Avatar: The Last Airbender — Season 1 Episode 18
Words & meanings
312 words
CEFR level
açık
In sceneengelsiz
The road is clear
Yol açık
net
anlaşılması kolay
The answer is clear
Cevap net
tamamen
bir şeyin içinden bütünüyle
The bullet went clear through the wood
Mermi tahtanın içinden tamamen geçti
aklamak
birinin bir suçtan suçsuz olduğuna karar vermek
The evidence helped to clear him of the crime
Kanıtlar onu suçtan aklamaya yardımcı oldu
yaşamını sürdürmek
In sceneyaşamaya devam etmek
Plants cannot survive without water
Bitkiler susuz yaşayamaz
hayatta kalmak
tehlikeli bir olaydan sonra sağ kurtulmak
He survived the accident
Kazadan hayatta kaldı
evet
In sceneevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
In sceneevet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
iyi
In sceneyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
ince
kalın olmayan
The pen has a fine tip
Kalemin ince bir ucu var
tamam
karşıdakinin anladığından emin olmak veya konuşmada duraksamak için kullanılan sözcük
Fine I will be there at five
Tamam saat beşte orada olacağım
nişanlı
In sceneevlenmek üzere söz vermiş
They are engaged
Onlar nişanlı
dahil etmek
birini bir şeye katmak veya ilgilendirmek
We need to engage the local community
Yerel topluluğu dahil etmemiz gerekiyor
uğraşmak
bir aktivitede yer almak
He likes to engage in sports
Sporla uğraşmayı sever
çalıştırmak
bir makineyi veya sistemi çalışır duruma getirmek
You need to engage the machine
Makineyi çalıştırman gerekiyor
önermek
In scenebir fikri değerlendirilmesi için sunmak
I suggest we go home
Eve gitmemizi öneririm
işaret etmek
bir şeyi göstermek veya ima etmek
The evidence suggests he is guilty
Kanıtlar onun suçlu olduğunu gösteriyor
anladım
bir şeyi anlamak
I got it
Anladım
Sorun değil
teşekkürlere yanıt olarak veya bir durumun sorun olmadığını belirtmek için kullanılır
Thanks for your help. No problem.
Yardımın için teşekkürler. Sorun değil.
kolayca
herhangi bir zorluk yaşamadan
I solved the puzzle with no problem
Bulmacayı kolayca çözdüm
değil mi
In scenekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
In scenekafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
sohbet
In scenekişiler arasındaki karşılıklı konuşma
We had a long conversation
Uzun bir sohbet ettik
hoş karşılanan
In scenememnuniyetle karşılanan veya istenen
You are welcome here
Burada isteniyorsunuz
karşılamak
In scenevaran birini selamlamak
They welcomed the guests
Misafirleri karşıladılar
serbest
bir şeyi yapmasına izin verilen
Questions are welcome
Sorular serbesttir
büyükanne
büyükanne için kullanılan samimi ve gayriresmi sözcük
My gran gran loves me so much
Benim büyükannem beni çok seviyor
bitirmek
In scenebir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
bitiş
bir olayın veya etkinliğin sonu
She is near the finish of her project
Projesinin bitişine yaklaştı
yüzey görünümü
bir yüzeyin son hali
The wood has a glossy finish
Ahşabın parlak bir yüzey görünümü var
gözden kaybolmak
In scenegörünmez hale gelmek veya bulunamamak
The sun disappeared behind the clouds
Güneş bulutların arkasında kayboldu
öğretme
In scenebir şeyi nasıl yapıldığını gösterme veya açıklama eylemi
Teaching requires patience
Öğretme sabır gerektirir
dekoratif
In scenebir şeyi daha güzel göstermek için kullanılan
These are decorative pillows
Bunlar dekoratif yastıklar
harika
In sceneçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
yeniden düşünmek
In scenebir şeyi tekrar düşünmek
Please reconsider your decision
Lütfen kararınızı yeniden düşünün
kafası karışmış
In scenedurumu veya konuyu net bir şekilde anlayamayan
I am confused about the rules
Kurallar konusunda kafam karıştı
emin
In sceneşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
kararsız
bir şey hakkında kesinliği olmayan
He is sure about the plan
Plan hakkında kararsız
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
dışarıda
