Game Of Thrones — Season 5 Episode 6
Words & meanings
631 words
CEFR level
peçe
In scenebaşa veya yüze örtülen kumaş parçası
She wore a black veil
Siyah bir peçe taktı
önemsemek
In scenebir şeyi veya birini dert edinmek
He cared about his grades
Notlarını önemsiyordu
serçe
In sceneküçük kahverengi bir kuş
A sparrow is sitting on the fence
Çitte bir serçe oturuyor
mızrak dövüşü yapmak
In sceneat üzerinde mızrakla yapılan bir tür yarışma
The knight prepared to joust against his opponent
Şövalye rakibine karşı mızrak dövüşü yapmaya hazırlandı
çok yüzlü
birden fazla yüzü olan
The many-faced monster was scary
Çok yüzlü canavar korkutucuydu
çok yönlü
birçok farklı yönü olan
This is a many-faced issue
Bu çok yönlü bir mesele
çok biçimli
birçok farklı biçimi olan
The many-faced idol changed form
Çok biçimli put şekil değiştirdi
tart
In sceneiçi dolgulu küçük açık turta
I baked a fruit tart
Meyveli bir tart pişirdim
huysuz kişi
kötü veya sinir bozucu kişi
She can be a bit of a tart
Biraz huysuz biri olabilir
ekşi
keskin ve asidik bir tada sahip olan
This apple is very tart
Bu elma çok ekşi
hapsetmek
In scenebirini cezaevine koymak
The judge decided to imprison the criminal
Hakim suçluyu hapsetmeye karar verdi
sızlanmak
In scenesessizce ağlamak veya ağlar gibi sesler çıkarmak
The puppy began to whimper
Köpek yavrusu sızlanmaya başladı
yaşamak
In scenehayatta olmak
I want to live
Yaşamak istiyorum
yaşamak
In scenebelli bir hayat sürmek veya deneyimlemek
He lives a happy life
O mutlu bir hayat yaşıyor
yaşamak
In scenebir yerde ikamet etmek
I live in Ankara
Ankara'da yaşıyorum
canlı
çalışan veya aktif olan
The show is live
Program canlı
özür dilemek
In scenebir hata için pişmanlık belirtmek
I apologize for being late
Geç kaldığım için özür dilerim
özür dilemek
bir hata yaptığında üzgün olduğunu söylemek
I apologize for being late
Geç kaldığım için özür dilerim
dine hakaret
In sceneTanrıya veya kutsal sayılan şeylere karşı yapılan saygısızca söz veya davranış
He was accused of blasphemy for his comments
Yaptığı yorumlar nedeniyle dine hakaretle suçlandı
etkilemek
güçlü bir duygu uyandırmak
His words got to me
Sözleri beni etkiledi
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
zorunda kalmak
bir şeyi yapmakla yükümlü olmak
I get to do the chores
Ev işlerini yapmak zorundayım
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
fırsat bulmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to meet the famous actor today
Bugün ünlü oyuncuyla tanışma fırsatı buluyorum
hale gelmek
belirli bir duruma dönüşmek
It will get to be hot soon
Yakında sıcak bir hal alacak
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
uçmak
In scenehavada hareket etmek
Birds fly in the sky
Kuşlar gökyüzünde uçar
fermuar
pantolonların önündeki kapama kısmı
His fly is open
Fermuarı açık
sinek
iki kanatlı küçük uçan böcek
A fly is in the room
Odada bir sinek var
tutmak
kabul görmek veya başarılı olmak
That idea will not fly
Bu fikir tutmayacak
şekil
In scenebir kişinin veya şeyin biçimi
It is a strange figure
Bu tuhaf bir şekil
rakam
bir sayıyı temsil eden sembol
The figure is written here
Rakam burada yazılı
şahsiyet
ünlü veya önemli bir kişi
He is a famous figure
O ünlü bir şahsiyettir
çözmek
düşünerek bir şeyi kavramak
I can't figure it out
Bunu çözemiyorum
sular altında bırakmak
In scenegenellikle kuru olan bir alanı suyla kaplamak
The river will flood the fields
Nehir tarlaları sular altında bırakacak
akın etmek
çok büyük sayılarda bir yere gelmek
People flood the streets
İnsanlar sokaklara akın ediyor
sel
kuru karayı kaplayan büyük miktarda su
The river caused a flood
Nehir bir sele neden oldu
düzleştirilmiş
In scenebükülü olmayan hale getirilmiş
