

Friends — Season 1 Episode 19
Words & meanings
400 words
CEFR level
adam
In sceneyetişkin erkek birey
He is a kind man
O iyi bir adam
erkek
In sceneyetişkin erkek insan
Every man needs food
Her erkek yemeğe ihtiyaç duyar
yahu
şaşkınlık veya heyecan belirten ünlem
Man that was fast
Yahu bu çok hızlıydı
yöntem
In scenebir şeyi yapma biçimi veya yolu
This is the best way
Bu en iyi yöntem
yol
In scenehareket edilen hat veya güzergah
I am on my way
Yoldayım
imkansız
bir şeyin gerçekleşemeyeceğini belirtmek için kullanılır
No way
İmkansız
çok
büyük bir miktarda veya derecede
It is way too expensive
Bu çok fazla pahalı
yıl
In scene12 ay veya 365 gün süren takvim dönemi
This year is 2024
Bu yıl 2024
yıl
12 aylık zaman birimi
Happy New Year
Mutlu yıllar
yıl
365 günlük zaman dilimi
It lasted five years
Beş yıl sürdü
yan
In scenebir nesnenin sol veya sağ kısmı
Stay by my side
Yanımda kal
yön
bir durumun özelliği
Every story has a bright side
Her hikayenin aydınlık bir yönü vardır
garnitür
ana yemeğin yanında sunulan yiyecek
I ordered a side of fries
Yanına bir porsiyon patates kızartması söyledim
taraf
bir anlaşmazlıkta desteklenen görüş
Whose side are you on
Kimin tarafındasın
beyaz
In scenekar gibi en açık renk
The snow is white
Kar beyazdır
beyazlar
beyaz renkli giysiler
Put the whites in the washing machine
Beyazları çamaşır makinesine koy
söz
In scenebir şeyi kesinlikle yapacağınızı bildiren ifade
I will keep my promise
Sözümü tutacağım
salıverme
tutulan birini veya bir şeyi serbest bırakma
He gave his promise to let them go
Onları serbest bırakmaya söz verdi
söz vermek
birine bir şeyi yapacağına dair güven vermek
I promise to be there on time
Zamanında orada olacağıma söz veriyorum
söz vermek
bir şeyi kesinlikle yapacağını söylemek
I promise to call you later
Seni sonra arayacağıma söz veriyorum
işaret etmek
bir şeyin olacağına dair belirtiler göstermek
Dark clouds promise rain
Kara bulutlar yağmura işaret ediyor
gelecek vaadi
gelecekte başarılı olacağını gösteren nitelik
The young student shows great promise
Genç öğrenci büyük gelecek vaat ediyor
yemin etmek
bir şeyi kesinlikle yapacağına dair ant içmek
I promise to keep your secret
Sırrını saklamaya yemin ederim
fırsat
In scenebir şeyi yapmak için uygun olan zaman veya durum
I had a chance to travel
Seyahat etme fırsatım oldu
ihtimal
bir şeyin gerçekleşme olasılığı
There is a chance of rain
Yağmur yağma ihtimali var
risk
kötü bir şeyin olma ihtimali
There is a chance of failure
Başarısızlık riski var
an
In scenebir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
zaman
olayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
vakit
belirli bir deneyim veya yaşam tarzı
We had a great time
Harika vakit geçirdik
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
bir nevi
In scenebir dereceye kadar veya kısmen
I sort of agree with you
Sana bir nevi katılıyorum
çeşit
benzer özelliklere sahip grup
This is a new sort of fruit
Bu yeni bir çeşit meyve
tür
bir şeyin belirli bir çeşidi
What sort of music do you like
Ne tür müzik seversin
kısmen
In scenetamamen değil
The road is partially closed
Yol kısmen kapalı
her şey
In scenetüm şeyler
He lost everything
Her şeyi kaybetti
her şey
her bir şey
Everything is ready
Her şey hazır
hata
In scenebir sorun veya yanlışlık için sorumluluk durumu
It was my fault that we were late
Geç kalmamız benim hatamdı
fay
yer kabuğundaki büyük kırık
There is a fault line under this city
Bu şehrin altında bir fay hattı var
kusur
bir kişinin karakterindeki kötü veya zayıf özellik
Everyone has a personal fault
Herkesin kişisel bir kusuru vardır
kusur bulmak
birinin bir şeyi yanlış yaptığını söylemek
It is hard to fault his work
Onun işinde kusur bulmak zor
kabahat
bir sorunun ya da hatanın sorumluluğu
It was not my fault
Bu benim kabahatim değildi
kalmak
In scenebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
durdurmak
bir şeyin bir süreliğine gerçekleşmesini engellemek
The court decided to stay the proceedings
Mahkeme davayı durdurmaya karar verdi
kalmak
bir yerde belirli bir süre konaklamak
We will stay in a hotel
Bir otelde kalacağız
kalmak
bir yerde geçici olarak durmak
I will stay at a hotel
Bir otelde kalacağım
kalış
bir yerde geçirilen süre
We enjoyed our stay in London
Londra'daki kalışımızdan keyif aldık
ortam
In scenesosyal çevre veya ortam
He grew up in a musical milieu
Müzikal bir ortamda büyüdü
tamam
In scenekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
In sceneiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
In scenebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
hapishane
In sceneyasa dışı işler yapan kişilerin tutulduğu yer
He is in jail
O hapiste
ayakkabı
In sceneayağı koruyan örtü
I bought new shoes
Yeni ayakkabılar aldım
nal çakmak
bir hayvanın ayağına nal takmak
He shoes the horse
Atı nallıyor
kaydetmek
In sceneresmi bir listeye veya yere işlemek
Please register your name here
Lütfen isminizi buraya kaydedin
yazar kasa
mağazalarda para tutmak ve fiş yazdırmak için kullanılan makine
He put the money in the register
Parayı yazar kasaya koydu
kayıt
resmi yazılı kayıt
The teacher checked the register
Öğretmen kayıt defterini kontrol etti
kayda geçirmek
bir görüşü veya duyguyu resmi olarak belirtmek
She registered her objection
O itirazını kayda geçirdi
kaydolmak
bir şeye katılmak için ismini resmi bir listeye eklemek
You need to register for the course
Kurs için kaydolman gerekiyor
farkına varmak
bir şeyi fark etmek veya algılamak
I did not register his surprise
Şaşkınlığının farkına varmadım
bugün
In scenemevcut gün
We start today
Bugün başlıyoruz
bugün
içinde bulunulan gün
I am busy today
Bugün meşgulüm
bugün
şimdiki gün
Today is a holiday
Bugün tatil
bugün
şu anki gün
I saw him today
Onu bugün gördüm
şehir merkezi
In sceneşehrin merkezindeki bölge
I am going to the city
Şehir merkezine gidiyorum
şehir
büyük ve önemli yerleşim yeri
I live in a big city
Büyük bir şehirde yaşıyorum
kent
kentsel yerleşim alanı
The city is very noisy
Kent çok gürültülü
dişi
In scenedoğum yapabilen cinsiyet
This cat is female
Bu kedi dişidir
etkinlik
In sceneyapılan bir iş veya faaliyet
Swimming is a good thing to do
Yüzmek yapılacak iyi bir etkinliktir
eşya
In scenesomut bir varlık veya nesne
Put your things on the table
Eşyalarını masanın üzerine koy
konu
üzerinde konuşulan mesele
That is a complicated thing
Bu karmaşık bir konudur
yine de
In sceneher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
neyse
konuyu değiştirmek veya bir duraksamadan sonra devam etmek için kullanılan söz
Anyway let us continue with the lesson
Neyse derse devam edelim
tartışmak
In scenebir konu hakkında biriyle konuşmak
They are discussing the plan
Planı tartışıyorlar
lütfen
In scenenazik bir ricada bulunurken kullanılan kelime
Please come here
Lütfen buraya gel
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
anlaşıldı
telsiz mesajını almak ve kavramak
Please the transmission
İletiyi anladım
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
lütfen
nazik bir ricada bulunmak için kullanılır
Please help me
Lütfen bana yardım et
lütfen
bir ricayı daha nazik hale getirmek için kullanılır
Close the door please
Lütfen kapıyı kapat
lütfen
nazik bir şekilde bir şey istemek için kullanılır
Please wait here
Lütfen burada bekle
