

Friends — Season 10 Episode 2
Words & meanings
391 words
CEFR level
çok
In sceneçok sayıda olan
I have many books
Çok kitabım var
berbat
In sceneçok kötü
The weather was terrible
Hava berbattı
kötü
çok nahoş olan
The weather is terrible today
Bugün hava çok kötü
berbat
aşırı derecede hoş olmayan veya düşük nitelikli
The weather is terrible today
Bugün hava berbat
ayrılmak
In scenebir yerden veya bir kişiden ayrılmak
I leave home at 8 AM
Saat 8'de evden ayrılırım
bırakmak
In scenebir şeyi belirli bir durumda tutmak
Please leave the door open
Lütfen kapıyı açık bırak
dışarıda bırakmak
birini bir etkinlikten veya gruptan hariç tutmak
Please do not leave him out of the team
Lütfen onu takımdan dışarıda bırakma
miras bırakmak
ölürken bir şeyi birine vermek
She will leave all her money to her family
Tüm parasını ailesine miras bırakacak
flan
In scenekaramel soslu fırınlanmış tatlı puding
She made a delicious flan
Lezzetli bir flan yaptı
daire
In sceneyaşamak için ayrılmış odalar bütünü
Your apartment is very beautiful
Daireniz çok güzel
daire
daha büyük bir binanın parçası olan konut
I live in a small apartment
Küçük bir dairede yaşıyorum
daire
daha büyük bir binanın parçası olan yaşam alanı
She lives in a small apartment
O küçük bir dairede yaşıyor
aslında
In scenebir durumu düzeltmek veya ekleme yapmak için kullanılır
I thought he was American, but actually he is British
Onun Amerikalı olduğunu sanıyordum ama aslında İngiliz
gerçekten
In scenebir şeyin doğru veya gerçek olduğunu vurgulamak için kullanılır
Did he actually say that
Bunu gerçekten söyledi mi
anne
In scenekadın ebeveyn
I love my mother
Annemi seviyorum
uyandırma
birini uykudan uyandırma işlemi
I need a wake up call
Bir uyandırma servisine ihtiyacım var
uyanmak
uyumayı bırakmak
I wake up at seven
Saat yedide uyanırım
uyandırmak
birini uykudan uyandırmak
Wake up your sister
Kız kardeşini uyandır
film müziği
In scenebir film veya dizi için bestelenmiş müzik
I love the soundtrack of this movie
Bu filmin müziklerini seviyorum
başlangıç
In scenebir şeyin ilk kısmı
The beginning of the movie was great
Filmin başlangıcı harikaydı
başlangıç
bir şeyin ilk kısmı
The beginning of the movie was slow
Filmin başlangıcı yavaştı
çıkmak
In scenebiriyle romantik ilişki yaşamak
They have been dating for a year
Bir yıldır çıkıyorlar
tarih
ayın veya yılın belirli bir günü
What is today's date?
Bugünün tarihi ne?
