

Arrow — Season 7 Episode 16
Words & meanings
674 words
CEFR level
kalabalık
In scenebirlikte bulunan çok sayıda insan
There is a large crowd at the concert
Konserde büyük bir kalabalık var
kalabalık
bir araya gelmiş çok sayıda insan
The crowd cheered for the team
Kalabalık takım için tezahürat yaptı
sıkıştırmak
dar bir alana sığdırmaya çalışmak
Do not crowd the passengers in the elevator
Asansördeki yolcuları sıkıştırmayın
yardıma koşmak
birini zor bir durumdan kurtarmak için yardım etmek
She came to the rescue when my car broke down
Arabam bozulduğunda yardıma koştu
-e doğru
In scenebirine veya bir şeye doğru
She walked towards the door
Kapıya doğru yürüdü
gerçek
In scenedoğru olduğu bilinen şey
This is a known fact
Bu bilinen bir gerçektir
aslında
bir şeyin doğru olduğunu vurgulamak veya ek bilgi vermek için kullanılır
In fact, it is very cold
Aslında hava çok soğuk
gerçek
doğru veya gerçek olan bir şey
It is a fact that the earth is round
Dünyanın yuvarlak olduğu bir gerçektir
gerçek
doğru olan bir şey
It is a fact that the earth is round
Dünyanın yuvarlak olması bir gerçektir
hiçbir şey yapmamak
hiçbir işle uğraşmamak
I decided to do nothing all day
Bütün gün hiçbir şey yapmamaya karar verdim
duymak
In scenebir bilgi edinmek
I heard the news
Haberi duydum
duymak
In scenekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
korumak
In scenegüvenliği sağlamak için gözetlemek
The dog guards the house
Köpek evi korur
koruma
In scenebir yeri veya kişileri koruyan kişi
The guard is at the door
Koruma kapıda duruyor
tetikte olma
tehlikeden kaçınmak için dikkatli olma durumu
You must keep your guard up
Tetikte olmalısın
hariç
bir şeyi dışarıda tutarak
Everyone was there except for John
John hariç herkes oradaydı
hariç
bir şey dışında tutulan tek şeyi belirtmek için kullanılır
Everyone came except for John
John hariç herkes geldi
her gün
her bir gün
I exercise every day
Her gün egzersiz yaparım
yerinde duramayan kişi
In scenehuzursuzluktan veya sıkıntıdan sürekli hareket eden kimse
He is a constant fidgeter during meetings
O toplantılarda sürekli yerinde duramayan biridir
heyet
In scenebirlikte çalışan insan grubu
The press corps arrived
Basın heyeti geldi
birlik
organize olmuş insan topluluğu
He joined the army corps
Ordu birliğine katıldı
birlik
silahlı kuvvetlerdeki bir grup insan
She joined the medical corps
Tıbbi birliğe katıldı
kolordu
ordu içinde görev yapan büyük askeri birim
The army corps moved forward
Kolordu ileri hareket etti
hayal etmek
In scenezihinde bir resim veya görüntü oluşturmak
Imagine a beautiful beach
Güzel bir plaj hayal et
dakika
In scene60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
bir an
çok kısa bir süre
Give me a minute
Bana bir dakika ver
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
melek yatırımcı
yeni kurulan işlere sermaye desteği sağlayan kişi
She is looking for an angel investor
O bir melek yatırımcı arıyor
çalmak
In scenebaşkasının eşyasını izinsiz olarak almak
He stole my pen
Kalemimi çaldı
çalmak
başkasının hak ettiği ilgiyi veya övgüyü almak
She stole the show
Tüm ilgiyi o topladı
kelepir
çok uygun fiyata alınan şey
This jacket was a steal
Bu ceket tam bir kelepir
fedakâr
In scenebaşkalarını kendinden daha çok düşünen
She is very selfless
O çok fedakârdır
genetik
In scenegenlerle veya kalıtımla ilgili olan
Some diseases are genetic
Bazı hastalıklar genetiktir
bilirsin ya
konuşmacının adını söylemek istemediği bir şeye atıfta bulunmak için kullanılır
He is doing you know what again
Yine bilirsin ya, onu yapıyor
biliyor musun
konuşurken dikkat çekmek veya zaman kazanmak için kullanılan ifade
You know what we should go home
Biliyor musun eve gitmeliyiz
malum şey
ismini söylemek istemediğimiz şey
I forgot to buy you know what
Malum şeyi almayı unuttum
devre dışı bırakmak
In scenebir şeyin çalışmasını durdurmak
You can disable the alarm
Alarmı devre dışı bırakabilirsiniz
sakat bırakmak
birinin aktivitelerini kısıtlayan fiziksel veya zihinsel bir duruma sahip olmasına neden olmak
The accident disabled him
Kaza onu sakat bıraktı
var olmak
In scenegerçekte mevcut olmak
Do you think aliens exist?
