Game Of Thrones — Season 2 Episode 9
Words & meanings
567 words
CEFR level
kase
In sceneyemek için kullanılan yuvarlak ve derin kap
I have a bowl of soup
Bir kase çorbam var
yuvarlamak
bowling gibi bir oyunda topu yuvarlamak
He bowls the ball slowly
Topu yavaşça yuvarlıyor
çanak
yerde oluşan yuvarlak çukur
The stadium sits in a natural bowl
Stadyum doğal bir çanağın içinde yer alıyor
hain
In sceneülkesine veya arkadaşlarına sadık olmayan kimse
He is a traitor to his country
O ülkesine karşı bir hain
uğruna
In scenebir amaç veya fayda için
I did it for her sake
Bunu onun uğruna yaptım
çok
In scenebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
ne kadar
bir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
içecek
In sceneiçilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içmek
In scenevücuda sıvı almak
I drink water
Su içerim
içki içmek
In scenealkollü içecek tüketmek
He does not drink
O içki içmez
söyledi
In scenedile getirmek
She said the truth
Gerçeği söyledi
dedi
sözle ifade etmek
He said no
Hayır dedi
söyledi
bir düşünceyi veya bilgiyi kelimelerle ifade etmek
He said that he was busy
Meşgul olduğunu söyledi
bahsi geçen
daha önce değinilmiş olan
The said document is missing
Bahsi geçen belge kayıp
beklemek
In scenebir şeyin olacağını düşünmek
I expect a call today
Bugün bir telefon bekliyorum
beklenmek
In scenebir eylemi yapması istenmek
You are expected to come
Gelmeniz bekleniyor
hamile
bir bebeğe gebe olmak
She is expecting a baby
Bebek bekliyor
ummak
bir şeyin olacağını düşünmek
I expect a reply soon
Yakında bir cevap umuyorum
yarı
In scenetam olmayan veya kısmen
He was half asleep
Yarı uykuluydu
yarım
In scenebütünü oluşturan iki eşit parçadan biri
He ate half the apple
Elmanın yarısını yedi
saldırmak
In scenebirine veya bir şeye zarar vermeye çalışmak
The dog attacked the cat
Köpek kediye saldırdı
kriz
aniden ortaya çıkan sağlık sorunu
He had a heart attack
Kalp krizi geçirdi
belki
In scenemuhtemelen
Maybe he is late
Belki geç kalmıştır
belki
belirsizlik ifade etmek için kullanılır
Maybe it will rain
Belki yağmur yağar
ihtimal
gerçekleşebilecek veya doğru olabilecek durum
It is a maybe
Bu bir ihtimal
yanan
In sceneateş almış veya bir şeyi yakan
The burning house was scary
Yanan ev korkutucuydu
şiddetli
çok güçlü veya aşırı
He has a burning desire to win
Kazanmak için şiddetli bir arzusu var
öfkeli
çok yoğun bir öfke hissetme durumu
He was burning with anger
Öfkeden yanıyordu
binler
In scenebin sayısı veya bunun katları
Thousands of people attended
Binlerce kişi katıldı
binlerce
çok fazla sayıda insan veya nesne
Thousands of birds flew south
Binlerce kuş güneye uçtu
binlercesi
bir şeyden çok sayıda bulunması durumu
There are thousands of them in the box
Kutuda onlardan binlercesi var
yalnızca
In scenebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
In sceneeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
zor
In scenekolay olmayan
This exam is hard
Bu sınav zor
sert
In sceneyumuşak olmayan
The bed is too hard
Yatak çok sert
sert
alkol içeren
This is a hard drink
Bu sert bir içkidir
sıkı
çok çaba veya enerji ile
He works hard every day
O her gün sıkı çalışıyor
görevler
In sceneyapılması gereken şeyler
I have many duties at work
İşte birçok görevim var
hizmetçi
In scenebir kadına hizmet eden kadın
The queen was attended by her handmaiden
Kraliçeye hizmetçisi eşlik ediyordu
ölmek
In scenehayatta olmayı bırakmak
All living things eventually die
Tüm canlılar sonunda ölür
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
bitmek
işlevini yitirmek
My phone died
Telefonum kapandı
şaşırtmak
birini hazırlıksız yakalamak
The loud noise took her by surprise
Yüksek ses onu şaşırttı
ateş karıştırıcısı
In sceneşöminedeki odunları karıştırmaya yarayan uzun metal çubuk
He stirred the fire with the poker
Ateşi ateş karıştırıcısı ile karıştırdı
poker
kartlarla oynanan bir kumar oyunu
He likes playing poker
O poker oynamayı sever
tünel
In sceneyollar veya trenler için yapılan uzun yeraltı geçidi
The train goes through the tunnel
Tren tünelden geçer
tünel kazmak
bir şeyin içinden uzun bir yol açmak
The workers tunneled through the hill
İşçiler tepenin içinden tünel kazdılar
adlandırmak
In scenebirine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
isim
In scenebirini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan kelime
My name is John
Benim adım John
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
konuşma
In scenefikir veya bilgilerin sözlü olarak paylaşılması
We had a long talk
Uzun bir konuşma yaptık
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşabilmek
konuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
konuşma
sözlü olarak ifade edilen düşünceler
The talk was very interesting
Konuşma çok ilginçti
soylu
In sceneyüksek sosyal sınıftan olan kişi
He was a wealthy nobleman
O zengin bir soyluydu
sikişmek
In scenecinsel ilişkiye girmek
they decided to fuck
sikişmeye karar verdiler
siktir
In sceneöfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılan kaba söz
fuck I missed the bus
siktir otobüsü kaçırdım
mazgal
In scenekale surlarının üst kısmındaki siperli duvar
The guards watched from the battlement
Muhafızlar mazgalın arkasından izliyordu
ileri
In sceneön tarafa veya geleceğe doğru
Step forward
İleri adım at
girişken
kaba görünebilecek kadar kendinden emin
He was too forward
Fazla girişkendi
forvet
sporlarda hücum oyuncusu pozisyonu
He plays as a forward
Forvet olarak oynuyor
iletmek
bir şeyi başka bir kişiye veya yere göndermek
Please forward the email
Lütfen e-postayı iletin
hadi
birini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
çalışmaya başlamak
devreye girmek veya çalışmaya başlamak
The lights come on at night
Işıklar gece yanar
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
biliyorsun
dinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
cesurca
In scenekorku göstermeden
The soldier fought bravely
Asker cesurca savaştı
son derece
In sceneçok yüksek derecede
It is extremely hot today
Bugün hava son derece sıcak
alevler içinde
alevlerle yanmakta olan
The house is on fire
Ev yanıyor
yol göstermek
In sceneyolu göstermek veya yönetmek
She will lead the group
Gruba o yol gösterecek
kurşun
ağır ve yumuşak bir metal
Lead is a heavy metal
Kurşun ağır bir metaldir
ipucu
bir problemi veya gizemi çözmeye yardımcı olan bilgi parçası
The police followed a new lead in the case
Polis vakada yeni bir ipucunu takip etti
başrol
bir film veya tiyatro oyunundaki ana karakter
She played the lead in the movie
Filmde başrolü o oynadı
evet
In sceneevet demek için kullanılır
Aye, captain!
Evet, kaptan!
yardım etmek
In scenebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
cesaret
In scenetehlike veya zorluklarla yüzleşme yeteneği
He showed great courage
Büyük bir cesaret gösterdi
hiç
In sceneherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
yanında
In scenebir şeyin yanında
Sit beside me
Yanımda otur
gerçek
In scenebir şey hakkındaki gerçekler
Tell me the truth
Bana gerçeği söyle
bir kez
In scenetek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
bir zamanlar
In scenegeçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
olduğunda
olduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
şşş
In scenebirine sessiz olmasını söylemek için kullanılır
Shh, be quiet
Şşş, sessiz ol
şşş sesi
birine sessiz olmasını söylemek için çıkarılan ses
He made a shh sound
Şşş sesi çıkardı
şşş
birinden sessiz olmasını istemek için çıkarılan ses
Shh the movie has started
Şşş film başladı
etek
In scenebelden aşağısına giyilen giysi
She is wearing a red skirt
Kırmızı bir etek giyiyor
etrafından dolanmak
bir konuyu veya sorunu görmezden gelmek
He tried to skirt the issue
Konunun etrafından dolanmaya çalıştı
sayıca üstün olmak
In scenesayıca daha fazla olmak
Women outnumber men in this class
Bu sınıfta kadınlar erkeklerden sayıca daha fazla
yanlış
In scenedoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
uygun olmayan veya iyi bir eşleşme sağlamayan
This is the wrong key for the door
Bu kapı için yanlış anahtar
gözyaşları
In sceneağlarken gözden akan tuzlu su damlaları
Tears rolled down her cheeks
Gözyaşları yanaklarından süzüldü
gözyaşları
ağladığımızda gözlerimizden gelen tuzlu sıvı
There were tears in her eyes
Gözlerinde yaşlar vardı
gözyaşı damlaları
gözden akan tuzlu sıvı damlaları
Two tears fell on her face
Yüzüne iki damla gözyaşı düştü
dolu
bir şeyin içinde çok miktarda bulunan
The room is full of people
Oda insanlarla dolu
ayrılmak
In scenebir yerden gitmek
I am leaving now
Şimdi ayrılıyorum
bırakmak
bir şeyi olduğu yerde bırakmak
I am leaving the door open
Kapıyı açık bırakıyorum
artık
bir işlemden sonra geriye kalan madde
This ash is a leaving of the fire
Bu kül ateşten geriye kalan bir artığıdır
incinmiş
In scenefiziksel veya duygusal acı hissetmek
He felt deeply hurt
Derinden incinmiş hissetti
incitmek
In scenebirine veya bir şeye fiziksel ya da duygusal zarar vermek
Don't hurt your brother
Kardeşini incitme
kırgın
üzgün veya alınmış hissetmek
She felt hurt by his words
Onun sözleri yüzünden kırgın hissetti
acıtmak
birine fiziksel acı vermek
Don't hurt your knee
Dizini acıtma
kurtlar
In sceneköpekle akraba olan vahşi bir hayvan
Wolves live in packs
Kurtlar sürüler halinde yaşar
yeterli
In sceneistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
korkak
In scenekolayca korkan kimse
Don't be such a coward
Bu kadar korkak olma
korkak
tehlikeden kaçan kişi
He is a coward for running away
Kaçtığı için o bir korkak
ödlek
cesareti olmayan kimse
Don't be a coward
Ödlek olma
eğlenceli
In scenegülünç veya eğlendirici olan
The story was very amusing
Hikaye çok eğlenceliydi
katı
In sceneyumuşak veya sıvı olmayan
Ice is solid
Buz katıdır
iyilik
birine yapılan yardımsever davranış
Can you do me a solid?
Bana bir iyilik yapabilir misin?
güçlü
olma ihtimali yüksek olan
He has a solid chance to win
Kazanma şansı oldukça yüksek
kesintisiz
hiç durmadan devam eden
We worked for three solid hours
Üç saat boyunca aralıksız çalıştık
susamış
In scenesu içme ihtiyacı duymak
I am very thirsty
Çok susadım
susamış
bir şeye karşı büyük bir arzu duyan
He is thirsty for knowledge
O bilgiye susamış
duymak
In scenekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
bir bilgi edinmek
I heard the news
Haberi duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
herhangi bir şey
In sceneherhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
hiçbir şey
herhangi bir nesne veya madde
I don't have anything
Hiçbir şeyim yok
sakin
In scenegüçlü duygulardan uzak veya rahatlamış
Please stay calm
Lütfen sakin kal
sakinleştirmek
sakin veya rahat hale getirmek
The music calmed her
Müzik onu sakinleştirdi
geri gelmek
bir yere veya bir kişiye geri dönmek
When will you come back?
Ne zaman geri geleceksin?
ileri
In sceneileriye doğru
They walked back and forth
İleri geri yürüdüler
bot
In scenesuda seyahat etmek için kullanılan küçük araç
I have a small boat
Küçük bir botum var
tekne
suda seyahat etmek için kullanılan araç
The boat is on the water
Tekne suyun üzerinde
tekne
su üzerinde seyahat etmek için kullanılan küçük araç
We took a boat to the island
Adaya tekneyle gittik
bot
su üzerinde yolculuk yapmak için kullanılan küçük taşıt
They use a small boat for fishing
Balık tutmak için küçük bir bot kullanıyorlar
canavar
In scenebüyük veya vahşi hayvan
The beast lived in the forest
Canavar ormanda yaşıyordu
paniklemek
In sceneaniden güçlü bir korku hissetmek
Don't panic
Panikleme
panikletmek
birine aniden şiddetli korku hissettirmek
The loud noise began to panic the animals
Yüksek ses hayvanları panikletmeye başladı
vakit geçirmek
belirli bir şekilde zaman harcamak
I spend time with my family
Ailemle vakit geçiririm
yakın
In sceneuzak olmayan
The park is near my house
Park evimin yakınında
neredeyse
gerçekleşmesine çok az kalması
It is near lunchtime
Neredeyse öğle yemeği vakti
yaklaşmak
bir şeye doğru gelmek
The runner nears the finish line
Koşucu bitiş çizgisine yaklaşıyor
yakın
kısa bir mesafede bulunan
My house is near the park
Evim parka yakın
uzakta
In sceneburanın uzağında
The city is far away
Şehir çok uzakta
durmaksızın
durmadan veya ara vermeden
He was working away
Durmadan çalışıyordu
uzağa
bir şeyi başka bir yere taşımak
Put your toys away
Oyuncaklarını kaldır
ele vermek
gizli bir şeyi ortaya çıkarmak
Do not give the secret away
Sırrı ağzından kaçırma
başka
In scenebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka
farklı bir kişi veya şey
I want to go somewhere else
Başka bir yere gitmek istiyorum
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
çalıntı
In sceneizinsiz olarak alınan
My bike was stolen
Bisikletim çalındı
çalıntı
yasa dışı yollarla alınmış eşya
The police found the stolen items
Polis çalıntı eşyaları buldu
eşlik etmek
biriyle beraber bir yere gitmek
Do you want to come with me
Benimle gelmek ister misin
beraberinde gelmek
bir şeyle beraber sunulmak
The phone comes with a charger
Telefon şarj cihazıyla birlikte gelir
et
In sceneinsan veya hayvan vücudunun yumuşak kısımları
The knife cut through the flesh
Bıçak eti kesti
et
insanın veya hayvanın vücudunda derinin altındaki yumuşak kısım
Humans have bones and flesh
İnsanların kemikleri ve etleri vardır
bizzat
birinin fiziksel olarak karşımızda olması
I finally saw the actor in the flesh
Aktörü sonunda bizzat gördüm
şekil
In scenebir şeyin görünür yapısı
The ice took a strange form
Buz garip bir şekil aldı
form
doldurulması gereken boşlukları olan kağıt
Fill out this form
Bu formu doldurun
oluşturmak
bir şeyi meydana getirmek veya yapmak
They will form a committee
Onlar bir komite oluşturacak
biçim
bir şeyin türü veya çeşidi
Ice is a form of water
Buz bir su biçimidir
azaltmak
In scenebir şeyi daha küçük veya daha az hale getirmek
The medicine will diminish the pain
İlaç ağrıyı azaltacaktır
sus
konuşmayı bırakmak veya birini susturmak
Please shut up
Lütfen sus
susturmak
birinin konuşmayı bırakmasını sağlamak
Just shut up and listen
Sadece sus ve dinle
inanmak
bir şeyin var olduğuna veya doğru olduğuna inanmak
I believe in magic
Sihre inanıyorum
güvenmek
birinin yeteneğine veya başarısına inanmak
I believe in you
Sana inanıyorum
oda
In scenebir binadaki büyük oda
They met in the council chamber
Konsey odasında buluştular
hazne
tüfek veya tabancada merminin ateşlenmeden önce yerleştirildiği kısım
He checked the chamber of his pistol
Tabancasının haznesini kontrol etti
namluya sürmek
mermiyi silahın ateşleme kısmına yerleştirmek
He chambered a round before entering the building
Binaya girmeden önce mermiyi namluya sürdü
oda
ortak bir amaç için çalışan grup
He joined the local chamber of commerce
Yerel ticaret odasına katıldı
çadır
In scenekumaş ve direklerden yapılan taşınabilir barınak
We slept in a tent
Bir çadırda uyuduk
çadır gibi örtmek
bir şeyi çadır veya benzeri bir yapı ile kapatmak
The spider tented the leaves with its web
Örümcek yaprakları ağıyla çadır gibi örttü
düşman
In scenesavaştığınız veya rekabet ettiğiniz kişi
They are old enemies
Onlar eski düşmanlar
arkasında
In scenebir şeyin arka kısmında
The cat is behind the sofa
Kedi kanepenin arkasında
gerisinde
zaman olarak daha sonra
He is behind schedule
Programın gerisinde kaldı
arkasında
birini desteklemek
We are behind you
Senin arkandayız
popo
vücudun üzerine oturulan arka kısmı
He fell on his behind
Poposunun üzerine düştü
belâ
In scenesıkıntı veya zarar veren şey
This addiction is a curse
Bu bağımlılık bir beladır
lanetlemek
sihir kullanarak zarar vermek
He cursed his enemy
Düşmanını lanetledi
lanet
kötü şans getiren sihirli büyü
The curse lasted for years
Lanet yıllarca sürdü
küfretmek
kaba veya saldırgan bir dil kullanmak
Stop cursing now
Şimdi küfretmeyi bırak
dört
In scene4 sayısı
I have four apples
Dört elmam var
inip kalkmak
In sceneyukarı ve aşağı hareket etmek
His chest began to heave
Göğsü inip kalkmaya başladı
güçlükle kaldırmak
In scenebüyük bir çabayla kaldırmak veya fırlatmak
They heaved the heavy bag
Ağır çantayı güçlükle kaldırdılar
denemek
In scenebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
bir davayı mahkemede incelemek
The court will try him
Mahkeme onu yargılayacak