

Breaking Bad — Season 3 Episode 7
Words & meanings
537 words
CEFR level
anlamına gelmek
In scenebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
müthiş
çok iyi veya etkileyici olan
He plays a mean guitar
O müthiş gitar çalıyor
sürpriz faktör
bilinmeyen veya tahmin edilmesi zor olan kişi veya şey
He is a wild card in the election
Seçimlerde o bir sürpriz faktör
kan
In scenevücutta dolaşan kırmızı sıvı
Blood carries oxygen
Kan oksijen taşır
kan
vücut içinde hareket eden kırmızı sıvı
There was blood on the floor
Yerde kan vardı
devam etmek
bir sonraki şeye geçmek
It is time to move on
Devam etme zamanı geldi
yeni konuya geçmek
başka bir konuya geçmek
Let's move on to the next topic
Hadi bir sonraki konuya geçelim
bugün
In sceneiçinde bulunulan gün
I am busy today
Bugün meşgulüm
bugün
şimdiki gün
Today is a holiday
Bugün tatil
bugün
şu anki gün
I saw him today
Onu bugün gördüm
bugün
mevcut gün
We start today
Bugün başlıyoruz
parçalamak
In scenebir şeyi küçük parçalara ayırmak
She shredded the documents
Belgeleri parçaladı
kırıntı
çok küçük bir miktar
He did not show a shred of emotion
Hiç duygu kırıntısı göstermedi
parçalamak
bir şeyi küçük şeritler halinde kesmek
I shred the old documents
Eski belgeleri parçalıyorum
hızlı gitar çalmak
gitarda çok hızlı ve yetenekli bir şekilde çalmak
He loves to shred on his guitar
Gitarında hızlıca çalmaya bayılır
tabii ki
onaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
filtre
In scenesıvı veya gazdaki istenmeyen maddeleri temizleyen araç
The water filter is dirty
Su filtresi kirli
filtre
konuşmadan önce düşünme yetisi
He speaks without a filter
O aklına geleni filtrelemeden söylüyor
süzülmek
bir yerden yavaşça ve dağılarak geçmek
Sunlight filtered through the window
Güneş ışığı pencereden içeri süzüldü
kurtarmak
In scenebir şeyi hasardan veya kayıptan kurtarmak
They tried to salvage what they could from the fire
Yangından kurtarabildikleri her şeyi kurtarmaya çalıştılar
enkazdan çıkarmak
kaza veya felaket sonrası bir nesneyi kurtarmak
They salvaged cargo from the sunken ship
Batık gemiden yükü enkazdan çıkardılar
karavan
In sceneseyahat ve kamp yapmak için kullanılan büyük araç
They traveled in an RV
Bir karavanla seyahat ettiler
karavan
In scenekamp yapmaya ve içinde yaşamaya uygun büyük motorlu taşıt
We traveled across the country in an RV
Ülkeyi bir karavanla gezdik
açıkçası
In scenedürüst ve doğrudan bir şekilde
Frankly, I do not like this
Açıkçası bunu sevmedim
galon
In scene4 kuartlık hacim ölçü birimi
He bought a gallon of milk
Bir galon süt aldı
ikram etmek
In scenebirine bir şeyi alma şansı vermek
He offered me some water
Bana biraz su ikram etti
teklif etmek
birinin kabul etmesi veya reddetmesi için bir şey sunmak
They offered him a new job
Ona yeni bir iş teklif ettiler
teklif
bir şeyin yapılması veya verilmesi yönündeki öneri
He accepted the job offer
İş teklifini kabul etti
sunmak
birine bir şey vermek veya uzatmak
He offered his hand to her
Elini ona uzattı
polis
In scenepolis teşkilatının bir üyesi
The cop stopped the car
Polis arabayı durdurdu
almak
bir şeyi ele geçirmek veya elde etmek
I copped a new shirt at the store
Mağazadan yeni bir gömlek aldım
açık renkli
In scenekoyu olmayan renk
I like light blue
Açık maviyi severim
ışık
görmemizi sağlayan doğal veya yapay parlaklık
The light is bright
Işık parlak
yakmak
bir şeyi tutuşturmak veya yanmasını sağlamak
Light the candle
Mumu yak
hafif
ağırlığı az olan
This box is light
Bu kutu hafif
istemek
In scenebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
varsaymak
In scenebir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
sanmak
In scenebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
-dığı sürece
bir durumun gerçekleştiği müddetçe
You can stay as long as you are quiet
Sessiz olduğun sürece burada kalabilirsin
kadar uzun
bir şeyin devam ettiği süre veya mesafe
The movie was not as long as the book
Film kitap kadar uzun değildi
yeter ki
bir şeyin olması için gereken tek koşul
As long as you try your best it is okay
Yeter ki elinden gelenin en iyisini yap
-mesi şartıyla
bir şeyin gerçekleşmesi için konulan kural
You can borrow it as long as you return it
Geri getirmek şartıyla onu ödünç alabilirsin
anlamak
In scenebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
ne demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
eylem
In scenebir kişinin yaptığı herhangi bir şey
This was a brave act
Bu cesurca bir eylemdi
yasa
devlet tarafından konulan resmi kural
The government passed a new act
Hükümet yeni bir yasa çıkardı
gösteri
izleyiciler için yapılan kısa süreli performans
The circus act was funny
Sirk gösterisi komikti
kılıf
In scenekoruyucu dış katman
The computer has a metal casing
Bilgisayarın metal bir kılıfı var
gözetlemek
bir yeri dikkatle incelemek veya araştırmak
He was casing the house
Evi gözetliyordu
göz
In scenegörmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
yetenek
bir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
söylemek
In scenekelimelerle ifade etmek veya konuşmak
What did you say?
Ne söyledin?
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
diyelim
bir şeye örnek vermek için kullanılan ifade
Say we meet at noon
Diyelim ki öğlen buluşalım
sözü geçen
daha önce bahsedilmiş olan
The say project is cancelled
Sözü geçen proje iptal edildi
tür
In scenebenzer özelliklere sahip grup
What kind of music do you like
Ne tür müzik seversiniz
nazik
dost canlısı ve cömert
She is a kind person
O nazik bir insandır
biraz
küçük bir ölçüde
I am kind of tired
Biraz yorgunum
ayrıcalık
bir kuraldan veya sorumluluktan muaf tutulma izni
He thinks he gets a free pass just because he is the boss
Patron olduğu için kendisine bir ayrıcalık tanındığını sanıyor
muhtemelen
In scenebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
anlatmak
In scenegizli bir bilgiyi veya sırrı açıklamak
Spill the secret
Sırrı anlat
dökülme
yanlışlıkla dökülen sıvı
There is a spill on the carpet
Halıda bir dökülme var
dökmek
bir sıvıyı yanlışlıkla düşürmek
Don't spill the milk
Sütü dökme
araç
In sceneinsanları veya eşyaları bir yerden başka bir yere taşımak için kullanılan şey
The car is a common vehicle
Araba yaygın bir araçtır
sonraki
In sceneşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
asistan
In scenebaşka birine yardım eden kişi
She is my assistant
O benim asistanım
acil durum
In scenebeklenmedik ve acil müdahale gerektiren durum
I have a family emergency
Ailevi bir acil durumum var
acil durum
derhal müdahale gerektiren ciddi durum
This is an emergency
Bu bir acil durum
acil servis
hastanelerin acil tıbbi bakım sağlayan bölümü
He is in the emergency
O acil serviste
çöp
In sceneatılan istenmeyen yiyecekler veya diğer şeyler
Take out the garbage
Çöpleri dışarı çıkar
çöp
istenmeyen atık malzeme
Please take out the garbage
Lütfen çöpü dışarı çıkar
geri
In sceneönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
sırt
insan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
