

Arrow — Season 6 Episode 2
Words & meanings
736 words
CEFR level
yeter
In sceneartık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
In sceneistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
kayıt
In scenegerçeklerin yazılı veya resmi tutanağı
The school keeps a record of grades
Okul notların bir kaydını tutar
rekor
şimdiye kadar ulaşılan en yüksek seviye
He broke the world record
Dünya rekorunu kırdı
kaydetmek
ses video veya bilgiyi daha sonra kullanmak üzere depolamak
Please record the meeting
Lütfen toplantıyı kaydedin
yalan söylemek
In scenedoğru olmayan bir şeyi söylemek
He is lying to me
O bana yalan söylüyor
boş boş yatmak
faydalı hiçbir şey yapmadan vakit geçirmek
Stop lying around all day
Bütün gün boş boş yatmayı bırak
uzanma
bir yüzey üzerinde yatay konumda bulunma
He is lying on the sofa
Koltukta uzanıyor
yalan söyleme
doğru olmayan bir şeyi bilerek söylemek
He is lying to his parents
Ailesine yalan söylüyor
koşturmak
hızlıca veya meşgul bir şekilde bir yerlerde dolaşmak
The children are running around in the garden
Çocuklar bahçede koşturuyorlar
aile
In scenekan veya evlilikle birbirine bağlı kişiler
I love my family
Ailemi seviyorum
yemek tarifi
yemek hazırlamak için gerekli talimatlar
Please follow the family for this dish
Lütfen bu yemek için tarifi izle
bölüm
bir televizyon dizisinin parçası
I watched the first family of the show
Dizinin ilk bölümünü izledim
güvence vermek
In scenebirine bir şeyin doğru olduğu konusunda güvence vermek
I assure you that everything will be fine
Sana her şeyin yolunda gideceğine dair güvence veriyorum
ikna
In scenebirini bir şeyi yapmaya razı etme eylemi
He used persuasion to change her mind
Fikrini değiştirmek için ikna yolunu kullandı
inanç
bir dizi inanç veya fikir
They are of a different religious persuasion
Onlar farklı bir dini inanca sahipler
revize etmek
In scenebir şeyi daha iyi hale getirmek için değiştirmek
I need to revise my report
Raporumu revize etmem gerekiyor
tekrar etmek
bir konuyu yeniden okumak veya çalışmak
I have to revise for the test
Sınav için tekrar yapmam gerekiyor
gözden geçirmek
bir metni iyileştirmek veya değiştirmek
I need to revise my essay
Kompozisyonumu gözden geçirmem gerekiyor
isim
In scenebirini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan kelime
My name is John
Benim adım John
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
söylemek
In scenebirine bir şeyi anlatmak veya söylemek
Tell me your name
Bana adını söyle
ayırt etmek
bir şeyi fark etmek veya tanımak
I can't tell them apart
Onları birbirinden ayırt edemiyorum
ılık
In sceneorta derecede sıcak
The weather is warm today
Bugün hava ılık
sıcakkanlı
nazik ve ilgili
She is a warm person
O sıcakkanlı bir insandır
ısıtmak
bir şeyi sıcak hale getirmek
I need to warm the milk
Sütü ısıtmam gerekiyor
iyi
In sceneyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
ince
kalın olmayan
The pen has a fine tip
Kalemin ince bir ucu var
tamam
karşıdakinin anladığından emin olmak veya konuşmada duraksamak için kullanılan sözcük
Fine I will be there at five
Tamam saat beşte orada olacağım
koşmak
In sceneyürümekten daha hızlı hareket etmek
I run every morning
Her sabah koşarım
yönetmek
In scenebir işin veya kurumun başında olmak
She runs a small business
Küçük bir işletme yönetiyor
sürmek
bir şeyin belirli bir süre devam etmesi
The play runs for two hours
Oyun iki saat sürüyor
istemek
In scenebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
In scenebirini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to call him tomorrow
Yarın onu aramayı planlıyorum
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
ısısal
In sceneısıyla ilgili olan
The coat provides thermal protection
Ceket ısı koruması sağlar
bırakmak
In scenebir şeyle ilgilenmeyi veya konuşmayı sonlandırmak
Please drop the subject now
Lütfen şimdi bu konuyu bırak
düşürmek
bir şeyi elinden kaçırıp yere inmesini sağlamak
Be careful not to drop the plate
Tabağı düşürmemeye dikkat et
damla
çok küçük miktarda sıvı
Put one drop of oil in the pan
Tavaya bir damla yağ koy
bırakmak
bir şeyi belirli bir yere bırakmak
I will drop you off at school
Seni okula bırakacağım
biraz
az miktarda veya bir dereceye kadar
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
benzer nitelikleri olan grup
What kind of book do you want
Ne tür bir kitap istiyorsun
endüstriler
In scenemal üreten veya hizmet sunan iş kolları
These industries provide many jobs
Bu endüstriler birçok iş imkanı sağlıyor
bütün
In scenetamamı veya eksiksiz olan
I read the entire book
Kitabın tamamını okudum
tüm
bir şeyin tamamı
The entire team arrived early
Tüm takım erken geldi
bütün
eksiksiz ve tam olan
She read the entire book
Bütün kitabı okudu
tetiklemek
güçlü bir tepkiye neden olmak
His comment set off an argument
Onun yorumu bir tartışmayı tetikledi
tetiklemek
bir cihazı çalışır duruma getirmek
He set off the alarm by accident
Alarmı kazayla tetikledi
belirginleştirmek
bir şeyin görünüşünü daha iyi hale getirmek
The red scarf sets off her outfit
Kırmızı eşarp kıyafetini belirginleştiriyor
başlatmak
bir şeyin olmasına yol açmak
The news set off a panic
Haberler paniği başlattı
şimdiki zaman
In sceneşu an gerçekleşmekte olan zaman
Focus on the present
Şimdiki zamana odaklan
mevcut
In sceneşu anki yerde bulunma durumu
All students are present
Tüm öğrenciler burada
hediye
birine verilen şey
I bought a present for her
Onun için bir hediye aldım
sunmak
bir şeyi bir kitleye göstermek veya tanıtmak
He will present his project
Projesini sunacak
soyup çıkarmak
bir yüzeyden bir şeyi soyarak çıkarmak
Peel off the sticker
Etiketi soyup çıkar
girmek
bir sürece başlamak
The car will go into production soon
Araba yakında üretime girecek
girmek
bir yerin içine girmek
She went into the room
Odaya girdi
girmek
bir işe veya alana dahil olmak
She wants to go into politics
Siyasete girmek istiyor
detaylandırmak
bir konuyu derinlemesine incelemek
We cannot go into the details now
Detayları şimdi inceleyemeyiz
tehlikeye atmak
In scenebir şeyi daha zayıf veya daha az etkili hale getirmek
This mistake could compromise the security
Bu hata güvenliği tehlikeye atabilir
uzlaşmak
her iki tarafın da bazı ödünler vererek anlaşmaya varması
We need to compromise to solve the problem
Sorunu çözmek için uzlaşmamız gerekiyor
itibarını zedelemek
birinin itibarına zarar vermek
His actions compromised his reputation
Davranışları itibarını zedeledi
uzlaşma
her iki tarafın da isteklerinden bir kısmından vazgeçerek orta yolu bulması
We reached a compromise
Bir uzlaşmaya vardık
soruşturma
In scenegerçekleri veya bilgileri ortaya çıkarmak için yapılan dikkatli çalışma
The police started an investigation
Polis bir soruşturma başlattı
dedi
In scenesözle ifade etmek
He said no
Hayır dedi
söyledi
In scenedile getirmek
She said the truth
Gerçeği söyledi
söyledi
bir düşünceyi veya bilgiyi kelimelerle ifade etmek
He said that he was busy
Meşgul olduğunu söyledi
bahsi geçen
daha önce değinilmiş olan
The said document is missing
Bahsi geçen belge kayıp
koymak
In scenebir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
ifade etmek
bir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
sokmak
birini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
sürgün etmek
In scenebirini zorla ülkesinden veya yaşadığı yerden göndermek
The king decided to exile the prince
Kral, prensi sürgün etmeye karar verdi
e-posta
In sceneelektronik ortamda gönderilen mesajlar
I sent an email
Bir e-posta gönderdim
postalamak
In scenemektup veya paketleri posta sistemiyle göndermek
I need to mail this letter today
Bu mektubu bugün postalamam gerekiyor
gazete
güncel haberlerin yer aldığı süreli yayın
I read the mail every morning
Her sabah gazeteyi okurum
vücutlar
In sceneinsan veya hayvanın fiziksel yapısı
Exercise is good for our bodies
Egzersiz vücutlarımız için iyidir
kuruluşlar
ortak bir amaç için birlikte çalışan insan grupları
International bodies work together for peace
Uluslararası kuruluşlar barış için birlikte çalışır
bedenler
insan veya hayvanın fiziksel yapısının bütünü
We should take care of our bodies
Bedenlerimize iyi bakmalıyız
mizah anlayışı
komik olma veya insanları güldürme yeteneği
She has a great sense of humor
Harika bir mizah anlayışı var
araba
In scenedört tekerlekli ve motorlu kara taşıtı
He drives his car to work
