

Friends — Season 8 Episode 6
Words & meanings
382 words
CEFR level
alışkanlık
In scenedüzenli olarak yapılan davranış
Reading is a good habit
Kitap okumak iyi bir alışkanlıktır
saçma
In sceneakılsızca veya mantıksız
This is a stupid idea
Bu saçma bir fikir
aptal
In scenezekadan veya sağduyudan yoksun
He is a stupid boy
O aptal bir çocuk
aptal
aptal veya sinir bozucu kişi
Stop being so stupid
Bu kadar aptal olma
haysiyet
In scenesaygıya değer olma durumu
Everyone should be treated with dignity
Herkes haysiyetle muamele görmelidir
tuhaf
In scenealışılmadık veya garip
This is a weird smell
Bu tuhaf bir koku
garip hissettirmek
birine kendini garip veya rahatsız hissettirmek
He weirded me out
Beni garip hissettirdi
her zaman
In sceneher zaman, her seferinde
I always wake up early
Her zaman erken uyanırım
kanıtlamak
In scenebir şeyin doğru olduğunu göstermek
I can prove it
Bunu kanıtlayabilirim
ispatlamak
bir iddianın gerçekliğini ortaya koymak
He proved his theory
Teorisini ispatladı
doğruluğunu göstermek
bir şeyin gerçek olduğunu kanıtlamak
They proved the truth
Gerçeği kanıtladılar
baldız görümce elti veya yenge
eşin kız kardeşi veya kardeşin eşi
My sister in law is a teacher
Görümcem bir öğretmen
önemsemek
In scenebirine veya bir şeye ilgi veya endişe duymak
I don't care
Umursamıyorum
istemek
bir şeyi yapmayı istemek
Would you care for tea
Çay ister misiniz
bakım
birine veya bir şeye bakma eylemi
Skin care is important
Cilt bakımı önemlidir
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to call him tomorrow
Yarın onu aramayı planlıyorum
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
kostüm giymek
başka birine veya bir şeye benzemek için kıyafet giymek
She dressed up as a ghost
Hayalet kılığına girdi
şık giyinmek
resmi veya gösterişli kıyafetler giymek
I love to dress up for weddings
Düğünler için şık giyinmeyi severim
süslemek
bir hikayeyi detaylar ekleyerek daha ilginç hale getirmek
He likes to dress up his stories
Hikayelerini süslemeyi sever
giyinmek
üzerine kıyafet giymek
She decided to dress up for the party
Parti için giyinmeye karar verdi
yanmak
In sceneateş almak veya tutuşturmak
The wood burns quickly
Odun hızlıca yanar
öfkelendirmek
birini çok öfkelendirmek
His comment burned him
Yorumu onu öfkelendirdi
yakmak
sızlama şeklinde acı vermek
This soap burns my eyes
Bu sabun gözlerimi yakıyor
çarçur etmek
parayı çok hızlı ve gereksiz yere harcamak
He burned all his cash in one week
Tüm parasını bir haftada çarçur etti
içinde
In scenebir şeyin iç kısmı veya içinde
The keys are inside the bag
Anahtarlar çantanın içinde
içeride
bir yerin veya nesnenin içi
It is very hot inside
İçerisi çok sıcak
içeriden
sadece sınırlı sayıda kişinin bildiği
She has inside knowledge
Onun içeriden bilgisi var
içinde
bir nesnenin veya yerin içi
The cat is inside the box
Kedi kutunun içinde
benzer
In sceneaynı görünüme veya özelliğe sahip olan
The two brothers look alike
İki kardeş birbirine benziyor
terli
In sceneterle kaplanmış
My palms are sweaty
Avuçlarım terli
terli
In scenevücut sıvısı nedeniyle ıslanmış
His face was sweaty
Yüzü terliydi
terli
vücuttan çıkan terle kaplı
I feel sweaty after exercising
Egzersiz yaptıktan sonra terli hissediyorum
ders
In scenebir grup öğrenci için düzenlenen bir dizi ders veya toplantı
I have an English class today
Bugün İngilizce dersim var
asalet
şık ve zarif bir nitelik
She has a lot of class
O çok asildir
sınıf
birlikte eğitim gören öğrenci grubu
My class is very friendly
Sınıfım çok cana yakın
şıklaştırmak
bir şeyi daha iyi veya zarif bir hale getirmek
We need to class up this living room
Bu oturma odasını şıklaştırmamız gerekiyor
evlenmek
evlilik bağıyla bağlanmak
They want to get married
Evlenmek istiyorlar
inşa etmek
In sceneparçaları bir araya getirerek bir şey yapmak
They build a new house
Yeni bir ev inşa ediyorlar
vücut yapısı
bir kişinin vücudunun şekli ve boyutu
He has a strong build
Güçlü bir vücut yapısı var
artmak
bir şeyin zamanla daha büyük veya güçlü hale gelmesi
The excitement began to build
Heyecan artmaya başladı
sürüm
bir yazılımın veya sistemin belirli bir versiyonu
This is the latest build of the software
Bu yazılımın en son sürümüdür
nakit
In scenemadeni para veya banknot şeklinde olan para
I will pay in cash
Nakit ödeyeceğim
cüzdan
In scenepara ve kişisel eşyaları taşımak için kullanılan küçük çanta
She put the money in her purse
Parayı cüzdanına koydu
büzmek
dudakları sıkıca birbirine bastırmak
She pursed her lips in anger
Öfkeden dudaklarını büktü
yaşasın
In scenemutluluk veya heyecan belirten bir ünlem
Yay! We won the game!
Yaşasın! Oyunu kazandık!
tamam
yeterince iyi veya kabul edilebilir
The meal was all right
Yemek idare ederdi
peki
kesinlikle veya şüphe duymadan
All right, I will come
Peki, geleceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
bir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
hamile bırakmak
bir kadını hamile bırakmak
He knocked her up
Onu hamile bıraktı
hamile bırakmak
bir kadının gebe kalmasına neden olmak
He knocked her up
Onu hamile bıraktı
izlemek
In scenebir şeye dikkatle bakmak
I like to watch movies
Film izlemeyi severim
gözetmek
bir şeyi korumak veya kontrol etmek
Please watch my bag
Lütfen çantamı kolla
kol saati
bileğe takılan küçük saat
My watch is broken
Saatim bozuk
dikkat etmek
bir şeyi yaparken özenli ve dikkatli olmak
Watch your step on the stairs
Merdivenlerde adımına dikkat et
denk
In sceneyetenek veya güç bakımından eşit olan kişi
He finally met his match
Sonunda kendine denk birini buldu
uymak
renk veya stil olarak birbirine yakışmak
Your tie matches your shirt
Kravatın gömleğine uyuyor
kibrit
ateş yakmak için kullanılan küçük çubuk
Do you have a match
Kibritin var mı
küçük
In sceneboyutu büyük olmayan
This is a small cat
Bu küçük bir kedi
sus
konuşmayı bırakmak veya birini susturmak
Please shut up
Lütfen sus
susturmak
birinin konuşmayı bırakmasını sağlamak
Just shut up and listen
Sadece sus ve dinle
anlamına gelmek
In scenebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
kaba
In scenenazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
müthiş
çok iyi veya etkileyici olan
He plays a mean guitar
O müthiş gitar çalıyor
hariç
bir şeyi dışarıda tutarak
Everyone was there except for John
John hariç herkes oradaydı
hariç
bir şey dışında tutulan tek şeyi belirtmek için kullanılır
Everyone came except for John
John hariç herkes geldi
gitmek
In scenebir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school
Okula giderim
çalışmak
işlemek veya faaliyet göstermek
This watch doesn't go
Bu saat çalışmıyor
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to start my diet tomorrow
Yarın diyetime başlamaya niyetliyim
gitmek
bir durumun veya sürecin belirli bir şekilde ilerlemesi
The party went well
Parti iyi gitti
iki
In scene2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
iki
1 ve 1 sayılarının toplamı olan rakam
I have two apples
İki elmam var
iki
1 sayısından sonra gelen sayı
The answer is two
Cevap iki
birlik
In sceneorganize olmuş insan topluluğu
He joined the army corps
Ordu birliğine katıldı
heyet
birlikte çalışan insan grubu
The press corps arrived
Basın heyeti geldi
birlik
silahlı kuvvetlerdeki bir grup insan
She joined the medical corps
Tıbbi birliğe katıldı
kolordu
ordu içinde görev yapan büyük askeri birim
The army corps moved forward
Kolordu ileri hareket etti
doğru
In scenegerçek olan veya yanlış olmayan
It is true that she is here
Burada olduğu doğru
dürüst
yalan söylemeyen ve doğru sözlü
He is a true person
O dürüst bir insan
sadık
birine bağlı ve vefalı olan
She is a true friend to me
O benim için sadık bir dost
güvenilir
her zaman beklenen şekilde çalışan
This system is true and effective
Bu sistem güvenilir ve etkili
biliyorsun
In scenedinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
In scenebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
ayrılmak
In scenebir yerden veya bir kişiden ayrılmak
I leave home at 8 AM
Saat 8'de evden ayrılırım
bırakmak
In scenebir şeyi belirli bir durumda tutmak
Please leave the door open
Lütfen kapıyı açık bırak
dışarıda bırakmak
birini bir etkinlikten veya gruptan hariç tutmak
Please do not leave him out of the team
Lütfen onu takımdan dışarıda bırakma
miras bırakmak
ölürken bir şeyi birine vermek
She will leave all her money to her family
Tüm parasını ailesine miras bırakacak
hafif
In sceneçok sayıda cinsel partneri olan
He called her slutty
Ona hafif dedi
kesinlikle
In scenehiçbir şüphe olmadan veya tamamen
I absolutely agree with you
Sana kesinlikle katılıyorum
yüz
In scenebaşın ön kısmı
She has a beautiful face
Onun güzel bir yüzü var
yüzleşmek
bir durumun gerçekliğini kabul etmek
You must face the truth
Gerçekle yüzleşmelisin
yüz yüze
başka bir kişiyle doğrudan iletişim kurmak
We should talk face to face
Yüz yüze konuşmalıyız
bakmak
ön yüzü bir yöne dönük olmak
The window faces the garden
Pencere bahçeye bakıyor
yola çıkmak
hareket etmeye veya ayrılmaya başlamak
We should get going now
Şimdi yola çıkmalıyız
ayrılmak
bir yerden gitmeye başlamak
It is late, I must get going
Geç oldu, artık ayrılmalıyım
harekete geçmek
harekete başlamak
Let's get going before the traffic starts
Trafik başlamadan harekete geçelim
yola koyulmak
gitmek üzere hazırlık yapıp ayrılmak
We need to get going
Yola koyulmamız gerekiyor
başlamak
bir işe veya eyleme başlamak
We need to get going on the assignment
Ödeve başlamamız gerekiyor
üçüncü
In scenebir seride ikinciden sonra gelen
He is the third person in line
Sıradaki üçüncü kişi o
üçüncü
ikinciden sonra gelen
March is the third month
Mart üçüncü aydır
öğretmen
In sceneders veren kişi
My teacher is very kind
Öğretmenim çok naziktir
eğitmen
başkalarının öğrenmesine yardımcı olan kişi
He is a yoga teacher
O bir yoga eğitmenidir
biliyorsun
dinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
düğün
In sceneevlilik töreni
Their wedding was very fun
Düğünleri çok eğlenceliydi
gelin
evlenen kadın
The bride arrived at the wedding early
Gelin düğüne erken geldi
evlenmek
evlilik bağı kurmak
They decided to have a wedding and get married
Düğün yapıp evlenmeye karar verdiler
restoran
In sceneyemek satın alıp yiyebileceğiniz yer
This restaurant is very famous
Bu restoran çok ünlü
restoran
yemek yenen yer
Let's meet at the restaurant
Restoranda buluşalım
restoran
yemek servisi yapılan yer
The restaurant is closed today
Restoran bugün kapalı
yol açmak
In scenebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
vermek
In scenebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
para
In scenebir şeyler satın almak için kullanılan madeni veya kağıt ödeme araçları
I have some money
Biraz param var
teorem
In scenemantık kullanılarak doğru olduğu kanıtlanabilen ifade
This is a famous mathematical theorem
Bu, ünlü bir matematik teoremidir
paspaslamak
In scenepaspas kullanarak bir yüzeyi temizlemek
I mop the floor every day
Her gün yerleri paspaslarım
paspas
yerleri temizlemek için kullanılan saplı ve bezli araç
Where is the mop?
Paspas nerede?
çek defteri
In scenepara çekmek için kullanılan çeklerin olduğu defter
I lost my checkbook
Çek defterimi kaybettim
hiç şaşmamalı
şaşırtıcı değil
No wonder he is tired
Yorgun olmasına şaşmamalı
çok
In sceneçok sayıda olan
I have many books
Çok kitabım var
seçmek
In scenebir şeyi tercih etmek veya seçmek
Pick a color
Bir renk seç
çıkarmak
In scenebir şeyi bir yerden çıkarıp almak
Pick the seeds out
Tohumları çıkar
pena
telli çalgıları çalmak için kullanılan küçük alet
He lost his guitar pick
Gitar penasını kaybetti
almak
bir nesneyi elinize almak veya kaldırmak
Pick up your book
Kitabını al
dövüş
In sceneşiddetli bir karşı karşıya gelme durumu
The two boxers started to fight
İki boksör dövüşmeye başladı
tarz
bir şeyi yapma veya ifade etme biçimi
Her fight is very unique
Onun tarzı çok özgün
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
kavga
insanlar arasındaki öfkeli tartışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
bahse girmek
In scenebir şeyden çok emin olmak
I bet he is late
Bahse girerim geç kalmıştır
kesinlikle
evet demek veya güçlü bir şekilde onaylamak için kullanılır
Want to go? Bet
Gitmek ister misin? Tabii ki
bahis oynamak
bir oyun veya yarış için para riske atmak
He bet on the red car
Kırmızı arabaya bahis oynadı
bahse girmek
bir sonuç üzerine para yatırmak
I bet ten dollars on the game
Maça on dolar yatırdım
gevşemek
In scenegerginliği azaltmak
I like to relax on weekends
Hafta sonları gevşemeyi severim
rahatlamak
sakinleşmek ve gerginliği azaltmak
I need to relax
Rahatlamam gerekiyor
normalde
In sceneolağan şekilde
I normally wake up at 7 AM
Normalde sabah 7'de uyanırım
görünmek
In scenebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
bak
In scenebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bakmak
gözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
ağlamak
In scenegözden yaş akıtmak
The baby started to cry
Bebek ağlamaya başladı
yalvarmak
bir şeyi acil bir şekilde istemek
She cried for help
Yardım için yalvardı
bağırmak
yüksek ses çıkarmak
He cried out in pain
Acıyla bağırdı
korkutucu
In scenekorku veren
This movie is very scary
Bu film çok korkutucu
en korkutucu
en çok korku veren veya ürküten
This is the scariest movie
Bu en korkutucu film
aç
In sceneyiyecek yeme ihtiyacı duyan
I am hungry
Ben açım
istekli
bir şeyi şiddetle arzulayan
He is hungry for success
Başarıya açtır
olmak
In scenebelirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
almak
In scenebir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
anlamak
In scenebir şeyi kavramak
I don't get it
Bunu anlamıyorum
varmak
bir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
beyaz
In scenekar gibi en açık renk
The snow is white
Kar beyazdır
beyazlar
beyaz renkli giysiler
Put the whites in the washing machine
Beyazları çamaşır makinesine koy
-de/-da çalışmak
bir yerde işe sahip olmak
I work at a hospital
Bir hastanede çalışıyorum
üzerinde çalışmak
bir şeyi geliştirmek için çaba sarf etmek
You need to work at your tennis skills
Tenis becerilerin üzerinde çalışman gerekiyor
yalnızca
In scenebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
In sceneeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
hadi
birini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
çalışmaya başlamak
devreye girmek veya çalışmaya başlamak
The lights come on at night
Işıklar gece yanar
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
yakışıklı
In sceneiyi görünümlü
He is very handsome
O çok yakışıklı
bıkmak
In scenebir şeyden usanmak veya ilgisini kaybetmek
I never tire of this song
Bu şarkıdan asla bıkmam
yormak
birini çok yorgun hissettirmek
Walking all day will tire you
Tüm gün yürümek seni yorar
yorulmak
dinlenmeye veya uykuya ihtiyaç duymak
I tire easily these days
Bugünlerde çabuk yoruluyorum
lastik
araç tekerleğinin etrafındaki kauçuk kaplama
I need to change the tire
Lastiği değiştirmem gerekiyor
baştan başlamak
en baştan tekrar başlamak
I want to start over
Baştan başlamak istiyorum
oyun
In scenebir oyun veya spor türü
I love this game
Bu oyunu seviyorum
yetenek
bir konuda doğal beceri
Her game is improving
Yeteneği gelişiyor
strateji
uzun vadeli hedeflere ulaşmak için planlanan hareketler bütünü
He plays a long game to win the election
Seçimi kazanmak için uzun vadeli bir strateji izliyor
istekli
bir şeyi denemeye veya yapmaya hazır olma
Are you game for a long hike
Uzun bir doğa yürüyüşüne var mısın
hiçbir şey
In scenehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiçbir şey
herhangi bir nesnenin olmaması
I have nothing in my hand
Elimde hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
hiçbir şey
herhangi bir şeyin bulunmaması
There is nothing in the box
Kutunun içinde hiçbir şey yok
öfke
In scenekızgınlık duygusu
He lost his temper
Sinirlendi
yumuşatmak
bir şeyin şiddetini veya etkisini azaltmak
He tempered his criticism with praise
Eleştirisini övgüyle yumuşattı
sertleştirmek
bir şeyi daha dayanıklı hale getirmek
They tempered the steel to make it stronger
Çeliği daha güçlü olması için sertleştirdiler
biliyordu
In scenebir konuda bilgi sahibi olmak
I knew the answer
Cevabı biliyordum
biliyordu
bir durumu kavramış olmak
He knew the truth
Gerçeği biliyordu
kız arkadaş
In sceneromantik ilişki içinde olunan kadın
He loves his girlfriend
Kız arkadaşını seviyor
kadın arkadaş
arkadaş olan kadın
She is my female friend
O benim kadın arkadaşım
iyi
In sceneyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
ince
kalın olmayan
The pen has a fine tip
Kalemin ince bir ucu var
tamam
karşıdakinin anladığından emin olmak veya konuşmada duraksamak için kullanılan sözcük
Fine I will be there at five
Tamam saat beşte orada olacağım
olmak
In scenemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
çizgi roman
hikayelerin resimlerle anlatıldığı ince kitap
I like reading comic books
Çizgi roman okumayı severim
çizgi roman
resimlerle hikaye anlatan dergi
I am reading a new comic book
Yeni bir çizgi roman okuyorum
seçim
In sceneseçme eylemi veya seçilen şey
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
seçim
bir şeyi seçme eylemi veya seçilen şey
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
seçkin
çok iyi kalitede olan
We were served choice wine
Bize seçkin bir şarap ikram edildi
seçim
iki veya daha fazla olasılık arasından tercih yapma durumu
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
bol şans
birine başarı veya şans dilemek için kullanılır
Good luck on your exam
Sınavında bol şans
başarılar
birine başarı veya mutluluk dileme
I wish you good luck with your exam
Sınavında sana başarılar dilerim
şans
başarı veya olumlu sonuç
Winning that game required some good luck
O oyunu kazanmak biraz şans gerektirdi
düşünmek
In scenebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
fikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
hanımefendi
In scenebir kadın için kullanılan resmi veya nazik sözcük
She is a very elegant lady
O çok zarif bir hanımefendi
bayan
kadın için kullanılan nazik bir sözcük
A lady came to the door
Kapıya bir bayan geldi
ikinci
In scenebirinciden sonra gelen
This is my second book
Bu benim ikinci kitabım
saniye
In scenedakikanın altmışta biri olan zaman birimi
Wait for a second
Bir saniye bekle
ikinci porsiyon
yemeğin ikinci servis edilen kısmı
I want a second helping
İkinci bir porsiyon istiyorum
desteklemek
bir öneriye resmi olarak destek vermek
I second the motion
Öneriyi destekliyorum