Game Of Thrones — Season 5 Episode 4
Words & meanings
580 words
CEFR level
yalnızca
In scenebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
In sceneeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
kadın muhafız
In scenebir yeri veya insanları koruyan kadın
The eness stood at the gate
Kadın muhafız kapıda duruyordu
hanımım
soylu kadınlara karşı kullanılan saygılı bir seslenme sözü
My lady the carriage awaits you
Hanımım fayton sizi bekliyor
beklemek
In scenebir şeyin olacağını düşünmek
I expect a call today
Bugün bir telefon bekliyorum
hamile
bir bebeğe gebe olmak
She is expecting a baby
Bebek bekliyor
beklenmek
bir eylemi yapması istenmek
You are expected to come
Gelmeniz bekleniyor
ummak
bir şeyin olacağını düşünmek
I expect a reply soon
Yakında bir cevap umuyorum
aşındırıcı
In scenebir maddeyi yavaşça yok eden veya aşındıran
Strong acids are corrosive
Güçlü asitler aşındırıcıdır
gizlice izlemek
birini gizlice takip etmek veya gözetlemek
They used a camera to spy on him
Onu gizlice izlemek için bir kamera kullandılar
belki
In sceneihtimalle veya olabilir anlamında
Perhaps it will rain today
Belki bugün yağmur yağar
meyhane
In sceneinsanların alkol içip sohbet ettiği yer
They met at the old tavern
Eski meyhanede buluştular
ölmek
In scenehayatta olmayı bırakmak
All living things eventually die
Tüm canlılar sonunda ölür
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
bitmek
işlevini yitirmek
My phone died
Telefonum kapandı
hiç
In sceneherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
hiçbir yer
In scenehiçbir yerde olmayan
There is nowhere to sit
Oturacak hiçbir yer yok
minnettar
In sceneşükran duyan veya teşekkür eden
I am grateful for your help
Yardımın için minnettarım
küçük
In sceneboyutu büyük olmayan
This is a small cat
Bu küçük bir kedi
göğüs zırhı
In scenegöğsü koruyan metal veya deriden yapılmış zırh parçası
The knight adjusted his breastplate
Şövalye göğüs zırhını düzeltti
anlamak
In scenebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
In scenene demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
bir süre daha kalmak
bir yerde ayrılmadan kalmaya devam etmek
Please stick around for a few minutes
Lütfen birkaç dakika daha burada kalın
sahip olmak
In scenebir şeye mülkiyet olarak sahip olmak
They own a big house
Büyük bir eve sahipler
kendi başına
tek başına veya yardım almadan
I live on my own
Kendi başıma yaşıyorum
bizden biri
belirli bir gruba dahil olan kişi
He is one of our own
O bizden biri
üstlenmek
bir durumun sorumluluğunu kabul edip güvenle yönetmek
He decided to own his mistakes
Hatalarını üstlenmeye karar verdi
ihtiyaç duymak
In scenegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
ihtiyaç
gerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
yavaş
In scenedüşük hızda olan
The train is very slow
Tren çok yavaş
yavaşlatmak
hızını düşürmek
Please slow the car down
Lütfen arabayı yavaşlat
yavaş
düşük bir hızla veya az bir hareketle gerçekleşen
Business was slow today
Bugün işler yavaştı
gördü
In scenegözlerle algılamak
I saw a bird
Bir kuş gördüm
testereyle kesmek
dişli bir alet kullanarak kesmek
He sawed the wood
Odunu testereyle kesti
bahsi karşılamak
bir oyunda rakibin bahsine eşlik etmek
He saw the bet
Bahsi karşıladı
testere
kesmek için kullanılan dişli bıçaklı alet
Use the saw
Testereyi kullan
elbise
In scenekadınlar veya kızlar için üst ve alt kısmı örten giysi
She is wearing a blue dress
Mavi bir elbise giyiyor
giyinmek
In scenekıyafet giymek
I need to dress for work
İş için giyinmem gerekiyor
pansuman yapmak
bir yarayı temizleyip kapatmak
