

Breaking Bad — Season 2 Episode 8
Words & meanings
763 words
CEFR level
rahatça ilerlemek
In scenepürüzsüz ve kolayca hareket etmek
The car cruised down the highway
Araba otoyolda rahatça ilerledi
gezintiye çıkmak
bir araçla keyif için gezmek
We cruised around the city
Şehirde gezintiye çıktık
gemi turu
keyif için gemiyle yapılan yolculuk
They went on a Caribbean cruise
Karayipler'e gemi turuna gittiler
yolcu gemisi
insanları veya yükleri taşımak için kullanılan büyük tekne
The cruise arrived at the port this morning
Yolcu gemisi bu sabah limana ulaştı
satmak
In scenebir şeyi para karşılığında vermek
I will sell my old phone
Eski telefonumu satacağım
satmak
kişisel çıkar için birini ele vermek
He sold his partner to the police
Ortağını polise sattı
ikna etmek
birini bir şeye inanmaya ikna etmek
He sold me on the new plan
Beni yeni plana ikna etti
kendini pazarlamak
başkalarının sizi değerli görmesini sağlayacak şekilde sunmak
You need to sell yourself during the job interview
İş görüşmesinde kendini pazarlaman gerekiyor
sessiz
In sceneses çıkarmayan
The room was completely silent
Oda tamamen sessizdi
bloodhound
In scenegüçlü koku alma duyusuyla bilinen büyük bir köpek cinsi
The bloodhound followed the scent
Bloodhound kokuyu takip etti
bank
In sceneiki veya daha fazla kişinin oturabileceği uzun koltuk
He sat on the park bench
Park bankına oturdu
bench press yapmak
bir bank üzerinde ağırlık kaldırmak
He likes to bench at the gym
O spor salonunda bench press yapmayı seviyor
yedek bırakmak
bir sporcuyu maçta oynatmayıp kenara almak
The coach decided to bench the star player
Antrenör yıldız oyuncuyu yedek bırakmaya karar verdi
havada kurutmak
bir şeyi ısı kullanmadan havada kurutmak
Let the clothes air dry
Kıyafetleri havada kurutun
havayla kurutmak
ısı veya makine kullanmadan kendiliğinden kurumaya bırakmak
You should let your hair air dry
Saçını havayla kurumaya bırakmalısın
kanıt
In scenebir şeyin doğru olduğunu gösteren bilgi
There is no evidence for this claim
Bu iddia için hiçbir kanıt yok
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
hemen şimdi
tam olarak bu anda
I must go right now
Hemen şimdi gitmem gerekiyor
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
vergi
In scenegelir veya mallar üzerinden hükümete ödenen para
I have to pay my taxes
Vergilerimi ödemem gerekiyor
misilleme
In scenesize zarar veren birine karşılık olarak zarar verme eylemi
They feared reprisal for their actions
Yaptıkları için misillemeden korktular
teslim etmek
In scenebir şeyi ihtiyaç duyulan yere götürmek
The courier will deliver the package tomorrow
Kurye paketi yarın teslim edecek
doğurtmak
bir bebeğin doğumuna yardımcı olmak
The doctor will deliver the baby
Doktor bebeği doğurtacak
yapmak
resmi bir konuşma yapmak
The president will deliver a speech
Başkan bir konuşma yapacak
kurtarmak
birini tehlikeden çekip çıkarmak
The hero delivered them from danger
Kahraman onları tehlikeden kurtardı
yanına gitmek
birine doğru yürüyerek yaklaşmak
I will go up to him
Onun yanına gideceğim
yol açmak
bir şeyin olmasına sebep olmak
Smoking can lead to cancer
Sigara kansere yol açabilir
yol açmak
bir şeyin olmasına neden olmak
Hard work will lead to success
Sıkı çalışma başarıya yol açacaktır
bakılmaksızın
bir durumdan etkilenmeden veya onu dikkate almadan
We will go regardless of the weather
Hava durumuna bakılmaksızın gideceğiz
polis
In scenesuçları önleyen görevli grup
Call the police
Polisi ara
rol
In scenefilm veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
parça
bir şeyin bir bölümü
