Game Of Thrones — Season 6 Episode 8
Words & meanings
576 words
CEFR level
kaçınmak
In scenebirinden veya bir şeyden uzak durmak
I try to avoid traffic
Trafikten kaçınmaya çalışıyorum
soğuk
In scenedüşük sıcaklık
The winter cold is harsh
Kış soğuğu serttir
soğuk
nezaket veya sevgi göstermeyen
He is a cold person
O soğuk bir insandır
soğuk algınlığı
burun akıntısı ve öksürükle seyreden hastalık
I have a cold
Soğuk algınlığına yakalandım
hazırlıksız
bir konu hakkında yeterli bilgiye veya deneyime sahip olmama durumu
She went into the interview cold
Görüşmeye hazırlıksız gitti
ne halt
bir soruyu vurgulamak veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
What the hell are you doing
Ne halt ediyorsun
bu da ne
şaşkınlık veya öfke belirtmek için kullanılan bir ifade
What the hell you broke it
Bu da ne sen onu kırdın
hiç
In sceneherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
çalınmış
In sceneizinsizce alınmış
The police found the stolen bike
Polis çalınmış bisikleti buldu
kadar
In scenebir zamana kadar
Wait until tomorrow
Yarına kadar bekle
kadar
In scenebir eylem gerçekleşene dek
Do not leave until I return
Ben dönene kadar ayrılma
kadar
belirli bir zamana kadar
We stayed until noon
Öğlene kadar kaldık
aptal
In sceneaptal kimse
He is a complete idiot
O tam bir aptal
aptal
çok aptal veya budala kimse
Do not be an idiot
Aptal olma
özlemek
In scenebirinin yokluğunu hissedip üzülmek
I miss my family
Ailemi özlüyorum
kaçırmak
bir şeye yetişememek veya orada olmamak
I missed the bus
Otobüsü kaçırdım
ıskalamak
hedefi vuramamak veya tutturamamak
He missed the target
Hedefi ıskaladı
hanımefendi
genç kadın veya kız çocuk
Miss Taylor is my teacher
Bayan Taylor benim öğretmenim
kaldırmalı köprü
In scenekaldırılıp indirilebilen köprü
The castle had a large drawbridge
Şatonun büyük bir kaldırmalı köprüsü vardı
getirmek
In scenebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
In scenebir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
açmak
bir konudan bahsetmeye başlamak
Do not bring up the problem
Problemi açma
bir araya getirmek
ayrı parçaları birleştirip tek bir bütün oluşturmak
We need to bring these parts together
Bu parçaları bir araya getirmemiz gerekiyor
değiştirmek
In scenebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
değiştirmek
eski bir şeyi alıp yerine yenisini koymak
I need to change my shirt
Gömleğimi değiştirmem gerekiyor
belâ
In scenesıkıntı veya zarar veren şey
This addiction is a curse
Bu bağımlılık bir beladır
küfretmek
In scenekaba veya saldırgan bir dil kullanmak
Stop cursing now
Şimdi küfretmeyi bırak
lanetlemek
sihir kullanarak zarar vermek
He cursed his enemy
Düşmanını lanetledi
lanet
kötü şans getiren sihirli büyü
The curse lasted for years
Lanet yıllarca sürdü
farkında
In scenebir şeyden haberdar olan
I am aware of the problem
Sorunun farkındayım
militan
In scenebir dava uğruna agresif eylem yapan kişi
The militants organized a protest
Militanlar bir protesto düzenledi
savaşkan
savaşmaya veya güç kullanmaya istekli
He has a militant attitude
Savaşkan bir tavrı var
yeterince iyi
In scenekalite bakımından tatmin edici veya kabul edilebilir
He found a decent job
Makul bir iş buldu
eski
In scenedaha önce olan veya var olan
He is a former president
O eski bir başkandır
yozlaşmış
In scenekişisel çıkar için kuralları çiğnemeye hazır
The government was corrupt
Hükümet yozlaşmıştı
bozuk
kötü bir şekilde değiştiği için artık düzgün çalışmayan
The data file is corrupt
Veri dosyası bozuk
bozmak
bir şeyi hatalı çalışacak şekilde kötü yönde değiştirmek
The virus corrupted the file
Virüs dosyayı bozdu
zor durum
In scenezor veya sıkıntılı bir durum
I am in a bit of a jam
Biraz zor durumdayım
doğaçlama çalmak
müzisyenlerin beraber gayriresmi müzik yapması
The band likes to jam together
Grup birlikte doğaçlama çalmayı sever
reçel
meyve ve şekerle yapılan tatlı ezme
I like strawberry jam
Çilek reçelini severim
pijama
pijamanın gayriresmi adı
I put on my jams before bed
Yatmadan önce pijamalarımı giydim
sakladı
In scenebir şeyi elinde tutmaya devam etmek
She kept the money
Parayı sakladı
sakladı
bir şeye sahip olmaya devam etmek
He kept the old letters