geri dönmek
birinin mesajına yanıt vermek
I will write back soon
Yakında geri döneceğim
iç çamaşırı
In sceneçocuklar için üretilmiş karakterli iç çamaşırı markası
He is wearing his superhero Underoos
Süper kahramanlı iç çamaşırlarını giyiyor
Amerikalı
In sceneAmerika Birleşik Devletleri'nden olan veya orayla ilgili olan
He is American
O Amerikalı
asla
In scenehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
geç
In scenezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
sonları
bir dönemin bitişine yakın
It happened in the late nineties
Doksanlı yılların sonlarında oldu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
kontrol etmek
In scenebir şeyin doğru olup olmadığını incelemek
Please check your answers
Lütfen cevaplarınızı kontrol edin
hesap
ödenmesi gereken miktarı gösteren belge
Can I have the check please
Hesabı alabilir miyim lütfen
teslim etmek
bir şeyi geçici olarak emanete bırakmak
You can check your bags here
Çantalarınızı buraya teslim edebilirsiniz
kareli
kumaş üzerindeki küçük kareli desen
He wore a check shirt
Kareli bir gömlek giydi
neşelendirmek
In scenebirini daha mutlu hissettirmek
I tried to cheer her up
Onu neşelendirmeye çalıştım
tezahürat yapmak
destek veya sevinçle bağırmak
The crowd cheered for the team
Kalabalık takım için tezahürat yaptı
şerefe
içki içmeden önce söylenen söz
They said cheers and drank
Şerefe dediler ve içtiler
dışında
aynı seviye veya kategoride olmayan
This is out of my league
Bu benim ligimin dışında
-den yapılmış
bir malzemeden veya kaynaktan üretilmiş
It is made out of wood
Bu ahşaptan yapılmış
bitmiş
bir şeyin artık kalmaması
We are out of milk
Sütümüz bitti
-den dışarı
bir şeyi içeriden dışarı çıkarmak
Get out of the car
Arabadan çık
uzak
bir şeyden kaçınmak veya girmemek
Stay out of trouble
Beladan uzak dur
dışarı
içinden dışına doğru
He ran out of the house
Evden dışarı koştu
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
efendim
In scenebir erkeğe hitap ederken kullanılan nazik bir ifade
Yes, sir
Evet, efendim
doktor tavsiyeli
bir doktor tarafından yapılması veya kullanılması istenen
The treatment is doctor ordered
Tedavi doktor tavsiyeli
kız çocuk
In scenegenç bir dişi kişi
The girl is playing
Kız çocuk oynuyor
kız
In scenedişi bir insan
She is a smart girl
O zeki bir kız
kız
kadınlar için kullanılan samimi ifade
I am with the girls
Kızlarla beraberim
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
hemen şimdi
tam olarak bu anda
I must go right now
Hemen şimdi gitmem gerekiyor
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
paniklemek
In sceneaniden güçlü bir korku hissetmek
Don't panic
Panikleme
panikletmek
birine aniden şiddetli korku hissettirmek
The loud noise began to panic the animals
Yüksek ses hayvanları panikletmeye başladı
bilim
In scenedoğal dünyayı inceleyen bilim dalı
I love science
Bilimi seviyorum
serbest
In scenebir şeyi yapmasına izin verilen
Questions are welcome
Sorular serbesttir
hoş karşılanan
memnuniyetle karşılanan veya istenen
You are welcome here
Burada isteniyorsunuz
karşılamak
varan birini selamlamak
They welcomed the guests
Misafirleri karşıladılar
yürümek
In sceneayaklar üzerinde hareket etmek
I walk to school
Okula yürüyerek giderim
adım adım anlatmak
birine bir şeyi nasıl yapacağını adım adım göstermek
Walk me through the process
Süreci bana adım adım anlat
yürüyüş yolu
insanların üzerinde yürümesi için yapılmış yol
The park has a nice walk for visitors
Parkta ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yolu var