In scenebina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
dış yüzey
bir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
dışarıdan
bir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
kolye
In sceneboyna takılan takı
She wears a beautiful necklace
Güzel bir kolye takıyor
kuzey
In scenekuzey ile ilgili veya kuzeyde olan
The northern part of the city is quiet
Şehrin kuzey kısmı sessizdir
değiştirmek
In scenebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
değiştirmek
eski bir şeyi alıp yerine yenisini koymak
I need to change my shirt
Gömleğimi değiştirmem gerekiyor
kış
In sceneyılın en soğuk mevsimi
Winter is very cold
Kış çok soğuktur
kışlamak
kışı bir yerde geçirmek
Many birds winter in warmer climates
Birçok kuş kışı daha sıcak iklimlerde geçirir
karşıya
In scenebir taraftan diğer tarafa
He swam across the river
Nehrin karşı tarafına yüzdü
soldan sağa
bulmacadaki yatay ipucu
Look at five across
Beş soldan sağaya bak
karşısında
karşı tarafta
The shop is across the street
Dükkan sokağın karşısında
haberdar
bir konu hakkında bilgi sahibi olan
Are you across the project details
Proje detaylarından haberdar mısın
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
buluşmak
In scenebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
benzemek
bir şeye benzer olmak
His words meet his actions
Sözleri davranışlarına benziyor
karşılamak
bir gereksinimi yerine getirmek
We must meet the requirements
Gereksinimleri karşılamalıyız
buluşma
insanların bir araya geldiği etkinlik
They organized a school meet
Okul için bir buluşma düzenlediler
daha erken
In scenebeklenenden önce
I arrived sooner than expected
Beklenenden daha erken geldim
daha erken
beklenenden daha kısa sürede gerçekleşen
Please arrive sooner next time
Lütfen bir dahaki sefere daha erken gel
tercih etmek
bir şeyi başka bir şeye yeğlemek
I would sooner stay than leave
Gitmektense kalmayı tercih ederim
ileri
In sceneüst seviyede olan
This is an advanced course
Bu ileri seviye bir ders
modern
en yeni yöntemleri içeren
They have advanced ideas
Modern fikirleri var
ileri
ileri bir yaşta olan
He is at an advanced age
O ileri bir yaşta
ileri seviye
yüksek bilgi veya beceriye sahip
She is an advanced student
O ileri seviye bir öğrenci
yüz
In scene100 sayısı
I have one hundred dollars
Yüz dolarım var
herhangi bir şey
In sceneherhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
hiçbir şey
herhangi bir nesne veya madde
I don't have anything
Hiçbir şeyim yok
bulmak
In scenebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
biri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
ekip
In scenebirlikte çalışan insan grubu
The film crew worked hard
Film ekibi çok çalıştı
mürettebat
birlikte çalışan insan grubu
The crew is ready
Mürettebat hazır
mürettebatta yer almak
bir teknenin veya geminin ekibinde görev yapmak
He likes to crew on sailing boats
O yelkenli teknelerde mürettebat olarak çalışmayı sever
korsan
In scenedenizde gemilere saldıran kişi
He is a pirate
O bir korsandır
korsan
gemilere saldırıp yağmalayan kişi
Pirates stole the gold
Korsanlar altını çaldı
yasadışı kopyalamak
bir şeyi izin almadan kopyalamak
It is illegal to pirate software
Yazılımı yasadışı kopyalamak suçtur
izinsiz kullanmak
bir şeyi hak sahibinden çalmak veya izinsiz kullanmak
They pirate games without paying
Oyunları ödeme yapmadan izinsiz kullanıyorlar
ayarlanmış
In scenebaşkaları tarafından önceden planlanmış
The trip was arranged by the agency
Gezi acente tarafından ayarlandı
ayarlamak
bir şeyin olması için hazırlık yapmak
We arranged a meeting for tomorrow
Yarın için bir toplantı ayarladık
özür
In sceneüzgün olduğunu belirten sözler
Please accept my apologies
Lütfen özürlerimi kabul edin
kurtulduk
İstenmeyen bir şeyin veya kişinin gitmesinin verdiği rahatlama hissi
Good riddance to that bad job
O kötü işten kurtulduk
oo
In sceneşaşkınlık veya haz belirten bir ünlem
Ooh, look at that cake!