Eski mektupları sakladı
sürdürdü
bir durumu devam ettirmek
He kept the room clean
Odayı temiz tuttu
saklamak
bir şeye sahip olmaya devam etmek
She kept the old photo
Eski fotoğrafı sakladı
asker
In sceneorduda savaşan kişi
He is a brave soldier
O cesur bir askerdir
karmaşa
In scenebir durumu daha zor hale getiren şey
A small complication delayed the project
Küçük bir karmaşa projeyi geciktirdi
mahkeme
In sceneyasal davaların görüldüğü yer
He must appear in court
Mahkemeye çıkmak zorunda
saha
belirli sporların oynandığı alan
They are playing on the tennis court
Tenis kortunda oynuyorlar
kur yapmak
birine romantik amaçla yaklaşmak
He is trying to court her
Ona kur yapmaya çalışıyor
saray
kral veya imparatorun ailesiyle yaşadığı ve çalıştığı yer
The queen lives at the court
Kraliçe sarayda yaşıyor
görüşmek
In scenefikir alışverişinde bulunmak amacıyla konuşmak
The managers conferred about the project
Yöneticiler proje hakkında görüştüler
bahşetmek
birine hak veya unvan gibi bir şey vermek
The university will confer a degree on him
Üniversite ona bir derece bahşedecek
yenmek
In scenebirini veya bir şeyi mağlup etmek
They beat the champion
Şampiyonu yendiler
vuruş
müzikteki ritim birimi veya kalp atışı
Follow the beat
Ritmi takip et
devriye bölgesi
bir polisin veya görevlinin düzenli olarak dolaştığı bölge
The officer walked his beat every evening
Memur her akşam devriye bölgesinde yürürdü
yana
In scenebir tarafa veya kenara doğru
Please step aside
Lütfen kenara çekil
hariç
dahil etmeden
Aside from the weather it was a great trip
Hava durumu dışında harika bir geziydi
kenara
yan tarafa doğru
Please step aside
Lütfen kenara çekilin
hücre
In scenehapishanedeki küçük oda
The prisoner is in his cell
Mahkum hücresinde
hücre
daha büyük bir sistemin parçası olan küçük birim
The human body is made of cells
İnsan vücudu hücrelerden oluşur
cep telefonu
arama yapmak ve internet kullanmak için kullanılan cihaz
I lost my cell phone
Cep telefonumu kaybettim
savunmak
In scenebirini veya bir şeyi zarar görmemesi için korumak
The army defended the city
Ordu şehri savundu
yapmak
In scenebir eylemi gerçekleştirmek
I will do my homework
Ödevimi yapacağım
dişi geyik
geyik türünün dişisi
A doe was grazing
Bir dişi geyik otluyordu
belirtmek
bir şeyi yazıyla ifade etmek
The sign does not indicate the name
Tabela ismi belirtmiyor
gibi görünmek
bir şeyin izlenimini vermek
You doe to be ready
Hazır gibi görünüyorsun
sol
In scenesağın karşı tarafı
Turn left here
Buradan sola dön
kalmak
In scenediğerleri gittikten sonra orada olmaya devam etmek
Only two cookies are left
Sadece iki kurabiye kaldı
ayrılmak
bir yerden veya birinden uzaklaşmak
She left the office at five
Ofisten saat beşte ayrıldı
bırakmak
bir şeyin belirli bir durumda olmasını sağlamak
He left the door open
Kapıyı açık bıraktı
duyuru
In scenebir topluluğa yapılan resmi açıklama
The school made an important announcement
Okul önemli bir duyuru yaptı
duyuru
halka veya bir gruba yapılan resmi bildirim
The school made an announcement
Okul bir duyuru yaptı
sonuç
In scenebir eylemin sonucunda meydana gelen durum
Every action has a consequence
Her eylemin bir sonucu vardır
belki
In sceneihtimalle veya olabilir anlamında
Perhaps it will rain today
Belki bugün yağmur yağar
zırh
In scenesavaşta giyilen metal koruyucu giysi
The knight wore heavy armor
Şövalye ağır bir zırh giydi
zırhlamak
savunma amacıyla sert bir katmanla kaplamak
The soldiers armored the vehicle
Askerler aracı zırhladı
eskiden yapmak
geçmişte düzenli olarak yapılan ama artık yapılmayan eylemler için kullanılır
I used to swim every day
Eskiden her gün yüzerdim
alışkın
bir durumu önceden deneyimlediği için ona aşina olma
I am used to the cold weather
Soğuk havaya alışkınım
mancınık
In scenenesneleri havaya fırlatan düzenek
The army used a catapult
Ordu bir mancınık kullandı
fırlatmak
bir şeyi büyük bir kuvvetle havaya atmak
They catapulted the ball high into the air
Topu havaya doğru fırlattılar
oldukça
In scenebüyük ölçüde
He is highly skilled
O oldukça yetenekli
gizli
In scenebaşkaları tarafından bilinmeyen
I have a secret plan
Gizli bir planım var
sır
başkalarından saklanan şey
Can you keep a secret?