This is a part of the car
Bu arabanın bir parçası
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
bölge
bir ülkenin veya yerin belirli bir kesimi
He travels to many parts of the world
Dünyanın birçok bölgesini geziyor
sabah
In scenegünün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
günaydın
iyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
sabah
günün erken saatleri
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
imkansız
bir şeyin gerçekleşmesinin mümkün olmadığını belirtmek için kullanılır
No way he can win
Onun kazanması imkansız
Amerikalı
In sceneAmerika Birleşik Devletleri'nden olan veya orayla ilgili olan
He is American
O Amerikalı
kabul etmek
sunulan bir şeyi almak
I will take it
Onu kabul edeceğim
öyle varsaymak
kanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I take it you agree
Katıldığını varsayıyorum
sır olarak sakla
bir şeyi başkalarına anlatmamak
Please take it to the grave
Lütfen bunu mezara kadar götür
başlamak
bir işe girişmek
You take it from here
Buradan devamını sen getir
oturmak
In scenekalçayı bir yere yaslayarak dinlenmek
Please sit on the chair
Lütfen sandalyeye oturun
uymak
kabul edilebilir olmak
That decision doesn't sit well with me
Bu karar bana pek uymadı
yer almak
belirli bir yerde bulunmak
The house sits on a hill
Ev bir tepenin üzerinde yer alıyor
oturmak
vücudunu oturma pozisyonuna getirmek
Please sit in this chair
Lütfen bu sandalyeye otur
söz
In scenebir şeyi kesinlikle yapacağınızı bildiren ifade
I will keep my promise
Sözümü tutacağım
gelecek vaadi
kişinin gelecekte başarılı olacağına dair işaret
The young athlete shows great promise
Genç sporcu büyük gelecek vaadi gösteriyor
salıverme
tutulan birini veya bir şeyi serbest bırakma
He gave his promise to let them go
Onları serbest bırakmaya söz verdi
hoşça kal
In sceneayrılırken söylenen söz
He said goodbye to his friend
Arkadaşına hoşça kal dedi
paniklemek
In sceneaşırı derecede korkmak veya üzülmek
Don't freak out
Panikleme
ucube
çok garip veya alışılmadık kişi
He is a total freak
O tam bir ucube
tuhaf
çok garip veya normal olmayan
It was a freak accident
Bu tuhaf bir kazaydı
saat
In scene60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
bir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
düşünmek
In scenebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
In scenefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
zaman
In sceneolayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
an
In scenebir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
vakit
belirli bir deneyim veya yaşam tarzı
We had a great time
Harika vakit geçirdik
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
mademki
bir durum gerçekleştiği için
Now that you are here, we can start
Madem buradasın, başlayabiliriz
üst ped
yatağın üst kısmındaki dolgulu katman
This mattress has a pillow top
Bu yatağın üst pedi var
pedli yatak
üst kısmı yumuşak dolgulu olan yatak tipi
I prefer a pillow top mattress
Pedli yatakları tercih ederim
ikinci olarak
In sceneikinci sırada
Secondly, we need more time
İkinci olarak, daha fazla zamana ihtiyacımız var
yahu
In sceneşaşkınlık veya heyecan belirten ünlem
Man that was fast
Yahu bu çok hızlıydı
adam
yetişkin erkek birey
He is a kind man
O iyi bir adam
erkek
yetişkin erkek insan
Every man needs food
Her erkek yemeğe ihtiyaç duyar
dürüst
In scenedoğrudan ve doğru sözlü
Give me a straight answer
Bana dürüst bir cevap ver
düz
In sceneeğrisi veya bükümü olmayan
Draw a straight line
Düz bir çizgi çiz
doğrudan
durmadan veya yön değiştirmeden