Oo, şu pastaya bak!
biriyle çıkmak
biriyle romantik bir ilişki yaşamak
He is going out with Sarah
Sarah ile çıkıyor
doğmuş
In scenedünyaya gelmiş olan
I was born in Istanbul
İstanbul'da doğdum
doğmuş
dünyaya gelmiş
He was born last year
O geçen yıl doğdu
civarında
In scenebir şeye yakın bir alanda
Is there a bank around here
Buralarda bir banka var mı
tersine
In scenebir şeyi başka bir yöne çevirmek
Please turn around
Lütfen arkana dön
yaklaşık
yaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
etrafında
bir şeyin her yanını çevreleyen
We sat around the table
Masanın etrafında oturduk
parti vermek
bir eğlence düzenlemek
She wants to throw a party this weekend
Bu hafta sonu bir parti vermek istiyor
son kez
diğer hepsinden sonra gelen
This is the last time
Bu son kez
geçen sefer
şu andan hemen önce gerçekleşen
I went there last time
Geçen sefer oraya gittim
geçen sefer
şu andan önceki en yakın zaman
I ate sushi last time
Geçen sefer sushi yedim
bütün
In scenebir şeyin tamamı
I ate the whole pizza
Bütün pizzayı yedim
bütün
hiçbir parçası eksik veya hasarlı olmayan
I ate the whole apple
Bütün elmayı yedim
etkilemek
güçlü bir duygu uyandırmak
His words got to me
Sözleri beni etkiledi
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
zorunda kalmak
bir şeyi yapmakla yükümlü olmak
I get to do the chores
Ev işlerini yapmak zorundayım
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
fırsat bulmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to meet the famous actor today
Bugün ünlü oyuncuyla tanışma fırsatı buluyorum
hale gelmek
belirli bir duruma dönüşmek
It will get to be hot soon
Yakında sıcak bir hal alacak
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
söylenti
In scenedoğru olmayabilecek bir hikaye
I heard a rumor about him
Onun hakkında bir söylenti duydum
söylenti
doğruluğu kanıtlanmamış yayılan bilgi
I heard a rumor about the new project
Yeni proje hakkında bir söylenti duydum
kabile
In sceneortak geleneklere sahip insan grubu
They belong to a small tribe
Onlar küçük bir kabileye aitler
kabile
In sceneortak gelenekleri ve liderleri olan insan topluluğu
This tribe lives in the forest
Bu kabile ormanda yaşıyor
aman
In scenebıkkınlık veya yalvarma durumunda kullanılır
Oh, please stop it
Ah, lütfen dur artık
memnun etmek
In scenebirini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
anlaşıldı
telsiz mesajını almak ve kavramak
Please the transmission
İletiyi anladım
mükemmel
In sceneçok iyi
This cake is excellent
Bu kek mükemmel
düşünmek
bir konu hakkında fikir yürütmek
I need to think of a solution
Bir çözüm düşünmem gerekiyor
hatırlamak
birini veya bir şeyi zihne getirmek
I often think of my home
Sık sık evimi hatırlarım
aklına gelmek
bir fikir üretmek ya da bir şeyi hatırlamak
I can think of a better name
Daha iyi bir isim aklıma geliyor
olmadan
In scenebir şeyin veya birinin dahil edilmediği durum
You cannot go without a ticket
Bilet olmadan gidemezsin
olmadan
bir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
-sa bile
bir şey ne olursa olsun gerçekleşeceğini belirtmek için kullanılır
I will go even if it rains
Yağmur yağsa bile gideceğim
sebep
In scenebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
karar vermek
In scenebir seçim yapmak
I cannot decide
Karar veremiyorum
belirlemek
bir şeye karar kılıp seçmek
We decided the date
Tarihi belirledik
karar vermek
bir seçim yapmak
I decided to eat pizza
Pizza yemeye karar verdim
etkilemek