İşe arabasıyla gidiyor
araba
dört tekerlekli bir yol taşıtı
I have a red car
Kırmızı bir arabam var
vagon
trenin yolcu veya yük taşımak için kullanılan bölümü
We sat in the last car of the train
Trenin son vagonunda oturduk
-e rağmen
söylenen bir şeye rağmen şaşırtıcı bir durumu belirtmek için kullanılır
Even though it was raining, we went for a walk
Yağmur yağmasına rağmen yürüyüşe çıktık
tür
In scenekategori veya sınıf
What type of music do you like
Ne tür müzik seversin
tip
benzer özelliklere sahip grup
He is a weird type of person
O tuhaf bir tip
yazmak
klavye ile yazı yazmak
I am typing an email
Bir e-posta yazıyorum
gruplandırmak
kan gibi biyolojik örnekleri ayırmak
The doctor typed his blood
Doktor kan grubunu belirledi
de değil
In sceneolumsuz bir ifadenin başkası için de geçerli olduğunu belirtir
I don't like it. Neither do I
Sevmiyorum. Ben de sevmiyorum
hiçbiri
iki seçenekten hiçbirini değil
Neither book is good
İki kitap da iyi değil
hiçbiri
iki kişiden veya şeyden hiçbiri
Neither of the students is here
Öğrencilerin hiçbiri burada
ikisi de değil
iki durumdan hiçbiri
The box is neither big nor small
Kutu ne büyük ne de küçük
sıkıca tutmak
bir şeyi sıkıca kavramak
Hold on to the rail
Korkuluğa sıkıca tutun
beklemek
kısa bir süre beklemek veya durmak
Please hold on a moment
Lütfen bir an bekleyin
hakimiyet
birisi üzerindeki güç veya etki
He has a firm hold on the team
Takım üzerinde sıkı bir hakimiyeti var
hedef
In sceneulaşılmak istenen şey
My goal is to learn English
Hedefim İngilizce öğrenmek
gol
bir oyunda elde edilen sayı
He scored a goal in the match
Maçta bir gol attı
kale
oyuncuların skor yapmak için topu atmaya çalıştıkları alan
The ball went into the goal
Top kaleye girdi
soğutucu
In sceneeşyaları soğuk tutmak için kullanılan kutu
Put the drinks in the cooler
İçecekleri soğutucuya koy
daha havalı
daha moda veya etkileyici
Your new shoes are cooler than mine
Yeni ayakkabıların benimkilerden daha havalı
serinletici içki
genellikle alkol içeren soğuk karışım
She drank a fruit cooler by the pool
Havuz kenarında meyveli bir içki içti
daha serin
sıcaklığı daha düşük olan
The water is cooler today
Su bugün daha serin
hata
In sceneyanlış veya hatalı olan şey
I made a mistake
Bir hata yaptım
karıştırmak
bir şeyi başka bir şeyle karıştırmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
hata yapmak
bir şey hakkında yanlış yapmak
I made a mistake on my test
Sınavımda bir hata yaptım
karıştırmak
bir şeyi olduğundan farklı sanmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
gündüzleyin
gündüz vakti gerçekleşen
He works by day
O gündüzleyin çalışır
takas etmek
In scenebir şeyi verip karşılığında başka bir şey almak
I will trade my card
Kartımı takas edeceğim
ticaret
mal alım satım faaliyeti
International trade is important
Uluslararası ticaret önemlidir
cinsel partner
cinsel anlamda kullanılan argo erkek terimi
He is just trade to him
O onun için sadece cinsel bir partner
zanaat
özel beceri gerektiren iş dalı
He learned a trade from his father
Babasından bir zanaat öğrendi
uzlaşmak
In sceneanlaşmazlığı gidermek veya yeniden dostluk kurmak
They finally reconciled after their long fight
Uzun kavgalarından sonra nihayet barıştılar
çevre
In scenebir alanın dış sınırı
The perimeter of the garden is 50 meters
Bahçenin çevresi 50 metredir
heyet
In scenebaşkalarını temsil etmek için gönderilen grup
The Japanese delegation arrived today
Japon heyeti bugün vardı
kişi
In sceneinsan olan varlık
He is a good person
O iyi bir kişidir
birey
In scenetek bir kişiyi ifade eden terim
Every person is different
Her birey farklıdır
insan
genel anlamda insan türü
A person needs sleep
Bir insanın uykuya ihtiyacı vardır
şahıs
belirli bir kimse
I know that person
O şahsı tanıyorum
görüntü
In scenekaydedilmiş video materyali
We have footage of the accident
Kazanın görüntüleri elimizde
alan ölçüsü
ayak kare cinsinden ölçülmüş alan büyüklüğü
The house has a large footage
Evin geniş bir alan ölçüsü var
itham etmek
In scenebir kişiyi resmi olarak suçlamak
The court decided to indict him
Mahkeme onu itham etmeye karar verdi
geri gelmek
bir yere veya bir kişiye geri dönmek
When will you come back?