He held an unbent wire in his hand
Elinde düzleştirilmiş bir tel tutuyordu
kuru
In scenesu veya nem içermeyen
The grass is dry
Çimler kuru
kurutmak
bir şeyi sudan veya nemden arındırmak
Dry your hands with a towel
Ellerini bir havluyla kurula
sıkıcı
ilginç olmayan
The history lecture was dry
Tarih dersi sıkıcıydı
ayık
alkol almamış olan
He has been dry for a year
Bir yıldır ayık
ejderha
In scenehikayelerde geçen uçabilen büyük kertenkele benzeri hayali yaratık
The dragon breathes fire
Ejderha ateş püskürtür
ejderha
In sceneUzun kuyruklu ve pürüzlü derili devasa bir sürüngen
The dragon flew over the mountain
Ejderha dağın üzerinden uçtu
ejder
Game of Thrones kurgusal evrenindeki bir para birimi
He paid for his meal with a gold dragon
Yemeği için bir altın ejder ile ödeme yaptı
tırmanmak
In sceneel ve ayakları kullanarak yukarı çıkmak
He climbed the mountain
Dağa tırmandı
tırmanarak inmek
elleri ve ayakları kullanarak aşağı doğru hareket etmek
He climbed down the ladder
Merdivenden aşağı tırmandı
kanun kaçağı
In sceneyasaları çiğneyen kişi
He lived as an outlaw
Bir kanun kaçağı olarak yaşadı
yasaklamak
In scenebir şeyi yasal olmaktan çıkarmak
They decided to outlaw smoking in the park
Parkta sigara içmeyi yasaklamaya karar verdiler
cevap vermek
In scenebir soruya veya duruma karşılık olarak bir şey söylemek veya yapmak
Please respond to my question
Lütfen soruma cevap verin
yanıtlamak
bir yazıya veya mesaja karşılık olarak bir şey yazmak veya söylemek
He didn't respond to the email
E-postaya yanıt vermedi
tepki vermek
bir şeye karşılık olarak bir şey yapmak
How did he respond to the news
Habere nasıl tepki verdi
bitirmek
In scenebir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
bitiş
bir olayın veya etkinliğin sonu
She is near the finish of her project
Projesinin bitişine yaklaştı
yüzey görünümü
bir yüzeyin son hali
The wood has a glossy finish
Ahşabın parlak bir yüzey görünümü var
cevap
In scenebir soruya verilen yanıt
I am waiting for your answer
Cevabını bekliyorum
çözüm
bir sorunu çözmenin doğru yolu
I found the answer to the puzzle
Bulmacanın çözümünü buldum
cevap
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
The answer is not correct
Cevap doğru değil
yanıt
bilgi almak için kullanılan cümle veya ifade
I need an answer to this question
Bu soruya bir yanıt bekliyorum
yok etmek
In scenebir şeyi tamir edilemeyecek kadar ağır hasara uğratmak
The storm destroyed the village
Fırtına köyü yok etti
ezip geçmek
bir oyunda veya yarışmada birini çok kolay bir şekilde yenmek
We destroyed the other team in the game
Oyunda diğer takımı ezip geçtik
basmak
birinin özel bir şey yaptığı sırada aniden odaya girmek
I accidentally walked in on them
Yanlışlıkla onları bastım
vazgeçmek
denemeyi bırakmak veya teslim olmak
Don't give up on your dreams
Hayallerinden vazgeçme
yaşasın
In scenesevinçten bağırma
Hurrah! We won the game
Yaşasın! Maçı kazandık
öğüt vermek
In scenebirine yol göstermek veya tavsiyede bulunmak
The teacher counseled the student
Öğretmen öğrenciye öğüt verdi
tavsiye
ne yapılması gerektiğine dair öneriler
I need your counsel
Tavsiyene ihtiyacım var
avukat
hukuki konularda tavsiye veren ve mahkemede temsil eden kişi
The defendant spoke with his counsel
Sanık avukatı ile konuştu
at
In sceneinsanların bindiği büyük bir hayvan
I saw some horses today
Bugün birkaç at gördüm
atlar
In sceneinsanların bindiği büyük hayvanlar
Look at the horses in the field
Tarladaki atlara bak
binek hayvanları
yük çekmek veya binmek için kullanılan hayvanlar
These horses are very strong
Bu binek hayvanları çok güçlü
tefeci
In sceneözellikle iş olarak başkalarına borç para veren kimse
He borrowed money from a moneylender
Bir tefeciden borç para aldı