Go straight to the office
Doğrudan ofise git
heteroseksüel
karşı cinse cinsel ilgi duyan
He is straight
O heteroseksüel
endişeli
In scenehuzursuz veya kaygılı olma durumu
He is worried about his health
Sağlığı konusunda endişeli
endişe
bir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişelendirmek
birini huzursuz veya mutsuz etmek
His bad grades worry his parents
Kötü notları ailesini endişelendiriyor
endişelenmek
huzursuz veya kaygılı hissetmek
I worry about my upcoming test
Yaklaşan sınavım hakkında endişeleniyorum
isim
In scenebirini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan kelime
My name is John
Benim adım John
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
geç
In scenezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
sonları
bir dönemin bitişine yakın
It happened in the late nineties
Doksanlı yılların sonlarında oldu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
kaka
In scenevücudun attığı katı atık
The dog left some crap on the carpet
Köpek halıya kaka yaptı
çöp
In scenedüşük değerli veya kalitesiz şeyler
This movie is total crap
Bu film tamamen çöp
umursama
bir şeye gösterilen ilgi veya kaygı
I do not give a crap
Umurumda değil
pes etmek
denemeyi bırakmak veya teslim olmak
Don't give up now
Şimdi pes etme
bırakmak
bir şeyi yapmayı bırakmak
I want to give up smoking
Sigarayı bırakmak istiyorum
vazgeçmek
sahip olduğu bir şeyi bırakmak veya ondan feragat etmek
He gave up his seat
Koltuğunu verdi
teslim etmek
birini yetkili birine vermek
He gave up his accomplice to the police
Suç ortağını polise teslim etti
görev yapmak
In scenebir kurum veya organizasyon için çalışmak
He served in the army for two years
İki yıl boyunca orduda görev yaptı
servis yapmak
birine yiyecek veya içecek sunmak
They serve breakfast at 8 AM
Kahvaltıyı sabah 8'de servis ediyorlar
cezasını çekmek
bir suçun cezasını hapiste veya başka bir şekilde geçirmek
He must serve five years in prison
O beş yıl hapis cezasını çekmeli
servis atmak
raketli bir sporda sayıya başlamak için topa vurmak
It is your turn to serve
Servis atma sırası sende
veya benzeri
veya buna benzer bir şey
Do you want some tea or something?
Çay veya benzeri bir şey ister misin?
falan
veya benzeri bir şey
Do you want coffee or something
Kahve falan ister misin
fikir değiştirmek
kararını veya düşüncesini değiştirmek
I changed my mind about the movie
Film hakkındaki fikrimi değiştirdim
ot
In scenemarihuana için kullanılan yaygın isim
He smokes weed
O ot içiyor
yabani ot
istenmediği yerlerde yetişen yabani bitki
There are weeds in the garden
Bahçede yabani otlar var
ayıklamak
bir gruptaki istenmeyen şeyleri çıkarmak
I need to weed the garden
Bahçeyi ayıklamam gerekiyor
biliyorsun
dinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
vitamin
In scenevücudun sağlıklı kalması için ihtiyaç duyduğu madde
Fruits have many vitamins
Meyveler birçok vitamin içerir
vitamin takviyesi
vücuda besin sağlayan hap
I take a vitamin every morning
Her sabah bir vitamin hapı alıyorum
iç çamaşırı
In scenealt vücut için giyilen çamaşır
These panties are red
Bu iç çamaşırları kırmızıdır
külot
diğer kıyafetlerin altına giyilen giysi
She bought a panty
Bir külot aldı
satıcı
In sceneürün veya eşya satan kişi
He is a car dealer
O bir araba satıcısıdır
bol şans
birine başarı veya şans dilemek için kullanılır
Good luck on your exam
Sınavında bol şans
başarılar
birine başarı veya mutluluk dileme
I wish you good luck with your exam
Sınavında sana başarılar dilerim
şans
başarı veya olumlu sonuç
Winning that game required some good luck
