

Friends — Season 2 Episode 9
Words & meanings
460 words
CEFR level
kesmek
In scenekeskin bir aletle bölmek veya ayırmak
I cut the cake
Pastayı kestim
müsamaha göstermek
birine daha fazla özgürlük tanımak veya daha az katı olmak
Cut me some slack
Bana biraz müsamaha göster
kesmek
deri veya yüzeyi yaralamak
I cut my finger
Parmağımı kestim
kesmek
bir bağlantıyı veya konuşmayı durdurmak
Don't cut me off
Sözümü kesme
paramedikler
In sceneacil tıbbi bakım vermek üzere eğitilmiş kişi
The paramedics arrived quickly
Paramedikler hızlıca geldi
önünde
bir şeyin veya birinin ön kısmında bulunan
The car is in front of the house
Araba evin önünde
yürümek
In sceneayaklar üzerinde hareket etmek
I walk to school
Okula yürüyerek giderim
adım adım anlatmak
birine bir şeyi nasıl yapacağını adım adım göstermek
Walk me through the process
Süreci bana adım adım anlat
yürüyüş yolu
insanların üzerinde yürümesi için yapılmış yol
The park has a nice walk for visitors
Parkta ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yolu var
çekilmek
bir durumdan veya anlaşmadan vazgeçmek
If you do not like the deal you can walk
Eğer anlaşmayı beğenmediysen çekilebilirsin
alt kat
In scenebinanın mevcut katının altındaki kat
He is downstairs
O alt katta
yaptırmak
In scenebirine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
In scenebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yetişmek
bir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yapmak
bir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
günü yakalamak
şu anki anı en iyi şekilde değerlendirmek
You should seize the day
Günü yakalamalısın
herhangi biri
In sceneherhangi bir kişi
Can anyone help me?
Bana yardım edebilecek biri var mı?
fitilli
In sceneüzerinde paralel kabarık çizgiler olan
She wore a ribbed sweater
Fitilli bir kazak giydi
dün
In scenebugünden önceki gün
It rained yesterday
Dün yağmur yağdı
konuşmak
biriyle sözlü olarak iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
başka
In scenebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka
In scenefarklı bir kişi veya şey
I want to go somewhere else
Başka bir yere gitmek istiyorum
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
neşeli
In scenemutlu ve coşkulu olan
They were very merry
Çok neşeliydiler
neşeli
mutluluk ve sevinç dolu
Everyone was in a merry mood
Herkes neşeli bir ruh halindeydi
keyifli
mutluluk verici ve eğlenceli
We had a merry time at the party
Partide keyifli vakit geçirdik
biraz
In sceneaz miktarda veya derecede
I am a little tired
Biraz yorgunum
küçük
In sceneboyutu küçük olan
He has a little dog
Onun küçük bir köpeği var
adam
In scenebir erkek için kullanılan gayriresmî kelime
He is a nice guy
O iyi bir adam
arkadaşlar
bir grup insan için kullanılan gayriresmî kelime
Hey guys, look at this
Hey arkadaşlar, şuna bakın
eczane
In sceneilaçların hazırlandığı ve satıldığı yer
Where is the nearest pharmacy?
En yakın eczane nerede?