Uzaylıların var olduğunu düşünüyor musun?
var olmak
bir şeyin gerçek olması veya bulunması
Do ghosts really exist
Hayaletler gerçekten var mı
milyon
In scenebin tane binlikten oluşan sayı
A million people live here
Burada bir milyon insan yaşıyor
hızlıca
In scenehızlı bir şekilde veya gecikmeden
He ran quickly to the bus
Otobüse hızlıca koştu
yarım
In scenebütünü oluşturan iki eşit parçadan biri
He ate half the apple
Elmanın yarısını yedi
yarı
tam olmayan veya kısmen
He was half asleep
Yarı uykuluydu
tırmanmak
In sceneel ve ayakları kullanarak yukarı çıkmak
He climbed the mountain
Dağa tırmandı
tırmanarak inmek
elleri ve ayakları kullanarak aşağı doğru hareket etmek
He climbed down the ladder
Merdivenden aşağı tırmandı
telefon
In scenearama yapmak için kullanılan aygıt
The phone is on the table
Telefon masanın üzerinde
telefon etmek
telefonla aramak
I will phone you tomorrow
Seni yarın arayacağım
telefon
arama yapmak ve mesajlaşmak için kullanılan cihaz
She sent a message on her phone
O telefonundan mesaj gönderdi
telefon
sadece sesli iletişim için kullanılan alet
He picked up the phone to call his friend
Arkadaşını aramak için telefonu eline aldı
havalı
In sceneçok güçlü havalı veya etkileyici olan
That motorcycle looks badass
O motosiklet çok havalı görünüyor
sert
güçlü ve kendine güvenen kişi
He is a badass
O sert biridir
plan
In scenebir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
planlamak
In scenebir şeyi yapmaya niyet etmek
I plan to travel
Seyahat etmeyi planlıyorum
planlamak
bir şey için hazırlık yapmak
We plan a trip
Bir gezi planlıyoruz
plan
gelecekteki bir olay için yapılan hazırlıklar
We have a plan for the weekend
Hafta sonu için bir planımız var
kaptırmak
bir şeye kendini tamamen kaptırmak
I got caught up in the movie
Filme kendimi kaptırdım
yetişmek
önündeki birine ulaşmak
Run faster to catch up with him
Ona yetişmek için daha hızlı koş
arayı kapatmak
birine en son haberleri anlatmak
Let's have coffee and catch up
Kahve içip arayı kapatalım
sohbet
birisiyle son yaşananları paylaşmak için yapılan rahat görüşme
We had a quick catch up over coffee
Kahve eşliğinde hızlı bir sohbet ettik
telafi
birinin beklenen seviyeye ulaşmasına yardımcı olan çalışma
She took catch up classes to improve her grades
Notlarını düzeltmek için telafi dersleri aldı
alışkın olmak
bir duruma deneyimden dolayı aşina olmak
I am used to waking up early
Erken kalkmaya alışkınım
zıt
In scenebaşka bir şeyden mümkün olduğunca farklı olan şey
Black is the opposite of white
Siyah, beyazın zıttıdır
yeterli olmak
bir amaç için yeterince iyi olmak
This old laptop won't cut it
Bu eski dizüstü bilgisayar yeterli olmayacak
iletişim
In scenebiriyle irtibat kurma eylemi
Please contact me soon
Lütfen benimle yakında iletişime geçin
kontak yapıştırıcı
basıldığında yapışacak şekilde tasarlanan
Use contact adhesive for the edges
Kenarlar için kontak yapıştırıcı kullanın
temas
birine veya bir şeye dokunma eylemi
Avoid direct contact with the skin
Ciltle doğrudan temastan kaçının
kontakt lens
görmeyi iyileştirmek için göze takılan ince mercek
I wear contact lenses every day
Her gün kontakt lens takıyorum
dün gece
bugünden önceki gece
I slept well last night
Dün gece iyi uyudum
dün gece
bugünden önceki gece
I went to the cinema last night
Dün gece sinemaya gittim
an
In sceneçok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
an
çok kısa süre
It happened in a moment
Bir anda oldu
an
çok kısa bir zaman dilimi
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
kısa süre
az bir zaman aralığı
It took a short moment
Kısa bir süre aldı
eller
In scenekolun parmakların olduğu uç kısmı
Wash your hands
Ellerini yıka
yardım
insanların sağladığı fiziksel destek
I need extra hands to finish the project