O oyunu kazanmak biraz şans gerektirdi
meslekten men
In scenebir avukatın mesleğini icra etmesinin resmi olarak yasaklanması
He faced disbarment after the scandal
Skandaldan sonra meslekten men cezasıyla karşı karşıya kaldı
düşünmek
fikir oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think about it
Bunu düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir konuyu dikkatle zihninden geçirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
kılıf
In sceneeşyaları saklamak veya taşımak için kullanılan kutu veya çanta
He put the phone in its case
Telefonu kılıfına koydu
durum
In scenebelirli bir durum veya örnek
In this case, we must wait
Bu durumda beklemeliyiz
gözlemek
bir yeri veya kişiyi dikkatle incelemek
The thief cased the bank
Hırsız bankayı gözledi
dava
mahkemede görülen hukuki mesele
The judge dismissed the case
Hakim davayı reddetti
son
In scenebir şeyin son kısmı
This is the end of the road
Bu yolun sonu
bitmek
In scenesona ermek veya durmak
The movie ends now
Film şimdi bitiyor
uç
bir şeyin en uzak noktası
He stood at the end of the road
Yolun ucunda duruyordu
taraf
bir durumun belirli bir kişiye ait olan kısmı
Everything is fine on my end
Benim tarafımda her şey yolunda
telefon görüşmesi
telefon üzerinden yapılan konuşma
I have a phone call
Bir telefon görüşmem var
kasap
In sceneet satan kişi
The butcher sells meat
Kasap et satıyor
mahvetmek
bir şeyi berbat etmek veya bozmak
He butchered the song
Şarkıyı mahvetti
katletmek
insanları acımasızca veya şiddetle öldürmek
The soldiers butchered the civilians
Askerler sivilleri katletti
dedektif
In scenesuçlarla ilgili gerçekleri araştıran kişi
The detective solved the case
Dedektif davayı çözdü
akademi
In sceneeğitim veya öğretim verilen yer
He studies at the music academy
Müzik akademisinde okuyor
gözaltında
polis tarafından tutulma hali
The suspect is under arrest
Şüpheli gözaltında
süresi dolmak
In scenegeçerliliğini yitirmek
My passport will expire soon
Pasaportumun süresi yakında dolacak
gösteriş budalası
In sceneÖnemli olmadığı halde önemli görünmeye çalışan kimse
He is just a tinhorn who pretends to be the boss
O sadece patronmuş gibi yapan bir gösteriş budalası
tutuklamak
In scenebirini polis gözetimi altına almak
The police arrested the man
Polis adamı tutukladı
durma
bir işlevin aniden durması
He suffered a cardiac arrest
Kalp durması geçirdi
adamlar
In sceneerkekler için kullanılan samimi ifade
Those guys are tall
Şu adamlar uzun
arkadaşlar
bir grup insan için kullanılan samimi ifade
Hi guys
Selam arkadaşlar
adam
bir erkek için kullanılan samimi ifade
He is a nice guy
O iyi bir adam
millet
bir grup insan için kullanılan gayriresmi ifade
Listen guys
Dinleyin millet
şekerleme
In scenekısa süreli uyku
I took a short nap
Kısa bir şekerleme yaptım
kestirmek
kısa süreliğine uyumak
I like to nap after lunch
Öğle yemeğinden sonra kestirmeyi severim
seçenekler
In sceneseçebileceğiniz şeyler
You have many options
Çok fazla seçeneğiniz var
insanlar
In scenebir grup insan, özellikle aile veya arkadaşlar
My folks are coming to visit
Ailem ziyarete geliyor
aile
aile bireyleri
I am visiting my folks this weekend
Bu hafta sonu ailemi ziyarete gidiyorum
halk
sıradan insanların geleneksel kültürüyle ilgili
She likes to listen to folk music
O halk müziği dinlemeyi sever
ağır suç
In sceneciddi bir suç
He was charged with a felony
Ağır bir suçla suçlandı
ağır suç
çok ciddi bir suç
He was convicted of a felony
Ağır suçtan hüküm giydi
Allah korusun
bir şeyin gerçekleşmemesi yönündeki güçlü dileği ifade eden söz
God forbid, we get lost