çekilmek
bir durumdan veya anlaşmadan vazgeçmek
If you do not like the deal you can walk
Eğer anlaşmayı beğenmediysen çekilebilirsin
yaralamak
In scenebirine fiziksel olarak zarar vermek
He injured his leg in the accident
Kazada bacağını yaraladı
üretmek
In scenefabrikada ürün yapmak
They manufacture cars in this factory
Bu fabrikada araba üretiyorlar
doğru yolda
bir hedefe ulaşmak için iyi ilerleme kaydetmek
We are on track to finish the project by Friday
Projeyi Cuma gününe kadar bitirmek için doğru yoldayız
görünmek
In scenebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
bak
In scenebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bakmak
gözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
işi bitirmiş
zor bir işi başarıyla tamamlamış olmak
Once we finish this part we are home free
Bu kısmı bitirdiğimizde işi tamamlamış olacağız
almak
In scenebir şeyi teslim almak veya kabul etmek
I received a letter
Bir mektup aldım
televizyon
In sceneprogramlar ve filmler gösteren cihaz
We watch TV every evening
Her akşam televizyon izleriz
televizyon
yayın sinyallerini alan ve hareketli görüntüler gösteren cihaz
I bought a new TV
Yeni bir televizyon aldım
televizyon
hareketli görüntü ve ses ileten sistem
I saw it on TV
Onu televizyonda gördüm
varmak
bir yere ulaşmak
They arrive at the hotel
Otele varıyorlar
blöf yapmak
In sceneolduğundan daha güçlü veya kendinden emin görünmeye çalışmak
He is just bluffing
O sadece blöf yapıyor
uçurum
deniz veya nehir kenarındaki dik yamaç
The path goes along the edge of the bluff
Yol uçurumun kenarı boyunca ilerliyor
blöf yapmak
kandırmak için yalan söylemek
He is just bluffing about his cards
Elindeki kartlar hakkında sadece blöf yapıyor
ile ilgisi yok
hiçbir bağlantısı veya ilişkisi olmamak
This has nothing to do with you
Bunun seninle hiçbir ilgisi yok
partner
In scenebir etkinliği birlikte yaptığınız kişi
Find a partner for the dance
Dans için bir partner bul
ortak
bir işletmenin sahipliğini paylaşan kişi
He is my business partner
O benim iş ortağım
ortak
iş veya etkinlikte birlikte çalışılan kimse
He is my business partner
O benim iş ortağım
hayat arkadaşı
evli olduğunuz veya romantik bir ilişki içinde olduğunuz kimse
She lives with her partner
O hayat arkadaşıyla yaşıyor
sıkı
In scenesıkıca tutulmuş veya sabitlenmiş
Hold the rope tight
İpi sıkı tut
yakın
güçlü bir ilişkiye sahip olan
They are a tight family
Onlar yakın bir ailedir
kısıtlı
çok az boş zamanı olan
I have a tight schedule
Yoğun bir programım var
gergin
çok endişeli veya stresli hissetme durumu
he felt tight before his big exam
büyük sınavından önce kendini gergin hissetti
sıkmak
In scenebir şeyi kuvvetle bastırmak
Squeeze the lemon
Limonu sık
sığmak
dar bir alana zorla girmek
I can squeeze into the car
Arabaya sığabilirim
sıkmak
bir şeyi her yönden sıkıca bastırmak
He squeezed the orange
Portakalı sıktı
sıkışıklık
yeterli alan veya zamanın olmadığı zor durum
We are in a time squeeze
Zaman sıkışıklığı yaşıyoruz
donmak
soğuk nedeniyle çalışmayı durdurmak
The pipes freeze up in winter
Borular kışın donar
fırsat
In sceneuygun bir zaman veya durum
This is a great opportunity
Bu harika bir fırsat
fırsat
bir şeyi yapabilme imkanı sağlayan iyi durum
This job is a great opportunity
Bu iş harika bir fırsat
met bağımlısı
metamfetamin bağımlısı olan kişi
He is known as a meth head in the neighborhood
Mahallede met bağımlısı olarak biliniyor
kas
In scenehareket sağlamak için kasılan doku
He has strong muscles
Onun güçlü kasları var
güç
fiziksel kuvvet
They needed some muscle to move the piano
Piyanoyu taşımak için biraz güce ihtiyaçları vardı
kas arabası
güçlü bir motora sahip yüksek performanslı araba
He drives a powerful muscle car
Güçlü bir kas arabası sürüyor
zorla yaptırmak
birine bir şey yaptırmak için güç veya kuvvet kullanmak
They muscled him to accept the deal
Anlaşmayı kabul etmesi için onu zorladılar
özellikle
In sceneaçık ve kesin bir şekilde
I specifically told you not to go
Gitmemeni özellikle söylemiştim
birisi
In scenebelirsiz veya bilinmeyen bir kişi
Someone is at the door
Kapıda biri var
c
In scenesıcaklık birimi
The water is 20 C
Su 20 C
c harfi
yazı ve baskıda kullanılan bir sembol
The word cat starts with c
Cat kelimesi c harfi ile başlar
c notu
okulda verilen not
I got a C in math
Matematikten C aldım
derece
sıcaklık ölçü birimi
It is 5 degrees C
Hava 5 derece C
ötede
In sceneileride veya şu tarafta
Look at yon mountain
Ötedeki dağa bak
öteye
uzaktaki bir yere doğru
The path leads yon
Yol öteye gidiyor
ne
öfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılan vurgu
What the hell is happening
Ne halt oluyor burada
meyillendirmek
In scenebirini bir şeyi yapmaya meyilli hale getirmek
His kindness inclined me to help him
Onun nezaketi beni ona yardım etmeye meyillendirdi
eğmek
bir şeyi düz veya yatay durmayacak şekilde hareket ettirmek
Please incline the board slightly
Lütfen tahtayı hafifçe eğin
şok
In sceneani bir şaşkınlık veya üzüntü hissi
It was a big shock
Bu büyük bir şoktu
elektrik çarpması
vücuttan geçen elektriğin yarattığı ani acı hissi
I felt a shock when I touched the wire
Tele dokunduğumda elektrik çarpması hissettim
düşünce
In scenebir fikir veya görüş
It was a great thought
Bu harika bir düşünceydi
düşünme
dikkatli bir şekilde düşünme eylemi
He was lost in thought
Düşüncelere dalmıştı
bahsetmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
He thought to mention the new plan
O yeni plandan bahsetmeyi düşündü
yol
In scenebir şeyin hareket ettiği hat
The train is on the track
Tren rayın üzerinde
takip
bir şey hakkında bilgi sahibi olma durumu
I need to keep track of my expenses
Harcamalarımı takip etmem gerekiyor
avantaj
başarıya ulaşmaya yardımcı olan özel bir imkan
He has the inside track for the job
O bu iş için öncelikli konuma sahip
parça
bir albümde yer alan kayıtlı müzik eseri
This is my favorite track on the album
Bu albümdeki en sevdiğim parça
araştırmak
In scenebir durumun veya olayın iç yüzünü öğrenmeye çalışmak
The police will investigate the crime
Polis suçu araştıracak
araştırmak
bir şeyin gerçeğini ortaya çıkarmaya çalışmak
The police will investigate the crime
Polis suçu araştıracak
yardım etmek
In scenebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
denemek
In scenebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
bir davayı mahkemede incelemek
The court will try him
Mahkeme onu yargılayacak
oyuk uçlu mermi
hedefe çarptığında genişlemek üzere tasarlanmış bir mermi türü
He loaded the gun with hollow point bullets
Silahı oyuk uçlu mermilerle doldurdu
onaylamak
In scenebir şeyin doğru olduğunu belirtmek
Please confirm your email address
Lütfen e-posta adresinizi onaylayın
zor
In scenekolay olmayan
This exam is hard
Bu sınav zor
sert
alkol içeren
This is a hard drink
Bu sert bir içkidir
sert
yumuşak olmayan
The bed is too hard
Yatak çok sert
sıkı
çok çaba veya enerji ile
He works hard every day
O her gün sıkı çalışıyor