Game Of Thrones — Season 4 Episode 2
Words & meanings
639 words
CEFR level
bağlama
In scenebir şeyi iple veya başka bir yolla tutturma eylemi
He is binding the parcel with string
Paketi iple bağlıyor
bağlayıcı
hukuken zorunlu olan
The contract is legally binding
Sözleşme yasal olarak bağlayıcıdır
bağlayıcı
birinin özgürlüğünü veya davranışlarını kısıtlayan
The new rules are binding for everyone
Yeni kurallar herkes için bağlayıcıdır
kafir
In scenebelirli bir dine inanmayan kimse
They called him an infidel
Ona kafir dediler
gösterge
In scenebir duygunun veya gerçeğin simgesi
This is a token of my gratitude
Bu, minnettarlığımın bir göstergesidir
jeton
para yerine kullanılan yuvarlak metal parça
I need a token for the game
Oyun için bir jetona ihtiyacım var
göstermelik
gerçek bir anlamı olmayan sadece yapılmış gibi görünmek için yapılan
It was only a token gesture
Bu sadece göstermelik bir jestti
kadeh
In scenesaplı ve ayaklı büyük içki bardağı
He drank wine from a golden goblet
Altın bir kadehten şarap içti
gördü
In scenegözlerle algılamak
I saw a bird
Bir kuş gördüm
testereyle kesmek
dişli bir alet kullanarak kesmek
He sawed the wood
Odunu testereyle kesti
bahsi karşılamak
bir oyunda rakibin bahsine eşlik etmek
He saw the bet
Bahsi karşıladı
testere
kesmek için kullanılan dişli bıçaklı alet
Use the saw
Testereyi kullan
reddetmek
In scenebir şeyi yapmayı veya kabul etmeyi istemediğini söylemek
He refused the offer
Teklifi reddetti
reddetmek
bir şeyi yapmayacağını belirtmek
He refused to help me
Bana yardım etmeyi reddetti
reddetmek
bir şeyi yapmayacağını veya kabul etmeyeceğini söylemek
He refused the offer
Teklifi reddetti
çöp
atılan atık malzeme
Please take out the refuse
Lütfen çöpü dışarı çıkar
ikincisi
In sceneiki şeyden bahsedilirken sondaki
I prefer the latter option
İkinci seçeneği tercih ederim
kız evlat
In scenebir ebeveynin kız çocuğu
She has a daughter
Onun bir kızı var
kız çocuk
bir ebeveynin kız çocuğu
My daughter is smart
Kızım zeki
kadar
In scenebir zamana kadar
Wait until tomorrow
Yarına kadar bekle
kadar
In scenebelirli bir zamana kadar
We stayed until noon
Öğlene kadar kaldık
kadar
In scenebir eylem gerçekleşene dek
Do not leave until I return
Ben dönene kadar ayrılma
hiç kimse
hiçbir kişi
No one is home
Evde kimse yok
hiç kimse
hiçbir kişi
No one knows the answer
Cevabı hiç kimse bilmiyor
savaşçı
In scenesavaşlarda dövüşen kişi
He is a brave warrior
O cesur bir savaşçıdır
nefret etmek
In scenebirinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
korkak
In scenecesareti olmayan
It was a cowardly act
Korkakça bir hareketti
insafsız
In sceneçok kaba veya nazik olmayan bir kişi
Stop being such a bastard
Bu kadar insafsız olmayı bırak
evlilik dışı çocuk
In sceneevli olmayan ebeveynlerden dünyaya gelen çocuk
The child was born a bastard
Çocuk evlilik dışı doğmuştu
çalışkan kişi
çok sıkı ve yorulmadan çalışan kimse
He is a hard working bastard
O çok çalışkan biridir
pislik
birine hakaret etmek için kullanılan kaba bir söz
That bastard stole my money
O pislik paramı çaldı
inanç
In scenebir kişiye veya şeye duyulan güçlü güven
I have faith in you
Sana güveniyorum
inanç
birine veya bir şeye duyulan güçlü güven
I have faith in you
Sana inancım tam
duymak
In scenebir bilgi edinmek
I heard the news
Haberi duydum
duymak
In scenekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
kemik
In sceneiskeleti oluşturan sert beyaz madde
The dog chewed the bone
Köpek kemiği çiğnedi
zor durumda
çok kötü veya umutsuz bir durum içinde olmak
He is really in a bone
O gerçekten çok zor durumda
İyilik
birine yapılan küçük bir yardım
He threw me a bone by helping me
Bana yardım ederek bir iyilik yaptı
Dolar
bir doları ifade eden argo terim
That meal cost five bones
O yemek beş dolara mal oldu
evet
In sceneevet demek için kullanılır
Aye, captain!
