

Bridgerton — Season 1 Episode 3
Words & meanings
760 words
CEFR level
hoşça kal
In sceneayrılırken söylenen söz
He said goodbye to his friend
Arkadaşına hoşça kal dedi
davetiye
In scenebirini bir etkinliğe çağırmak için gönderilen kart veya mesaj
I received an invitation to the wedding
Düğün için bir davetiye aldım
kullanmak
In scenebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
eskiden yapmak
In scenegeçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
boş vakit
In sceneçalışılmayan serbest zaman
I read books in my leisure time
Boş vakitlerimde kitap okurum
harika
In sceneçok iyi veya hoş olan
We had a wonderful time
Harika bir zaman geçirdik
harika
çok iyi veya etkileyici
This movie is wonderful
Bu film harika
müthiş
çok iyi veya memnuniyet verici
We had a wonderful time
Müthiş vakit geçirdik
harika
çok iyi veya etkileyici olan
It was a wonderful day
Harika bir gündü
harika
son derece hoş veya güzel olan
You did a wonderful job
Harika bir iş çıkardın
şömine
In sceneısınmak için odun yakılan yer
We sat by the fireplace
Şöminenin yanında oturduk
açıkça
In scenenet bir şekilde
It is clearly visible
Bu açıkça görünüyor
açıkça
In scenekolayca görülebilen duyulabilen veya anlaşılabilen bir biçimde
She spoke clearly during the meeting
Toplantı sırasında açıkça konuştu
işbu belgeyle
In sceneresmî bir şekilde veya bu belge aracılığıyla
I hereby declare my resignation
İşbu belgeyle istifamı beyan ediyorum
dans etmek
In scenemüziğe göre vücudunu hareket ettirmek
They dance together
Birlikte dans ederler
dans partisi
In sceneinsanların dans ettiği sosyal etkinlik
We went to the dance last night
Dün gece dans partisine gittik
isim
birini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan sözcük
The station dance is Alpha
İstasyonun ismi Alfa
neşeyle zıplamak
In scenecanlı ve neşeli bir şekilde hareket etmek veya dans etmek
The calves cavorted in the meadow
Buzağılar çayırda neşeyle zıpladı
kalmak
In scenediğerleri gittikten sonra orada olmaya devam etmek
Only two cookies are left
Sadece iki kurabiye kaldı
bırakmak
In scenebir şeyin belirli bir durumda olmasını sağlamak
He left the door open
Kapıyı açık bıraktı
sol
sağın karşı tarafı
Turn left here
Buradan sola dön
ayrılmak
bir yerden veya birinden uzaklaşmak
She left the office at five
Ofisten saat beşte ayrıldı
benzer şeyler
In sceneaynı türden olan nesneler
She enjoys the likes of antique furniture
Antika mobilyalar gibi şeylerden hoşlanır
hoşlanmak
bir şeyden keyif almak
She likes to play piano
O piyano çalmaktan hoşlanır
beğeniler
insanın hoşuna giden şeyler
I wrote down all my likes
Tüm beğenilerimi not ettim
gibiler
aynı türden kişi veya şeyler
I have never seen the likes of him
Onun gibisini daha önce hiç görmedim
benzerler
aynı türden olan insanlar
We never see the likes of them anymore
Artık onlar gibisini asla görmüyoruz
hiç
In sceneherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
In scenebir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
konu
In scenetartışılan veya üzerinde konuşulan tema
This is a difficult subject
Bu zor bir konu
tebaa
bir hükümdarın yönetimi altında yaşayan kişi
He is a subject of the king
Kralın bir tebaasıdır
maruz bırakmak
birini hoş olmayan bir duruma sokmak
He subjected the prisoner to torture
Mahkumu işkenceye maruz bıraktı
tebaa
bir hükümdarın yönetimi altındaki kimse
The king protected his subjects
Kral tebaasını korudu
bakış açısı
In scenebir şeye bakış veya düşünüş tarzı
We have different perspectives on this issue
Bu konuda farklı bakış açılarımız var
başına gelmek