daha iyi
In scenedaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
daha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
yola çıkan
In scenebir yerden uzaklaşan
He is off to school
O okula gidiyor
kapalı
In sceneçalışmayan veya aktif olmayan
The light is off
Işık kapalı
indirimli
fiyatı düşürülmüş
Get ten percent off
Yüzde on indirim alın
yanlış
doğru olmayan veya hatalı
The timing was off
Zamanlama yanlıştı
an
In scenebir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
zaman
olayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
vakit
belirli bir deneyim veya yaşam tarzı
We had a great time
Harika vakit geçirdik
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
bir yerde
In scenebelirlenmemiş veya bilinmeyen bir yer
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yere bıraktım
bir yer
bilinmeyen veya belirtilmemiş bir konum
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yerde bıraktım
fırsat
In scenebir şeyi yapmak için uygun olan zaman veya durum
I had a chance to travel
Seyahat etme fırsatım oldu
ihtimal
In scenebir şeyin gerçekleşme olasılığı
There is a chance of rain
Yağmur yağma ihtimali var
risk
kötü bir şeyin olma ihtimali
There is a chance of failure
Başarısızlık riski var
radyatör
In sceneısı veren cihaz
The radiator is warm
Radyatör sıcak
boyun eğmek
In scenedirenmeyi bırakmak veya teslim olmak
He finally caved to the pressure
Sonunda baskıya boyun eğdi
mağara
yerin altında veya kayalıkta bulunan doğal boşluk
They found a dark cave
Karanlık bir mağara buldular
sertçe vurmak
birine veya bir şeye büyük bir kuvvetle darbe indirmek
He caved the wall with one punch
Duvara tek bir yumrukla sertçe vurdu
ah
In sceneşaşkınlığı veya ani kavrayışı ifade eden ses
Oh I see what you mean
Ah ne demek istediğini anlıyorum
yani
cümle içinde duraksama ifadesi
I went there oh you know yesterday
Oraya gittim yani hani dün
sıfır
sıfır rakamı
My code ends in oh six
Kodum sıfır altı ile bitiyor
ah
bir şey ters gittiğinde çıkarılan ses
Oh I lost my keys
Ah anahtarlarımı kaybettim
pantolon
In scenevücudun alt kısmını örten giysi
I am wearing black pants
Siyah pantolon giyiyorum
pantolon
In scenealt vücut için kullanılan giysi
These pants are too long
Bu pantolonlar çok uzun
canlı çit
In sceneSınır belirlemek için kullanılan çalı sırası
A tall hedge hides the house
Yüksek bir canlı çit evi gizliyor
çalı sırası
Birbirine yakın büyüyen çalılar veya küçük ağaçlar sırası
The hedge is growing quickly
Çalı sırası hızlı büyüyor
kırık
In scenehasarlı veya bozuk olan
The screen is broken
Ekran kırık
bozulmuş
artık geçerli olmayan
The promise was broken
Söz bozuldu
bozuk
artık düzgün çalışmayan
The coffee machine is broken
Kahve makinesi bozuk
kaz
In sceneuzun boyunlu büyük bir su kuşu
The goose is swimming in the lake
Kaz gölde yüzüyor
ee
In scenedüşünürken yapılan duraksama sesi
Uh, I don't know
Ee, bilmiyorum
şey
cümleye başlarken veya dikkat çekmek için kullanılan sözcük
Uh, can you help me
Şey, bana yardım eder misiniz
hayır
hayır demenin gayriresmi yolu
Uh, I do not want to go
Hayır, gitmek istemiyorum
dürüst
In scenedoğruyu söyleyen ve hile yapmayan
He is an honest man
O dürüst bir adamdır
başka bir
In scenebir tane daha veya farklı bir tane
I want another cup of coffee
Bir fincan daha kahve istiyorum
istemek
In scenebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
şanslı
In sceneiyi şansa sahip olan
I am very lucky
Çok şanslıyım
yeni
In sceneyeni yapılmış veya keşfedilmiş, eski olmayan
I bought a new car
Yeni bir araba aldım
yeni
