hissi
She has a longing for success
Başarıya karşı bir arzusu var
özlem
bir şeyi veya birini çok şiddetli bir şekilde arzulama duygusu
She felt a deep longing for home
Evine karşı derin bir özlem duydu
yani
söylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
açık
In scenekapalı veya engellenmiş olmayan
The window is open
Pencere açık
açık fikirli
yeni bir şeyi değerlendirmeye hazır
I am open to suggestions
Önerilere açığım
açık
kapalı olmayan
The store is open now
Mağaza şimdi açık
açmak
kapalı veya engelli olan bir şeyi erişilebilir hale getirmek
Please open the door
Lütfen kapıyı aç
katil
In scenebirini öldüren kişi
The police caught the killer
Polis katili yakaladı
müthiş
çok iyi veya etkileyici
That was a killer performance
Bu müthiş bir performanstı
öldürücü
çok yoğun veya zor bir etkiye sahip olan şey
The heat today is a real killer
Bugünkü sıcaklık gerçekten öldürücü
çok
büyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
yarı
In scenetam olmayan veya kısmen
He was half asleep
Yarı uykuluydu
yarım
In scenebütünü oluşturan iki eşit parçadan biri
He ate half the apple
Elmanın yarısını yedi
ilişkiye bağlamak
birini ciddi bir ilişki yaşamaya razı etmek
She wants to lock you down
Seni ciddi bir ilişkiye bağlamak istiyor
alan
In scenebelirli bir uzmanlık veya faaliyet dalı
He is a leader in his field
Alanında bir liderdir
alan
açık arazi parçası
There is a field behind the house
Evin arkasında bir alan var
tarla
ekim yapılan veya spor oynanan açık arazi
The farmer is in the field
Çiftçi tarlada
yanıtlamak
soru veya istekleri cevaplandırmak
The CEO fielded several tough questions
CEO birçok zor soruyu yanıtladı
tungsten
In scenesert ve gri renkli bir metal
Tungsten is a very hard metal
Tungsten çok sert bir metaldir
kanırtmak
In scenebir şeyi bir araç yardımıyla zorlayarak açmak
He pried the lid off the jar
Kavanozun kapağını kanırtarak açtı
burnunu sokmak
başkasının özel işlerini merak edip sormak
I don't mean to pry
Burnumu sokmak istemedim
kurcalamak
istenmediği halde özel meselelere girmek
She is always prying into my secrets
Her zaman sırlarımı kurcalıyor
nükleer silah
In scenenükleer enerji kullanan güçlü patlayıcı silah
The treaty aims to reduce every nuke
Antlaşma her bir nükleer silahı azaltmayı amaçlıyor
nükleer saldırı düzenlemek
bir yeri nükleer silahlarla vurmak
The country threatened to nuke its enemy
Ülke düşmanını nükleer silahla vurmakla tehdit etti
yok etmek
tamamen imha etmek
The game allows you to nuke the base
Oyun üssü tamamen yok etmene izin veriyor
mikrodalgada ısıtmak
yemeği mikrodalga fırında hızlıca ısıtmak
You can nuke the leftovers in minutes
Artanları dakikalar içinde mikrodalgada ısıtabilirsin
sonraki
In sceneşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
romantik komedi
In sceneromantik komedi türündeki film veya dizi
I love watching a funny romcom on Friday nights
Cuma geceleri komik bir romantik komedi izlemeyi seviyorum
konuşmak
biriyle sözlü olarak iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
asla
In scenehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
altında
In scenebir şeyin tam altında
The cat is underneath the table
Kedi masanın altında
alt
bir şeyin altında kalan kısım
I looked underneath the car
Arabanın altına baktım
mahkumiyet
In scenemahkemenin bir kişinin suçlu olduğuna dair verdiği resmi karar
He had a prior conviction for theft
Hırsızlık nedeniyle önceden bir mahkumiyeti vardı
inanç
güçlü bir fikir veya inanç
She spoke with deep conviction
Derin bir inançla konuştu
giymek
vücuda kıyafet geçirmek
Put on your coat before you leave
Dışarı çıkmadan önce montunu giy
düzenlemek
bir etkinlik tertip etmek
They decided to put on a concert
Bir konser düzenlemeye karar verdiler
üzerine koymak
bir şeyi bir yüzeyin üstüne bırakmak
Put the plate on the table
Tabağı masanın üzerine koy
numara
bir şeyi taklit etme veya sahte davranış
His sadness was just a put-on
Onun üzüntüsü sadece bir numaraydı
detaylı plan
In scenebir şey için hazırlanmış ayrıntılı plan
This is the blueprint for the new building
Bu, yeni binanın detaylı planı
toplanmak
In scenebir toplantı için bir araya gelmek