The nurse will dress the wound
Hemşire yaraya pansuman yapacak
süslemek
bir şeyi daha çekici hale getirmek için güzelleştirmek
We should dress the cake with fresh fruit
Pastayı taze meyveyle süslemeliyiz
çok
In scenebüyük miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
arsa
küçük bir toprak parçası
He bought a parking lot
Bir otopark alanı satın aldı
kader
kişinin hayatındaki yazgısı
This is my lot in life
Bu benim hayattaki kaderim
sık sık
birçok kez veya genellikle
I go there a lot
Oraya sık sık giderim
seçmek
In sceneseçenekler arasından karar vermek
Choose a color
Bir renk seç
seçmek
In scenebirden fazla seçenek arasından birini tercih etmek
You can choose a new game
Yeni bir oyun seçebilirsin
saç
In scenekafa derisinde yetişen teller
I cut my hair
Saçımı kestirdim
kıl payı
çok küçük bir miktar veya mesafe
He won by a hair
Kıl payı kazandı
kıl
insan vücudunda yetişen ince teller
He has hair on his arms
Kollarında kıl var
saç
insanın başında büyüyen ince teller
She has long brown hair
Onun uzun kahverengi saçları var
tecavüz
In scenebirini zorla cinsel ilişkiye zorlama suçu
Rape is a serious crime
Tecavüz ciddi bir suçtur
talan etmek
bir yeri acımasızca harap edip yağmalamak
They raped the forest of its beauty
Ormanın güzelliğini talan ettiler
kolza
sarı çiçekleri olan ve yağı üretilen bir bitki türü
The fields are full of yellow rape
Tarlalar sarı kolzalarla dolu
fanatik
In sceneaşırı ve mantıksız inançlara sahip kimse
He is a religious fanatic
O dini bir fanatik
fanatik
bir şeye karşı aşırı ilgisi olan kişi
He is a fitness fanatic
O bir fitness fanatiğidir
bankacı
In scenebankada çalışan kişi
My uncle is a banker
Amcam bir bankacı
bankacı
bankada çalışan veya parayı yöneten kişi
He is a banker
O bir bankacı
arkasında
In scenebir şeyin arka kısmında
The cat is behind the sofa
Kedi kanepenin arkasında
arkasında
In scenebirini desteklemek
We are behind you
Senin arkandayız
gerisinde
zaman olarak daha sonra
He is behind schedule
Programın gerisinde kaldı
popo
vücudun üzerine oturulan arka kısmı
He fell on his behind
Poposunun üzerine düştü
hoş
In scenehoş veya keyifli olan
The weather is very pleasant today
Bugün hava çok hoş
servis yapmak
In scenebirine yiyecek veya içecek sunmak
They serve breakfast at 8 AM
Kahvaltıyı sabah 8'de servis ediyorlar
görev yapmak
In scenebir kurum veya organizasyon için çalışmak
He served in the army for two years
İki yıl boyunca orduda görev yaptı
cezasını çekmek
bir suçun cezasını hapiste veya başka bir şekilde geçirmek
He must serve five years in prison
O beş yıl hapis cezasını çekmeli
servis atmak
raketli bir sporda sayıya başlamak için topa vurmak
It is your turn to serve
Servis atma sırası sende
beklemek
In scenebir şey olana kadar bir yerde durmak
I will wait here for you
Seni burada bekleyeceğim
aramak
birini telefonla aramak
I will wait you at eight
Seni sekizde arayacağım
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
kale
In scenekalın duvarları ve kuleleri olan büyük ve güçlü bina
The king lives in a castle
Kral bir kalede yaşar
kale
satrançta yatay veya dikey hareket eden taş
I moved my castle to protect the king
Şahı korumak için kalemi hareket ettirdim
kesinlikle
In scenehiçbir şüphe olmadan veya tamamen
I absolutely agree with you
Sana kesinlikle katılıyorum
yetimhane
In sceneebeveynleri olmayan çocukların yaşadığı yer
He grew up in an orphanage
O, bir yetimhanede büyüdü
bebek
In sceneçok küçük çocuk
The infant is sleeping
Bebek uyuyor
ortak
iki veya daha fazla kişi tarafından paylaşılan
We have a lot in common
Birçok ortak noktamız var