In scenedaha önce var olmayan veya yakın zamanda ortaya çıkmış
This is a new idea
Bu yeni bir fikir
kare bulmaca
siyah ve beyaz kareleri olan bir kelime bulmacası
I like doing a crossword puzzle
Kare bulmaca çözmeyi severim
sauna
In sceneterlemek ve rahatlamak için kullanılan sıcak oda
I love going to the sauna
Saunaya gitmeyi severim
buhar odası
buhar banyosu için ısıtılmış oda
The hotel has a steam room
Otelin bir buhar odası var
ev eşyaları
In scenemobilya ve dekoratif nesneler
The room has modern furnishings
Odanın modern ev eşyaları var
kar
In scenegökyüzünden düşen donmuş su
There is snow on the ground
Yerde kar var
kar yağmak
gökyüzünden donmuş beyaz parçacıklar şeklinde düşmek
It started to snow
Kar yağmaya başladı
kar
gökyüzünden düşen donmuş suyun yumuşak beyaz parçaları
The snow is soft
Kar yumuşaktır
fesleğen
In sceneyemeklerde kullanılan kokulu yeşil bir bitki
I added some basil to the salad
Salataya biraz fesleğen ekledim
götürmek
In scenebir şeyi bir yere taşımak
Please take this book to the library
Lütfen bu kitabı kütüphaneye götür
almak
In scenebir şeyi eline veya sahipliğine geçirmek
I will take the keys
Anahtarları alacağım
yapmak
In scenebir eylemi gerçekleştirmek
I take a walk every day
Her gün yürüyüş yaparım
algılamak
bir şeyi belirli bir şekilde düşünmek
Don't take it personally
Bunu kişisel algılama
bahşiş
In scenehizmet karşılığında verilen ekstra para
He left a big tip
Büyük bir bahşiş bıraktı
ipucu
faydalı bir bilgi veya öneri
Here is a useful tip
İşte faydalı bir ipucu
uç
bir şeyin sivri uç kısmı
The tip of the pencil is broken
Kalemin ucu kırık
eğmek
bir şeyi bir yana eğmek
Don't tip the glass
Bardağı eğme
hayat
In scenecanlı olma durumu
Life is beautiful
Hayat güzeldir
ömür
bir ürünün kullanım süresi
The battery life is short
Pil ömrü kısa
yaşam
kişinin yaşadığı hayat tarzı
He had a difficult life
Zor bir yaşamı vardı
ömür
bir canlının yaşadığı toplam süre
He spent his whole life here
Tüm ömrünü burada geçirdi
iyi
In scenenazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
hoş
In scenekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
kulübe
In sceneküçük ve basit bir bina veya ev
He lives in a small hut
Küçük bir kulübede yaşıyor
adlandırmak
In scenebirine veya bir şeye isim vermek
They call him the boss
Ona patron diyorlar
çağırmak
In scenebir şeyi istemek veya davet etmek
I will call a taxi
Bir taksi çağıracağım
karar
bir konuda karar verme sorumluluğu
It was a tough call
Zor bir karardı
aramak
telefonla iletişime geçmek
Please call me tomorrow
Lütfen beni yarın ara
rugan
ayakkabı ve aksesuarlarda kullanılan parlak kaplamalı deri
She wore patent leather shoes
Rugan ayakkabılar giydi
Hadi oradan
meydan okuma veya kızgınlık belirten kaba bir ifade
I don't care, bite me
Umurumda değil, hadi oradan
konforlu
In scenerahatlık veren ve ağrı hissettirmeyen
This bed is very comfortable
Bu yatak çok konforlu
rahat
endişesiz ve huzurlu hissetmek
I feel comfortable here
Burada rahat hissediyorum
iki
In scene2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
iki
1 ve 1 sayılarının toplamı olan rakam
I have two apples
İki elmam var
iki
1 sayısından sonra gelen sayı
The answer is two
Cevap iki
topuz
In scenekapı veya makine üzerindeki yuvarlak tutamak
Turn the knob to open the door
Kapıyı açmak için topuzu çevir
aptal
aptal veya sinir bozucu biri için kullanılan kaba bir söz
He is such a knob
Tam bir aptal
dilemek
In scenebirine iyi bir şeylerin olmasını temenni etmek
I wish you a happy birthday
Sana mutlu bir yaş dilerim
dilemek
gerçekleşmesi zor veya imkansız olan bir şeyi istemek