In scenebirinin başına bir şey gelmesi durumu
What happened to him
Ona ne oldu
tesadüfen
bir şeyi planlamadan veya kazara yapmak
I happen to know the answer
Tesadüfen cevabı biliyorum
başına gelmek
birinin başına bir olay meydana gelmek
What happened to him
Onun başına ne geldi
talip
In sceneromantik bir ilişki veya evlilik isteyen kişi
He was her most persistent suitor
O, onun en ısrarcı talibiydi
şu anda
In sceneşu an yaşanan zaman dilimi
He is busy at present
O şu anda meşgul
yanlış
In scenedoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
uygun olmayan veya iyi bir eşleşme sağlamayan
This is the wrong key for the door
Bu kapı için yanlış anahtar
kötülük etmek
birine adil olmayan veya zarar verici şekilde davranmak
He wronged her by taking the money
Parayı alarak ona kötülük etti
hizmetçi
In scenebaşkası için çalışan kişi
The servant cleaned the house
Hizmetçi evi temizledi
hanımefendi
In scenegenç kadın veya kız çocuk
Miss Taylor is my teacher
Bayan Taylor benim öğretmenim
kaçırmak
bir şeye yetişememek veya orada olmamak
I missed the bus
Otobüsü kaçırdım
ıskalamak
hedefi vuramamak veya tutturamamak
He missed the target
Hedefi ıskaladı
özlemek
birinin yokluğunu hissedip üzülmek
I miss my family
Ailemi özlüyorum
kabul edilen durum
In scenekesin olarak doğru sayılan şey
Victory is a given
Zafer kabul edilen bir durumdur
dikkate alındığında
In scenebir durum değerlendirilirken hesaba katılan
Given the rain we should stay home
Yağmur dikkate alındığında evde kalmalıyız
verilmiş
birine teslim edilmiş olan
The key was given to him
Anahtar ona verilmişti
belirli
önceden kararlaştırılmış olan
You must arrive at a given time
Belirli bir zamanda gelmelisin
topluluk
In scenegeniş bir insan veya nesne grubu
A bevy of guests arrived at the party
Partiye bir grup misafir geldi
yalnız
In sceneyalnız olduğu için üzgün olan
I feel lonely
Yalnız hissediyorum
yalnız
arkadaşı veya yanında kimsesi olmadığı için üzgün olma durumu
I feel lonely when I am at home alone
Evde tek başımayken kendimi yalnız hissediyorum
ıssız
diğer insanlardan veya yerlerden çok uzak
The cabin was in a lonely place
Kulübe ıssız bir yerdeydi
yalnız
arkadaşı veya dostu olmadığı için üzgün hissetme
I felt lonely when I moved to the city
Şehre taşındığımda kendimi yalnız hissettim
kimsesiz
yanında kimse olmadığı için mutsuz hissetme
She felt lonely without her family
Ailesi olmadan kendini kimsesiz hissetti
unutmak
In scenebir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Genellikle anahtarlarımı nereye koyduğumu unuturum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Anahtarlarımı nereye koyduğumu sık sık unuturum
boşvermek
bir şeyi düşünmeyi veya ona önem vermeyi bırakmak
Just forget the argument
Tartışmayı boşver
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget my keys
Anahtarlarımı sık sık unuturum
hmm
In scenedüşünürken veya tereddüt ederken çıkarılan ses
Hmm, let me think
Hmm, bir düşüneyim
soğuk
In scenedüşük sıcaklık
The winter cold is harsh
Kış soğuğu serttir
soğuk
nezaket veya sevgi göstermeyen
He is a cold person
O soğuk bir insandır
soğuk algınlığı
burun akıntısı ve öksürükle seyreden hastalık
I have a cold
Soğuk algınlığına yakalandım
hazırlıksız
bir konu hakkında yeterli bilgiye veya deneyime sahip olmama durumu
She went into the interview cold
Görüşmeye hazırlıksız gitti
kusur bulmak
In scenebirinin bir şeyi yanlış yaptığını söylemek
It is hard to fault his work
Onun işinde kusur bulmak zor
hata
In scenebir sorun veya yanlışlık için sorumluluk durumu
It was my fault that we were late
Geç kalmamız benim hatamdı
fay
yer kabuğundaki büyük kırık