hurma
palmiye ağacından yetişen tatlı kahverengi meyve
I like eating dates
Hurma yemeyi severim
doğum
In scenebir bebeğin dünyaya geldiği an
The date of birth is important
Doğum tarihi önemlidir
doğurmak
bir şeyin dünyaya gelmesini veya var olmasını sağlamak
The artist gave birth to a masterpiece
Sanatçı bir şaheser doğurdu
isim
birini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan sözcük
What is the birth of this character
Bu karakterin ismi nedir
soy
bir kişinin dünyaya geldiği aile veya sosyal sınıf
He is of noble birth
O asil bir soydan geliyor
yemek
In sceneYiyecekleri ağza alıp yutmak
I eat an apple
Bir elma yerim
yemek yemek
In sceneBesinleri ağza alıp yutmak
We eat dinner at six
Saat altıda akşam yemeği yeriz
tüketmek
Yiyerek bitirmek
He eats all the cookies
Bütün kurabiyeleri yer
karşılık gelmek
In scenebir şeyle aynı olmak veya ona uymak
The numbers correspond to the results
Sayılar sonuçlarla uyuşuyor
yazışmak
mektup veya mesaj yoluyla iletişim kurmak
We correspond by email every week
Her hafta e-posta ile yazışıyoruz
yıkamak
In scenesu ve sabunla kirleri temizlemek
Wash your hands
Ellerini yıka
başarısızlık
tamamen başarısız olan bir durum
The whole plan was a wash
Tüm plan başarısız oldu
akmak
bir yüzeyin üzerinden geçip gitmek
Waves wash over the shore
Dalgalar kıyının üzerinden akıyor
ilk
In scenezaman veya sıra bakımından diğerlerinden önce gelen
This is my first car
Bu benim ilk arabam
her şey
In scenetüm şeyler
He lost everything
Her şeyi kaybetti
her şey
her bir şey
Everything is ready
Her şey hazır
hafif
In scenemiktar veya derece bakımından küçük olan
There is a slight difference
Hafif bir fark var
küçümsemek
birini önemsizmiş gibi davranarak görmezden gelmek
I did not mean to slight you
Seni küçümsemek istemedim
etkilemek
güçlü bir duygu uyandırmak
His words got to me
Sözleri beni etkiledi
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
zorunda kalmak
bir şeyi yapmakla yükümlü olmak
I get to do the chores
Ev işlerini yapmak zorundayım
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
fırsat bulmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to meet the famous actor today
Bugün ünlü oyuncuyla tanışma fırsatı buluyorum
hale gelmek
belirli bir duruma dönüşmek
It will get to be hot soon
Yakında sıcak bir hal alacak
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
şefkatli
In scenesevgi ve şefkat gösteren
He gave her a loving hug
Ona şefkatli bir şekilde sarıldı
sevgi dolu
sevgi ve ilgi gösteren
She is a loving mother
O, sevgi dolu bir anne
sevmek
bir şeyi çok beğenmek veya ondan zevk almak
I am loving this music
Bu müziği çok seviyorum
yalnız
In sceneyanında başka kimse olmayan
She is alone
O yalnız
sadece
tek bir şeyin yeterli olduğunu vurgulamak için kullanılır
The cost alone is high
Sadece maliyeti bile yüksek
tek başına
rahatsız edilmeden
Please leave me alone
Lütfen beni yalnız bırak
yalnız
başka kimse olmadan
He walked home alone
Eve yalnız yürüdü
ses
In scenekonuşurken veya şarkı söylerken çıkan ses
He has a deep voice
Onun derin bir sesi var
dile getirmek
düşünce veya duyguları söylemek
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
yolda
bir yerden başka bir yere giderken
I am on the way home
Eve gidiyorum
bebek beklemek
hamile olmak
They have a baby on the way
Bir bebek bekliyorlar
öhöm
In scenebirinin dikkatini çekmek için çıkarılan ses
Ahem, may I have your attention please
Öhöm, lütfen dikkatinizi çekebilir miyim
öhö
boğazı temizlemek için çıkarılan ses
Ahem she cleared her throat
Öhö diyerek boğazını temizledi
ehem
nezaketle dikkat çekmek için çıkarılan ses
Ahem please listen to me
Ehem lütfen beni dinleyin
dikkat sesi
birini uyarmak veya sözünü kesmek için çıkarılan ses
She used an ahem to interrupt him
Onu durdurmak için dikkat sesi çıkardı
sevimli
In sceneşirin veya sempatik görünen
The puppy is very cute
Yavru köpek çok sevimli
ukala
ukalalık yaparak saygısız veya sinir bozucu davranan
Don't get cute with me
Bana ukalalık yapma
çocuk bakmak
In sceneebeveynler yokken bir çocuğa bakmak
I will babysit tomorrow night
Yarın gece çocuk bakacağım
bebek bakmak
In sceneanne babası evde yokken çocuklara bakmak
She loves to babysit
Bebek bakmayı sever
bebek bakıcılığı yapmak
çocuklara göz kulak olmak ve onlarla ilgilenmek
Can you babysit my kids?