I wish I could fly
Keşke uçabilsem
boğazını temizlemek
konuşmaya hazırlanmak için hafifçe öksürmek
He cleared his throat
Boğazını temizledi
yine de
In sceneher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
bile
In sceneşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
hafifçe fırlatmak
bir şeyi hafif bir hareketle atmak
He evened the paper plane into the bin
Kağıt uçağı çöp kutusuna hafifçe fırlattı
-den dolayı
bir şeyin sonucu olarak
We stayed at home because of the rain
Yağmurdan dolayı evde kaldık
yüzünden
bir şeyin sonucu olarak
We stayed home because of the rain
Yağmur yüzünden evde kaldık
havalı
In sceneçok iyi veya etkileyici
That car is so cool
O araba çok havalı
serin
In scenesıcak veya ılık olmayan
The weather is cool today
Bugün hava serin
sakin
heyecanlı veya kızgın olmayan
Keep cool during the test
Sınav sırasında sakin kal
akademi
In sceneeğitim veya öğretim verilen yer
He studies at the music academy
Müzik akademisinde okuyor
yan
In scenebir nesnenin sol veya sağ kısmı
Stay by my side
Yanımda kal
yön
bir durumun özelliği
Every story has a bright side
Her hikayenin aydınlık bir yönü vardır
garnitür
ana yemeğin yanında sunulan yiyecek
I ordered a side of fries
Yanına bir porsiyon patates kızartması söyledim
taraf
bir anlaşmazlıkta desteklenen görüş
Whose side are you on
Kimin tarafındasın
olmadan
In scenebir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
olmadan
bir şeyin veya birinin dahil edilmediği durum
You cannot go without a ticket
Bilet olmadan gidemezsin
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
imkansız
In sceneyapılması mümkün olmayan
That is impossible
Bu imkansız
üvey baba
In sceneannenin kocası olan ancak biyolojik baba olmayan kişi
My stepdad is kind
Üvey babam naziktir
üvey baba
ebeveyn ile evli olan erkek
He is my stepdad
O benim üvey babam
öhöm
In scenebirinin dikkatini çekmek için çıkarılan ses
Ahem, may I have your attention please
Öhöm, lütfen dikkatinizi çekebilir miyim
öhö
boğazı temizlemek için çıkarılan ses
Ahem she cleared her throat
Öhö diyerek boğazını temizledi
ehem
nezaketle dikkat çekmek için çıkarılan ses
Ahem please listen to me
Ehem lütfen beni dinleyin
dikkat sesi
birini uyarmak veya sözünü kesmek için çıkarılan ses
She used an ahem to interrupt him
Onu durdurmak için dikkat sesi çıkardı
hediye
In scenebirine verilen şey
I bought a present for her
Onun için bir hediye aldım
şimdiki zaman
şu an gerçekleşmekte olan zaman
Focus on the present
Şimdiki zamana odaklan
mevcut
şu anki yerde bulunma durumu
All students are present
Tüm öğrenciler burada
sunmak
bir şeyi bir kitleye göstermek veya tanıtmak
He will present his project
Projesini sunacak
bluz
In sceneüst vücut için giyilen kıyafet
She wore a white blouse
Beyaz bir bluz giydi
güvercin
In sceneşehirlerde yaygın olarak görülen bir kuş türü
The pigeon is eating bread
Güvercin ekmek yiyor
fırında pişirmek
In scenefırında kuru ısı ile pişirmek
I bake cookies
Kurabiye pişiririm
pişirme
ısı kullanarak yiyecek hazırlama etkinliği
I love to bake
Pişirmeyi severim
kafasını karıştırmak
birinin kafasını çok karıştırmak
That question really baked me
O soru kafamı gerçekten karıştırdı
fırında pişirmek
yiyecekleri fırın kullanarak hazırlamak
She wants to bake some cookies
O biraz kurabiye pişirmek istiyor
hadi
birini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
çalışmaya başlamak
devreye girmek veya çalışmaya başlamak
The lights come on at night
Işıklar gece yanar
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
korna
In sceneyüksek sesli uyarı veren cihaz
