

Arrow — Season 7 Episode 14
Words & meanings
758 words
CEFR level
çok
In scenebüyük miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
arsa
küçük bir toprak parçası
He bought a parking lot
Bir otopark alanı satın aldı
kader
kişinin hayatındaki yazgısı
This is my lot in life
Bu benim hayattaki kaderim
sık sık
birçok kez veya genellikle
I go there a lot
Oraya sık sık giderim
kalmak
In scenevarlığını sürdürmek veya aynı durumda kalmak
He remained silent
Sessiz kaldı
kalmak
bir yerde bulunmaya devam etmek
Please remain in your seats
Lütfen koltuklarınızda kalın
kalmak
bir şeyin varlığını sürdürmesi veya bir yerde durması
Only a few cookies remain
Sadece birkaç kurabiye kaldı
kalıntı
ölen bir kişinin bedeni veya parçası
The remains were found in the woods
Kalıntılar ormanda bulundu
çok
In scenebüyük ölçüde
I am super tired
Çok yorgunum
harika
çok iyi veya muhteşem
This cake is super
Bu kek harika
bina yöneticisi
bir binayı yöneten kişi
Call the super for the leak
Sızıntı için bina yöneticisini ara
üst
bir şeyin konum olarak yukarısı
The prefix super indicates a position above
Super öneki yukarıdaki bir konumu belirtir
sorgulama
In sceneçok sayıda soru sorma eylemi
The police started the interrogation
Polis sorgulamaya başladı
cenaze töreni
In sceneölen kişi için düzenlenen tören
They attended the funeral yesterday
Dün cenaze törenine katıldılar
konum
In scenebir kişinin veya nesnenin yerleşim şekli
Change your position
Konumunu değiştir
pozisyon
In sceneücret karşılığı yapılan iş rolü
She applied for the position
O bu pozisyona başvurdu
tutum
bir konu hakkındaki görüş veya fikir
What is your position on this issue
Bu konu hakkındaki görüşünüz nedir
konumlandırmak
bir şeyi belirli bir yere koymak
Please position the camera carefully
Lütfen kamerayı dikkatlice konumlandırın
ileride
In sceneşu andan daha sonraki bir zamanda
I want to move to London later
İleride Londra'ya taşınmak istiyorum
daha geç
beklenen zamandan sonra gerçekleşen
He arrived later than usual
Normalden daha geç geldi
sonraki
bir zaman diliminin sonuna yakın
In his later years he wrote books
Sonraki yıllarında kitaplar yazdı
açıkça
In scenenet bir şekilde
It is clearly visible
Bu açıkça görünüyor
hmm
In scenedüşünürken veya tereddüt ederken çıkarılan ses
Hmm, let me think
Hmm, bir düşüneyim
sıkıca tutmak
bir şeyi sıkıca kavramak
Hold on to the rail
Korkuluğa sıkıca tutun
beklemek
kısa bir süre beklemek veya durmak
Please hold on a moment
Lütfen bir an bekleyin
hakimiyet
birisi üzerindeki güç veya etki
He has a firm hold on the team
Takım üzerinde sıkı bir hakimiyeti var
açık
In scenekapalı veya engellenmiş olmayan
The window is open
Pencere açık
açık fikirli
yeni bir şeyi değerlendirmeye hazır
I am open to suggestions
Önerilere açığım
açık
kapalı olmayan
The store is open now
Mağaza şimdi açık
açmak
kapalı veya engelli olan bir şeyi erişilebilir hale getirmek
Please open the door
Lütfen kapıyı aç
sonunda
uzun bir bekleyişten sonra
He arrived at last
Sonunda geldi
göz
In scenegörmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
yetenek
In scenebir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
şans
In sceneiyi veya kötü şeylerin gerçekleşmesine neden olan güç
Luck can change quickly
Şans hızla değişebilir
şans
tesadüfen gerçekleşen iyi şeyler
I had some good luck
Biraz şansım vardı
şans eseri bulmak
iyi bir talih sonucu bir şeye sahip olmak
He lucked into this amazing job
O şans eseri bu harika işi buldu
selamlamak
In scenebirine merhaba demek veya karşılamak
He greeted me with a smile
Beni bir gülümsemeyle selamladı
selamlamak
birini gördüğünde dostça konuşmak