In scenebirinin hayranlığını veya saygısını kazanmak
He tried to impress his boss
Patronunu etkilemeye çalıştı
etkilemek
birinde hayranlık veya saygı uyandırmak
He wanted to impress his boss
Patronunu etkilemek istedi
iz bırakmak
birinin duygu veya düşünceleri üzerinde güçlü bir etki yaratmak
Her kindness impressed me
Kibarlığı bende iz bıraktı
etki etmek
güçlü bir his uyandırmak
The music impressed the crowd
Müzik kalabalığı etkiledi
etkinlik
In sceneyapılan bir şey
Reading is a fun activity
Okumak eğlenceli bir etkinliktir
etkinlik
In sceneeğlenmek veya çalışmak için yapılan şey
What is your favorite activity
En sevdiğin etkinlik nedir
etkinlik
insanların vakit geçirmek için yaptığı şeyler
We planned a fun activity for the afternoon
Öğleden sonra için eğlenceli bir etkinlik planladık
faaliyet
bir işin yapılması sırasındaki hareketlilik
There is a lot of activity in the city center
Şehir merkezinde çok faaliyet var
oldukça
In scenebüyük ölçüde
He is highly skilled
O oldukça yetenekli
dövüş
In sceneşiddetli bir karşı karşıya gelme durumu
The two boxers started to fight
İki boksör dövüşmeye başladı
tarz
bir şeyi yapma veya ifade etme biçimi
Her fight is very unique
Onun tarzı çok özgün
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
kavga
insanlar arasındaki öfkeli tartışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
denemek
In scenebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
bir davayı mahkemede incelemek
The court will try him
Mahkeme onu yargılayacak
doğru
In scenegerçek olan veya yanlış olmayan
It is true that she is here
Burada olduğu doğru
dürüst
yalan söylemeyen ve doğru sözlü
He is a true person
O dürüst bir insan
sadık
birine bağlı ve vefalı olan
She is a true friend to me
O benim için sadık bir dost
güvenilir
her zaman beklenen şekilde çalışan
This system is true and effective
Bu sistem güvenilir ve etkili
suçlu
In scenebir suç işleyen kimse
The criminal was arrested
Suçlu tutuklandı
suçla ilgili
suçla veya yasalara aykırı olan
Criminal activities are illegal
Suç faaliyetleri yasa dışıdır
durdurmak
In scenebir şeyin gerçekleşmesini engellemek
We must stop the fire
Yangını durdurmalıyız
durdurmak
bir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
birine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
gizem
In sceneanlaşılması veya açıklanması zor olan şey
Solving the crime was a real mystery
Suçu çözmek gerçek bir bilmeceydi
gizem
bilinmeyen veya açıklanamayan şey
It is a mystery
Bu bir gizem
gizem
açıklanması veya anlaşılması zor olan olay
The cause of the accident remains a mystery
Kazanın sebebi bir gizem olarak kalmaya devam ediyor
sır
kimsenin bilmediği veya gizli tutulan şey
He keeps his past a total mystery
Geçmişini tamamen bir sır olarak saklıyor
rağmen
In scenezıt bir durumu belirtmek için kullanılır
Although it was raining, we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
patlayıcı jel
In sceneyumuşak kıvamda olan bir patlayıcı madde
They used blasting jelly to remove the boulder
Kayayı kaldırmak için patlayıcı jel kullandılar
jöle
meyve ve şekerden yapılan tatlı bir sürülmelik
I like grape jelly
Üzüm jölesini severim
jöle
meyveden yapılan tatlı ve yumuşak bir gıda
She ate the red jelly
Kırmızı jöleyi yedi
jöle
sallandığında titreyen yumuşak tatlı bir yiyecek
The children enjoyed the strawberry jelly
Çocuklar çilekli jöleyi çok sevdi
tamamen
In sceneçok iyi veya eksiksiz bir şekilde
It is perfectly normal
Bu tamamen normal
sorun