Evet, kaptan!
kahvaltı
In scenegünün ilk öğünü
I eat breakfast at 8 AM
Saat 8'de kahvaltı yaparım
kahvaltı
günün ilk öğünü
I like to eat eggs for breakfast
Kahvaltıda yumurta yemeyi severim
tıraş bıçağı
In scenetıraş olmak için kullanılan keskin alet
He uses a razor to shave
Tıraş olmak için tıraş bıçağı kullanır
tıraş bıçağı
tüy kesmek için kullanılan keskin bıçaklı alet
I need a new razor to shave
Tıraş olmak için yeni bir tıraş bıçağına ihtiyacım var
yürekten
In scenegerçek ve derin duygularla yapılan
He gave a heartfelt apology
Yürekten bir özür diledi
iyi
In sceneyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
süper
In sceneşaşkınlık veya heyecan belirtmek için kullanılır
Sweet! I got the tickets
Süper! Biletleri aldım
hoş
mutluluk veya haz veren
That is a sweet gesture
Bu çok hoş bir davranış
tatlı
şeker tadında olan
This apple is very sweet
Bu elma çok tatlı
tatlım
sevilen birine hitap ederken kullanılan isim
Goodnight, sweet
İyi geceler, tatlım
koşmak
In sceneyürümekten daha hızlı hareket etmek
I run every morning
Her sabah koşarım
yönetmek
bir işin veya kurumun başında olmak
She runs a small business
Küçük bir işletme yönetiyor
sürmek
bir şeyin belirli bir süre devam etmesi
The play runs for two hours
Oyun iki saat sürüyor
para
In scenebir şeyler satın almak için kullanılan madeni veya kağıt ödeme araçları
I have some money
Biraz param var
ancak
In scenebir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
yalnızca
In scenebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
In sceneeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
yedek
In scenefazladan tutulan
I have a spare key
Yedek bir anahtarım var
ayırmak
birine veya bir şeye zaman tanımak
Can you spare a minute
Bir dakikanı ayırabilir misin
esirgemek
birini nahoş bir durumdan korumak
Please spare me the details
Lütfen bana detayları anlatma
eğri
In scenedüz olmayan veya seviyesiz
The picture on the wall is crooked
Duvardaki resim eğri
hilekar
dürüst veya adil olmayan
He is a crooked politician
O hilekar bir politikacıdır
yamuk
şekli bozulmuş veya bükülmüş
He has a crooked nose
Onun yamuk bir burnu var
olmadan
In scenebir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
olmadan
In scenebir şeyin veya birinin dahil edilmediği durum
You cannot go without a ticket
Bilet olmadan gidemezsin
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
kuşatma altında
bir yerin düşman kuvvetleri tarafından sarılması
The city was under siege for months
Şehir aylarca kuşatma altındaydı
cömertlik
In scenenazik ve verici olma özelliği
I appreciate your generosity
Cömertliğin için minnettarım
yine de
beklentinin aksine bir durum olmasına rağmen
It was raining but we went to the park all the same
Yağmur yağıyordu ama yine de parka gittik
aç
In sceneyiyecek yeme ihtiyacı duyan
I am hungry
Ben açım
istekli
bir şeyi şiddetle arzulayan
He is hungry for success
Başarıya açtır
harabe
In sceneyıkılmış bir yapının geriye kalan kısımları
We visited the ancient ruins
Antik harabeleri ziyaret ettik
senkronize etmek
In sceneşeylerin aynı anda gerçekleşmesini sağlamak
I need to sync my phone
Telefonumu senkronize etmem gerekiyor
eşitlemek