duruşma
In scenebirinin suçlu olup olmadığına karar vermek için yapılan yasal süreç
The trial begins tomorrow
Duruşma yarın başlıyor
deneme
bir şeyin çalışıp çalışmadığını görmek için yapılan test
This is a free trial
Bu ücretsiz bir denemedir
sınav
zorlu veya tatsız bir deneyim
Her life has been full of trials
Hayatı pek çok sınavla doluydu
yargılama
birinin suçlu olup olmadığına karar verilen resmi mahkeme
The trial lasted for two weeks
Yargılama iki hafta sürdü
bir kez
In scenetek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
bir zamanlar
In scenegeçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
olduğunda
In sceneolduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
planlamak
In scenebir şey için hazırlık yapmak
We plan a trip
Bir gezi planlıyoruz
plan
bir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
planlamak
bir şeyi yapmaya niyet etmek
I plan to travel
Seyahat etmeyi planlıyorum
plan
gelecekteki bir olay için yapılan hazırlıklar
We have a plan for the weekend
Hafta sonu için bir planımız var
sinir bozucu tip
In scenesinir bozucu bir kişiyi tanımlayan argo söz
Get out of here you fucker
Defol git buradan seni sinir bozucu herif
pislik
sevmediğiniz birini tanımlayan çok kaba bir söz
I hate that fucker
O pislikten nefret ediyorum
herif
bir kişiyi tanımlayan kaba bir söz
He is a lucky fucker
O şanslı herifin teki
aşağılık herif
hoşlanmadığınız birini tanımlayan çok kaba bir söz
That fucker lied to me
O aşağılık herif bana yalan söyledi
ait olmak
In scenedoğru yerde olmak
This book belongs on the shelf
Bu kitap rafa ait
ayak takımı
In scenedüzensiz ve gürültülü insan topluluğu
The politician ignored the rabble outside
Siyasetçi dışarıdaki ayak takımını görmezden geldi
kabullenmek
değiştirilemeyen bir durumu kabul etmek
I can live with that
Bunu kabullenebilirim
birlikte yaşamak
biriyle aynı evde kalmak
I live with my brother
Kardeşimle birlikte yaşıyorum
geri gelmek
bir yere veya bir kişiye geri dönmek
When will you come back?
Ne zaman geri geleceksin?
gülümsemek
In sceneağzını kıvırarak mutluluk belirtmek
She smiled at me
Bana gülümsedi
gülümseme
In sceneyüzdeki mutlu ifade
He has a beautiful smile
Onun güzel bir gülümsemesi var
yapamamak
In scenebir şeyi yapmaya gücü yetmemek
I cannot swim
Yüzemem
daha az miktarda
In scenedaha küçük bir miktar veya sayı
I want less water
Daha az suya ihtiyacım var
kutsamak
tanrıdan korumasını veya yardım etmesini istemek
May God bless you
Tanrı seni kutsasın
sayısız
sayılamayacak kadar çok
The stars are endless
Yıldızlar sayısızdır
siz eki
bir şeyin bulunmadığını belirten son ek
She is fearless
O korkusuz
ayrıcalık
In sceneözel bir avantaj veya fayda
Education is a privilege
Eğitim bir ayrıcalıktır
son
In scenebir şeyin bitiş kısmı
I liked the ending of the movie
Filmin sonunu sevdim
son
özellikle bir hikayenin son kısmı
The movie had a sad ending
Filmin üzücü bir sonu vardı
bitiş
bir şeyin sona ermesi veya durması
The ending of the race was exciting
Yarışın bitişi heyecan vericiydi
dört
In scene4 sayısı
I have four apples
Dört elmam var
toplamak
In scenebir grup insanı bir araya getirmek
They raised an army
Bir ordu topladılar
artırmak
In scenebir şeyi daha yüksek veya daha büyük yapmak
The shop raised the prices
Mağaza fiyatları artırdı
büyütmek
bir çocuğu yetişkin olana kadar bakmak
She raised three children
Üç çocuk büyüttü
gündeme getirmek
bir konuyu konuşulması için başlatmak
They raised an important issue
Önemli bir konuyu gündeme getirdiler
-de yaşamak
bir yerde ikamet etmek
I live on a small island
Küçük bir adada yaşıyorum