In scenebaşa çıkması zor olan şey
I have a problem with my car
Arabamla ilgili bir sorunum var
problem
zorluk çıkaran bir soru veya durum
This math problem is hard
Bu matematik problemi zor
sorun değil
bir teşekkür veya özür sonrasında önemli olmadığını belirtmek için kullanılan ifade
Thanks for the help, it was no problem
Yardım için teşekkürler, hiç sorun değildi
sorun
çözülmesi gereken mesele
This is a big problem
Bu büyük bir sorun
istemek
In scenebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
plan
In scenebir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
planlamak
bir şey için hazırlık yapmak
We plan a trip
Bir gezi planlıyoruz
planlamak
bir şeyi yapmaya niyet etmek
I plan to travel
Seyahat etmeyi planlıyorum
plan
gelecekteki bir olay için yapılan hazırlıklar
We have a plan for the weekend
Hafta sonu için bir planımız var
görev
In sceneyapılması gereken bir iş parçası
Your job is to clean the room
Senin görevin odayı temizlemek
iş
para kazanmak için yapılan çalışma
I have a new job
Yeni bir işim var
operasyon
vücudu değiştirmek için yapılan tıbbi müdahale
She had a nose job
Burun ameliyatı oldu
zorlamak
In scenebirini bir şeyi yapmaya mecbur bırakmak
Don't force me to go
Beni gitmeye zorlama
kuvvet
In scenepolis veya asker gibi insanlardan oluşan grup
He joined the police force
Polis kuvvetine katıldı
güç
büyük kuvvet veya enerji
The wind had great force
Rüzgarın büyük bir gücü vardı
zorlamak
bir şeyi hareket ettirmek için fiziksel güç kullanmak
He forced the door open
Kapıyı açmak için zorladı
kaka
In scenevücuttan atılan katı atık
The dog made poop on the grass
Köpek çimlerin üzerine kaka yaptı
kaka yapmak
vücuttaki katı atıkları dışarı atmak
The baby pooped
Bebek kaka yaptı
kaka
vücuttan atılan katı atık
There is dog poop on the grass
Çimlerin üzerinde köpek kakası var
dışkı
insan veya hayvanlardan gelen katı atık
Clean up the animal poop in the garden
Bahçedeki hayvan dışkısını temizleyin
uçmak
In scenehavada hareket etmek
Birds fly in the sky
Kuşlar gökyüzünde uçar
fermuar
pantolonların önündeki kapama kısmı
His fly is open
Fermuarı açık
sinek
iki kanatlı küçük uçan böcek
A fly is in the room
Odada bir sinek var
tutmak
kabul görmek veya başarılı olmak
That idea will not fly
Bu fikir tutmayacak
tekrar
In scenebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
ulus
In scenetek bir hükümet altında aynı yerde yaşayan büyük bir insan grubu
Every nation has its own flag
Her ulusun kendi bayrağı vardır
etkilenmiş
In scenebirine hayranlık veya saygı duymak
I am impressed by your work
Yaptığın işten etkilendim
etkilenmiş
bir şeye karşı hayranlık duymak
I was impressed by her voice
Sesinden etkilendim
etkilenmiş
birinin hayranlığını veya saygısını kazanmış
I was impressed by his work
Onun işinden etkilendim
karanlık
In sceneışığın olmadığı durum
The room is very dark
Oda çok karanlık
koyu
açık olmayan renk
He has dark hair
Onun koyu renk saçları var
karamsar
mutsuz veya umutsuz
He had a dark thought
Karamsar bir düşüncesi vardı
karanlık
çoğunluk tarafından bilinmeyen veya görülmeyen
They have a dark past
Onların karanlık bir geçmişi var
gün doğumu
In scenegüneşin gökyüzünde ilk kez göründüğü an
I love watching the sunrise
Gün doğumunu izlemeyi seviyorum
hadi
birini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
çalışmaya başlamak
devreye girmek veya çalışmaya başlamak
The lights come on at night
Işıklar gece yanar
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak