

Breaking Bad — Season 4 Episode 3
Words & meanings
751 words
CEFR level
ciddiyetle
In sceneiçtenlikle veya ciddi bir tavırla
He spoke seriously about his future
Geleceği hakkında ciddiyetle konuştu
ciddi bir şekilde
çok ağır veya aşırı bir durumda
He was seriously injured in the accident
Kazada ciddi bir şekilde yaralandı
at
In scenebinmek için kullanılan büyük bir hayvan
I ride a horse
Ata biniyorum
beygir gücü
motor gücü birimi
The car engine has 300 horse
Araba motoru 300 beygir gücünde
toplamak
In sceneşeyleri bir araya getirmek
I collect stamps
Pul topluyorum
toparlanmak
zihnini sakinleştirip odaklamak
He paused to collect his thoughts
Düşüncelerini toparlamak için duraksadı
gidip almak
bir yerden birini alıp getirmek
I will collect you from the airport
Seni havaalanından gidip alacağım
bağırsak
In scenegıdaların sindirildiği vücut bölümü
The bowel helps digest food
Bağırsak gıdaların sindirilmesine yardımcı olur
iki
In scene2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
iki
1 ve 1 sayılarının toplamı olan rakam
I have two apples
İki elmam var
iki
1 sayısından sonra gelen sayı
The answer is two
Cevap iki
olumsuz
In sceneolumlu olmayan veya hayır anlamına gelen
He gave a negative answer
Olumsuz bir cevap verdi
olumsuz
kötü veya pozitif olmayan
He has a negative attitude
Olumsuz bir tavrı var
negatif
sıfırdan küçük değer veya yük
This number is negative
Bu sayı negatif
harika
In scenehayranlık veya şaşkınlık uyandıran
The view is amazing
Manzara harika
inanılmaz
büyük bir şaşkınlık veya hayranlık yaratan
It was an amazing sight
İnanılmaz bir manzaraydı
harika
çok iyi veya olumlu şekilde şaşırtıcı
You did an amazing job
Harika bir iş çıkardın
rica etmek
In scenebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birinin fikrini öğrenmek
I ask for your advice
Tavsiyeni soruyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
öğretmen
In sceneders veren kişi
My teacher is very kind
Öğretmenim çok naziktir
eğitmen
başkalarının öğrenmesine yardımcı olan kişi
He is a yoga teacher
O bir yoga eğitmenidir
incelemek
In scenebir şeyi dikkatlice kontrol etmek
I will audit the report
Raporu inceleyeceğim
denetlemek
bir şeyi resmi olarak kontrol etmek
The accountant will audit the books
Muhasebeci defterleri denetleyecek
neredeyse hiç
In sceneçok az veya neredeyse hiç
I can hardly hear you
Seni neredeyse hiç duyamıyorum
rahatlamak
In scenesakinleşmek ve gerginliği azaltmak
I need to relax
Rahatlamam gerekiyor
gevşemek
gerginliği azaltmak
I like to relax on weekends
Hafta sonları gevşemeyi severim
gokart
yarışlarda kullanılan küçük ve açık araç
We drove a gokart on the track
Pistte bir gokart sürdük
gokart
motorlu küçük yarış aracı
He likes driving his gokart
Gokart sürmeyi seviyor
berbat
In sceneçok kötü
The weather was terrible
Hava berbattı
kötü
çok nahoş olan
The weather is terrible today
Bugün hava çok kötü
berbat
aşırı derecede hoş olmayan veya düşük nitelikli
The weather is terrible today
Bugün hava berbat
bir gün
In scenegelecekteki belirsiz bir zamanda
Someday I will travel the world
Bir gün dünyayı gezeceğim
bir gün
gelecekte belirli olmayan bir zaman
I hope to visit Japan someday
Bir gün Japonya'yı ziyaret etmeyi umuyorum
çimento
In sceneinşaatlarda kullanılan sert madde
We need more cement for the wall
Duvar için daha fazla çimentoya ihtiyacımız var
pekiştirmek
bir şeyi daha güçlü veya güvenli hale getirmek
We shook hands to cement our agreement
Anlaşmamızı pekiştirmek için el sıkıştık
lafı açılmışken
bahsetmişken
Speaking of movies, have you seen the new one?
Filmlerden bahsetmişken, yenisini izledin mi?
aldı
In scenebir şeyi edinmek veya almak
She got a letter
Bir mektup aldı
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
rahatsız etti
birini rahatsız etmek
The noise got to me
Gürültü beni rahatsız etti
satın almak
In scenebir şey için para ödemek
I want to purchase a new car
Yeni bir araba satın almak istiyorum
satın alma
In scenebir şey satın alma eylemi
This purchase was expensive
Bu satın alma pahalıydı
önemli
In scenebüyük anlamı veya değeri olan
Education is important
Eğitim önemlidir
kontrolden çıkmış
yönetilemeyen veya kontrol edilemeyen
The car went out of control
Araba kontrolden çıktı
kontrol edilemez
kontrol altına alınamayan
The crowd was out of control
Kalabalık kontrol edilemez durumdaydı
kontrolden çıkmış
idare edilemez durumda olan
The situation is out of control
Durum kontrolden çıktı
kontrol edilemez
kontrol edilmesi mümkün olmayan
The car was out of control
Araba kontrolden çıkmıştı
çekip gitmek
plan yapmadan aniden bir yeri terk etmek
He decided to pick up and go
Çekip gitmeye karar verdi
evet
In sceneevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
In sceneevet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
imkansız
bir şeyin gerçekleşmesinin mümkün olmadığını belirtmek için kullanılır
No way he can win
Onun kazanması imkansız
göstermek
In scenebir şeye dikkat veya saygı yöneltmek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
ödemek
In scenebir şey için para vermek
I have to pay the bill
Faturayı ödemem gerekiyor
işe yaramak
iyi bir sonuç veya avantaj getirmek
Honesty will pay in the end
Dürüstlük sonunda işe yarayacak
maaş
çalışma karşılığında alınan para
Her monthly pay is high
Aylık maaşı yüksek
sebep
In scenebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
çimdiklemek
In scenebirinin derisini parmaklarıyla sıkıştırmak
Don't pinch me
Beni çimdikleme
bir tutam
bir şeyin çok küçük miktarı
Add a pinch of salt
Bir tutam tuz ekle
tutuklamak
birini suçtan dolayı yakalamak
The police will pinch him for the robbery
Polis onu soygun yüzünden tutuklayacak
aşırmak
başkasına ait bir şeyi izinsiz almak
He pinched a cookie from the jar
Kavanozdan bir kurabiye aşırdı
müthiş bir
çok veya aşırı anlamında kullanılan vurgu ifadesi
That was a hell of a game
Müthiş bir maçtı
inanılmaz
bir şeyin aşırılığını vurgulamak için kullanılan ifade
It was a hell of a day
İnanılmaz bir gündü
pazar
In sceneinsanların mal veya hizmet alıp sattığı yer veya sistem
I go to the market every Sunday
Her pazar pazara giderim
pazarlamak
bir ürün veya hizmeti tanıtmak veya reklamını yapmak
They market their products online
Ürünlerini internet üzerinden pazarlıyorlar
pazar
insanların mal alıp sattığı yer
They go to the market every Sunday
Her pazar pazara giderler
pazar
insanların mal alıp sattığı yer
I went to the market to buy fresh vegetables
Taze sebze almak için pazara gittim
oldukça
In sceneorta derecede
This task is pretty hard
Bu görev oldukça zor
güzel
bakıldığında hoş görünen
She is a pretty girl
O güzel bir kız
güzel
göze hoş gelen
She is wearing a pretty dress
Çok güzel bir elbise giyiyor
şişmiş
In sceneyaralanma veya hastalık nedeniyle normalden büyük olan
My ankle is swollen
Ayak bileğim şişmiş
uzmanlık
In scenebir konuda sahip olunan özel bilgi veya beceri
She has a lot of expertise in digital marketing
Dijital pazarlama konusunda çok fazla uzmanlığı var
bezelye
In scenekapsül içinde yetişen küçük yeşil bir sebze
I like to eat peas with dinner
Akşam yemeğinde bezelye yemeyi severim
tutmak
bir şeyi bir başkası için elinde bulundurmak
Please hang on to my bag for a minute
Lütfen bir dakikalığına çantamı tut
mahalle
In sceneinsanların yaşadığı şehir veya kasaba bölümü
They moved to a new neighbourhood
Yeni bir mahalleye taşındılar
semt
yerleşim bölgesi
It is a safe neighbourhood
Burası güvenli bir semt
asıl
In scenebir şeyin ilk hali veya versiyonu
This is the original painting
Bu asıl tablo
özgün
yeni ve yaratıcı bir şekilde farklı
His ideas are very original
Fikirleri çok özgün
başlangıçtaki
başlangıçta olan
The original plan was better
Başlangıçtaki plan daha iyiydi
orijinal
bir şeyin ilk veya başlangıç hali
This is the original version
Bu orijinal versiyon
karıştırmak
In scenebirini veya bir şeyi başka bir şeyle karıştırmak
I often confuse the twins
İkizleri sık sık karıştırırım
kafa karıştırmak
birinin bir şeyi anlamasını zorlaştırmak
The instructions confuse me
Talimatlar kafamı karıştırıyor
yanıltmak
birini yanlış düşünmeye sevk etmek
The false information confused the witnesses
Yanlış bilgi tanıkları yanılttı
kafasını karıştırmak
birinin zihnini bulandırmak
The complicated instructions confused the students
Karmaşık talimatlar öğrencilerin kafasını karıştırdı
bölüm
In scenebir kitabın numaralandırılmış parçası
I am reading the first chapter
Birinci bölümü okuyorum
atış
In scenesilahla ateş etmek
He fired a shot
Bir el ateş etti
fotoğraf
fotoğraf makinesi ile çekilen görüntü
That is a great shot
Bu harika bir fotoğraf
mahvolmuş
tamamen bozulmuş veya yok olmuş
My car engine is shot
Arabamın motoru mahvolmuş
tek
küçük miktarda güçlü alkollü içecek
He ordered a shot of tequila
Bir tek tekila sipariş etti
dinlenme süresi
In sceneçalışmadığınız veya aktif olmadığınız zaman dilimi
We need some downtime to relax
Rahatlamak için biraz dinlenme süresine ihtiyacımız var
bilimsel
In scenebilimle ilgili veya bilimin yöntemlerine dayanan
They used a scientific method
Bilimsel bir yöntem kullandılar
madde
In scenebelirli bir yapısı olan fiziksel materyal
Water is a vital substance
Su hayati bir maddedir
bezelye
In scenebir kapsül içinde büyüyen küçük yeşil sebze
I like eating peas
Bezelye yemeyi severim
sıralama
In scenebir şeyin ne kadar iyi veya önemli olduğunu gösteren liste içindeki yer
He has a high ranking in the tennis tournament
Tenis turnuvasında yüksek bir sıralaması var
sıralama
nesneleri belirli bir düzene göre dizmek
They are ranking the applicants by experience
Başvuranları deneyimlerine göre sıralıyorlar
derecelendirme
şeyleri kalite veya önem sırasına koyma işlemi
The university ranking is published every year
Üniversite derecelendirmesi her yıl yayınlanır
selam
In scenedikkat çekmek için kullanılan bir ünlem
Yo, what's up?
Selam, naber?
hey
birine seslenmek veya heyecan göstermek için kullanılan söz
Yo! Look at this!
Hey! Şuna bak!
hey
birinin dikkatini çekmek veya selamlamak için kullanılır
Yo, can you hear me?
Hey, beni duyabiliyor musun?
hey
birinin dikkatini çekmek veya gayriresmi selamlaşmak için kullanılan ünlem
Yo can you hear me
Hey beni duyabiliyor musun
dolar
In sceneABD ve bazı diğer ülkelerin temel para birimi
This book costs ten dollars
Bu kitap on dolar
dolar
In sceneABD ve bazı ülkelerde kullanılan temel para birimi
This book costs ten dollars
Bu kitap on dolar
tamam
In scenekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
In sceneiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
In scenebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
sülük
In scenediğer hayvanların kanını emen bir canlı
The leech is sucking blood
Sülük kan emiyor
sömürmek
başkalarından karşılık vermeden faydalanmak
He is leeching off his wealthy friend
Zengin arkadaşını sömürüyor
hoş olmayan
In scenehoş olmayan veya keyif vermeyen
The smell was very unpleasant
Koku çok hoş değildi
sabırla beklemek
olduğu yerde kalıp beklemek
Just sit tight until I get back
Ben dönene kadar sadece sabırla bekle
kusursuz
In scenehiçbir hatası veya kusuru olmayan
This diamond is perfect
Bu elmas kusursuz
mükemmel
In scenebir amaç için tam olarak uygun olan
It is a perfect day for a walk
Yürüyüş için mükemmel bir gün
mükemmelleştirmek
bir şeyi kusursuz hale getirmek
She wants to perfect her skills
Becerilerini mükemmelleştirmek istiyor
tam puan
okul çalışması için verilen en yüksek not
She got a perfect on her history exam
Tarih sınavından tam puan aldı
katı
In sceneyumuşak veya sıvı olmayan
Ice is solid
Buz katıdır
iyilik
birine yapılan yardımsever davranış
Can you do me a solid?
Bana bir iyilik yapabilir misin?
güçlü
olma ihtimali yüksek olan
He has a solid chance to win
Kazanma şansı oldukça yüksek
kesintisiz
hiç durmadan devam eden
We worked for three solid hours
Üç saat boyunca aralıksız çalıştık
zorunlu kılmak
In scenebir şeyi resmi olarak zorunlu tutmak
The law mandates the use of seatbelts
Yasa emniyet kemeri kullanımını zorunlu kılıyor
zorunluluk
uyulması gereken resmi kural
The new mask mandate is effective today
Yeni maske zorunluluğu bugün yürürlüğe giriyor
tabela
In scenebilgi veya yönlendirme amacıyla kullanılan işaretler
The signage helps people find the exit
Tabelalar insanların çıkışı bulmasına yardımcı oluyor
yahu
In sceneşaşkınlık veya heyecan belirten ünlem
Man that was fast
Yahu bu çok hızlıydı
adam
yetişkin erkek birey
He is a kind man
O iyi bir adam
erkek
yetişkin erkek insan
Every man needs food
Her erkek yemeğe ihtiyaç duyar
puan almak
In scenebir oyun veya sınavdan puan almak
He scored 90 on the test
Sınavdan 90 aldı
skor
bir oyundaki puanların toplamı
The score is two to one
Skor ikiye bir
elde etmek
bir şeyi kazanmak veya almak
He managed to score two tickets to the game
Maça iki bilet almayı başardı
atık su
In scenekullanılmış ve atık maddeler içeren su
The factory treats its wastewater before releasing it
Fabrika atık suyunu boşaltmadan önce arıtır
et
In scenegıda olarak kullanılan hayvan eti
I like meat
Eti severim
et
yiyecek olan hayvan eti
We eat meat for dinner
Akşam yemeği için et yeriz
öz
bir şeyin en önemli veya temel kısmı
This is the meat of the story
Hikayenin can alıcı noktası burası
yaşamak
bir yerde ikamet etmek
I live in London
Londra'da yaşıyorum
yatılı
biriyle aynı evde yaşayan
They have a live-in nanny
Yatılı bir bakıcıları var
manikür
In sceneeller ve tırnaklar için yapılan güzellik bakımı
I need a manicure
Bir maniküre ihtiyacım var
çocuk
In scenegenç bir kişi
The child is playing
Çocuk oyun oynuyor
çocuk
yetişkinlik yaşının altındaki kişi
Every child needs love
Her çocuğun sevgiye ihtiyacı vardır
vergi
In scenegelir veya mallar üzerinden hükümete ödenen para
I have to pay my taxes
Vergilerimi ödemem gerekiyor
yukarı
In scenedaha yüksek bir konuma doğru
Look up
Yukarı bak
var olmak
bir şeye katılmaya hazır olmak
Are you up for a game
Bir oyuna var mısın
var
bir şeye katılmaya istekli veya hevesli
Are you up for it
Buna var mısın
yıl
In scene12 ay veya 365 gün süren takvim dönemi
This year is 2024
Bu yıl 2024
yıl
In scene12 aylık zaman birimi
Happy New Year
Mutlu yıllar
yıl
365 günlük zaman dilimi
It lasted five years
Beş yıl sürdü
süit
In scenebirbiriyle bağlantılı odalar grubu
We booked a honeymoon suite at the hotel
Otelde bir balayı süiti tuttuk
süit
bir otelde birbirine bağlı oda takımı
We stayed in a luxury suite
Lüks bir süitte kaldık
takım
birbiriyle ilişkili ve bir arada bulunan şeyler grubu
They installed a new software suite
Yeni yazılım takımını yüklediler
satmak
In scenebir şeyi para karşılığında vermek
I will sell my old phone
Eski telefonumu satacağım
satmak
kişisel çıkar için birini ele vermek
He sold his partner to the police
Ortağını polise sattı
ikna etmek
birini bir şeye inanmaya ikna etmek
He sold me on the new plan
Beni yeni plana ikna etti
kendini pazarlamak
başkalarının sizi değerli görmesini sağlayacak şekilde sunmak
You need to sell yourself during the job interview
İş görüşmesinde kendini pazarlaman gerekiyor
oldukça
In scenebüyük ölçüde
He is highly skilled
O oldukça yetenekli
fena halde
çok büyük bir derecede
I messed up big time
İşi fena halde batırdım
en üst düzey
çok önemli veya başarılı
He finally made it to the big time
Sonunda en üst düzeye ulaştı
çok fazla
yüksek bir derecede
I missed her big time
Onu çok fazla özledim
üst düzey
çok başarılı veya önemli
He is a big time producer
O üst düzey bir yapımcı
çok
çok yüksek bir derecede
He messed up big time
Çok büyük bir hata yaptı
dahil etmek
birini bir gruba veya etkinliğe katmak
We need to bring in an expert
Bir uzmanı dahil etmemiz gerekiyor
gelir sağlamak
bir işten veya faaliyetten para kazanmak
He brings in a lot of money
Çok para kazanıyor
güvenli yere almak
birini tehlikeli bir yerden uzaklaştırıp güvenli bir alana getirmek
They brought in the villagers to safety
Köylüleri güvenli yere aldılar
suçsuz
In sceneyanlış bir şey yapmamış olan
He is innocent
O suçsuzdur
masum
zarar verme amacı gütmeyen
It was an innocent mistake
Masum bir hataydı
yaklaşan
In sceneyaklaşmakta olan
The storm is imminent
Fırtına yaklaşmakta
an meselesi
gerçekleşmesi çok yakın olan
Success is imminent
Başarı an meselesi
dokuz
In scene9 sayısı
I have nine apples
Dokuz elmam var
olmadan
In scenebir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
olmadan
bir şeyin veya birinin dahil edilmediği durum
You cannot go without a ticket
Bilet olmadan gidemezsin
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
tartışmak
In scenebir konu hakkında biriyle konuşmak
We need to discuss the plan
Planı tartışmamız gerekiyor
ikinci porsiyon
In sceneyemeğin ikinci servis edilen kısmı
I want a second helping
İkinci bir porsiyon istiyorum
desteklemek
In scenebir öneriye resmi olarak destek vermek
I second the motion
Öneriyi destekliyorum
saniye
In scenedakikanın altmışta biri olan zaman birimi
Wait for a second
Bir saniye bekle
ikinci
birinciden sonra gelen
This is my second book
Bu benim ikinci kitabım
yapma
In scenebir şeyi üretmek veya oluşturmak
She is making a cake
O bir pasta yapıyor
yapmak
birini veya bir şeyi belirli bir duruma getirmek
The news made me happy
Haber beni mutlu etti
kazanmak
bir işten para elde etmek
She is making a lot of money
O çok para kazanıyor
nitelik
bir şeye katkıda bulunan özellik
He has the making of a champion
O şampiyon olma niteliğine sahip
hikayeler
In scenehayali veya gerçek olayların anlatımı
I love reading ghost stories
Hayalet hikayeleri okumayı severim
katlar
bir binanın katları veya seviyeleri
The building has ten stories
Binanın on katı var
temel
bir şeyin ana veya en alt kısmı
The building has a solid base
Binanın sağlam bir temeli var
mantıklı olmak
makul veya anlaşılır olmak
This does not make sense
Bu mantıklı değil
zor
In scenekolay olmayan; çaba gerektiren
This exam is very difficult
Bu sınav çok zor