ile geçinmek
bir şeyi kullanarak hayatta kalmak
They live on bread and water
Ekmek ve su ile geçiniyorlar
yaşamaya devam etmek
bir durumun veya kişinin hayatta kalmaya ya da varlığını sürdürmeye devam etmesi
His legacy will live on
Onun mirası yaşamaya devam edecek
üzerinde yaşamak
bir yerin üzerinde ikamet etmek
They live on an island
Onlar bir adada yaşıyorlar
öldürmek
In scenebirini kasıtlı olarak öldürmek
They plotted to murder the king
Kralı öldürmeyi planladılar
cinayet
birini kasten öldürme suçu
He was arrested for murder
Cinayet suçundan tutuklandı
mahvetmek
bir şeyi tamamen bozmak veya sona erdirmek
She murdered that melody with her performance
Performansıyla melodiyi mahvetti
erkek evlatlar
In scenebir ebeveynin erkek soyları
The sons are working hard
Oğullar çok çalışıyor
oğullar
bir anne babanın erkek çocukları
Their sons are playing outside
Oğulları dışarıda oynuyor
erkek çocuklar
bir ailenin erkek üyeleri
All their sons went home
Bütün oğulları eve gitti
olasılık
In scenebir şeyin gerçekleşme ihtimali
There is a high likelihood of rain
Yağmur yağma olasılığı yüksek
talep etmek
In scenebir şeyi ısrarla veya zorla istemek
The workers demand higher wages
İşçiler daha yüksek ücret talep ediyor
talep
bir şeyi isteme eylemi
I demand an explanation
Bir açıklama talep ediyorum
şüphe duymak
In scenebir şeyden emin olmamak
I doubt he will come
Geleceğinden şüphe duyuyorum
müzik grubu
müzik yapan topluluk
The band is very good
Müzik grubu çok iyi
şüphelenmek
bir şeyin doğruluğuna inanmamak
I doubt that
Bundan şüpheleniyorum
saf
In scenebaşka maddelerle karışmamış
This is pure water
Bu saf sudur
saf
tam veya eksiksiz
It was pure luck
Bu tamamen şanstı
daha mutlu
In scenedaha fazla mutluluk hisseden veya bunu gösteren
I am happier now
Şimdi daha mutluyum
uzun süre
uzun bir süre devam eden
I have lived here for a long time
Uzun süredir burada yaşıyorum
uzun zaman
olayların gerçekleştiği ölçülen süre
I have waited for a long time
Uzun zaman bekledim
uzun süreli
uzun bir süre boyunca devam eden
This is a long time project
Bu uzun süreli bir proje
kararname
In scenebir lider veya hükümet tarafından verilen resmi emir
The president issued a new decree
Başkan yeni bir kararname yayınladı
hazine bakanı
bir krallığın finansal işlerinden sorumlu yetkili
The master of coin manages the kingdom budget
Hazine bakanı krallığın bütçesini yönetir
emir
In scenebir şeyi yapılması için verilen talimat
The captain gave a strict order
Kaptan kesin bir emir verdi
düzen
şeylerin yerleştirilme veya birbirini takip etme şekli
Put the books in alphabetical order
Kitapları alfabetik sıraya koy
amaç
bir şeyin yapılma hedefi
He studied in order to learn
Öğrenmek amacıyla ders çalıştı
tarikat
aynı dini kurallara bağlı topluluk
He joined a religious order
Dini bir tarikata katıldı
üst düzey din görevlisi
bir dini örgütteki yüksek rütbeli yetkili
The high septon was a very powerful man
Üst düzey din görevlisi çok güçlü bir adamdı
Yüce Septon
kurgusal bir dünyada din adamlarının en yüksek rütbeli üyesi
The High Septon resides in the Great Sept
Yüce Septon Büyük Sept'te ikamet eder
haz almak
cinsel haz almak
He gets off on power
Güçten haz alır
inmek
bir taşıttan veya yerden ayrılmak
Get off the bus
Otobüsten in
çıkarmak
bir şeyi bir yerden uzaklaştırmak
Get the mud off your shoes
Ayakkabılarındaki çamuru temizle
bırakmak
birine yönelik bir davranışı durdurmak
Get off my back
Peşimi bırak
inmek
bir araçtan dışarı çıkmak
You should get off at the next stop
Bir sonraki durakta inmelisin
yola çıkmak
bir yolculuğa veya işe başlamak