lütfen
birinden kibarca bir şey talep etmek için kullanılır
Please listen to me
Lütfen beni dinle
memnun etmek
birini mutlu veya tatmin etmek
It is hard to please everyone
Herkesi memnun etmek zordur
yapacak
In scenegeleceğe dair bir plan veya tahmini ifade etmek için kullanılır
I'm gonna call you
Seni arayacağım
yedi
In scenealtıdan sonra gelen sayı
I have seven apples
Yedi elmam var
istemek
In scenebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
kedi
In sceneküçük tüylü bir evcil hayvan
The cat is sleeping
Kedi uyuyor
kedi
tüylü ve genellikle evcil hayvan olarak beslenen küçük bir memeli
The cat is sleeping on the sofa
Kedi kanepede uyuyor
götürmek
In scenebir şeyi bir yere taşımak
Please take this book to the library
Lütfen bu kitabı kütüphaneye götür
almak
In scenebir şeyi eline veya sahipliğine geçirmek
I will take the keys
Anahtarları alacağım
yapmak
In scenebir eylemi gerçekleştirmek
I take a walk every day
Her gün yürüyüş yaparım
algılamak
bir şeyi belirli bir şekilde düşünmek
Don't take it personally
Bunu kişisel algılama
zavallı
In sceneacıma veya sempati uyandıran
The poor cat was lost
Zavallı kedi kaybolmuştu
cevap
In scenebir soruya verilen yanıt
I am waiting for your answer
Cevabını bekliyorum
çözüm
bir sorunu çözmenin doğru yolu
I found the answer to the puzzle
Bulmacanın çözümünü buldum
cevap
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
The answer is not correct
Cevap doğru değil
yanıt
bilgi almak için kullanılan cümle veya ifade
I need an answer to this question
Bu soruya bir yanıt bekliyorum
cevap
bir sorguya verilen yanıt
I have the answer to your inquiry
Sorguna bir cevabım var
cevaplamak
bir telefon çağrısına veya mesaja karşılık vermek
Please answer the phone
Lütfen telefonu cevapla
yanıt
bir soruya verilen karşılık
This is the correct answer
Bu doğru yanıt
fikir
In scenebir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
fikir
zihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
sıcak
In sceneyüksek sıcaklıkta olan
The coffee is hot
Kahve sıcak
popüler
In sceneşu an çok ilgi gören
This game is hot
Bu oyun çok popüler
hevesli
bir şeyi yapmaya çok istekli olan
He is hot to start his new job
Yeni işine başlamak için çok hevesli
harika
çok iyi veya etkileyici olan
This new movie is hot
Bu yeni film harika
ateşli
hastalık sebebiyle vücut ısısının yüksek olması
I feel hot because I have a fever
Ateşim olduğu için kendimi sıcak hissediyorum
öfkeli
güçlü bir kızgınlık veya hoşnutsuzluk gösterme durumu
He has a hot temper
Onun öfkeli bir mizacı var
popüler
çok beğenilen veya talep gören
That game is very hot right now
O oyun şu an çok popüler
başarılı
çok rağbet gören veya sonuçları iyi olan
This is a hot new product
Bu başarılı yeni bir ürün
sıcak
ısısı yüksek olan
The soup is very hot
Çorba çok sıcak
ılık
orta derecede sıcak olan
The water is nice and warm
Su güzel ve ılık
düşünmek
In scenefikir oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think about it
Bunu düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir konuyu dikkatle zihninden geçirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir şeyi dikkatlice değerlendirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
konuşmak
In scenebiriyle sözlü olarak iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
konuşmak
biriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam lazım
görüşmek
biriyle bir meseleyi konuşmak
I want to talk to the manager
Müdürle görüşmek istiyorum
sohbet etmek
biriyle keyifli bir şekilde konuşmak
We like to talk to our friends
Arkadaşlarımızla sohbet etmeyi severiz
dertleşmek
biriyle samimi şekilde konuşmak
