

Friends — Season 9 Episode 20
Words & meanings
474 words
CEFR level
çekici kişi
In sceneçok çekici olan kişi
He is such a hottie
O çok çekici biri
eşyalar
In scenekişisel eşyalar veya sahip olunanlar
Put your stuff in the car
Eşyalarını arabaya koy
doldurmak
bir şeyi bir yere sıkıca yerleştirmek
She stuffed the bag
Çantayı doldurdu
şeyler
genel olarak nesneler veya eşyalar
I have too much stuff
Çok fazla şeyim var
ödül
In scenekazanıldığında alınan şey
He won a prize
Bir ödül kazandı
değer vermek
bir şeyi çok önemli bulmak
I prize our friendship
Arkadaşlığımıza değer veriyorum
gelmek
In scenebir yere doğru hareket etmek
Come here
Buraya gel
meydana gelmek
gerçekleşmek veya vuku bulmak
How did this come about
Bu nasıl oldu
hadi
dikkat çekmek veya söze başlamak için kullanılan ifade
Come now do not be upset
Hadi ama üzülme
duymak
In scenekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
bir bilgi edinmek
I heard the news
Haberi duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
her kim
In scenekim olduğu fark etmeksizin herhangi bir kişi
Whoever arrives first wins
İlk gelen her kimse kazanır
her kim
kim olursa olsun o kişi
Whoever knows the answer should raise their hand
Cevabı bilen her kimse elini kaldırmalı
dirsek
In scenekolun bükülebilen eklem kısmı
I hurt my elbow
Dirseğimi incittim
dirsek
kolun üst ve alt kısmını birleştiren eklem
I hit my elbow on the door
Dirseğimi kapıya çarptım
dirsek atmak
birini dirseğiyle itmek
He elbowed his way through the crowd
Kalabalığın içinde dirsek atarak ilerledi
satın aldı
In scenepara ödeyerek bir şeyi edinmek
I bought a new car
Yeni bir araba satın aldım
ünlü
In scenebirçok kişi tarafından tanınan
He is a famous singer
O ünlü bir şarkıcıdır
fikir
In scenebir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
fikir
In scenezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
yalnızca
In scenebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
tek
eşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
fark etmek
In scenebir şeyi görmek veya dikkat etmek
I noticed a new sign
Yeni bir tabela fark ettim
duyuru
bilgi veya uyarı veren yazılı beyan
There is a notice on the wall
Duvarda bir duyuru var
fark etmek
bir şeyin varlığını algılamak
I did not notice the door was open
Kapının açık olduğunu fark etmedim
hazırlıksızca
planlama veya hazırlık yapmadan
I said it off the top of my head
Onu hazırlıksızca söyledim
akla geldiği kadarıyla
önceden düşünmeden veya planlamadan söylenen
Off the top of my head, I think he is thirty
Aklıma geldiği kadarıyla sanırım o otuz yaşında
restoran
In sceneyemek satın alıp yiyebileceğiniz yer
This restaurant is very famous
Bu restoran çok ünlü
restoran
yemek yenen yer
Let's meet at the restaurant
Restoranda buluşalım
restoran
yemek servisi yapılan yer
The restaurant is closed today
Restoran bugün kapalı
hiçbir şey
In scenehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiçbir şey
herhangi bir nesnenin olmaması
I have nothing in my hand
Elimde hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
hiçbir şey
herhangi bir şeyin bulunmaması
There is nothing in the box
Kutunun içinde hiçbir şey yok
partiler
In sceneinsanların eğlenmek veya sosyalleşmek için toplandığı etkinlikler
I love going to parties
Partilere gitmeyi severim
grup
birlikte bir şeyler yapan insan topluluğu
We are meeting with the other parties today
Bugün diğer gruplarla buluşuyoruz
sebep
In scenebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
birlikte yaşamak
biriyle aynı evde yaşamak
They live together in a small apartment
Küçük bir dairede birlikte yaşıyorlar
herhangi bir yer
In sceneherhangi bir yer veya herhangi bir yere
You can sit anywhere
Herhangi bir yere oturabilirsin
herhangi bir yer
her türlü konum veya yön
You can sit anywhere you want
İstediğin herhangi bir yere oturabilirsin
doğru
In scenegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
tamam
In sceneanlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
spor salonu
In scenefiziksel egzersiz yapılan yer veya ders
I go to the gym every day
Her gün spor salonuna giderim
spor salonu
fiziksel egzersiz yapmak için ekipmanların bulunduğu yer
I go to the gym every morning
Her sabah spor salonuna giderim
spor salonu
fiziksel egzersiz yapılan bina
I go to the gym every morning
Her sabah spor salonuna giderim
korkunç
In sceneçok kötü veya nahoş
The weather is horrible
Hava korkunç
aşırı
çok büyük bir derecede
There was a horrible amount of work
Dehşet verici miktarda iş vardı
berbat
çok kötü veya rahatsız edici
This is a horrible smell
Bu berbat bir koku
korkunç
çok kötü veya nahoş olan
The food was horrible
Yemek korkunçtu
aman
In scenebıkkınlık veya yalvarma durumunda kullanılır
Oh, please stop it
Ah, lütfen dur artık
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
anlaşıldı
telsiz mesajını almak ve kavramak
Please the transmission
İletiyi anladım
davranmak
In scenebelli bir şekilde hareket etmek
He behaved strangely
Garip davrandı
uslu durmak
terbiyeli davranmak
Please behave yourself
Lütfen uslu dur
iyi davranmak
doğru kabul edilen kurallara göre hareket etmek
You must behave while you are at school
Okuldayken iyi davranmalısın
hakkında konuşmak
bir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
soyutlanma
In scenebaşkalarından ayrı veya yalnız olma durumu
He lived in isolation for years
Yıllarca soyutlanmış bir şekilde yaşadı
zar zor
In sceneçok küçük bir farkla veya güçlükle
I could barely see the road
Yolu zar zor görebiliyordum
başrol arkadaşı
In scenebir film veya dizide başka bir oyuncuyla beraber oynayan kişi
He is the costar of the new movie
Yeni filmin başrol arkadaşı o
ortak başrol oyuncusu
bir gösteride veya filmde başka bir oyuncuyla birlikte performans sergileyen oyuncu
She and her costar worked well together
O ve başrol arkadaşı birlikte iyi çalıştılar
devam etmek
bir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
olmak
meydana gelmek veya gerçekleşmek
What is going on here
Burada neler oluyor
çıkmak
bir yolculuğa veya tatile gitmek
They go on a vacation every summer
Her yaz tatile çıkarlar
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
katılmak
bir etkinliğe veya faaliyete dahil olmak
We decided to go on the tour
Tura katılmaya karar verdik
açılmak
bir cihazın veya ışığın çalışmaya başlaması
The heater goes on at night
Isıtıcı gece açılır
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
şişman
In scenevücudunda çok fazla et olan
He is a fat cat
O şişman bir kedi
yüklü
bir şeyi vurgulamak için kullanılan
He received a fat salary
Yüklü bir maaş aldı
yağ
gıdalarda bulunan doğal yağlı madde
This milk contains fat
Bu süt yağ içerir
şişman
vücut yapısı geniş veya ağırlığı fazla olan
The fat cat is sleeping
Şişman kedi uyuyor
zeka
In scenedüşünme ve öğrenme yeteneği
He has a great brain
Onun harika bir zekası var
beyin
In scenedüşünce ve duyguları kontrol eden, kafanın içindeki yumuşak organ
The brain controls the body
Beyin vücudu kontrol eder
muayene