He pressed the car horn
Araba kornasına bastı
boynuz
bir hayvanın başındaki sert ve sivri çıkıntı
The goat has a long horn
Keçinin uzun bir boynuzu var
korno
içine üflenerek çalınan metalden yapılmış bir müzik aleti
She plays the horn in the school band
Okul grubunda korno çalıyor
inanmak
In scenebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
sanmak
bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe he is home
Onun evde olduğunu sanıyorum
inanmak
bir şeyin gerçek olduğunu düşünmek
I believe the news
Haberlere inanıyorum
güvenmek
birine veya bir şeye güvenmek
I believe in you
Sana güveniyorum
özel
In scenebelirli bir kişiye ait olan
This is a personal matter
Bu özel bir mesele
kişisel
birinin karakterine yönelik ve kırıcı olan
His comments were too personal
Yorumları çok kişiseldi
şahsi
belirli bir kişiyle ilgili olan
I have a personal opinion
Şahsi bir fikrim var
perde
In sceneArka plan veya görüntüleme için kullanılan düz yüzey
They put a screen in the room
Odaya bir perde koydular
ekran
In sceneGörüntü veya bilgi gösteren düz yüzey
The phone screen is broken
Telefon ekranı kırık
taramak
Bir şeyi tespit etmek için incelemek veya test etmek
Doctors screen patients for the virus
Doktorlar hastaları virüs için tarıyor
sineklik
pencere veya kapılarda kullanılan delikli ince ağ
The screen keeps bugs out
Sineklik böcekleri dışarıda tutar
limonlu misket limonlu içecek
limon ve misket limonu aromalı gazlı içecek
I like lemon lime drinks
Limonlu misket limonlu içecekleri severim
limon ve misket limonu aroması
limon ve misket limonunun birleşimi olan tat
This soda has a lemon lime flavor
Bu sodanın limonlu misket limonlu aroması var
önemsiz kimse
In scenehiçbir önemi olmayan kişi
He felt like a nobody
Kendini önemsiz biri gibi hissetti
hiç kimse
hiçbir insan
Nobody is home
Evde hiç kimse yok
hiç kimse
hiçbir insan
Nobody was in the room
Odada hiç kimse yoktu
önemsiz biri
önemli veya etkili olmayan kişi
He felt like a nobody at school
Okulda kendini önemsiz biri gibi hissediyordu
binmek
bir araca binmek
Hop in the car!
Arabaya bin!
sıcak
In sceneyüksek sıcaklıkta olan
The coffee is hot
Kahve sıcak
popüler
şu an çok ilgi gören
This game is hot
Bu oyun çok popüler
hevesli
bir şeyi yapmaya çok istekli olan
He is hot to start his new job
Yeni işine başlamak için çok hevesli
harika
çok iyi veya etkileyici olan
This new movie is hot
Bu yeni film harika
sol
In scenesağın karşı tarafı
Turn left here
Buradan sola dön
ayrılmak
bir yerden veya birinden uzaklaşmak
She left the office at five
Ofisten saat beşte ayrıldı
kalmak
diğerleri gittikten sonra orada olmaya devam etmek
Only two cookies are left
Sadece iki kurabiye kaldı
bırakmak
bir şeyin belirli bir durumda olmasını sağlamak
He left the door open
Kapıyı açık bıraktı
isim
In scenebirini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan kelime
My name is John
Benim adım John
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
benzin
In scenearaçları çalıştırmak için kullanılan sıvı yakıt
I need to put gas in the car
Arabaya benzin koymam gerekiyor
eğlence
çok keyifli bir durum için kullanılan gayriresmi kelime
The party was a real gas
Parti gerçekten çok eğlenceliydi
varmak
In scenebir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
olmak
In scenebelirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
almak
In scenebir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
anlamak
In scenebir şeyi kavramak
I don't get it
Bunu anlamıyorum
sebep
In scenebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir