Game Of Thrones — Season 3 Episode 1
Words & meanings
613 words
CEFR level
muktedir
In scenebir şeyi yapma yeteneği veya imkanı olan
She is able to speak English
İngilizce konuşabiliyor
tabii ki
onaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
emin olmak
bir şeyin doğruluğundan şüphe duymamak
Make certain that you have your passport
Pasaportunun yanında olduğundan emin ol
borç
In sceneödenecek olan para miktarı
I have a large debt
Büyük bir borcum var
minnet borcu
birine karşı duyulan yoğun minnettarlık hissi
I owe you a debt of gratitude for your help
Yardımınız için size minnet borçluyum
doğrudan
In scenearacısız veya düz bir hat şeklinde
He walked directly to the door
Doğrudan kapıya yürüdü
yakında
kısa bir süre içinde
I will see you directly
Seni yakında göreceğim
sorgulamak
In scenebir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Soru
Bilgi edinmek için sorulan cümle
He asked me a difficult question
Bana zor bir soru sordu
Söz konusu
Üzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
sorgulamak
birine resmi olarak soru sormak
The police questioned the suspect
Polis şüpheliyi sorguladı
büyümek
In sceneyaşça büyümek
Children grow quickly
Çocuklar hızlı büyür
olmak
In scenebir şeye dönüşmek veya bir duruma gelmek
He grew tired
Yorulmaya başladı
büyümek
In sceneboyut veya boy olarak artmak
The plant grew taller
Bitki daha fazla uzadı
yetiştirmek
bitki veya saç gibi şeylerin gelişmesini sağlamak
They grow tomatoes in the garden
Bahçede domates yetiştiriyorlar
varsaymak
In scenebir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
sanmak
In scenebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
hayal gücü
In scenezihinde görüntüler oluşturma yeteneği
She has a great imagination
Onun harika bir hayal gücü var
bir kez
In scenetek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
bir zamanlar
In scenegeçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
olduğunda
In sceneolduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
başarısız olmak
In scenebaşarısız olmak
He failed the test
Sınavda başarısız oldu
saygın
In scenesaygıya veya övgüye değer olan
He is an honorable man
O saygın bir adamdır
kasvetli
In sceneciddi, soğuk veya korkutucu
The news was grim
Haberler kasvetliydi
kasvetli
ciddi soğuk veya korkutucu
The future looks grim
Gelecek kasvetli görünüyor
eğitim
In scenebecerileri öğrenme veya öğretme süreci
The company provides training for new employees
Şirket yeni çalışanlar için eğitim sağlıyor
antrenman
gücü veya beceriyi geliştirmek için yapılan fiziksel aktivite
He focuses on his training
Antrenmanına odaklanıyor
çalışma
düzenli alıştırma ile bir spora hazırlanma süreci
They started their training
Çalışmalarına başladılar
hizmetçi
In scenebaşkası için çalışan kişi
The servant cleaned the house
Hizmetçi evi temizledi
savaşçı
In scenesavaşlarda dövüşen kişi
He is a brave warrior
O cesur bir savaşçıdır
asılı durmak
In scenebir şeyin yukarıdan bir yere tutturulmuş olması
The painting hangs on the wall
Tablo duvarda asılı duruyor
asmak
birini iple idam etmek
They decided to hang the criminal
Suçluyu asmaya karar verdiler
takılmak
birileriyle boş vakit geçirmek
I like to hang with my friends
Arkadaşlarımla takılmayı seviyorum
dul kadın
In scenekocası ölmüş kadın
She is a widow
O bir dul
dul
eşini kaybetmiş kadın
The widow lives alone
Dul kadın yalnız yaşıyor
dul
kocası vefat etmiş kadın
She became a widow
Dul kaldı
anne
In scenekadın ebeveyn
I love my mother
Annemi seviyorum
dönüştürmek
In scenebir şeyi başka bir şeye dönüştürmek
She turned the room into a gym
Odayı bir spor salonuna dönüştürdü
sıra
başkalarından sonra bir şeyi yapabileceğiniz zaman
It is your turn now
Şimdi senin sıran
vermek
bir şeyi başkasına uzatmak
Please turn the book to him
Lütfen kitabı ona ver