bir sağlık durumunu kontrol etme işlemi
The doctor performed a medical examination
Doktor bir muayene yaptı
mümkün
In sceneyapılması veya gerçekleşmesi imkan dahilinde olan
It is possible to finish the task today
İşi bugün bitirmek mümkün
aday
seçilme ihtimali olan kişi
She is a possible for the role
O bu rol için bir aday
sakinleşmek
kızgınlığın veya üzüntünün azalması
Please calm down
Lütfen sakinleş
sakinleştirmek
birini veya bir durumu huzurlu hale getirmek
He tried to calm down his angry friend
Arkadaşını sakinleştirmeye çalıştı
sanmak
In scenebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
varsaymak
bir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
sefilce yaşamak
çok az konforla veya kötü şartlarda yaşamak
They decided to slum it in a cheap hostel
Ucuz bir hostelde sefilce yaşamaya karar verdiler
doktora
In sceneyüksek düzeyde bir akademik derece
He has a PhD in physics
Onun fizik alanında doktorası var
kullanmak
In scenebir şeyi işlevinden faydalanmak için çalıştırmak
She uses her computer every day
Bilgisayarını her gün kullanır
alışkın
bir şeyi deneyimden dolayı bilen
I am used to this cold weather
Soğuk havaya alışkınım
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
yaygın olarak
In scenegeniş bir alanda veya kapsamda
This book is widely read
Bu kitap yaygın olarak okunur
başka
In scenebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka
In scenefarklı bir kişi veya şey
I want to go somewhere else
Başka bir yere gitmek istiyorum
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
oy vermek
In scenebir seçimde veya toplantıda tercihini belirtmek
I will vote tomorrow
Yarın oy vereceğim
oy
seçimde verilen karar
I cast my vote
Oyumu kullandım
oy
seçim veya toplantıda bir tercih yapma eylemi
She cast her vote in the election
Seçimde oyunu kullandı
en iyi
In sceneen yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
yenmek
bir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
iyi olur
birine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
en iyi dilekler
birine sunulan iyi niyet ve güzel temenniler
Please give her my best
Lütfen ona en iyi dileklerimi ilet
her zaman
sürekli veya çok sık
He talks all the time
O her zaman konuşur
kız
In scenedişi bir insan
She is a smart girl
O zeki bir kız
kız çocuk
genç bir dişi kişi
The girl is playing
Kız çocuk oynuyor
kız
kadınlar için kullanılan samimi ifade
I am with the girls
Kızlarla beraberim
iyi
In scenenazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
hoş
In scenekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
koşmak
In sceneyürümekten daha hızlı hareket etmek
I run every morning
Her sabah koşarım
yönetmek
bir işin veya kurumun başında olmak
She runs a small business
Küçük bir işletme yönetiyor
sürmek
bir şeyin belirli bir süre devam etmesi
The play runs for two hours
Oyun iki saat sürüyor
düğme
In scenegiysileri tutturmaya yarayan küçük nesne
My shirt lost a button
Gömleğimin bir düğmesi koptu
düğme
bir makineyi çalıştırmak için basılan küçük parça
Press the button
Düğmeye bas
sevmek
In scenebirine karşı güçlü sevgi ve şefkat duymak
I love my family
Ailemi seviyorum
çok istemek
In scenebir şeyi çok fazla istemek
I would love a cup of coffee
Bir fincan kahve çok isterdim
çok sevmek
bir şeyi veya birini çok fazla sevmek
I love chocolate
Çikolatayı çok severim
sevişmek
cinsel ilişkiye girmek
They made love
Seviştiler
uğramak
birinin evine veya bulunduğu yere gitmek
Do you want to come over tonight?
Bu akşam uğramak ister misin?
etkisine almak
birinin duygu veya davranışlarını aniden değiştirmek
I do not know what came over her
Ona ne olduğunu bilmiyorum
sonraki
In sceneşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
üzgün
In scenepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
izin vermek
In scenebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
hadi
In scenebir öneride bulunmak için kullanılan ifade
Let us go home
Hadi eve gidelim
engel olmak
bir şeyin gerçekleşmesini durdurmak
He moved without let or hindrance
Hiçbir engel olmaksızın hareket etti
hayal kırıklığına uğratmak
birinin beklentilerini karşılayamamak
I do not want to let my family down
Ailemi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
havalanmak
hızla ayrılmak veya uçağın yükselmesi
The plane will take off soon
Uçak yakında havalanacak
izin almak
belirli bir süre işten uzak kalmak
I want to take off next Friday
Gelecek Cuma izin almak istiyorum
çıkarmak
kıyafet gibi bir şeyi üzerinden çıkarmak
Please take off your shoes
Lütfen ayakkabılarınızı çıkarın
popülerleşmek
hızla başarılı veya tanınır hale gelmek
The new software really took off this year
Yeni yazılım bu yıl gerçekten çok tuttu
dikkatini dağıtmak
birinin bir şeyi düşünmeyi bırakmasını sağlamak
This hobby helps take off the stress from your mind
Bu hobi zihnindeki stresi uzaklaştırmaya yardımcı olur
soğan
In scenekatmanları olan yuvarlak bir sebze
I chop the onion
Soğanı doğruyorum
kaju
In scenetropikal bir ağaçta yetişen kavisli bir kuruyemiş
I love eating cashews
Kaju yemeyi seviyorum
olmak
In scenemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
tur
In scenefarklı yerlere yapılan yolculuk
We took a tour of the city
Şehir turuna katıldık
seyahat etmek
farklı şehirlere gitmek
The band will tour the country
Grup ülkeyi dolaşacak
gezmek
görmek amacıyla bir yeri dolaşmak
We toured the old museum
Eski müzeyi gezdik
ilk
In scenezaman veya sıra bakımından diğerlerinden önce gelen
This is my first car
Bu benim ilk arabam
herhangi bir şey
In sceneherhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
hiçbir şey
herhangi bir nesne veya madde
I don't have anything
Hiçbir şeyim yok
istiridye
In scenesert kabuklu ve yenilebilen bir deniz hayvanı
I love eating oysters
İstiridye yemeyi severim
ayarlamak
birisi için görüşme veya bağlantı ayarlamak
I can hook you up with a job
Sana bir iş ayarlayabilirim
bağlantı kurmak
kişiler arasında bir bağlantı oluşturmak
We need to hook up with the local guides
Yerel rehberlerle bağlantı kurmamız gerekiyor
buluşmak
biriyle bir araya gelmek
Let's hook up this weekend
Bu hafta sonu buluşalım
takılmak
gündelik romantik veya cinsel amaçla buluşmak
They hooked up a few times
Birkaç kez takıldılar
cinsel birliktelik
iki kişi arasındaki gündelik cinsel yakınlaşma
They decided to hook up at the party
Partide birlikte olmaya karar verdiler
cinsel yakınlaşma
insanlar arasında yaşanan gündelik cinsel buluşma
They decided to hook up after the party
Partiden sonra yakınlaşmaya karar verdiler
telefon
In scenearama yapmak için kullanılan aygıt
The phone is on the table
Telefon masanın üzerinde
telefon etmek
telefonla aramak
I will phone you tomorrow
Seni yarın arayacağım
telefon
arama yapmak ve mesajlaşmak için kullanılan cihaz
She sent a message on her phone
O telefonundan mesaj gönderdi
telefon
sadece sesli iletişim için kullanılan alet
He picked up the phone to call his friend
Arkadaşını aramak için telefonu eline aldı
herkes
In scenetüm insanlar
Everybody is here
Herkes burada
herkes
her bir kişi
Everybody likes pizza
Herkes pizzayı sever
büyük
In sceneboyut veya derece bakımından önemli olan
This is a major problem
Bu büyük bir sorun
bölüm
üniversitede bir öğrencinin uzmanlaştığı ana konu
My major is psychology
Benim bölümüm psikoloji
binbaşı
ordu veya hava kuvvetlerinde yüksek rütbeli bir subay
He is a major in the army
O, orduda binbaşıdır
kalibre
merminin çapının ölçüsü
The rifle uses a major of nine millimeters
Tüfek dokuz milimetrelik bir kalibre kullanıyor
yukarı
In scenedaha yüksek bir konuma doğru
Look up
Yukarı bak
var olmak
bir şeye katılmaya hazır olmak
Are you up for a game
Bir oyuna var mısın
var
bir şeye katılmaya istekli veya hevesli
Are you up for it
Buna var mısın
burnunu sokmak
In scenebaşkasının özel işlerini merak edip sormak
I don't mean to pry
Burnumu sokmak istemedim
kanırtmak
bir şeyi bir araç yardımıyla zorlayarak açmak
He pried the lid off the jar
Kavanozun kapağını kanırtarak açtı
kurcalamak
istenmediği halde özel meselelere girmek
She is always prying into my secrets
Her zaman sırlarımı kurcalıyor
tek kadınlık gösteri
tek bir kadın tarafından sergilenen performans
This is a one woman show
Bu, tek kadınlık bir gösteri
tek kadın
sadece bir kadın tarafından sergilenen
She did a one woman act
Tek kadınlık bir gösteri yaptı
aslında
In scenebir durumu düzeltmek veya ekleme yapmak için kullanılır
I thought he was American, but actually he is British
Onun Amerikalı olduğunu sanıyordum ama aslında İngiliz
gerçekten
bir şeyin doğru veya gerçek olduğunu vurgulamak için kullanılır
Did he actually say that
Bunu gerçekten söyledi mi
karar
In scenedüşünerek yapılan seçim
It was a difficult decision
Zor bir karardı
önemli
In scenebüyük anlamı veya değeri olan
Education is important
Eğitim önemlidir
çekince
In scenebir şeyi yapmanızı engelleyen duygu
He felt some inhibition about speaking
Konuşma konusunda biraz çekince hissetti
önem
In sceneönem veya değer
It does not matter
Önemli değil
konu
In scenetartışılan konu veya durum
This is a private matter
Bu özel bir konudur
madde
evrendeki fiziksel şeyler
All matter has mass
Tüm maddelerin kütlesi vardır
süre
kısa bir zaman dilimi
It happened in a matter of days
Bu birkaç gün içinde oldu
küfür
kaba veya şok edici kabul edilen kısa kelime
He used a four letter word
Bir küfür etti
dört harfli kelime
anlamı olan ve dört harften oluşan dil birimi
Love is a four letter word
Aşk dört harfli bir kelimedir
aramak
In scenetelefonla iletişime geçmek
Please call me tomorrow
Lütfen beni yarın ara
karar
bir konuda karar verme sorumluluğu
It was a tough call
Zor bir karardı
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They call him the boss
Ona patron diyorlar
çağırmak
bir şeyi istemek veya davet etmek
I will call a taxi
Bir taksi çağıracağım
kurmak
bir şeyi belirli bir konuma yerleştirmek
I will set up the table
Masayı kuracağım
kurmak
bir işletme veya sistemi başlatmak
She set up a new company
Yeni bir şirket kurdu
tuzak kurmak
birini suçlu göstermek için plan yapmak
They set him up
Ona tuzak kurdular
ayarlamak
bir durumun meydana gelmesini sağlamak
He set up a meeting for tomorrow
Yarın için bir toplantı ayarladı
tavuk
In sceneetinden ve yumurtasından faydalanılan bir çiftlik hayvanı
The chicken is eating corn
Tavuk mısır yiyor
cesaret oyunu
iki kişinin birbirini geri çekilmeye zorladığı bir durum
We played a game of chicken
Bir cesaret oyununa giriştik
korkak
cesur olmayan
Do not be such a chicken
Bu kadar korkak olma
tavuk eti
tavuktan elde edilen gıda
I eat chicken for dinner
Akşam yemeğinde tavuk eti yiyorum
memnun
In scenememnuniyet veya mutluluk duyan
I am glad to see you
Seni gördüğüme memnun oldum
iyi
In sceneyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
ince
kalın olmayan
The pen has a fine tip
Kalemin ince bir ucu var
tamam
karşıdakinin anladığından emin olmak veya konuşmada duraksamak için kullanılan sözcük
Fine I will be there at five
Tamam saat beşte orada olacağım
Nobel ödülü
üstün çalışmalar için verilen dünyaca ünlü ödül
He won a Nobel Prize
Nobel ödülü kazandı
ile başlamak
bir şeye değinerek başlamak
He decided to lead with the good news
İyi haberlerle başlamaya karar verdi