There is a fault line under this city
Bu şehrin altında bir fay hattı var
kusur
bir kişinin karakterindeki kötü veya zayıf özellik
Everyone has a personal fault
Herkesin kişisel bir kusuru vardır
düşünmek
In scenebir konu hakkında fikir yürütmek
I need to think of a solution
Bir çözüm düşünmem gerekiyor
hatırlamak
birini veya bir şeyi zihne getirmek
I often think of my home
Sık sık evimi hatırlarım
aklına gelmek
bir fikir üretmek ya da bir şeyi hatırlamak
I can think of a better name
Daha iyi bir isim aklıma geliyor
hatırlamak
bir anıyı kişiyi veya bilgiyi akla getirmek
I often think of my childhood
Sık sık çocukluğumu hatırlarım
bulmak
yeni bir fikir veya plan icat etmek
Can you think of a better solution
Daha iyi bir çözüm bulabilir misin
düşünmek
bir konu hakkında görüş sahibi olmak veya bir eylemi değerlendirmek
What do you think of this movie
Bu film hakkında ne düşünüyorsun
akla getirmek
bir konudan bahsetmeye başlamak
Can you think of any good movies
Aklına iyi bir film geliyor mu
düşünmek
birini veya bir şeyi zihninde bulundurmak
I often think of my old friends
Sık sık eski arkadaşlarımı düşünürüm
düşünmek
bir şey hakkında görüş sahibi olmak
What do you think of this plan
Bu plan hakkında ne düşünüyorsun
mesafeli
In scenedüşüncelerini veya duygularını başkalarına göstermeyen
He is a very reserved person
O çok mesafeli bir insan
ayırtılmış
bir şeyin sizin için saklanmasını sağlamak
I reserved a table for two
İki kişilik bir masa ayırttım
ayrılmış
belirli bir kişi veya amaç için önceden saklanan
This seat is reserved for my friend
Bu koltuk arkadaşım için ayrılmış
ayrılmış
belirli bir kişi veya amaç için saklanan
This seat is reserved for our guest
Bu koltuk misafirimiz için ayrılmış
an
In scenebir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
zaman
olayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
vakit
belirli bir deneyim veya yaşam tarzı
We had a great time
Harika vakit geçirdik
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
bakmak
In scenebir şeye özen gösterip bakımını yapmak
She tends to her flowers every morning
Her sabah çiçeklerine bakar
eğiliminde olmak
bir şeyi yapmaya yatkın veya alışkın olmak
I tend to drink coffee in the morning
Sabahları kahve içme eğilimindeyim
yazar
In scenekitap veya makale yazan kişi
He is a famous writer
O ünlü bir yazardır
vakit geçirmek
In scenezamanın ilerlemesini sağlamak için bir şeyler yapmak
I read a book to pass the time
Vakit geçirmek için kitap okudum
şanslı
In sceneiyi şansa veya başarıya sahip olan
I am fortunate to have a good family
İyi bir aileye sahip olduğum için şanslıyım
bağış yapmak
In sceneözellikle yardım amacıyla bir şeyi ücretsiz vermek
I want to donate some money
Biraz para bağışlamak istiyorum
bağışlamak
karşılık beklemeden bir kişiye veya kuruma para ya da eşya vermek
They donate money to the hospital
Hastaneye para bağışlıyorlar
kanatmak
In scenebirini yaralayarak kan akmasına neden olmak
The boxer managed to draw blood in the last round
Boksör son rauntta rakibini kanatmayı başardı
çift
In scenebirlikte kullanılan iki eşyadan oluşan set
I have a pair of socks
Bir çift çorabım var
eşlemek
iki şeyi bir araya getirerek takım oluşturmak
I need to pair these socks
Bu çorapları eşlemem gerekiyor
çift
birbiriyle ilgili iki şeyden oluşan set
I bought a new pair of shoes
Yeni bir çift ayakkabı aldım
aile yadigarı
In scenenesiller boyu aktarılan değerli nesne
This ring is a family heirloom
Bu yüzük bir aile yadigarıdır
miras kalan eşya
miras yoluyla geçen kıymetli eşya
The clock is a precious heirloom
Saat kıymetli bir miras eşyadır
yadigâr
birinden hatıra olarak kalan değerli şey
She kept the necklace as an heirloom
Kolyeyi bir yadigâr olarak sakladı
korkmuş
In scenekorku hissetme
She is afraid of spiders
O örümceklerden korkar
korkarım ki
kötü bir durumdan dolayı üzüntü veya endişe duyma
I am afraid I cannot help you
Korkarım ki size yardım edemem
korkarım
kötü bir durumdan dolayı üzgün veya kaygılı hissetmek
I am afraid that we are late
Korkarım geç kaldık
tasarımlar
In scenebir şeyin nasıl yapılacağına dair fikirler
She shared her designs for the new building
Yeni bina için tasarımlarını paylaştı
ay
In sceneyılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
ay
otuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
ay
yılın on iki bölümünden her biri
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
berbat
In sceneçok kaba veya nahoş
The weather was beastly
Hava berbattı
indirmek
In scenebir şeyi daha alçak bir konuma getirmek
Please lower the flag
Lütfen bayrağı indirin
düşürmek
miktarını veya seviyesini azaltmak
Lower the price
Fiyatı düşürün
daha düşük
daha az yüksek olan
This is a lower price
Bu daha düşük bir fiyat
kısmak
bir sesin seviyesini azaltmak
Please lower the volume
Lütfen sesi kıs
dikkatsizlik
In scenedikkatli olmama durumu
His carelessness caused the accident
Dikkatsizliği kazaya neden oldu
mükemmel örnek
In scenebir niteliğin kusursuz örneği olan kişi veya şey
He is a paragon of virtue
O erdemin mükemmel bir örneğidir
çok
In scenebüyük ölçüde
She is ever so kind
Çok naziktir
kesinlikle
In sceneşüphe olmadan veya kesin olarak
I will certainly help you
Sana kesinlikle yardım edeceğim
varsaymak
In scenebir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
sanmak
bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
ön cephe
In scenebir faaliyetin veya çatışmanın en aktif olduğu ön kısım
The soldiers were sent to the front line
Askerler ön cepheye gönderildi
görev
In sceneyapılması gereken iş
This is a difficult task
Bu zor bir görev
görevlendirmek
birine bir iş vermek
They tasked me with the project
Beni proje ile görevlendirdiler
özellikle
In scenenormalden daha fazla
I am not particularly hungry
Özellikle aç değilim
bestelemek
In scenemüzik edebiyat veya sanat eseri meydana getirmek
He composed a beautiful song
O güzel bir şarkı besteledi
oluşturmak
bir şeyi meydana getirmek veya şekillendirmek
She composed a poem
Bir şiir oluşturdu
sakinleşmek
üzüldükten sonra kendini yatıştırmak
She took a breath to compose herself
Kendini sakinleştirmek için derin bir nefes aldı
talep etmek
In scenebir şeyi kesin veya güçlü bir şekilde istemek
The workers demand better pay
İşçiler daha iyi ücret talep ediyor
talep
bir şeyi isteme eylemi
I demand an explanation
Bir açıklama talep ediyorum
talep etmek
bir şeyi ısrarla veya zorla istemek
The workers demand higher wages
İşçiler daha yüksek ücret talep ediyor
kardeş
In scenebirinin erkek veya kız kardeşi
I have only one sibling
Sadece bir kardeşim var
kardeş
bir kişinin erkek veya kız kardeşi
Do you have any siblings?
Hiç kardeşin var mı?
detaylandırma
In scenebir konunun daha ayrıntılı açıklaması
The teacher asked for some elaboration
Öğretmen biraz detaylandırma istedi
ek
In scenebir belgeye sonradan eklenen yeni bölüm
Please read the addendum at the end of the contract
Lütfen sözleşmenin sonundaki eki okuyun
bu yüzden
In scenebu sebeple
Thus, we stayed home
Bu yüzden evde kaldık
mükemmel
In sceneçok iyi
This cake is excellent
Bu kek mükemmel
oo
In sceneşaşkınlık veya haz belirten bir ünlem
Ooh, look at that cake!
Oo, şu pastaya bak!