hayatta
In sceneyaşayan ve ölü olmayan
He is still alive
O hâlâ hayatta
toka
In scenebir kemer veya kayışın iki ucunu birleştirmek için kullanılan düzenek
He fastened the belt buckle
Kemer tokasını bağladı
bükülmek
baskı altında bükülmek veya ezilmek
The metal began to buckle
Metal bükülmeye başladı
ölmek
In scenehayatta olmayı bırakmak
All living things eventually die
Tüm canlılar sonunda ölür
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
bitmek
işlevini yitirmek
My phone died
Telefonum kapandı
seçmek
In scenebirden fazla seçenek arasından birini tercih etmek
You can choose a new game
Yeni bir oyun seçebilirsin
seçmek
seçenekler arasından karar vermek
Choose a color
Bir renk seç
yazmak
In scenekitap, makale veya başka bir metin oluşturmak
She writes a book
O bir kitap yazıyor
yazmak
bir yüzeye harfler veya kelimeler oluşturmak
Write your name here
Adınızı buraya yazın
yazmak
mektup veya e-posta göndermek
I will write to you soon
Yakında sana yazacağım
çek yazmak
bankaya para ödemesi için verilen yazılı belge
I need to write a check for the rent
Kira için bir çek yazmam gerekiyor
put
In sceneinsanların taptığı heykel veya resim
People worshiped the ancient idol
İnsanlar antik puta tapıyordu
idol
çok hayran olunan kişi
He is my idol
O benim idolüm
değersiz
In scenehiçbir değeri veya kullanımı olmayan
This old key is worthless
Bu eski anahtar değersiz
muhteşem
In sceneçok çekici veya güzel
You look gorgeous in that dress
Bu elbisenin içinde muhteşem görünüyorsun
yönetmek
In scenebir şey üzerinde güce sahip olmak
The king rules the land
Kral ülkeyi yönetiyor
harika olmak
In sceneen iyi veya baskın olmak
This song rules
Bu şarkı harika
kural
bir kılavuz veya yasa
Follow the rules
Kurallara uyun
hüküm vermek
bir yasal davada resmi karar vermek
The judge will rule on the case
Yargıç dava hakkında hüküm verecek
kalmak
In scenebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
konaklama
bir yerde geçirilen süre
Enjoy your stay
Konaklamanızın tadını çıkarın
durdurmak
bir şeyin bir süreliğine gerçekleşmesini engellemek
The court decided to stay the proceedings
Mahkeme davayı durdurmaya karar verdi
güçlükle yapılan
In sceneçok çaba gerektiren
His breathing was labored
Nefes almakta zorlanıyordu
söylenti
In scenedoğru olmayabilecek bir hikaye
I heard a rumor about him
Onun hakkında bir söylenti duydum
söylenti
In scenedoğruluğu kanıtlanmamış yayılan bilgi
I heard a rumor about the new project
Yeni proje hakkında bir söylenti duydum
içmek
In scenevücuda sıvı almak
I drink water
Su içerim
içecek
içilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içki içmek
alkollü içecek tüketmek
He does not drink
O içki içmez
unutmak
In scenebir şeyi akılda tutamamak
I forgot my keys
Anahtarlarımı unuttum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Anahtarlarımı nereye koyduğumu sık sık unuturum
varsaymak
In scenekanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I assume you are tired
Yorgun olduğunu varsayıyorum
üstlenmek
bir görev veya sorumluluğu üzerine almak
He assumed the role of manager
Yönetici rolünü üstlendi
isyan etmek
In sceneotoriteye veya komuta kademesine karşı gelmek
The crew planned to mutiny against the captain
Mürettebat kaptana karşı isyan etmeyi planladı
isyan
otoriteye karşı yapılan ayaklanma
The mutiny was quickly suppressed
İsyan hızla bastırıldı
kısık gözlü
In scenegözleri kısılmış olan
She looked with squinty eyes at the bright sun
Parlak güneşe kısık gözlerle baktı
gerçekten
In scenebir ifadeyi vurgulamak için kullanılır
It is very cold indeed
Gerçekten çok soğuk
satmak
In scenekişisel çıkar için birini ele vermek
He sold his partner to the police
Ortağını polise sattı
satmak