We should get off early tomorrow
Yarın erken yola çıkmalıyız
inmek
bir taşıttan veya bir yerden ayrılmak
I will get off the bus at the next stop
Bir sonraki durakta otobüsten ineceğim
işi bırakmak
bir çalışmayı veya faaliyeti sona erdirmek
I get off work at five
Saat beşte işten çıkıyorum
toplantı
In sceneplanlı bir grup toplanması
I have a meeting at ten
Saat onda bir toplantım var
toplantı
insanların bir araya geldiği olay
I have a meeting tomorrow
Yarın bir toplantım var
şiddet
In scenebirine zarar vermek için fiziksel güç kullanma
Violence is never the answer
Şiddet asla çözüm değildir
ikiyüzlülük
In scenesöylediği ile yaptığı bir olmayan kişinin tutumu
It is hypocrisy to talk about health while smoking
Sigara içerken sağlıktan bahsetmek ikiyüzlülüktür
tanımak
In scenebirini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
bilmek
In scenebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
işletme
In sceneinsanların bir hizmet veya etkinlik için gittiği yer
This establishment is open 24 hours
Bu işletme 24 saat açıktır
kaynak
In scenesize yardımcı olmak için kullanılabilecek şeyler
The library is a great resource
Kütüphane harika bir kaynaktır
hissetti
In scenedokunma veya duygu yoluyla fark etmek
I felt the cold wind
Soğuk rüzgarı hissettim
utandı
utangaç veya tuhaf hissetmek
He felt awkward at the party
Partide kendini tuhaf hissetti
keçe
preslenmiş yünden yapılan yumuşak kumaş
This hat is made of felt
Bu şapka keçeden yapılmıştır
olmak
In scenemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
durmak
In scenehareket etmeyi bırakmak veya durdurmak
The train came to a sudden halt
Tren aniden durdu
sorun
In scenebaşa çıkması zor olan şey
I have a problem with my car
Arabamla ilgili bir sorunum var
problem
zorluk çıkaran bir soru veya durum
This math problem is hard
Bu matematik problemi zor
sorun değil
bir teşekkür veya özür sonrasında önemli olmadığını belirtmek için kullanılan ifade
Thanks for the help, it was no problem
Yardım için teşekkürler, hiç sorun değildi
sorun
çözülmesi gereken mesele
This is a big problem
Bu büyük bir sorun
para
In scenebir şeyler satın almak için kullanılan madeni veya kağıt ödeme araçları
I have some money
Biraz param var
satmak
In scenebir şeyi para karşılığında vermek
I will sell my old phone
Eski telefonumu satacağım
satmak
kişisel çıkar için birini ele vermek
He sold his partner to the police
Ortağını polise sattı
ikna etmek
birini bir şeye inanmaya ikna etmek
He sold me on the new plan
Beni yeni plana ikna etti
kendini pazarlamak
başkalarının sizi değerli görmesini sağlayacak şekilde sunmak
You need to sell yourself during the job interview
İş görüşmesinde kendini pazarlaman gerekiyor
kazanmak
In scenebir yarışmada birinci olmak
We want to win the game
Oyunu kazanmak istiyoruz
kazanmak
birinin desteğini veya sevgisini elde etmek
She tried to win his trust
Onun güvenini kazanmaya çalıştı
bahis oynamak
bir oyun veya yarış üzerine para riske etmek
I will win on that horse
O ata bahis oynayacağım
standart
her zamanki veya normal seçenek
This is the win choice
Bu standart seçim
tanrılar
In scenedünyayı kontrol ettiğine inanılan güçlü varlıklar
Ancient Greeks believed in many gods
Antik Yunanlılar birçok tanrıya inanırdı
tanrılar
insanlar ve doğa üzerinde gücü olduğuna inanılan varlıklar
Ancient people worshipped many gods
Eski insanlar birçok tanrıya taparlardı
başa çıkmak
In scenebir durumun üstesinden gelmek
She manages the stress well
Stresle iyi başa çıkıyor
yönetmek
bir şeyin sorumluluğunu üstlenmek veya kontrol etmek
He manages a large team
Büyük bir ekibi yönetiyor