çevirmek
bir cihazı çalıştırmak için düğmeyi hareket ettirmek
Turn the knob to start the machine
Makineyi çalıştırmak için düğmeyi çevir
için
In scenebir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
-den beri
In scenegeçmiş bir zamandan beri
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
çok
In scenebir kelimeyi vurgulamak için kullanılan gayri resmi ifade
It is bloody cold today
Bugün hava çok soğuk
kanatmak
kan akmasına neden olmak
He bloodied his nose in the fight
Kavga sırasında burnunu kanattı
kanlı
şiddet veya ölüm içeren
It was a very bloody battle
Çok kanlı bir savaştı
ziyaret etmek
In scenebirini görmeye gitmek ve onunla vakit geçirmek
I will visit my grandmother
Babaannemi ziyaret edeceğim
ziyaret etmek
In scenebir yere belirli bir süre kalmak için gitmek
I will visit my grandmother tomorrow
Yarın büyükannemi ziyaret edeceğim
musallat olmak
birine kötü bir durum veya sıkıntı vermek
The sickness visited the small town
Hastalık küçük kasabaya musallat oldu
terk etmek
In scenezor bir durumda birini yalnız bırakmak
He deserted his family
Ailesini terk etti
çöl
az yağış alan sıcak ve kuru bölge
The desert is very hot
Çöl çok sıcaktır
hak edilen
birinin layık olduğu şey veya ceza
He finally got his just deserts
Sonunda hak ettiğini buldu
çöl
kurak ve genellikle kumlu geniş arazi
It is very hot in the desert
Çölde hava çok sıcaktır
alçakgönüllülük
In scenekendini başkalarından üstün görmeme durumu
He showed great humility when he accepted the award
Ödülü kabul ederken büyük bir alçakgönüllülük gösterdi
hayal kırıklığı
In scenebir durumun beklenenden daha az heyecan verici olması
The end of the holiday was a big comedown
Tatilin bitmesi büyük bir hayal kırıklığıydı
de değil
In sceneolumsuz bir ifadenin başkası için de geçerli olduğunu belirtir
I don't like it. Neither do I
Sevmiyorum. Ben de sevmiyorum
hiçbiri
iki seçenekten hiçbirini değil
Neither book is good
İki kitap da iyi değil
hiçbiri
iki kişiden veya şeyden hiçbiri
Neither of the students is here
Öğrencilerin hiçbiri burada
ikisi de değil
iki durumdan hiçbiri
The box is neither big nor small
Kutu ne büyük ne de küçük
kalmak
In scenebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
konaklama
bir yerde geçirilen süre
Enjoy your stay
Konaklamanızın tadını çıkarın
durdurmak
bir şeyin bir süreliğine gerçekleşmesini engellemek
The court decided to stay the proceedings
Mahkeme davayı durdurmaya karar verdi
Hazretleri
In scenebir soylu kişiye veya yargıca hitap ederken kullanılan saygı unvanı
He addressed the judge as Your Lordship
Yargıca Hazretleri diye hitap etti
usta
In scenebüyük beceriye veya bilgiye sahip kişi
She is a master of chess
O bir satranç ustasıdır
yüksek lisans
üniversitede lisansüstü bir derece
She is studying for a master degree
O yüksek lisans yapıyor
ana
türünün en önemli veya en büyük olanı
This is the master bedroom
Bu ana yatak odası
sahip
başkaları veya mülk üzerinde kontrolü olan kişi
The dog waited for its master
Köpek sahibini bekledi
buğday
In sceneun yapmak için kullanılan yaygın bir bitki
Wheat is used to make bread
Buğday ekmek yapmak için kullanılır
asla
In scenehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
giymek veya takmak
In scenevücudunda bir şey bulundurmak
I wear a watch
Saat takıyorum
aşınmak
zamanla kalınlığın veya yoğunluğun azalması
The carpet began to wear
Halı aşınmaya başladı
tahta tabanlı ayakkabı
genellikle tahta tabana sahip bir tür ayakkabı
It is a unique kind of wear
Bu eşsiz bir tahta tabanlı ayakkabı türüdür
taşımak
yüzünde veya davranışında bir duygu veya özellik sergilemek
She wears a happy expression
Yüzünde mutlu bir ifade taşıyor
şehvet
In scenebir şeye karşı duyulan güçlü arzu
He has a lust for power
Güç arzusu var
uzak
In scenemesafesi çok olan
The station is far