He greeted me with a smile
Beni gülümseyerek selamladı
şifre
In scenegizli bir yazı veya iletişim yöntemi
He used a cipher to hide his message
Mesajını gizlemek için bir şifre kullandı
mahremiyet
In scenebaşkalarının müdahalesi veya dikkatinden uzak olma durumu
I value my privacy
Mahremiyetime önem veririm
tercih etmek
In scenebir şeyi diğerinden daha çok istemek veya seçmek
I would rather stay home
Evde kalmayı tercih ederim
tercih etmek
bir şeyi diğerine tercih etmek için kullanılır
I would rather stay home
Evde kalmayı tercih ederim
oldukça
orta derecede
It is rather cold today
Bugün hava oldukça soğuk
keder
In scenebüyük bir üzüntü veya acı hissi
She was in great distress after the accident
Kazadan sonra büyük bir keder içindeydi
gerçek
In scenebir şey hakkındaki gerçekler
Tell me the truth
Bana gerçeği söyle
mutlu
In scenemutluluk veya keyif hisseden veya bunu gösteren
I am very happy today
Bugün çok mutluyum
tanımlamak
In scenebirini veya bir şeyi tanımak
I can identify the plant
Bitkiyi tanımlayabilirim
kimlik kartı
kimliğinizi kanıtlayan kart
I lost my ID card
Kimlik kartımı kaybettim
kimlik
bir kişiyi veya nesneyi tanımlayan harf veya sayı dizisi
Please show your ID at the door
Lütfen kapıda kimliğini göster
alt benlik
zihnin ilkel dürtüleri ve içgüdüleri içeren kısmı
The id represents our primal instincts
Alt benlik ilkel içgüdülerimizi temsil eder
güvenli
In scenetehlikeli veya riskli olmayan
You are safe here
Burada güvendesin
çelik kasa
değerli eşyaları korumak için kullanılan metal kutu
The documents are in the safe
Belgeler çelik kasada
güvenilir
bir işi iyi yapacağına inanılan
She is a safe choice for the job
O bu iş için güvenilir bir seçenek
koleksiyoncu
In scenehobi olarak bir şeyler toplayan kişi
He is a stamp collector
O bir pul koleksiyoncusudur
toplayıcı
bir şeyleri bir araya getiren makine veya araç
The dust collector keeps the workshop clean
Toz toplayıcı atölyeyi temiz tutar
tahsildar
para veya ödeme toplamakla görevli kişi
The tax collector came to the house
Vergi tahsildarı eve geldi
sonuçlanmak
bir sürecin sonunda belli bir duruma gelmek
The cake turned out well
Pasta iyi sonuçlandı
anlaşılmak
bir gerçeğin sonradan ortaya çıkması
It turns out he was wrong
Yanlış olduğu anlaşıldı
ortaya çıkmak
bir durumun en sonunda anlaşılması veya belli olması
It turns out that he was right
Haklı olduğu ortaya çıktı
havalı
In sceneçok güçlü havalı veya etkileyici olan
That motorcycle looks badass
O motosiklet çok havalı görünüyor
sert
güçlü ve kendine güvenen kişi
He is a badass
O sert biridir
dışarı çıkmak
bir yerden veya odadan ayrılmak
Please go out now
Lütfen şimdi dışarı çık
gezmek
eğlenmek için evden ayrılmak
I want to go out tonight
Bu gece dışarı çıkmak istiyorum
sönmek
yanmayı veya çalışmayı durdurmak
The lights suddenly went out
Işıklar aniden söndü
yayımlanmak
bir haberin veya bilginin herkese duyurulması
The invitations went out yesterday
Davetiyeler dün yayımlandı
dışarı çıkmak
bir yerden ayrılıp başka bir yere gitmek
It is time to go out
Dışarı çıkma zamanı geldi
çıkmak
biriyle romantik bir ilişki yaşamak
They have been going out for a year
Bir yıldır çıkıyorlar
bir yerde
In scenebelirlenmemiş veya bilinmeyen bir yer
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yere bıraktım
bir yer
bilinmeyen veya belirtilmemiş bir konum
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yerde bıraktım
önemsemek
In scenebirine veya bir şeye ilgi veya endişe duymak
I don't care
Umursamıyorum
istemek
bir şeyi yapmayı istemek
Would you care for tea
Çay ister misiniz
bakım
birine veya bir şeye bakma eylemi
Skin care is important
Cilt bakımı önemlidir
ses
In scenekonuşurken veya şarkı söylerken çıkan ses
He has a deep voice
Onun derin bir sesi var
dile getirmek
düşünce veya duyguları söylemek
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
seçti
In scenebir grup arasından bir şeyi seçmek
He chose a red car
Kırmızı bir araba seçti
seçti
bir gruptan bir şeyi tercih etti
She chose the red dress
O kırmızı elbiseyi seçti
büyümek
In sceneboyut veya boy olarak artmak
The plant grew taller
Bitki daha fazla uzadı
büyümek
yaşça büyümek
Children grow quickly
Çocuklar hızlı büyür
olmak
bir şeye dönüşmek veya bir duruma gelmek
He grew tired
Yorulmaya başladı
yetiştirmek
bitki veya saç gibi şeylerin gelişmesini sağlamak
They grow tomatoes in the garden
Bahçede domates yetiştiriyorlar
bir kez
In scenetek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
olduğunda
In sceneolduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
bir zamanlar
geçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
fark etmek
In scenebir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
idrak etmek
In scenebir durumun önemini veya gerçekliğini kavramak
He finally realized the truth
Sonunda gerçeği idrak etti
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
bak
In scenebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
görünmek
belirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bakmak
gözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
algoritma
In scenebir problemi çözmek veya bir görevi yerine getirmek için izlenen işlem basamakları
The computer uses an algorithm to sort the data
Bilgisayar, verileri sıralamak için bir algoritma kullanır
algoritma
In scenebir problemi çözmek veya bir görevi yerine getirmek için izlenen adım adım yöntem
The computer uses an algorithm to sort the list
Bilgisayar listeyi sıralamak için bir algoritma kullanıyor
kaçınmak
In scenebirinden veya bir şeyden uzak durmak
He tried to evade the question
Sorudan kaçınmaya çalıştı
her şeye gücü yeten
In scenebüyük güce sahip olan
God is almighty
Tanrı her şeye gücü yetendir
cinayet
In scenebirini kasten öldürme suçu
He was arrested for murder
Cinayet suçundan tutuklandı
öldürmek
In scenebirini kasıtlı olarak öldürmek
They plotted to murder the king
Kralı öldürmeyi planladılar
mahvetmek
bir şeyi tamamen bozmak veya sona erdirmek
She murdered that melody with her performance
Performansıyla melodiyi mahvetti
çözmek
bir problemi çözmek veya bir şeyi anlamak
I need to figure out this puzzle
Bu bulmacayı çözmem gerekiyor
anlamak
düşünerek bir şeyi kavramak
I can't figure out how this works
Bunun nasıl çalıştığını anlayamıyorum
elçi
In scenebaşka bir kişi veya grubu temsil etmek için gönderilen kimse
The king sent an emissary to negotiate peace
Kral barış görüşmeleri için bir elçi gönderdi
elçi
başkalarını temsil etmek üzere görevle gönderilen kimse
The king sent an emissary to negotiate peace
Kral barışı görüşmek için bir elçi gönderdi
rozet
In scenekim olduğunuzu göstermek için taktığınız küçük bir işaret
He wears a name badge
O, bir isim rozeti takıyor
güvenmek
yardım için birine veya bir şeye ihtiyaç duymak
You can rely on me
Bana güvenebilirsin
bel bağlamak
destek veya yardım için birine güvenmek
We rely on the bus to get to work
İşe gitmek için otobüse bel bağlıyoruz
seçmek
bir şeyi almaya veya yapmaya karar vermek
I will go for the cake
Keki seçeceğim
satılmak
belirli bir fiyata sahip olmak
These shoes go for fifty dollars
Bu ayakkabılar elli dolara satılıyor
geçerli olmak
bir durumun birisi veya bir şey için geçerli olması
The same rule goes for everyone
Aynı kural herkes için geçerlidir
dışarı çıkmak
bir aktivite yapmak amacıyla evden ayrılmak
I go for a run in the morning
Sabahları koşuya çıkarım
katliam
In sceneçok sayıda insanın vahşice öldürüldüğü olay
The battle ended in a bloodbath
Savaş bir katliamla sonuçlandı
yemin etmek
In sceneciddi bir söz veya vaatte bulunmak
I swear to tell the truth
Doğruyu söyleyeceğime yemin ederim
yemin etmek
bir şeyden çok emin olduğunu belirtmek
I swear I saw him
Onu gördüğüme yemin ederim
küfretmek
kötü kelimeler kullanmak
Do not swear in class
Derste küfretme
heyet
In scenebaşkalarını temsil etmek için gönderilen grup
The Japanese delegation arrived today
Japon heyeti bugün vardı
doğru
In scenegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
tamam
anlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
yetenekli
In scenebir şeyi yapabilme yeteneğine sahip olan
She is capable of doing the job
O bu işi yapabilecek yetenekte
yetenekli
bir şeyi iyi yapabilme becerisine sahip olan
She is a very capable student
O çok yetenekli bir öğrenci
devralmak
bir şeyin yönetimini üstlenmek
He will take over the company
Şirketi devralacak
ele geçirmek
bir yerin kontrolünü almak
The army took over the city
Ordu şehri ele geçirdi
devralma
bir şirket veya organizasyonun kontrolünü üstlenme eylemi
They decided to take over the company
Şirketi devralmaya karar verdiler
götürmek
bir şeyi bir kişiye veya yere ulaştırmak
Can you take this over to her
Bunu ona götürebilir misin
hiçbir şekilde
In scenevurgu yapmak için kullanılır
I have no doubt whatsoever
Hiçbir şüphem yok
her ne olursa olsun
herhangi bir şeyi vurgulamak için kullanılır
Any help whatsoever is welcome
Her ne şekilde olursa olsun her türlü yardım hoş karşılanır
hapishane
In scenesuç işleyenlerin cezalandırıldığı yer
He is in prison
O hapishanede
cezaevi
In scenesuçluların kapatıldığı yer
The prison is very old
Cezaevi çok eski
yani
söylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
son kez
diğer hepsinden sonra gelen
This is the last time
Bu son kez
geçen sefer
şu andan hemen önce gerçekleşen
I went there last time
Geçen sefer oraya gittim
geçen sefer
şu andan önceki en yakın zaman
I ate sushi last time
Geçen sefer sushi yedim
dâhilik
In sceneüstün zihinsel yetenek
Her musical genius is obvious
Onun müzikal dâhiliği ortada
dâhi
In sceneüstün zihinsel yeteneğe sahip kişi
Einstein was a genius
Einstein bir dâhiydi
dahi
olağanüstü zeka veya yeteneğe sahip kişi
Albert Einstein was a true genius
Albert Einstein gerçek bir dahiydi
üstün zekalı
olağanüstü zihinsel yeteneklere sahip kimse
She is a genius when it comes to science
Bilim konusunda o üstün zekalıdır
özelleştirilebilir
In sceneihtiyaçlara göre değiştirilebilir
The interface is fully customizable
Arayüz tamamen özelleştirilebilir
istemek
bir şeyi istediğini söylemek
I will ask for a glass of water
Bir bardak su isteyeceğim
şahsen
In scenekendi görüşüne göre
Personally, I prefer tea
Şahsen çayı tercih ederim
affetmek
In scenebirinin hatası nedeniyle ona kızmayı bırakmak
Please forgive me
Lütfen beni affet
tanımak
In scenebirini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
In scenedinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
In scenebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
şifreleme
In scenebilgiyi başkalarının okuyamaması için değiştirme süreci
Encryption protects your private data
Şifreleme özel verilerinizi korur
karşı olmak
birine veya bir şeye karşı olumsuz duygular beslemek
I have nothing against him
Ona karşı bir şeyim yok
ne kadar
miktar veya fiyat sormak için kullanılan ifade
How much is this
Bu ne kadar
kurmak
In scenebir şeyi kullanıma hazır hale getirmek için yerleştirmek