büyülenmiş
In scenebir şeyin etkisine kapılıp gözünü ayıramayacak kadar hayran kalmak
The audience listened to the story spellbound
İzleyiciler hikayeyi büyülenmiş bir şekilde dinledi
anlamına gelmek
In scenebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
niyetlenmek
In scenebir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
daha iyisiyle değiştirmek
In scenebir eşyayı daha değerli veya kaliteli olanıyla takas etmek
Many drivers trade up to a newer car every few years
Birçok sürücü birkaç yılda bir arabasını daha yenisiyle değiştirir
hayal etmek
In scenezihninde bir görüntü oluşturmak
Just imagine a world without war
Sadece savaşsız bir dünya hayal et
hayal etmek
zihinde bir resim veya görüntü oluşturmak
Imagine a beautiful beach
Güzel bir plaj hayal et
hayal etmek
zihninde bir görüntü oluşturmak
Imagine you are on a beach
Sahilde olduğunu hayal et
karşı çıkmak
In scenebir şeye veya fikre karşı olmak
They oppose the new plan
Yeni plana karşı çıkıyorlar
karşı çıkmak
bir şeye karşı olmak
I oppose the new law
Yeni yasaya karşı çıkıyorum
berbat
In sceneçok kötü veya hoş olmayan
The movie was awful
Film berbattı
çok
çok fazla veya aşırı derecede
He has an awful lot of money
Çok fazla parası var
aşırı
son derece
It was an awful long time
Aşırı uzun bir zamandı
her iki durumda da
In scenehangi seçenek olursa olsun
Either way, we will be late
Her iki durumda da geç kalacağız
ateş etmek
In scenebir hedefi vurmak için silahı o yöne doğrultmak
The soldier shot at the target
Asker hedefe ateş etti
ateş etmek
birine veya bir şeye doğru silahla ateş açmak
He started to shoot at the target
Hedefe ateş etmeye başladı
uygunluk
In scenesosyal açıdan kabul edilebilir davranış
She behaved with great propriety
Büyük bir uygunlukla davrandı
aptalca
In scenemantıklı veya bilge olmayan
That was a foolish mistake
Bu aptalca bir hataydı
beceri
In scenebir şeyi iyi yapabilme yeteneği
Reading is an important skill
Okuma önemli bir beceridir
bitirmek
In scenebir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
bitiş
bir olayın veya etkinliğin sonu
She is near the finish of her project
Projesinin bitişine yaklaştı
yüzey görünümü
bir yüzeyin son hali
The wood has a glossy finish
Ahşabın parlak bir yüzey görünümü var
bitirmek
bir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
cezbetmek
In scenebirini bir şeye çekmek
They enticed him with a high salary
Onu yüksek bir maaşla cezbettiler
belki
In sceneihtimalle veya olabilir anlamında
Perhaps it will rain today
Belki bugün yağmur yağar
dışında
In sceneaynı seviye veya kategoride olmayan
This is out of my league
Bu benim ligimin dışında
-den yapılmış
In scenebir malzemeden veya kaynaktan üretilmiş
It is made out of wood
Bu ahşaptan yapılmış
bitmiş
bir şeyin artık kalmaması
We are out of milk
Sütümüz bitti
uzak
bir şeyden kaçınmak veya girmemek
Stay out of trouble
Beladan uzak dur
dışarı
içinden dışına doğru
He ran out of the house
Evden dışarı koştu
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
-den yapılmış
bir şeyin imalatında kullanılan maddeyi belirtir
This table is made out of wood
Bu masa ahşaptan yapılmış
dışında
bir yerin veya durumun içinde olmayan
She stepped out of the room
O odadan dışarı çıktı
vazgeçirmek
birini bir şey yapmamaya ikna etmek
She talked him out of quitting
Onu işten ayrılmaktan vazgeçirdi
dışında
bir grubun veya kapsamın dışında olan
It is out of his control
Bu onun kontrolünün dışında
olağanüstü
In sceneçok sıra dışı veya özel
She has an extraordinary talent for music
Onun müzik için olağanüstü bir yeteneği var
terfi
In scenedaha yüksek bir işe veya rütbeye yükselme
He got a promotion at work
İş yerinde terfi aldı
tanıtım
bir ürün veya etkinlik hakkında insanları bilgilendirme çalışması
The store is running a promotion for new customers
Mağaza yeni müşteriler için bir tanıtım yapıyor
terfi
daha yüksek veya daha önemli bir işe geçiş
She got a promotion last week
Geçen hafta terfi aldı
bildiri
In sceneresmi ve halka açık bir açıklama
The government issued a formal declaration
Hükümet resmi bir bildiri yayınladı
gerçekten
In scenebir ifadeyi vurgulamak için kullanılır
It is very cold indeed
Gerçekten çok soğuk
okuyucu
In sceneokuyan kişi
The reader liked the book
Okuyucu kitabı beğendi
okur
In scenekitap veya metin okuyan kimse
She is a fast reader
O hızlı bir okur
okuyucu
bilgileri görüntüleyen veya okuyan bir cihaz
The card reader is broken
Kart okuyucu bozuk
okuma kitabı
okumayı öğrenmek için kullanılan kitap
The teacher gave us a reader
Öğretmen bize bir okuma kitabı verdi