I want to talk to my sister
Kız kardeşimle dertleşmek istiyorum
uyanmak
In sceneuyumayı bırakmak
I wake up at seven
Saat yedide uyanırım
uyandırma
birini uykudan uyandırma işlemi
I need a wake up call
Bir uyandırma servisine ihtiyacım var
uyandırmak
birini uykudan uyandırmak
Wake up your sister
Kız kardeşini uyandır
uyanmak
uykudan çıkıp bilincin yerine gelmesi
I wake up at seven
Saat yedide uyanırım
gözlerini açmak
uykuyu bırakıp gözleri açmak
She woke up and smiled
Gözlerini açtı ve gülümsedi
kendine gelmek
uykudan çıkıp tam bilinç kazanmak
You need to wake up and listen
Kendine gelmen ve dinlemen gerek
uyanma
uykudan uyanma eylemi
My early wake-up made me tired
Erken uyanmam beni yordu
hizmetçi
In sceneev işlerini yapmak için tutulan kadın
The maid cleans the apartment
Hizmetçi daireyi temizliyor
evlenmemiş kadın
hiç evlenmemiş olan kadın
She lived her whole life as a maid
Tüm hayatını evlenmemiş bir kadın olarak geçirdi
izin verilen
In scenebir şeyin gerçekleşmesine izin verilmiş
Smoking is not allowed here
Burada sigara içilmesine izin verilmez
müsaade edilen
birinin bir şey yapmasına izin verilmiş
She was allowed to go
Gitmesine izin verildi
izin verilmiş
bir şeyin yapılmasına müsaade edilmiş durum
You are allowed to enter
İçeri girmenize izin verilmiştir
doğru
In scenegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
tamam
In sceneanlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
sağ
In scenesolun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
çoğunlukla
In scenegenellikle, az sayıda istisna ile
The movie was for the most part boring
Film çoğunlukla sıkıcıydı
limon
In sceneekşi sarı renkli bir narenciye meyvesi
I like lemon tea
Limonlu çayı severim
yuvarlanmak
In scenedönerek hareket etmek
The ball rolls away
Top yuvarlanarak uzaklaşır
uyum sağlamak
bir duruma ayak uydurmak
Roll with the changes
Değişimlere uyum sağla
küçük ekmek
yenilebilir küçük ekmek parçası
I bought a bread roll
Küçük bir ekmek aldım
rock and roll
güçlü ritimli bir müzik tarzı
I like rock and roll
Rock and roll severim
aramak
In scenetelefonla iletişime geçmek
Please call me tomorrow
Lütfen beni yarın ara
çağırmak
In scenebir şeyi istemek veya davet etmek
I will call a taxi
Bir taksi çağıracağım
karar
bir konuda karar verme sorumluluğu
It was a tough call
Zor bir karardı
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They call him the boss
Ona patron diyorlar
siyah
In sceneen koyu renk
I have a black cat
Siyah bir kedim var
tüylü
In scenetüylerle kaplı olan
The bird has feathered wings
Kuşun tüylü kanatları var
tüylü
tüylerle kaplı veya tüylere sahip
The feathered creature flew away
Tüylü yaratık uçup gitti
tüylü
yüzeyi tüylerle kaplı olan
The bird has a feathered wing
Kuşun tüylü bir kanadı var
buluşmak
In scenebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
benzemek
bir şeye benzer olmak
His words meet his actions
Sözleri davranışlarına benziyor
karşılamak
bir gereksinimi yerine getirmek
We must meet the requirements
Gereksinimleri karşılamalıyız
Buluşmak
Birisiyle veya bir şeyle bir araya gelmek
Let us meet at the park tomorrow
Yarın parkta buluşalım
tanışmak
biriyle ilk defa bir araya gelmek
I want you to meet my friend
Arkadaşımla tanışmanı istiyorum
görünmek
gözle görülür veya fark edilir olmak
A strange scene met my eyes
Gözüme garip bir manzara göründü
birleşmek
bir araya gelip bütün oluşturmak
The two rivers meet here
İki nehir burada birleşiyor
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
buluşmak
bir yerde bir araya gelmek
We will meet at the park
Parkta buluşacağız
toplantı
insanların konuşmak veya çalışmak için bir araya geldiği planlı etkinlik
We have a business meet today
Bugün bir iş toplantımız var
meydana gelmek
bir şeyin vuku bulması veya ortaya çıkması
New challenges met him
Karşısına yeni zorluklar meydana geldi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
anlamına gelmek
In scenebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
demek istemek
konuşurken bir şeyi açıklamak için kullanılan ifade
I mean to say that we are late
Geç kaldığımızı demek istiyorum
müthiş
çok iyi veya yetenekli
She plays a mean tennis match
O müthiş bir tenis maçı çıkarıyor
yani
konuşurken duraksamak veya açıklık getirmek için kullanılan söz
I mean it is not raining today
Yani bugün yağmur yağmıyor
anlamına gelmek
bir şeyin ne olduğunu belirtmek
A red light means stop
Kırmızı ışık dur anlamına gelir
yöntem
bir işi yapmanın yolu
They used a simple mean to fix it
Bunu düzeltmek için basit bir yöntem kullandılar
temsil etmek
bir fikri ifade etmek veya göstermek
The flag means our country
Bayrak ülkemizi temsil eder
vakit geçirmek
In scenebir şeyi yaparak zaman harcamak
I spend my weekends reading
Hafta sonlarımı kitap okuyarak geçiririm
harcamak
bir şey satın almak için para vermek
I spend too much money
Çok fazla para harcıyorum
zaman harcamak
bir iş için zaman ayırmak
Don't spend too much time on this
Buna çok fazla zaman harcama
harcamak
bir şeyi satın almak için para kullanmak
I spend all my money on books
Tüm paramı kitaplara harcıyorum
harcamak
bir şey için para vermek
I spend money on food
Yiyeceğe para harcıyorum
harcamak
bir amaç için para zaman veya emek kullanmak
I spent all my money
Tüm paramı harcadım
âşık
In scenebirine karşı güçlü bir romantik sevgi duymak
They are in love
Onlar birbirine âşık
aşık
birine karşı derin sevgi besleyen
They have been in love for years
Yıllardır birbirlerine aşıklar
sevdalı
birine karşı güçlü romantik sevgi duyan
He is totally in love with her
Ona tamamen sevdalı
aşk içinde
derin romantik aşk duygusu yaşayan
They looked so happy and in love
Çok mutlu ve aşk içinde görünüyorlardı
habersiz
In sceneçevresinde olup bitenlerin farkında olmayan
He was oblivious to the noise
Gürültünün farkında değildi
egzotik
In scenedünyanın başka bir yerinden gelen ve alışılmadık olan
She likes exotic fruits
Egzotik meyveleri sever
uyuyor
In sceneuyku durumunda olan
The baby is asleep
Bebek uyuyor
potasyum
In sceneyumuşak gümüş beyazı renkli metalik bir element
Potassium is an essential mineral for the body
Potasyum vücut için temel bir mineraldir
kenara çekilmek
In scenebirinin geçmesi için yana kaymak
Please step aside
Lütfen kenara çekilin
kenara çekilmek
birinin geçmesine izin vermek için bir yana doğru hareket etmek
Please step aside so I can pass
Lütfen geçebilmem için kenara çekilin
kaçmak
In scenebir yerden kaçmak veya ayrılmak
The thief managed to get away
Hırsız kaçmayı başardı
uzaklaşmak
bir yerden veya kişiden ayrılmak
I need to get away from the noise
Gürültüden uzaklaşmam gerekiyor
uzaklaşmak
tatil veya ortam değişikliği için başka bir yere gitmek
I need to get away for a few days
Birkaç günlüğüne uzaklaşmaya ihtiyacım var
izin vermek
In scenebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
engel olmak
bir şeyin gerçekleşmesini durdurmak
He moved without let or hindrance
Hiçbir engel olmaksızın hareket etti
hayal kırıklığına uğratmak
birinin beklentilerini karşılayamamak
I do not want to let my family down
Ailemi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
serbest bırakmak
birinin sorumluluktan veya cezadan kurtulmasına izin vermek
The police let him go without any punishment
Polis onu hiçbir ceza vermeden serbest bıraktı
etkilemek