iki veya daha fazla şeyin aynı anda veya aynı hızda çalışmasını sağlamak
Please sync your phone with the computer
Lütfen telefonunu bilgisayarla eşitle
kanıtlamak
In scenebir şeyin doğru olduğunu göstermek
I can prove it
Bunu kanıtlayabilirim
ispatlamak
bir iddianın gerçekliğini ortaya koymak
He proved his theory
Teorisini ispatladı
doğruluğunu göstermek
bir şeyin gerçek olduğunu kanıtlamak
They proved the truth
Gerçeği kanıtladılar
anmak
In scenebirini veya bir şeyi saygıyla anmak
We commemorate the soldiers who died in the war
Savaşta ölen askerleri anıyoruz
hikayeler
In scenehayali veya gerçek olayların anlatımı
I love reading ghost stories
Hayalet hikayeleri okumayı severim
katlar
bir binanın katları veya seviyeleri
The building has ten stories
Binanın on katı var
çiftlik
In scenetarım yapılan veya hayvan yetiştirilen arazi
The farm is big
Çiftlik büyük
çiftçilik yapmak
toprakta bitki yetiştirmek veya hayvan beslemek
They farm wheat
Buğday yetiştiriyorlar
tarla
yiyecek yetiştirmek veya hayvan beslemek için kullanılan toprak
He works on the farm
O tarlada çalışıyor
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to call him tomorrow
Yarın onu aramayı planlıyorum
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
antrenman maçı yapmak
In sceneboks veya benzeri bir sporda hazırlık dövüşü yapmak
The boxers began to spar in the ring
Boksörler ringde antrenman maçı yapmaya başladılar
minnettar
In sceneşükran duyan veya teşekkür eden
I am grateful for your help
Yardımın için minnettarım
saymak
In scenebir şeyi belli bir şekilde görmek veya kabul etmek
I consider him a friend
Onu bir arkadaşım olarak görüyorum
düşünmek
bir konu üzerinde dikkatlice düşünmek
I will consider your offer
Teklifinizi düşüneceğim
dikkate almak
bir karar verirken belirli bir durumu düşünmek
You should consider the cost before buying it
Satın almadan önce maliyeti dikkate almalısın
evlenmek
evlilik bağıyla bağlanmak
They want to get married
Evlenmek istiyorlar
hastalık
In scenebir sağlık sorunu veya rahatsızlık
Heart disease is dangerous
Kalp hastalığı tehlikelidir
özür
In sceneüzgün olduğunu belirten sözler
Please accept my apologies
Lütfen özürlerimi kabul edin
gerçek
In scenebir şey hakkındaki gerçekler
Tell me the truth
Bana gerçeği söyle
yemin etmek
In sceneciddi bir söz vermek
He vowed to return
Geri döneceğine yemin etti
mademki
bir durumdan dolayı veya -dığı için
Seeing as it is raining, let's stay home
Madem yağmur yağıyor, evde kalalım
neredeyse hiç
In sceneçok az veya neredeyse hiç
I can hardly hear you
Seni neredeyse hiç duyamıyorum
incinmiş
In scenefiziksel veya duygusal acı hissetmek
He felt deeply hurt
Derinden incinmiş hissetti
incitmek
birine veya bir şeye fiziksel ya da duygusal zarar vermek
Don't hurt your brother
Kardeşini incitme
kırgın
üzgün veya alınmış hissetmek
She felt hurt by his words
Onun sözleri yüzünden kırgın hissetti
acıtmak
birine fiziksel acı vermek
Don't hurt your knee
Dizini acıtma
hayatta
In sceneyaşayan ve ölü olmayan
He is still alive
O hâlâ hayatta
boş
In sceneiçinde hiçbir şey bulunmayan
The room is empty
Oda boş
boş
amaçtan veya değerden yoksun
These are empty promises
Bunlar boş vaatler
boşaltmak