Çocuklarıma bakıcılık yapabilir misin?
çocuk bakıcılığı yapmak
birinin çocuklarına kısa süreliğine göz kulak olmak
I will babysit the kids tonight
Bu gece çocuklara bakıcılık yapacağım
bakıcı
In scenebir şeyi koruyan veya ona bakan kişi
He is the keeper of the zoo
O, hayvanat bahçesinin bakıcısıdır
bakıcı
bir şeye göz kulak olan kimse
He is the keeper of the zoo animals
Hayvanat bahçesi hayvanlarının bakıcısı odur
değerli biri
elden çıkarılmaması gereken kişi veya şey
You should marry him because he is a keeper
Onunla evlenmelisin çünkü o kaçırılmaması gereken biri
kaleci
sporda kaleyi koruyan kişi
The keeper blocked the shot
Kaleci şutu engelledi
fikir
In scenezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
pipi
çocukların erkek cinsel organı için kullandığı kelime
The baby pointed to his wee wee
Bebek pipisini işaret etti
küçücük
çok küçük
It is a wee wee kitten
O küçücük bir kedi yavrusu
çiş
vücuttan atılan sıvı atık
I need to go wee wee
Çişe gitmem gerekiyor
altı
In scene6 sayısı
I have six apples
Altı elmam var
koridor
In scenebinadaki uzun geçit
Walk down the hall
Koridorda yürü
salon
toplantılar veya etkinlikler için kullanılan büyük oda
The hall is very big
Salon çok büyük
güzel
In scenebakıldığında hoş görünen
She is a pretty girl
O güzel bir kız
oldukça
In sceneorta derecede
This task is pretty hard
Bu görev oldukça zor
güzel
göze hoş gelen
She is wearing a pretty dress
Çok güzel bir elbise giyiyor
atıştırmalık
In sceneana öğünler arasında yenen hafif yemek
I had a healthy snack
Sağlıklı bir atıştırmalık yedim
atıştırmak
öğünler arasında az miktarda yemek yemek
I like to snack on nuts
Kuruyemiş atıştırmayı severim
fayton
In scenegenellikle atlar tarafından çekilen tekerlekli araç
The royal carriage arrived at the palace
Kraliyet faytonu saraya vardı
içecek
In sceneiçilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içmek
In scenevücuda sıvı almak
I drink water
Su içerim
içki içmek
alkollü içecek tüketmek
He does not drink
O içki içmez
bagel
In sceneortası delik yuvarlak bir ekmek çeşidi
I ate a bagel for breakfast
Kahvaltıda bagel yedim
simit
ortasında delik bulunan halka şeklinde bir ekmek
I ate a bagel for breakfast
Kahvaltıda bir simit yedim
çok korkmak
In scenebir şey hakkında çok korkmuş veya endişeli hissetmek
I dread the dentist
Dişçiden çok korkarım
rasta
uzun ve ince parçalar şeklinde bükülmüş saç
He has long dreads
Onun uzun rastaları var
vay canına
In sceneşaşkınlığı ifade etmek için kullanılır
Gosh, it is cold outside
Vay canına, dışarısı çok soğuk
beklemek
In scenebir şey olana kadar bir yerde durmak
I will wait here for you
Seni burada bekleyeceğim
aramak
birini telefonla aramak
I will wait you at eight
Seni sekizde arayacağım
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
varsayımsal olarak
In scenegerçek değil, hayal edilen bir şekilde
Hypothetically, what would you do?
Varsayımsal olarak, ne yapardın?
teorik olarak
hayal edilen veya mümkün olan bir şekilde
This is hypothetically possible
Bu teorik olarak mümkün
rahatlamak
In scenedinlenmek ve sakinleşmek
I just want to chill tonight
Bu gece sadece rahatlamak istiyorum
ürperti
soğuktan veya korkudan kaynaklanan titreme hissi
I felt a chill in the air
Havada bir ürperti hissettim
sükunet
sinirlenmeden sakin kalabilme durumu
He keeps his chill during arguments
Tartışmalar sırasında sükunetini korur
soğutmak
bir şeyi çok soğuk hale getirmek
You should chill the wine before dinner
Akşam yemeğinden önce şarabı soğutmalısın
üç
In sceneüç sayısı
I have three apples
Üç elmam var
getirmek
In scenebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
bir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
açmak
bir konudan bahsetmeye başlamak
Do not bring up the problem
Problemi açma
bir araya getirmek
ayrı parçaları birleştirip tek bir bütün oluşturmak
We need to bring these parts together
Bu parçaları bir araya getirmemiz gerekiyor
coşmak
kontrolsüz veya coşkulu bir şekilde davranmak
The crowd went nuts
Kalabalık coştu
çileden çıkmak
aniden çok sinirlenmek veya heyecanlanmak
My boss will go nuts
Patronum çileden çıkacak
çıldırmak
çok heyecanlanmak veya çılgınca davranmak
The kids went nuts
Çocuklar çıldırdı
çıldırmak
aklını yitirmek ya da tuhaflaşmak
He is going nuts
O çıldırıyor
renk kodlu
bilgi vermek için renklerle işaretlenmiş
The files are color coded
Dosyalar renk kodludur
hayat
In scenecanlı olma durumu
Life is beautiful
Hayat güzeldir
ömür
bir ürünün kullanım süresi
The battery life is short
Pil ömrü kısa
yaşam
kişinin yaşadığı hayat tarzı
He had a difficult life
Zor bir yaşamı vardı
ömür
bir canlının yaşadığı toplam süre
He spent his whole life here
Tüm ömrünü burada geçirdi
hazırlamak
bir şeyi hazırlamak veya organize etmek
I will make up the guest room
Misafir odasını hazırlayacağım
makyaj
yüzü renklendirmek için kullanılan ürünler
She puts on her make up
Makyajını yapıyor
uydurmak
bir şeyi hayal ederek oluşturmak
He made up a story
Bir hikaye uydurdu
barışmak
tartışmadan sonra tekrar arkadaş olmak
They finally made up
Sonunda barıştılar
karar vermek
bir konuda kesin bir karara varmak
He made up his mind
O kararını verdi
romantik
In scenesevgi gösteren veya ifade eden
He is a romantic man
O romantik bir adamdır
olmadan
In scenebir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
olmadan
bir şeyin veya birinin dahil edilmediği durum
You cannot go without a ticket
Bilet olmadan gidemezsin
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
çocuk
In scenegenç bir kişi
The kid is playing
Çocuk oyun oynuyor
şaka yapmak
In sceneciddi olmayan bir şey söylemek
I am just kidding
Sadece şaka yapıyorum
aman tanrım
şaşkınlık veya duygu belirtmek için kullanılır
My god, look at that!
Aman tanrım, şuna bak!
beyaz
In scenekar gibi en açık renk
The snow is white
Kar beyazdır
beyazlar
beyaz renkli giysiler
Put the whites in the washing machine
Beyazları çamaşır makinesine koy
melek
In scenebazı dinlerde göksel bir haberci olan ruhani varlık
She believes in angels
O meleklere inanır
fısıldamak
In sceneçok alçak sesle konuşmak
She whispered a secret to me
Bana bir sır fısıldadı
eser
bir şeyin çok küçük miktarı
There was a whisper of smoke in the air
Havada çok hafif bir duman vardı
fısıltı
çok kısık sesle konuşurken çıkarılan ses
She spoke in a whisper
O fısıltıyla konuştu
dans etmek
In scenemüziğe göre vücudunu hareket ettirmek
They dance together
Birlikte dans ederler
dans partisi
insanların dans ettiği sosyal etkinlik
We went to the dance last night
Dün gece dans partisine gittik
isim
birini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan sözcük
The station dance is Alpha
İstasyonun ismi Alfa
beklemek
In scenebir şeyin olacağını düşünmek
I expect a call today
Bugün bir telefon bekliyorum
hamile
bir bebeğe gebe olmak
She is expecting a baby
Bebek bekliyor
beklenmek
bir eylemi yapması istenmek
You are expected to come
Gelmeniz bekleniyor
ummak
bir şeyin olacağını düşünmek
I expect a reply soon
Yakında bir cevap umuyorum
sırt
In sceneinsan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
geri
önceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
geri dönmek
birinin mesajına yanıt vermek
I will write back soon
Yakında geri döneceğim
kahve
In scenekavrulmuş kahve çekirdeklerinden yapılan sıcak bir içecek
I drink coffee every morning
Her sabah kahve içerim
kahve
kavrulmuş çekirdeklerden yapılan sıcak bir içecek
Do you want some coffee?
Biraz kahve ister misiniz?
yıl
In scene12 ay veya 365 gün süren takvim dönemi
This year is 2024
Bu yıl 2024
yıl
12 aylık zaman birimi
Happy New Year
Mutlu yıllar
yıl
365 günlük zaman dilimi
It lasted five years
Beş yıl sürdü
eyvah
hafif bir endişe veya alarmı ifade etmek için kullanılır
Uh oh, I forgot my keys
Eyvah, anahtarlarımı unuttum
tüh
kötü bir şey olduğunda söylenen söz
Uh oh, the glass broke
Tüh, bardak kırıldı
eyvah
kötü bir şey olabileceği zaman çıkarılan ses
Uh oh, it looks like it's going to rain
Eyvah, yağmur yağacak gibi görünüyor
eyvah
bir şeylerin ters gittiğini veya kötü bir durumun olacağını belirtmek için çıkarılan ses
Uh oh I dropped my phone
Eyvah telefonumu düşürdüm
alan
In scenebir yüzeyin veya boşluğun bir parçası
This is a quiet area
Burası sessiz bir alan
alan
belirli bir yer veya bölge
This is a play area for children
Burası çocuklar için bir oyun alanı
alan
bir konu veya durumun parçası
He is an expert in this area
O bu alanda bir uzmandır
bile
In sceneşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
hafifçe fırlatmak
bir şeyi hafif bir hareketle atmak
He evened the paper plane into the bin
Kağıt uçağı çöp kutusuna hafifçe fırlattı
evlat edinme
In scenebir çocuğu kendi ailesine kabul etme işlemi
They are considering adoption
Evlat edinmeyi düşünüyorlar
varmak
seyahat sonrası bir yere ulaşmak
The train will come in soon
Tren yakında varacak
mevcut olmak
belirli bir formda satılmak veya bulunmak
This dress comes in red
Bu elbisenin kırmızısı var
işe yaramak
bir durumda faydalı olmak
This skill will come in handy
Bu beceri işe yarayacak
içeri girmek
bir odaya veya binaya girmek
Please come in
Lütfen içeri girin
gelmek
bir ürünün belirli seçenekleri veya çeşitleri ile sunulması
These shirts come in three sizes
Bu gömlekler üç bedende gelir
dereceye girmek
bir yarışmada belirli bir sırada bitirmek
She came in second in the race
Yarışta ikinci geldi
olmak
In scenebelirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
almak
In scenebir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
anlamak
In scenebir şeyi kavramak
I don't get it
Bunu anlamıyorum
varmak
bir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
görünmek
In scenebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
bak
In scenebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bakmak
gözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
geğirmek
In scenemidedeki havayı ağız yoluyla dışarı atmak
He burped after drinking the soda
Gazlı içeceği içtikten sonra geğirdi
geğirme
mideden ağız yoluyla hava çıkarılması
Excuse me for that burp
O geğirme için özür dilerim
geğirmek
mideden gaz çıkarmak
He burped loudly after finishing his soda
Gazozunu bitirdikten sonra yüksek sesle geğirdi
konuşma
In scenefikir veya bilgilerin sözlü olarak paylaşılması
We had a long talk
Uzun bir konuşma yaptık
konuşabilmek
In scenekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşma
sözlü olarak ifade edilen düşünceler
The talk was very interesting
Konuşma çok ilginçti
bunaltıcı
In scenemiktarı veya yoğunluğu nedeniyle başa çıkılamayan
The workload is overwhelming
İş yükü bunaltıcı
bunaltıcı
başa çıkılamayacak kadar güçlü veya yoğun
The pressure was overwhelming
Baskı bunaltıcıydı
ezici
çok güçlü veya etkileyici
The workload was overwhelming
İş yükü eziciydi
bisiklet
In sceneiki tekerlekli, binilen araç
I ride my bike to school
Okula bisikletle giderim
bisiklet sürmek
bir bisikleti kullanarak hareket etmek
She knows how to bike
O bisiklet sürmeyi biliyor
bisikletle gitmek
ulaşım için bisiklet kullanmak
I will bike to school
Okula bisikletle gideceğim
bisiklet
üzerine binilip sürülen iki tekerlekli taşıt
She rides her bike to school
O okula bisikletiyle gider
hu hu
gülme veya şakacılık belirtmek için çıkarılan ses
Hoo hoo! I found you
Hu hu! Seni buldum
kuku
çocukların kadın cinsel organı için kullandığı kelime
The baby pointed to her hoo hoo
Bebek kuku'sunu işaret etti
açıkça
In scenenet bir şekilde
It is clearly visible
Bu açıkça görünüyor
tabak
In sceneyemek koymak için kullanılan düz kap
Put the food on the plate
Yemeği tabağa koy
plaka
araçların üzerinde bulunan harf ve rakamlı metal levha
He checked the license plate
Plakayı kontrol etti
tabağa koymak
yemeği servis etmek için tabağa yerleştirmek
She plated the dessert carefully
Tatlıyı dikkatlice tabağa yerleştirdi
sorumluluk
birinin halletmesi gereken işler veya görevler
I have a lot on my plate today
Bugün yapacak çok işim var
herhangi bir şey
In sceneherhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
hiçbir şey
herhangi bir nesne veya madde
I don't have anything
Hiçbir şeyim yok
bebeğim
In scenesevilen birine hitap şekli
I love you baby
Seni seviyorum bebeğim
bebek
çok küçük çocuk
The baby is sleeping
Bebek uyuyor
mızmız
olgunlaşmamış gibi davranan kişi
Don't be such a baby
Bu kadar mızmız olma
yavru
çok genç hayvan
Look at that baby goat
Şu yavru keçiye bak
akşam
In sceneöğleden sonra ile gece arasındaki süre
The evening is cool
Akşam serindir
akşam
günün güneş battıktan sonraki bölümü
I like the cool evening air
Akşam serinliğini severim
tüketmek
bir şeyi tamamen kullanmak veya yemek veya içmek
We go through a lot of milk
Çok fazla süt tüketiyoruz
yaşamak
zor bir durumla başa çıkmak veya deneyimlemek
She went through a hard time
Zor bir zaman geçirdi
içinden geçmek
bir şeyin bir tarafından girip diğerinden çıkmak
The train goes through the tunnel
Tren tünelin içinden geçer
karıştırmak
bir şeyin içindekileri incelemek veya aramak
I went through my pockets to find money
Para bulmak için ceplerimi karıştırdım
onaylanmak
bir işlemin veya anlaşmanın resmen kabul edilmesi ya da sonuçlanması
The trade agreement went through yesterday
Ticaret anlaşması dün onaylandı
değer vermek
In scenebir şeye çok önem vermek ve onu sevgiyle korumak
I cherish our friendship
Arkadaşlığımıza çok değer veriyorum
pusula
In sceneyönü gösteren araç
He used a compass to find the way
Yolunu bulmak için bir pusula kullandı
pusula
yönü gösteren bir cihaz
We used a compass to find our way
Yolumuzu bulmak için bir pusula kullandık
kask
In scenebaşı koruyan sert şapka
Wear your helmet
Kaskını tak