Ne zaman geri geleceksin?
içeride
In scenebir yerin veya nesnenin içi
It is very hot inside
İçerisi çok sıcak
içinde
bir şeyin iç kısmı veya içinde
The keys are inside the bag
Anahtarlar çantanın içinde
içeriden
sadece sınırlı sayıda kişinin bildiği
She has inside knowledge
Onun içeriden bilgisi var
içinde
bir nesnenin veya yerin içi
The cat is inside the box
Kedi kutunun içinde
çok
In scenebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
ne kadar
bir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
bulmak
In scenebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
In scenebiri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
veri
In sceneanaliz için kullanılan bilgiler veya gerçekler
We collected a lot of data
Çok fazla veri topladık
acı
In sceneyaralanma veya hastalık sonucu oluşan kötü his
He felt a sharp pain
Keskin bir acı hissetti
baş belası
sinir bozucu kimse veya bir şey
Stop being a pain
Baş belası olmayı bırak
ızdırap
fiziksel veya duygusal hoş olmayan his
Love can cause pain
Aşk acı verebilir
üzmek
birinin duygusal olarak acı çekmesine veya kederlenmesine neden olmak
It pains me to see you so sad
Seni bu kadar üzgün görmek beni üzüyor
değil mi
In scenekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
kafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
zeki
In sceneçabuk öğrenen veya anlayan
She is a clever student
O zeki bir öğrencidir
fotoğraf
In scenekamera ile çekilmiş resim
This is a beautiful photograph
Bu güzel bir fotoğraf
fotoğraflamak
fotoğraf makinesiyle resim çekmek
She likes to photograph flowers
Çiçekleri fotoğraflamayı sever
başa çıkmak
In scenebir durumun üstesinden gelmek
She manages the stress well
Stresle iyi başa çıkıyor
yönetmek
bir şeyin sorumluluğunu üstlenmek veya kontrol etmek
He manages a large team
Büyük bir ekibi yönetiyor
değiştirmek
In scenebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
değiştirmek
eski bir şeyi alıp yerine yenisini koymak
I need to change my shirt
Gömleğimi değiştirmem gerekiyor
özel
In scenealışılmışın dışında ve farklı olan
I have a special task for you
Senin için özel bir görevim var
özel
sınırlı süreliğine sunulan ürün veya hizmet
The lunch special is very cheap
Öğle yemeği menüsü çok ucuz
özel program
belirli bir olay veya konu için hazırlanan televizyon programı
We watched a holiday special on TV
Televizyonda bir bayram özel programı izledik
özel ikram
zevk veren bir şey
Getting ice cream was a special treat
Dondurma yemek özel bir ikramdı
bırakmak
In scenebir şeyi yapmayı durdurmak
I want to quit smoking
Sigarayı bırakmak istiyorum
etkisizleştirmek
In scenebir şeyin etkisini ortadan kaldırmak
The medicine neutralized the acid
İlaç asidi etkisizleştirdi
etkisiz hale getirmek
bir şeyi veya birini işe yaramaz kılmak
The police neutralized the threat
Polis tehdidi etkisiz hale getirdi
canı istemek
bir şeyi yapma isteği duymak
I feel like going for a walk
Yürüyüşe çıkasım var
gibi hissetmek
bir durumda veya rolde olduğunu düşünmek
Sometimes I feel like a child
Bazen kendimi çocuk gibi hissediyorum
gibi gelmek
bir durumun gerçekleşeceği izlenimine kapılmak
It feels like it is going to snow
Kar yağacak gibi geliyor
istek duymak
bir şeyi yapmayı arzulamak
I feel like having coffee now
Şu an kahve içmeye istek duyuyorum
cosplayer
In scenekostümlü karakter taklidi yapan kişi