birinin duyguları veya ruh hali üzerinde etki yaratmak
The sad song let me feel nostalgic
Hüzünlü şarkı beni nostaljik hissettirdi
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
izin vermek
birinin bir şey yapmasına müsaade etmek
Please let me go home
Lütfen eve gitmeme izin ver
serbest bırakmak
tutulan veya hapsedilen birini ya da bir şeyi salmak
They let the bird fly away
Kuşu serbest bıraktılar
en sevilen
In scenediğerlerinden daha çok sevilen
Blue is my favorite color
Mavi benim en sevdiğim renktir
çalışmak
In scenebir işi veya görevi yerine getirmek
He works in an office
O bir ofiste çalışıyor
eser
emekle üretilen şey, özellikle sanat eseri
This is a great work of art
Bu harika bir sanat eseridir
iş
çaba gerektiren faaliyet
I have a lot of work to do
Yapacak çok işim var
çalışmak
doğru veya beklendiği gibi işlemek
The elevator does not work
Asansör çalışmıyor
Rus sosu
In scenemayonez ve acı sos ile yapılan bir tür salata sosu
I love russian dressing on my salad
Salatamda Rus sosu severim
yatılı okul
In sceneöğrencilerin eğitim yılı boyunca kaldığı okul
He goes to a boarding school
Yatılı bir okula gidiyor
yatılı okul
öğrencilerin dönem boyunca okulda kaldığı eğitim kurumu
He attends a boarding school
O bir yatılı okula gidiyor
özel yatılı okul
öğrencilerin konakladığı ücretli eğitim kurumu
They enrolled him in a private boarding school
Onu özel bir yatılı okula kaydettirdiler
yatılı okul
öğrencilerin dönem boyunca okulda kaldığı eğitim kurumu
He sends his son to a boarding school
Oğlunu yatılı okula gönderiyor
hazır
In scenehazırlanmış durumda olan
I am ready to go
Gitmeye hazırım
turistik
In sceneturistlere hitap eden veya turistlerin yoğun olduğu
This area is too touristy
Bu bölge çok turistik
nefret etmek
In scenebirinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
nefret
birine veya bir şeye karşı duyulan çok güçlü hoşlanmama duygusu
They have so much hate in their hearts
Kalplerinde çok fazla nefret var
nefret etmek
birinden veya bir şeyden yoğun bir şekilde hoşlanmamak
I hate spiders
Örümceklerden nefret ederim
ifade
In scenebir birim oluşturan sözcük grubu
I don't know this phrase
Bu ifadeyi bilmiyorum
görmezden gelmek
In scenebir şeye dikkat etmemek
Ignore the warning signs
Uyarı işaretlerini görmezden gel
yok saymak
birini veya bir şeyi fark etmemezlikten gelmek
He ignored me at the party
Partide beni yok saydı
dikkate almamak
bir şeye bakmamak veya dinlememek
Just ignore the noise
Sadece gürültüyü dikkate alma
görmezden gelmek
birine veya bir şeye bilerek dikkat etmemek
He ignored my question
Sorumu görmezden geldi
iyi
In sceneyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
kur yapmak
In scenebirinin sevgisini kazanmaya çalışmak
He tried to woo her with flowers
Çiçeklerle ona kur yaptı
işaret
In scenebilgi veren sembol veya uyarı
A red flag is a sign of danger
Kırmızı bayrak tehlike işaretidir
işaret
bir anlamı olan vücut hareketi
He made a sign to be quiet
Sessiz olması için bir işaret yaptı
imza atmak
kabul ettiğini göstermek için bir belgeye ismini yazmak
Please sign the contract here
Lütfen sözleşmeyi buraya imzalayın
oturum açmak
bir bilgisayar sistemine veya hesaba bilgileri vererek girmek
I need to sign into my account
Hesabıma oturum açmam gerekiyor
imzalamak
bir anlaşmayı onaylamak için belgeye isim yazmak
I need to sign this contract
Bu sözleşmeyi imzalamam gerekiyor
imza vermek
hatıra olarak bir yere ismini yazmak
The actor agreed to sign my book
Oyuncu kitabımı imzalamayı kabul etti
işe almak
sözleşme yaparak birini görevlendirmek
The club will sign a new player
Kulüp yeni bir oyuncuyla sözleşme imzalayacak
tabela