bir kabın içindekileri dışarı çıkarmak
Please empty the trash
Lütfen çöpü boşalt
dökülmek
bir akarsuyun daha büyük bir su kütlesine boşalması
The river empties into the sea
Nehir denize dökülür
tutum
In scenebir konu hakkındaki görüş veya fikir
What is your position on this issue
Bu konu hakkındaki görüşünüz nedir
konum
bir kişinin veya nesnenin yerleşim şekli
Change your position
Konumunu değiştir
pozisyon
ücret karşılığı yapılan iş rolü
She applied for the position
O bu pozisyona başvurdu
konumlandırmak
bir şeyi belirli bir yere koymak
Please position the camera carefully
Lütfen kamerayı dikkatlice konumlandırın
kurtarmak
In scenebirini tehlikeden veya zor durumdan kurtarmak
The lifeguard rescued the swimmer
Cankurtaran yüzücüyü kurtardı
kurtarma
birini tehlikeden kurtarma eylemi
The rescue was successful
Kurtarma başarılıydı
atış
In scenesilahla ateş etmek
He fired a shot
Bir el ateş etti
fotoğraf
fotoğraf makinesi ile çekilen görüntü
That is a great shot
Bu harika bir fotoğraf
mahvolmuş
tamamen bozulmuş veya yok olmuş
My car engine is shot
Arabamın motoru mahvolmuş
tek
küçük miktarda güçlü alkollü içecek
He ordered a shot of tequila
Bir tek tekila sipariş etti
trajedi
In sceneçok üzücü veya korkunç bir olay
The car accident was a tragedy
Araba kazası bir trajediydi
trajedi
büyük acı veren korkunç bir olay
It was a great tragedy
Büyük bir trajediydi
denemek
In scenebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
bir davayı mahkemede incelemek
The court will try him
Mahkeme onu yargılayacak
en yoksul
In sceneen az paraya sahip olan
He is the poorest person in the village
O köydeki en yoksul kişidir
hizmetçi
In sceneev işlerini yapan kadın çalışan
The maid tidied the house
Hizmetçi evi topladı
kat görevlisi
oteldeki odaları temizleyen kişi
The maid cleaned the room
Kat görevlisi odayı temizledi
hizmetçi
ev işlerini yapmak için tutulan kadın
The maid cleans the apartment
Hizmetçi daireyi temizliyor
ev görevlisi
bir evin düzeninden ve temizliğinden sorumlu kişi
We hired a maid to take care of our home
Evimizin işlerine bakması için bir ev görevlisi tuttuk
cezbetmek
In scenebirini bir şeyi yapmaya istekli hale getirmek
The cake tempted me
Pasta beni cezbetti
açıkça
In scenenet bir şekilde
It is clearly visible
Bu açıkça görünüyor
uzun bir yol
iki nokta arasındaki büyük uzaklık
It is a long way to the station
İstasyona uzun bir yol var
önemli mesafe
büyük bir ilerleme veya etki
She has come a long way in her studies
Çalışmalarında önemli bir mesafe katetti
büyük ilerleme
bir konuda kat edilen büyük gelişme
Technology has come a long way
Teknoloji büyük bir ilerleme kaydetti
kusursuz
In scenehiçbir hatası veya kusuru olmayan
This diamond is perfect
Bu elmas kusursuz
mükemmel
bir amaç için tam olarak uygun olan
It is a perfect day for a walk
Yürüyüş için mükemmel bir gün
mükemmelleştirmek
bir şeyi kusursuz hale getirmek
She wants to perfect her skills
Becerilerini mükemmelleştirmek istiyor
tam puan
okul çalışması için verilen en yüksek not
She got a perfect on her history exam
Tarih sınavından tam puan aldı
unutmak
In scenebir şeyi akılda tutamamak
I forgot my keys