Projeyi bitirmek için yardıma ihtiyacım var
kontrol
birinin gözetimi veya yönetimi altında olma
This situation is out of my hands
Bu durum benim kontrolümde değil
beceri
bir işi yapma konusundaki yetenek veya ustalık
He has the hands for this work
Bu iş için yetenekli elleri var
aktif
In sceneçok hareket eden veya çalışan
He is an active child
O hareketli bir çocuk
aktif
şu anda kullanılan veya çalışır durumda olan
The account is still active
Hesap hâlâ aktif
faal
bir grupta veya organizasyonda yer alan
She is an active member of the club
O kulübün faal bir üyesidir
hadi
birini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
çalışmaya başlamak
devreye girmek veya çalışmaya başlamak
The lights come on at night
Işıklar gece yanar
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
tipik
In scenebir kişi veya şey için normal veya alışılagelmiş olan
It was a typical Monday morning
Tipik bir Pazartesi sabahıydı
tipik
her zamanki gibi olan veya sık görülen
It is a typical day for us
Bizim için tipik bir gün
şeyler
In scenegenel olarak nesneler veya eşyalar
I have too much stuff
Çok fazla şeyim var
eşyalar
kişisel eşyalar veya sahip olunanlar
Put your stuff in the car
Eşyalarını arabaya koy
doldurmak
bir şeyi bir yere sıkıca yerleştirmek
She stuffed the bag
Çantayı doldurdu
cevap
In scenebir soruya verilen yanıt
I am waiting for your answer
Cevabını bekliyorum
çözüm
bir sorunu çözmenin doğru yolu
I found the answer to the puzzle
Bulmacanın çözümünü buldum
cevap
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
The answer is not correct
Cevap doğru değil
yanıt
bilgi almak için kullanılan cümle veya ifade
I need an answer to this question
Bu soruya bir yanıt bekliyorum
etkilemek
güçlü bir duygu uyandırmak
His words got to me
Sözleri beni etkiledi
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
zorunda kalmak
bir şeyi yapmakla yükümlü olmak
I get to do the chores
Ev işlerini yapmak zorundayım
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
fırsat bulmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to meet the famous actor today
Bugün ünlü oyuncuyla tanışma fırsatı buluyorum
hale gelmek
belirli bir duruma dönüşmek
It will get to be hot soon
Yakında sıcak bir hal alacak
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
sorumluluk
In sceneyapmanız gereken işler
Doing homework is his responsibility
Ödev yapmak onun sorumluluğudur
sorumluluk
yerine getirilmesi gereken görev
It is my responsibility to finish the work
İşi bitirmek benim sorumluluğum
olay yeri
In scenebir olayın gerçekleştiği yer
Police arrived at the scene
Polis olay yerine ulaştı
sahne
bir film veya oyunun bir bölümü
This is my favorite scene in the movie
Bu filmdeki en sevdiğim sahne bu
rezalet
toplum içinde gösterilen öfkeli davranış
Please do not make a scene
Lütfen rezalet çıkarma
çevre
kişinin ilgi duyduğu sosyal ortam veya grup
She is part of the local art scene
O yerel sanat çevresinin bir parçası
hiç
In sceneherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to call him tomorrow
Yarın onu aramayı planlıyorum
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
konuşmak
biriyle sözlü olarak iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
daha önce
In scenedaha önceki bir zamanda
She previously worked here
O daha önce burada çalışmıştı
daha önce
şimdiden önceki bir zamanda
I met her previously
Onunla daha önce tanıştım
nefret etmek
In scenebirinden veya bir şeyden çok güçlü bir şekilde hoşlanmamak
I am hating this movie
Bu filmden nefret ediyorum
yerini bulmak
In scenebir şeyin nerede olduğunu keşfetmek
I cannot locate my keys
Anahtarlarımın yerini bulamıyorum
yerleşmek
belirli bir yerde bulunmak
The company is located in London
Şirket Londra'da yer alıyor