The committee will convene tomorrow
Komite yarın toplanacak
göre
birinin veya bir kaynağın belirttiğine dayanarak
According to the report it will be sunny
Raporlara göre hava güneşli olacak
uyarınca
bir kurala veya plana uygun şekilde
We acted according to the rules
Kurallar uyarınca hareket ettik
göre
birinin söylediğine veya bildirdiğine dayanarak
According to the news it will rain
Habere göre yağmur yağacak
-e göre
bir şeye uygun olarak
We acted according to the rules
Kurallara göre hareket ettik
liderlik etmek
In scenebir grubun veya projenin başında yer almak
He will front the team
Takıma o liderlik edecek
ön
ileriye bakan taraf
Sit in the front of the car
Arabanın önünde otur
avans vermek
bir bedeli ödenmeden önce birine bir şey sağlamak
Can you front me the money until Friday
Cuma gününe kadar bana avans verebilir misin
belirtisi olan
In scenebir durumun varlığını gösteren
His anger is symptomatic of a deeper issue
Onun öfkesi daha derin bir sorunun belirtisidir
gergin
In scenegelecekte ne olacağı konusunda endişeli veya korkmuş
I feel nervous about the exam
Sınav hakkında gergin hissediyorum
bütün
In scenetamamı veya eksiksiz olan
I read the entire book
Kitabın tamamını okudum
tüm
bir şeyin tamamı
The entire team arrived early
Tüm takım erken geldi
bütün
eksiksiz ve tam olan
She read the entire book
Bütün kitabı okudu
somon
In scenegenellikle yenen pembe etli bir balık
I love eating grilled salmon
Izgara somon yemeyi severim
somon rengi
kırmızıya yakın açık bir renk
She wore a salmon dress
Somon rengi bir elbise giydi
biyometrik
In sceneinsanları tanımlamak için vücut özelliklerinin kullanılması
This phone uses biometric authentication to unlock
Bu telefon kilidini açmak için biyometrik doğrulama kullanıyor
bekle
kısa bir süre beklemek
Hang on a minute
Bir dakika bekle
bulandırmak
In scenebir şeyi daha az net veya anlaşılması zor hale getirmek
Fear clouded his judgment
Korku muhakemesini bulandırdı
bulut
gökyüzünde su damlacıklarından oluşan beyaz veya gri kütle
There is a big cloud in the sky
Gökyüzünde büyük bir bulut var
bulut
internet üzerinde veri depolama sistemi
I save my files to the cloud
Dosyalarımı buluta kaydediyorum
devre
In sceneelektriğin akması için oluşturulmuş kapalı yol
The electrical circuit is broken
Elektrik devresi bozulmuş
tur
belirli bir düzen içinde gerçekleşen veya ziyaret edilen bir dizi olay ya da yer
He went on a lecture circuit
Konferans turuna çıktı
yargı çevresi
belirli bir bölgedeki davalara bakan mahkemeler grubu
The case went to the federal circuit court
Dava federal yargı çevresi mahkemesine gitti
meşale
In sceneışık vermek için yakılan sopa
He carried a torch
Elinde bir meşale taşıyordu
pürmüz
In scenekaynak yapma veya kesme için sıcak alev çıkaran alet
He used a torch to cut the metal
Metali kesmek için pürmüz kullandı
yakıp yıkmak
bir şeyi ateşle yok etmek
They torched the building
Binayı ateşe verdiler
ateşe vermek
bir şeyi kasıtlı olarak yakmak
They threatened to torch the building
Binayı ateşe vermekle tehdit ettiler
oturmak
In scenekalçayı bir yere yaslayarak dinlenmek
Please sit on the chair
Lütfen sandalyeye oturun
uymak
kabul edilebilir olmak
That decision doesn't sit well with me
Bu karar bana pek uymadı
yer almak
belirli bir yerde bulunmak
The house sits on a hill
Ev bir tepenin üzerinde yer alıyor
oturmak
vücudunu oturma pozisyonuna getirmek
Please sit in this chair
Lütfen bu sandalyeye otur
güncellemek
In scenebir şeyi daha yeni hale getirmek
I need to update my phone
Telefonumu güncellemem gerekiyor
güncelleme
bir konu hakkındaki en son bilgiler veya detaylar
I have an update on the project
Proje hakkında bir güncellemem var
birisi
In scenebilinmeyen veya belirtilmemiş bir kişi
Somebody is at the door
Kapıda biri var
biri
bilinmeyen bir kişi
I need somebody to help me
Bana yardım edecek birine ihtiyacım var
önemli biri
önemli veya yüksek statüye sahip kimse
She acts like she is really somebody
Gerçekten önemli biriymiş gibi davranıyor
tuhaf
In scenealışılmadık veya garip
This is a weird smell
Bu tuhaf bir koku
garip hissettirmek
birine kendini garip veya rahatsız hissettirmek
He weirded me out
Beni garip hissettirdi