Anahtarlarımı unuttum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Anahtarlarımı nereye koyduğumu sık sık unuturum
düğün
In sceneevlilik töreni
Their wedding was very fun
Düğünleri çok eğlenceliydi
evlenmek
In sceneevlilik bağı kurmak
They decided to have a wedding and get married
Düğün yapıp evlenmeye karar verdiler
gelin
evlenen kadın
The bride arrived at the wedding early
Gelin düğüne erken geldi
orman
In sceneağaçlarla kaplı alan
We went for a walk in the woods
Ormanda yürüyüşe çıktık
ahşap
ağaçlardan elde edilen sert madde
The table is made of wood
Bu masa ahşaptan yapılmıştır
savaşta
silahlı çatışma durumunda olma
The two countries are at war
İki ülke savaş halinde
son zamanlardaki
In scenekısa bir süre önce gerçekleşmiş olan
This is a recent photo
Bu yeni bir fotoğraf
kadar
In scenebelirli bir vakte dek
I will work till five
Beşe kadar çalışacağım
-e kadar
belirli bir zamana kadar
Wait till tomorrow
Yarına kadar bekle
yazar kasa
dükkanlarda paranın saklandığı cihaz
The cashier opened the till
Kasiyer yazar kasayı açtı
dek
bir eylemin olacağı zamana kadar
Wait till she arrives
O gelene dek bekle
kaldırmak
In scenebir şeyi bulunduğu yerden almak veya uzaklaştırmak
Please remove the box
Lütfen kutuyu kaldırın
sapma gösteren
In scenedavranışı toplumsal normlardan farklı olan kişi
Society often views him as a deviant
Toplum onu sıklıkla sapma gösteren biri olarak görür
aykırı
normalden veya kabul edilenden farklı olan
His deviant behavior caused problems
Onun aykırı davranışları sorun yarattı
açlıktan ölmek
In sceneaşırı açlık nedeniyle acı çekmek
Many animals starve in winter
Birçok hayvan kışın açlıktan ölür
çok acıkmak
aşırı derecede acıkmak
I am starving
Çok acıktım
açlıktan ölmek
yiyeceksizlikten hayatını kaybetmek
Millions starved during the great famine
Büyük kıtlık sırasında milyonlarca insan açlıktan öldü
açlıktan can vermek
yiyecek bulamadığı için hayata veda etmek
Many animals starve in the winter
Kışın pek çok hayvan açlıktan can verir
inatçı
In scenefikrini veya davranışlarını değiştirmeyi reddeden
He is very stubborn
O çok inatçıdır
inatçı
fikrini veya tutumunu değiştirmek istemeyen
He is too stubborn to admit he is wrong
O haksız olduğunu kabul edemeyecek kadar inatçı
tebrik etmek
In scenebirini başarısından dolayı kutlamak
I want to congratulate you
Seni tebrik etmek istiyorum
rıza
In scenebir şeyi yapmaya izin verme veya kabul etme
He gave his consent
Rızasını verdi
korumak
In scenebirini veya bir şeyi zarardan uzak tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız
Lordum
Soylu veya hakimlere hitap ederken kullanılan saygılı bir ifade
I am ready my lord
Hazırım lordum
öhöm
In scenebirinin dikkatini çekmek için çıkarılan ses
Ahem, may I have your attention please
Öhöm, lütfen dikkatinizi çekebilir miyim
öhö
boğazı temizlemek için çıkarılan ses
Ahem she cleared her throat
Öhö diyerek boğazını temizledi
ehem
nezaketle dikkat çekmek için çıkarılan ses
Ahem please listen to me
Ehem lütfen beni dinleyin
dikkat sesi
birini uyarmak veya sözünü kesmek için çıkarılan ses
She used an ahem to interrupt him
Onu durdurmak için dikkat sesi çıkardı
sevinç
In scenebüyük bir mutluluk duygusu
Her face was full of joy
Yüzü sevinç doluydu