In scenebir şeyi para karşılığında vermek
I will sell my old phone
Eski telefonumu satacağım
ikna etmek
birini bir şeye inanmaya ikna etmek
He sold me on the new plan
Beni yeni plana ikna etti
kendini pazarlamak
başkalarının sizi değerli görmesini sağlayacak şekilde sunmak
You need to sell yourself during the job interview
İş görüşmesinde kendini pazarlaman gerekiyor
taze
In scenebayatlamamış, temiz ve hoş
The bread is fresh
Ekmek taze
yeni
yeni yapılmış veya eski olmayan
I need a fresh start
Yeni bir başlangıca ihtiyacım var
taze
yeni ve en son edinilen bilgi
I got fresh news about the event
Etkinlikle ilgili taze haberler aldım
güzel
In scenegöze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
keşif gezisi
In sceneözel bir amaç için yapılan uzun yolculuk
The expedition reached the North Pole
Keşif gezisi Kuzey Kutbu'na ulaştı
değil mi
In scenekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
kafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
savaş
In scenegruplar veya ülkeler arasındaki savaş hali
Modern warfare is very complex
Modern savaş çok karmaşıktır
iyi
In sceneyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
ince
kalın olmayan
The pen has a fine tip
Kalemin ince bir ucu var
tamam
karşıdakinin anladığından emin olmak veya konuşmada duraksamak için kullanılan sözcük
Fine I will be there at five
Tamam saat beşte orada olacağım
ceset
In sceneölü insan vücudu
They found the corpse in the woods
Cesedi ormanda buldular
-de yaşamak
bir yerde ikamet etmek
I live on a small island
Küçük bir adada yaşıyorum
ile geçinmek
bir şeyi kullanarak hayatta kalmak
They live on bread and water
Ekmek ve su ile geçiniyorlar
yaşamaya devam etmek
bir durumun veya kişinin hayatta kalmaya ya da varlığını sürdürmeye devam etmesi
His legacy will live on
Onun mirası yaşamaya devam edecek
üzerinde yaşamak
bir yerin üzerinde ikamet etmek
They live on an island
Onlar bir adada yaşıyorlar
yaşında
belirli bir yaştaki kişi
She is a ten-year-old girl
O on yaşında bir kız
yaşında
belirli bir yaşı doldurmuş olma
She is ten years old
O on yaşında
mümkün
In sceneyapılması veya gerçekleşmesi imkan dahilinde olan
It is possible to finish the task today
İşi bugün bitirmek mümkün
aday
seçilme ihtimali olan kişi
She is a possible for the role
O bu rol için bir aday
taht
In scenekral veya kraliçenin oturduğu özel koltuk
The king sat on his throne
Kral tahtına oturdu
taht
kral veya kraliçelerin oturduğu özel koltuk
The king sat on his golden throne
Kral altın tahtına oturdu
mahrem
In scenecinsel ilişkiye dayalı yakınlık olan
The couple became intimate
Çift cinsel yakınlık kurdu
samimi
yakın kişisel ilişkiye sahip olan
They are intimate friends
Onlar samimi arkadaşlardır
ima etmek
bir şeyi dolaylı yoldan ifade etmek
She intimated that the plan failed
Planın başarısız olduğunu ima etti
gece bekçileri
bir yeri koruyan insanlar grubu
The night watch guarded the wall
Gece bekçileri duvarı korudu
nöbetçi birliği
bir şeyi korumakla görevli örgüt
He joined the night watch
O nöbetçi birliğine katıldı
yalnızca
In scenebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
In sceneeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
penis
In sceneerkek cinsel organı
He felt pain in his cock
Penisinde ağrı hissetti
horoz
In sceneerkek tavuk
The cock crowed loudly
Horoz yüksek sesle öttü
eğmek
bir şeyi belli bir açıyla yan tutmak
He cocked his head in confusion
Kafasını şaşkınlıkla yana eğdi
kurmak
ateşli silahı atışa hazır hale getirmek
He cocked the rifle
Tüfeği kurdu
çok
büyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
durmak
In scenehareket etmeyi bırakmak veya durdurmak
The train came to a sudden halt
Tren aniden durdu
evli
In scenebir eşi olan
Are you married?