I need to install the new software
Yeni yazılımı kurmam gerekiyor
hay aksi
In sceneküçük bir hata yapıldığında söylenen ünlem
Oops, I dropped the pen
Hay aksi, kalemi düşürdüm
değil mi
In scenekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
In scenekafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
skor
In scenebir oyundaki puanların toplamı
The score is two to one
Skor ikiye bir
puan almak
bir oyun veya sınavdan puan almak
He scored 90 on the test
Sınavdan 90 aldı
elde etmek
bir şeyi kazanmak veya almak
He managed to score two tickets to the game
Maça iki bilet almayı başardı
emin
In sceneşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
kararsız
bir şey hakkında kesinliği olmayan
He is sure about the plan
Plan hakkında kararsız
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
olursa diye
bir şeyin olması ihtimaline karşı önlem olarak
Take an umbrella in case it rains
Yağmur yağarsa diye şemsiye al
şifre çözme
In sceneşifreli metnin normal metne dönüştürülme işlemi
Decryption requires a secret key
Şifre çözme gizli bir anahtar gerektirir
şifre çözme
şifrelenmiş bilgiyi okunabilir hale getirme işlemi
The decryption of the file was successful
Dosyanın şifre çözme işlemi başarılıydı
içeride
In scenebir yerin veya nesnenin içi
It is very hot inside
İçerisi çok sıcak
içinde
bir şeyin iç kısmı veya içinde
The keys are inside the bag
Anahtarlar çantanın içinde
içeriden
sadece sınırlı sayıda kişinin bildiği
She has inside knowledge
Onun içeriden bilgisi var
içinde
bir nesnenin veya yerin içi
The cat is inside the box
Kedi kutunun içinde
mini kaset
ses kaydetmek veya çalmak için kullanılan küçük kaset
I found an old mini cassette in the attic
Çatı katında eski bir mini kaset buldum
incinmiş
In scenefiziksel veya duygusal acı hissetmek
He felt deeply hurt
Derinden incinmiş hissetti
incitmek
In scenebirine veya bir şeye fiziksel ya da duygusal zarar vermek
Don't hurt your brother
Kardeşini incitme
kırgın
üzgün veya alınmış hissetmek
She felt hurt by his words
Onun sözleri yüzünden kırgın hissetti
acıtmak
birine fiziksel acı vermek
Don't hurt your knee
Dizini acıtma
an
In scenebir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
zaman
olayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
vakit
belirli bir deneyim veya yaşam tarzı
We had a great time
Harika vakit geçirdik
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
harika
In sceneçok iyi
This cake is fantastic
Bu kek harika
inanılmaz
çok büyük ölçüde
He spent a fantastic amount of money
İnanılmaz miktarda para harcadı
odaklanmak
bir şeye dikkatini vermek
Please focus on your work
Lütfen işine odaklan
yazdı
In scenebir metni oluşturmak
She wrote a letter to her friend
Arkadaşına bir mektup yazdı
geri izlemek
In scenebir şeyin kökenine ulaşmak için geriye doğru gitmek
The detective had to backtrace the criminal's steps
Dedektif suçlunun adımlarını geriye doğru izlemek zorundaydı
geriye dönük takip etmek
bir yolu takip ederek başlangıç noktasına varmak
Researchers backtrace the data to the original server
Araştırmacılar veriyi orijinal sunucuya kadar geriye dönük takip ettiler
kökene inmek
bir olayın başlangıç noktasını ortaya çıkarmak
It is hard to backtrace the rumour to its source
Söylentinin kökenine inmek zordur
olmadan
In scenebir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
olmadan
In scenebir şeyin veya birinin dahil edilmediği durum
You cannot go without a ticket
Bilet olmadan gidemezsin
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
komplo
In scenebir grup insanın gizlice yaptığı plan
The police uncovered a conspiracy
Polis bir komployu ortaya çıkardı