bilgi veren yazılı veya resimli levha
Look at the sign on the road
Yoldaki tabelaya bak
kaydolmak
bir yere katılmak için isim yazmak
You need to sign up for classes
Derslere kaydolman gerekiyor
işaret
özel bir anlamı olan sembol
It is a sign of respect
Bu bir saygı işaretidir
imza atmak
bir belgeye onay vermek için ismini yazmak
You must sign the form here
Formu buraya imzalamalısın
adını yazmak
bir yüzeye kendi ismini yazmak
Please sign your name on the list
Lütfen listeye adını yaz
imza koymak
bir yere ismini eklemek
She signed her name on the card
Kartın üzerine imzasını koydu
onaylamak
bir şeyi doğrulamak için imza atmak
Please sign your name on this line
Lütfen bu satıra ismini yaz
country club
In sceneşehir dışında bulunan özel bir sosyal kulüp
He is a member of the country club
O, country club üyesidir
özel sosyal kulüp
spor tesisleri bulunan özel sosyal kuruluş
They spent the afternoon at the country club
Öğleden sonrayı özel sosyal kulüpte geçirdiler
özel sosyal kulüp
spor tesisleri ve sosyal etkinlikleri olan özel bir kulüp
They spent the day at the country club
Onlar günü özel sosyal kulüpte geçirdiler
dart oku
In scenefırlatılan küçük sivri uçlu nesne
He threw a dart at the target
Hedefe bir dart oku fırlattı
hızla fırlamak
aniden ve hızlıca hareket etmek
The cat darted across the room
Kedi odanın karşısına hızla fırladı
dart
küçük sivri okların tahtaya fırlatıldığı oyun
We played darts last night
Dün gece dart oynadık
tahmin etmek
In scenekesin bilgi sahibi olmadan bir fikir yürütmek
I guess that he is at home
Onun evde olduğunu tahmin ediyorum
tahmin
emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz bir fikir
It was just a guess
Sadece bir tahmindi
tahmin etmek
emin olmadan bir fikir oluşturmak
Can you guess my age
Yaşımı tahmin edebilir misin
tahmin
kesin olarak bilmeden bir cevap verme çabası
I made a guess about the answer
Cevap hakkında bir tahminde bulundum
tahmin
tam olarak emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz fikir
My guess was wrong
Tahminim yanlıştı
denetleyici
In sceneçalışanları denetleyen kişi
My supervisor is very helpful
Denetleyicim çok yardımsever
hantal
In sceneağır, kaba veya eski moda olan
This old computer is very clunky
Bu eski bilgisayar çok hantal
hiç
In sceneherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
o zamandan beri
geçmiş bir zamandan bugüne kadar
I have loved it ever since
O zamandan beri bunu seviyorum
sessiz
In sceneaz veya hiç gürültü çıkarmayan
The room is quiet
Oda sessiz
sessizce
In scenegürültüsüz bir şekilde
Keep quiet
Sessiz kal
cinsel
In sceneseks ile ilgili olan
Sexual health is important
Cinsel sağlık önemlidir
cinsel
fiziksel veya romantik yakınlık ile ilgili
They share a sexual attraction
Birbirlerine karşı cinsel çekim duyuyorlar
cinsel
doğrudan cinsel aktivite ile bağlantılı
He was asked about his sexual history
Ona cinsel geçmişi soruldu
cinsel
cinsel arzu veya yönelim ile ilgili olan
Sexual attraction is a natural feeling
Cinsel çekim doğal bir duygudur
yasa dışı
In sceneyasalarca izin verilmeyen
It is illegal to park here
Buraya park etmek yasa dışıdır
kaçak
ülkesinde yasal izni olmadan yaşayan kişi
The illegal tried to cross the border
Kaçak sınırı geçmeye çalıştı
çünkü
In scenebir durumun nedenini açıklamak için kullanılır
I am happy because I passed the test
Mutluyum çünkü sınavı geçtim
biraz
In sceneaz miktarda veya bir dereceye kadar
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
benzer nitelikleri olan grup
What kind of book do you want
Ne tür bir kitap istiyorsun
tür
belirli bir çeşit veya tip
This is a new kind of fruit
Bu yeni bir tür meyve