Evli misiniz?
bağlı
bir şeye veya fikre güçlü bir şekilde bağlı olma
He is married to his work
İşine çok bağlı
mutfak
In sceneyemek pişirmek için kullanılan oda
The kitchen is clean
Mutfak temiz
banyo
In scenevücudun küvette yıkanması eylemi
I take a bath every day
Her gün banyo yaparım
banyo
yıkanmak için kullanılan yer veya küvet
The bath is large
Banyo büyük
banyo
kuşların yıkanması için kullanılan su kabı
The birds played in the bath all day
Kuşlar bütün gün banyoda oynadı
yıkamak
birini veya bir şeyi su ile temizlemek
Please bath the baby gently
Lütfen bebeği nazikçe yıka
aileler
In scenekan bağı veya evlilikle birbirine bağlı insan grubu
Many families live here
Burada birçok aile yaşıyor
kader
In scenegelecekte olması belirlenmiş olaylar
It was my destiny to meet you
Seninle tanışmak kaderimdi
evlenmek
In scenebiriyle karı koca olmak
I want to marry her
Onunla evlenmek istiyorum
evli
eşi olan
He is married
O evli
tamamen
In sceneeksiksiz ve detaylı bir şekilde
Wash your hands thoroughly
Ellerinizi iyice yıkayın
yitirmek
In sceneartık bir şeye sahip olmamak
She lost her job yesterday
Dün işini yitirdi
yenilmek
bir oyunda veya yarışmada başarısız olmak
The team did not want to lose
Takım yenilmek istemedi
kendini kaybetmek
çok öfkelenmek veya kontrolünü yitirmek
He began to lose it when he got angry
Sinirlendiğinde kendini kaybetmeye başladı
kaybetmek
bir şeyi nereye koyduğunu unutmak
I think I lost my keys
Sanırım anahtarlarımı kaybettim
tavsiye
In scenene yapılması gerektiği hakkında verilen fikir veya öneri
I need some advice
Biraz tavsiyeye ihtiyacım var
yerine
bir şey yerine
I chose tea rather than coffee
Kahve yerine çay seçtim
yerine
bir şeyin yerine başka bir şeyi seçmek
I chose water rather than soda
Gazoz yerine su seçtim
o zamandan beri
geçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have lived here ever since I was a child
Çocukluğumdan beri burada yaşıyorum
eşlik etmek
In scenebirine bir yere giderken koruma veya rehberlik amacıyla yanında bulunmak
He will escort you to the door
Sana kapıya kadar eşlik edecek
refakatçi
bir yere giderken birine eşlik eden kişi
He acted as her escort
Onun refakatçisi oldu
escort
dört tekerlekli bir yol taşıtı
He drives an old Escort
Eski bir Escort sürüyor
eskort
cinsel hizmet karşılığında para alan kişi
He hired an escort for the evening
Akşam için bir eskort tuttu
hangisi
In scenebir grup içinden herhangi bir kişi veya şey
You can choose whichever you like
Hangisini istersen seçebilirsin
kıyafetler
In scenevücuda giyilen şeyler
I like my new clothes
Yeni kıyafetlerimi seviyorum
ıslak
su veya başka bir sıvı ile kaplanmış
The clothes are wet
Kıyafetler ıslak