İstasyon uzak
çok
büyük ölçüde
He is far better than me
O benden çok daha iyi
şimdiye kadar
şu ana kadar
So far everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
hain
In sceneülkesine veya arkadaşlarına sadık olmayan kişi
He was called a traitor
Ona hain denildi
yetimhane
In sceneebeveynleri olmayan çocukların yaşadığı yer
He grew up in an orphanage
O, bir yetimhanede büyüdü
öldürmek
In scenebirini kasıtlı olarak öldürmek
They plotted to murder the king
Kralı öldürmeyi planladılar
cinayet
birini kasten öldürme suçu
He was arrested for murder
Cinayet suçundan tutuklandı
mahvetmek
bir şeyi tamamen bozmak veya sona erdirmek
She murdered that melody with her performance
Performansıyla melodiyi mahvetti
neyse ki
In sceneiyi bir şans eseri
Luckily, I found my keys
Neyse ki anahtarlarımı buldum
oturmak
In scenekalçayı bir yere yaslayarak dinlenmek
Please sit on the chair
Lütfen sandalyeye oturun
uymak
kabul edilebilir olmak
That decision doesn't sit well with me
Bu karar bana pek uymadı
yer almak
belirli bir yerde bulunmak
The house sits on a hill
Ev bir tepenin üzerinde yer alıyor
oturmak
vücudunu oturma pozisyonuna getirmek
Please sit in this chair
Lütfen bu sandalyeye otur
uzun
In scenesüresi fazla olan
The meeting was long
Toplantı uzundu
arzulamak
bir şeyi çok istemek
I long to see you
Seni görmeyi çok arzuluyorum
uzun
bir uçtan diğer uca mesafesi fazla olan
The snake is very long
Yılan çok uzun
uzun süre
fazla miktarda
We did not wait long
Uzun süre beklemedik
kurnaz
In scenebaşkalarını kandırmada yetenekli
The fox was very cunning and escaped
Tilki çok kurnazdı ve kaçtı
üzerine düşmek
bir şeyin veya birinin üzerine düşmek
The apple fell on the ground
Elma yere düştü
kadar
In scenebir zamana kadar
Wait until tomorrow
Yarına kadar bekle
kadar
In scenebir eylem gerçekleşene dek
Do not leave until I return
Ben dönene kadar ayrılma
kadar
belirli bir zamana kadar
We stayed until noon
Öğlene kadar kaldık
karşıya
In scenebir taraftan diğer tarafa
He swam across the river
Nehrin karşı tarafına yüzdü
soldan sağa
bulmacadaki yatay ipucu
Look at five across
Beş soldan sağaya bak
karşısında
karşı tarafta
The shop is across the street
Dükkan sokağın karşısında
haberdar
bir konu hakkında bilgi sahibi olan
Are you across the project details
Proje detaylarından haberdar mısın
denemek
In scenebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
bir davayı mahkemede incelemek
The court will try him
Mahkeme onu yargılayacak
olay
In sceneönemli veya ilgi çekici bir olay veya durum
The whole affair was a disaster
Tüm bu olay bir felaketti
yasak aşk
evlilik dışındaki gizli romantik ilişki
He had an affair with his colleague
Meslektaşıyla yasak bir ilişki yaşadı
mesele
kişisel veya özel bir konu
This is a private affair
Bu özel bir mesele
hadi
birini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
çalışmaya başlamak
devreye girmek veya çalışmaya başlamak
The lights come on at night
Işıklar gece yanar
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kaçmak
In scenetehlikeli bir yerden uzaklaşmak
They had to escape the fire
Yangından kaçmak zorunda kaldılar
kurtulmak
kötü bir durumdan uzaklaşmak
He tried to escape the noise
Gürültüden kurtulmaya çalıştı
firar etmek
hapsedildiği bir yerden çıkmak
The prisoner escaped from jail
Mahkum hapishaneden firar etti
devam etmek
bir şeyi yapmaya devam etmek
Please carry on with your work
Lütfen işine devam et
el bagajı
uçağa yanınızda aldığınız çanta
I have a small carry on
Küçük bir el bagajım var
en büyük
In scenebir grubun en yaşlı olanı
She is the eldest child in her family
O ailesindeki en büyük çocuk
toplantı
In sceneplanlı bir grup toplanması
I have a meeting at ten
Saat onda bir toplantım var
toplantı
insanların bir araya geldiği olay
I have a meeting tomorrow
Yarın bir toplantım var
belirtmek
bir şeye dikkat çekmek
He pointed out the mistake
Hatayı belirtti
belirtmek
bir şeyi açıkça göstermek veya açıklamak
He pointed out the best way to solve the problem
Problemi çözmenin en iyi yolunu belirtti
kol
In sceneomuzdan ele kadar olan vücut bölümü
My arm hurts
Kolum ağrıyor
silahlandırmak
silah veya araç gereç sağlamak
The soldiers were armed
Askerler silahlandırıldı
silah
savaşta kullanılan ateşli veya kesici araç
He had to drop his arm
Silahını bırakmak zorunda kaldı
kibirli
hak ettiğinden daha önemli olduğunu düşünen
That upjumped clerk thinks he is the boss
O kibirli katip kendisini patron sanıyor
konu
In scenetartışılan konu veya durum
This is a private matter
Bu özel bir konudur
önem
önem veya değer
It does not matter
Önemli değil
madde
evrendeki fiziksel şeyler
All matter has mass
Tüm maddelerin kütlesi vardır
süre
kısa bir zaman dilimi
It happened in a matter of days
Bu birkaç gün içinde oldu
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to call him tomorrow
Yarın onu aramayı planlıyorum
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
talep
In scenebir şeyi isteme eylemi
I demand an explanation
Bir açıklama talep ediyorum
talep etmek
bir şeyi ısrarla veya zorla istemek
The workers demand higher wages
İşçiler daha yüksek ücret talep ediyor
hazır olmak
bir eylemi yapmaya hazır durumda bulunmak
Are you ready to go
Gitmeye hazır mısın
hazırlıklı olmak
bir duruma karşı önceden önlem almış olmak
Be prepared for the exam
Sınava hazırlıklı ol
karşı
In scenebir görüşe veya plana karşı olma durumu
He is against the plan
O bu plana karşı
dayalı
bir şeye temas eden veya yaslanmış durumda olan
He leaned against the wall
Duvara yaslandı
karşı
bir şeye veya birine muhalif olma durumu
He is against the new plan
O yeni plana karşı
aykırı
bir duruma veya fikre zıt olan
It is against the rules
Bu kurallara aykırı
tutmak
toplamı belli bir miktara ulaşmak
The bill comes to ten dollars
Fatura on dolar tutuyor
varmak
bir yere ulaşmak
He finally came to the city
Sonunda şehre vardı
söz konusu olmak
belirli bir konuyla ilgili olmak
When it comes to cooking she is the best
Yemek pişirme söz konusu olduğunda en iyisi odur
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
varmak
belirli bir sonuca veya duruma ulaşmak
They finally came to an agreement
Sonunda bir anlaşmaya vardılar
gelince
bir konu hakkında konuşmak
When it comes to cooking she is the best
Yemek pişirmeye gelince o en iyisidir
başvurmak
yardım veya bir şey istemek için birine gitmek
She came to me for advice
Tavsiye almak için bana başvurdu
kendine gelmek
bayıldıktan sonra tekrar bilinç kazanmak
He finally came to after the accident
Kazadan sonra sonunda kendine geldi
yardımına gelmek
birine destek ya da yardım sunmak
She came to his aid when he fell
Düştüğünde onun yardımına geldi
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
iki kez
In sceneiki defa
I called him twice
Onu iki kez aradım
iki
In scene2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
iki
In scene1 ve 1 sayılarının toplamı olan rakam
I have two apples
İki elmam var
iki
1 sayısından sonra gelen sayı
The answer is two
Cevap iki
uzakta
In sceneburanın uzağında
The city is far away
Şehir çok uzakta
durmaksızın
durmadan veya ara vermeden
He was working away
Durmadan çalışıyordu
uzağa
bir şeyi başka bir yere taşımak
Put your toys away
Oyuncaklarını kaldır
ele vermek
gizli bir şeyi ortaya çıkarmak
Do not give the secret away
Sırrı ağzından kaçırma
aile
In scenekan veya evlilikle birbirine bağlı kişiler
I love my family
Ailemi seviyorum
yemek tarifi
yemek hazırlamak için gerekli talimatlar
Please follow the family for this dish
Lütfen bu yemek için tarifi izle
bölüm
bir televizyon dizisinin parçası
I watched the first family of the show