Allah korusun, kayboluruz
sanmak
In scenebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
varsaymak
bir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
evet
In sceneevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
In sceneevet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
lider
In scenebir grubu yöneten veya yönlendiren kişi
He is a great leader
O harika bir lider
uzman
belirli bir alanda otorite olarak kabul edilen kişi
She is a leader in medical research
O tıbbi araştırmalarda bir uzmandır
lider
bir grubun sorumluluğunu taşıyan kişi
He is the leader of the team
O takımın lideridir
raptiye
In sceneşeyleri tahtaya sabitlemek için kullanılan kısa ve keskin çivi
He used a tack to hang the photo
Fotoğrafı asmak için bir raptiye kullandı
yaklaşım
bir durumla başa çıkma yolu
We need to try a new tack
Yeni bir yaklaşım denememiz gerekiyor
tutturmak
bir şeyi başka bir şeye sabitlemek
I will tack the note to the wall
Notu duvara tutturacağım
sonunda varmak
nihayetinde bir yerde veya durumda bulunmak
They ended up at the park
Sonunda parka vardılar
yakın
In scenekısa bir mesafede bulunmak
My house is close to the park
Evim parka yakın
bitirmek
bir süreci sonlandırmak
We will close the meeting soon
Toplantıyı yakında bitireceğiz
kapatmak
bir şeyi erişilmez hale getirmek
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
dikkatli
detaylara çok fazla özen gösteren
Please pay close attention to the details
Lütfen detaylara çok dikkat et
ay
In sceneyılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
ay
otuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
hakim
In scenemahkemeyi yöneten kişi
The judge listened to the witness
Hakim tanığı dinledi
yargılamak
biri hakkında görüş oluşturmak
Do not judge people by their looks
İnsanları dış görünüşlerine göre yargılamayın
konudan sapmak
In sceneana konudan uzaklaşmak
I will digress for a moment
Kısa bir süreliğine konudan sapacağım
tavsiye
In scenene yapılması gerektiği hakkında verilen fikir veya öneri
I need some advice
Biraz tavsiyeye ihtiyacım var
pislik
In sceneçok kaba veya kötü niyetli kişi
He is such an asshole
O tam bir pislik
makat
vücuttan dışkının atıldığı açıklık
He felt pain in his asshole
Makatında ağrı hissetti
resmen
In sceneresmi bir şekilde
They are officially married
Onlar resmen evli
resmen
resmi kurallara veya prosedürlere uygun bir şekilde
The building was officially opened yesterday
Bina dün resmen açıldı
tam zamanında
planlanan anda varmak
The train arrived right on time
Tren tam zamanında vardı
dışında
aynı seviye veya kategoride olmayan
This is out of my league
Bu benim ligimin dışında
-den yapılmış
bir malzemeden veya kaynaktan üretilmiş
It is made out of wood
Bu ahşaptan yapılmış
bitmiş
bir şeyin artık kalmaması
We are out of milk
Sütümüz bitti
-den dışarı
bir şeyi içeriden dışarı çıkarmak
Get out of the car
Arabadan çık
uzak
bir şeyden kaçınmak veya girmemek
Stay out of trouble
Beladan uzak dur
dışarı
içinden dışına doğru
He ran out of the house
Evden dışarı koştu
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
bilerek
kazara değil, isteyerek
He did it on purpose
Bunu bilerek yaptı
kazanmak
In scenebir yarışmada birinci olmak
We want to win the game
Oyunu kazanmak istiyoruz
kazanmak
birinin desteğini veya sevgisini elde etmek
She tried to win his trust
Onun güvenini kazanmaya çalıştı
bahis oynamak
bir oyun veya yarış üzerine para riske etmek
I will win on that horse
O ata bahis oynayacağım
standart
her zamanki veya normal seçenek
This is the win choice
Bu standart seçim