zeka
In scenedüşünme ve öğrenme yeteneği
He has a great brain
Onun harika bir zekası var
beyin
In scenedüşünce ve duyguları kontrol eden, kafanın içindeki yumuşak organ
The brain controls the body
Beyin vücudu kontrol eder
muayene
bir sağlık durumunu kontrol etme işlemi
The doctor performed a medical examination
Doktor bir muayene yaptı
aman
In sceneöfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Holy cow, look at that
Vay canına, şuna bak
kutsal
In sceneTanrı veya din ile ilgili olan
This is a holy place
Burası kutsal bir yer
inşa etmek
In sceneparçaları bir araya getirerek bir şey yapmak
They build a new house
Yeni bir ev inşa ediyorlar
vücut yapısı
bir kişinin vücudunun şekli ve boyutu
He has a strong build
Güçlü bir vücut yapısı var
artmak
bir şeyin zamanla daha büyük veya güçlü hale gelmesi
The excitement began to build
Heyecan artmaya başladı
sürüm
bir yazılımın veya sistemin belirli bir versiyonu
This is the latest build of the software
Bu yazılımın en son sürümüdür
doğru
In scenegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
tamam
anlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
yürekten
In scenegerçek ve derin duygularla yapılan
He gave a heartfelt apology
Yürekten bir özür diledi
dırdır etmek
In scenebir şeyi sürekli hatırlatarak veya şikayet ederek rahatsız etmek
Stop nagging me
Bana dırdır etmeyi bırak
eski
In scenedaha önce olan veya var olan
He is a former president
O eski bir başkandır
basit
In scenezor veya karmaşık olmayan
This is a simple task
Bu basit bir görev
sade
gösterişsiz veya karmaşık olmayan
She wore a simple dress
Sade bir elbise giydi
basitçe
basit veya anlaşılır bir biçimde
I like to keep things simple
İşleri basit tutmayı severim
şirket
In scenemal veya hizmet satan kuruluş
He works for a law firm
Bir hukuk firmasında çalışıyor
sert
yumuşak olmayan veya esnemeyen
The mattress is very firm
Yatak çok sert
kararlı
fikrini veya kararını değiştirmeyen
She remained firm in her decision
Kararında kararlı kaldı
firma
ticari bir kuruluş
She works for a law firm
O bir hukuk firmasında çalışıyor
asansör
In sceneinsanları bina içinde yukarı ve aşağı taşıyan makine
The elevator is broken
Asansör bozuk
asansör
binada insanları aşağı yukarı taşıyan makine
The elevator stopped at the third floor
Asansör üçüncü katta durdu
asansör
katlar arasında dikey ulaşımı sağlayan düzenek
Please wait for the next elevator
Lütfen bir sonraki asansörü bekleyin
bastırmak
In scenebir şeyi hareket ettirmek için baskı uygulamak
Push the button
Düğmeye bas
zorlamak
birini bir şey yapmaya teşvik etmek
My parents push me to study
Ailem beni ders çalışmaya zorluyor
uyuşturucu satmak
yasadışı uyuşturucu maddeleri insanlara satmaya çalışmak
He was caught pushing drugs on the street
Sokakta uyuşturucu satarken yakalandı
kalmak
In scenebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
konaklama
bir yerde geçirilen süre
Enjoy your stay
Konaklamanızın tadını çıkarın
durdurmak
bir şeyin bir süreliğine gerçekleşmesini engellemek
The court decided to stay the proceedings
Mahkeme davayı durdurmaya karar verdi
hemen hemen
neredeyse veya esasen
I am pretty much finished
Hemen hemen bitirdim
açık fikirli
In sceneyeni bir şeyi değerlendirmeye hazır
I am open to suggestions
Önerilere açığım
açık
kapalı veya engellenmiş olmayan
The window is open
Pencere açık
açık
kapalı olmayan
The store is open now
Mağaza şimdi açık
açmak
kapalı veya engelli olan bir şeyi erişilebilir hale getirmek
Please open the door
Lütfen kapıyı aç
uzakta
In sceneburanın uzağında
The city is far away
Şehir çok uzakta
durmaksızın
durmadan veya ara vermeden
He was working away
Durmadan çalışıyordu
uzağa
bir şeyi başka bir yere taşımak
Put your toys away
Oyuncaklarını kaldır