Dizinin ilk bölümünü izledim
yok etmek
In scenebir şeyi tamamen özellikle ateşle ortadan kaldırmak
The fire consumed the whole building
Yangın bütün binayı yok etti
tüketmek
yiyecek veya içeceği vücuda almak
We consume too much sugar
Çok fazla şeker tüketiyoruz
tüketmek
birinin tüm zamanını veya dikkatini almak
Work consumes all his time
İş onun tüm vaktini tüketiyor
tüketmek
bir şeyi tamamen kullanıp bitirmek
These lamps consume a lot of energy
Bu lambalar çok enerji tüketiyor
beklemek
In scenebir şeyin olacağını düşünmek
I expect a call today
Bugün bir telefon bekliyorum
hamile
bir bebeğe gebe olmak
She is expecting a baby
Bebek bekliyor
beklenmek
bir eylemi yapması istenmek
You are expected to come
Gelmeniz bekleniyor
ummak
bir şeyin olacağını düşünmek
I expect a reply soon
Yakında bir cevap umuyorum
metal işleri
In scenemetalden yapılmış nesneler
He is famous for his beautiful metalwork
Güzel metal işleriyle ünlü
varsaymak
In scenekanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I assume you are tired
Yorgun olduğunu varsayıyorum
üstlenmek
bir görev veya sorumluluğu üzerine almak
He assumed the role of manager
Yönetici rolünü üstlendi
tavuk
In sceneetinden ve yumurtasından faydalanılan bir çiftlik hayvanı
The chicken is eating corn
Tavuk mısır yiyor
cesaret oyunu
iki kişinin birbirini geri çekilmeye zorladığı bir durum
We played a game of chicken
Bir cesaret oyununa giriştik
korkak
cesur olmayan
Do not be such a chicken
Bu kadar korkak olma
tavuk eti
tavuktan elde edilen gıda
I eat chicken for dinner
Akşam yemeğinde tavuk eti yiyorum
girmek
bir yere girmek
Please come into the room
Lütfen odaya girin
miras kalmak
birinin vefatıyla mal veya paranın birine geçmesi
She came into a fortune after her grandfather died
Dedesi öldükten sonra ona büyük bir servet miras kaldı
yenilmek
In scenebir oyunda veya yarışmada başarısız olmak
The team did not want to lose
Takım yenilmek istemedi
yitirmek
In sceneartık bir şeye sahip olmamak
She lost her job yesterday
Dün işini yitirdi
kendini kaybetmek
çok öfkelenmek veya kontrolünü yitirmek
He began to lose it when he got angry
Sinirlendiğinde kendini kaybetmeye başladı
kaybetmek
bir şeyi nereye koyduğunu unutmak
I think I lost my keys
Sanırım anahtarlarımı kaybettim
tanımak
In scenebirini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
bilmek
In scenebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
bundan sonra
şu andan itibaren
From now on, I will be more careful
Bundan sonra daha dikkatli olacağım
elbise
In scenekadınlar veya kızlar için üst ve alt kısmı örten giysi
She is wearing a blue dress
Mavi bir elbise giyiyor
giyinmek
kıyafet giymek
I need to dress for work
İş için giyinmem gerekiyor
pansuman yapmak
bir yarayı temizleyip kapatmak
The nurse will dress the wound
Hemşire yaraya pansuman yapacak
süslemek
bir şeyi daha çekici hale getirmek için güzelleştirmek
We should dress the cake with fresh fruit
Pastayı taze meyveyle süslemeliyiz
evet
In sceneevet demek için kullanılır
Aye, captain!
Evet, kaptan!
tamamen
In sceneçok iyi veya eksiksiz bir şekilde
It is perfectly normal
Bu tamamen normal
beklemek
In scenebir şey olana kadar bir yerde durmak
I will wait here for you
Seni burada bekleyeceğim
aramak
birini telefonla aramak
I will wait you at eight
Seni sekizde arayacağım
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
geri ödedi
In sceneborçlanılan parayı geri vermek
He repaid the debt
Borcu geri ödedi
yenmek
In scenebirini veya bir şeyi mağlup etmek
They beat the champion
Şampiyonu yendiler
vuruş
In scenemüzikteki ritim birimi veya kalp atışı
Follow the beat
Ritmi takip et
devriye bölgesi
bir polisin veya görevlinin düzenli olarak dolaştığı bölge
The officer walked his beat every evening
Memur her akşam devriye bölgesinde yürürdü