I saw many cosplayers at the convention
Kongrede birçok cosplayer gördüm
küçük
In sceneboyutu büyük olmayan
This is a small cat
Bu küçük bir kedi
sorgulamak
In scenebirine çok sayıda soru sormak
The police interrogated the suspect
Polis şüpheliyi sorguladı
sekizinci
In sceneyedinciden sonra gelen
This is the eighth page
Bu sekizinci sayfa
tarz
In scenebir şeyi yapma veya ifade etme biçimi
He has a unique style of writing
Onun kendine özgü bir yazım tarzı var
stil
bir şeyin yapılış veya görünüş biçimi
I like the style of this house
Bu evin stilini seviyorum
tarz
bir şeyin yapılma biçimi veya görünüş şekli
She has a unique personal style
Kendine özgü bir tarzı var
stil
belirli bir biçim veya tasarım
This house is in a modern style
Bu ev modern bir stilde
her kim
In scenekim olduğu fark etmeksizin herhangi bir kişi
Whoever arrives first wins
İlk gelen her kimse kazanır
her kim
kim olursa olsun o kişi
Whoever knows the answer should raise their hand
Cevabı bilen her kimse elini kaldırmalı
yeniden inşa etmek
In scenebir şeyi yeniden yapmak
They had to rebuild the house after the fire
Yangından sonra evi yeniden inşa etmek zorunda kaldılar
yeniden kurmak
eski haline getirmek için tekrar oluşturmak
It takes time to rebuild trust
Güveni yeniden kurmak zaman alır
yeniden inşa etmek
bir yapıyı tekrar yapmak veya kurmak
They will rebuild the old bridge
Eski köprüyü yeniden inşa edecekler
dağıtmak
In sceneşeyleri birçok kişiye vermek
The teacher distributed the papers
Öğretmen kağıtları dağıttı
tartışmak
In scenebir konu hakkında biriyle konuşmak
We need to discuss the plan
Planı tartışmamız gerekiyor
teselli
In sceneüzüntü veya hayal kırıklığı anında rahatlatan şey
The small prize was a consolation
Küçük ödül bir teselliydi
gece gündüz
günün her saati boyunca kesintisiz
They worked around the clock
Gece gündüz çalıştılar
günün her saati
tüm gün ve gece boyunca süren
They worked around the clock to finish the project
Projeyi bitirmek için gece gündüz çalıştılar
sanmak
In scenebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
varsaymak
bir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
konuşma
In scenefikir veya bilgilerin sözlü olarak paylaşılması
We had a long talk
Uzun bir konuşma yaptık
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşabilmek
konuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
konuşma
sözlü olarak ifade edilen düşünceler
The talk was very interesting
Konuşma çok ilginçti
kolayca
In scenezorluk çekmeden
I can do it easily
Bunu kolayca yapabilirim
bölüm
In scenebir organizasyonun bir parçası
He works in the sales department
Satış bölümünde çalışıyor
reyon
bir mağazanın veya organizasyonun bir kısmı
This is the clothing department
Burası giyim reyonu
bölüm
büyük bir kurumun belirli bir işi yapan parçası
She works in the marketing department
Pazarlama bölümünde çalışıyor
zorba
In scenediğerlerini korkutan kişi
He was a bully at school
O okulda bir zorbaydı
zorbalık yapmak
birini bir şey yapmaya zorlamak için korkutmak
Do not bully your classmates
Sınıf arkadaşlarına zorbalık yapma
zorba
zayıf insanları korkutan veya onlara zarar veren kişi
He is a bully at school
O okulda bir zorba
kolluk kuvvetleri
yasaların uygulanmasını sağlayan kamu görevlileri
Law enforcement is important for safety
Kolluk kuvvetleri güvenlik için önemlidir