ele vermek
gizli bir şeyi ortaya çıkarmak
Do not give the secret away
Sırrı ağzından kaçırma
kısa süreli
çok kısa süren
It was a two minute talk
Kısa süreli bir konuşmaydı
iki dakikalık
sadece iki dakika süren
I need a two minute break
İki dakikalık bir araya ihtiyacım var
ticaret
In scenemal alım satım faaliyeti
International trade is important
Uluslararası ticaret önemlidir
takas etmek
bir şeyi verip karşılığında başka bir şey almak
I will trade my card
Kartımı takas edeceğim
cinsel partner
cinsel anlamda kullanılan argo erkek terimi
He is just trade to him
O onun için sadece cinsel bir partner
zanaat
özel beceri gerektiren iş dalı
He learned a trade from his father
Babasından bir zanaat öğrendi
tam olarak
In scenekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
yalan söylemek
birine doğru olmayan bir şey söylemek
Do not lie to me
Bana yalan söyleme
yol göstermek
In sceneyolu göstermek veya yönetmek
She will lead the group
Gruba o yol gösterecek
kurşun
ağır ve yumuşak bir metal
Lead is a heavy metal
Kurşun ağır bir metaldir
ipucu
bir problemi veya gizemi çözmeye yardımcı olan bilgi parçası
The police followed a new lead in the case
Polis vakada yeni bir ipucunu takip etti
başrol
bir film veya tiyatro oyunundaki ana karakter
She played the lead in the movie
Filmde başrolü o oynadı
kalıcı
In sceneuzun süre veya sonsuza dek süren
This is a permanent job
Bu kalıcı bir iş
öncelik vermek
In scenebir şeyi diğerlerinden daha önemli saymak
You should prioritize your health
Sağlığına öncelik vermelisin
lüks
In scenepahalı ve şık olan
They went to a fancy restaurant
Lüks bir restorana gittiler
canı istemek
bir şeyi istemek veya beğenmek
Do you fancy a cup of tea
Bir fincan çay ister misin
hayal gücü
zihinde fikirler veya görüntüler yaratma yeteneği
It was just a flight of fancy
Bu sadece bir hayal ürünüydü
sanmak
bir şeyin kanıt olmasa bile doğru olduğunu düşünmek
I fancy that he is lying
Onun yalan söylediğini sanıyorum
eşlik etmek
biriyle birlikte bir yere gitmek
I will go with you to the store
Mağazaya seninle geleceğim
seçmek
bir şeyi seçmek veya karar vermek
I will go with the red car
Kırmızı arabayı seçeceğim
yakışmak
birlikte iyi görünmek veya uygun olmak
This tie goes with your suit
Bu kravat takım elbisene yakışıyor
seçmek
bir şeyi yapmaya karar vermek
I will go with the red shirt
Kırmızı tişörtü seçeceğim
daha zor
In scenezor veya sıkıntılı olan durum
Life is rougher these days
Bugünlerde hayat daha zor
uzak durmak
bir şeyden veya birinden uzak kalmak
Stay away from the fire
Ateşten uzak dur
kimlik
In scenekim olduğunuzu kanıtlayan resmi belge
Please show your identification
Lütfen kimliğinizi gösterin
rica etmek
In scenebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birinin fikrini öğrenmek
I ask for your advice
Tavsiyeni soruyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
net
In sceneanlaşılması kolay
The answer is clear
Cevap net
açık
In sceneengelsiz
The road is clear
Yol açık
tamamen
bir şeyin içinden bütünüyle
The bullet went clear through the wood
Mermi tahtanın içinden tamamen geçti
aklamak
birinin bir suçtan suçsuz olduğuna karar vermek
The evidence helped to clear him of the crime
Kanıtlar onu suçtan aklamaya yardımcı oldu
birleşik
In scenetek bir bütün haline getirilmiş
They formed a unified team to solve the problem
Sorunu çözmek için birleşik bir ekip oluşturdular
kabul etmek
sunulan bir şeyi almak
I will take it
Onu kabul edeceğim
öyle varsaymak
kanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I take it you agree
Katıldığını varsayıyorum
sır olarak sakla
bir şeyi başkalarına anlatmamak
Please take it to the grave
Lütfen bunu mezara kadar götür
başlamak
bir işe girişmek
You take it from here
Buradan devamını sen getir