Bir sır tutabilir misin?
gizli bilgi
gizli tutulan bilgi
The secret was revealed
Gizli bilgi açığa çıktı
sır
başkalarına söylemediğiniz bilgi
I have a secret to tell you
Sana söyleyecek bir sırrım var
ilerlemek
In sceneileriye doğru gitmek
The army continued to advance
Ordu ilerlemeye devam etti
avans
kazanılmadan önce verilen para
I asked for a salary advance
Maaş avansı istedim
kur yapma
birine romantik veya cinsel olarak yakınlaşma girişimi
He made a romantic advance
Romantik bir yakınlaşma girişiminde bulundu
önceden
bir olaydan önce gerçekleşen veya mevcut olan
Please give me advance notice
Lütfen bana önceden haber verin
yalnızca
In scenebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
In sceneeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
üst düzey din görevlisi
bir dini örgütteki yüksek rütbeli yetkili
The high septon was a very powerful man
Üst düzey din görevlisi çok güçlü bir adamdı
Yüce Septon
kurgusal bir dünyada din adamlarının en yüksek rütbeli üyesi
The High Septon resides in the Great Sept
Yüce Septon Büyük Sept'te ikamet eder
sarhoş
In sceneçok fazla alkol aldığı için kendinde olmayan
He is too drunk to drive
Araba sürmek için çok sarhoş
ayyaş
çok fazla alkol tüketen kişi
He is a drunk
O bir ayyaş
içilmiş
içilerek tüketilmiş
I have drunk all the water
Tüm suyu içtim
sarhoş
birine karşı çok güçlü bir çekim hissetmek
She was drunk with love
Aşkla sarhoş olmuştu
sihirli güç
In sceneimkansız şeyleri yapabilme gücü
The ring has magic
Yüzüğün sihirli gücü var
sihirbazlık
illüzyon yapma sanatı
He knows some magic
O biraz sihirbazlık biliyor
büyülü
sihirle ilgili veya sihirli güçleri olan
It was a magic moment
Büyülü bir andı
büyü
gizemli güçlerle olayları kontrol etme yeteneği
Magic is not real
Büyü gerçek değildir
en kötü
In sceneen nahoş veya en düşük kaliteli olan
This is the worst movie I have ever seen
Bu, şimdiye kadar izlediğim en kötü film
en kötü
In scenekalite bakımından en düşük seviyede olan
This is the worst restaurant in town
Bu şehirdeki en kötü restoran
en feci
en ağır veya en olumsuz durumda olan
It was the worst day of his life
Hayatının en feci günüydü
bırakıp gitmek
bir yeri veya durumu terk etmek
It is hard to walk away from a bad job
Kötü bir işi bırakıp gitmek zordur
uzak durmak
bir şeyden kaçınmak veya uzaklaşmak
You should walk away from trouble
Beladan uzak durmalısın
tıraş bıçağı
In scenetıraş olmak için kullanılan keskin alet
He uses a razor to shave
Tıraş olmak için tıraş bıçağı kullanır
tıraş bıçağı
tüy kesmek için kullanılan keskin bıçaklı alet
I need a new razor to shave
Tıraş olmak için yeni bir tıraş bıçağına ihtiyacım var
gemi
In sceneinsan veya mal taşımak için kullanılan büyük tekne
The ship sailed across the ocean
Gemi okyanusu geçti
göndermek
malları göndermek veya taşımak
We will ship the order tomorrow
Siparişi yarın göndereceğiz
durum belirten ek
bir durum veya nitelik ifade eden son ek
Friendship is very important
Arkadaşlık çok önemlidir
doğmuş
In scenedünyaya gelmiş olan
I was born in Istanbul
İstanbul'da doğdum
doğmuş
dünyaya gelmiş
He was born last year
O geçen yıl doğdu
çok
büyük bir sayı veya miktar
I have a lot of friends
Çok arkadaşım var
sık sık
birçok kez veya sıklıkla
He travels a lot
O sık sık seyahat eder
çok
birçok kez veya büyük ölçüde
I read a lot
Çok okurum
çok
büyük ölçüde
I miss you a lot
Seni çok özlüyorum
kızlara özgü
In scenekızlara has özellikler taşıyan
These toys are designed for girls
Bu oyuncaklar kızlara özgü
kızlar
kadın olan kişiler
The girls are talking
Kızlar konuşuyor
kızlar
kız çocukları veya genç kadınlar
Those girls are students
O kızlar öğrencidir
lanet
In sceneöfke ifade etmek için kullanılan kaba bir söz
I hate this fucking job
Bu lanet işten nefret ediyorum
cinsel ilişki
cinsel birleşme eylemi
They were fucking in the room
Odada cinsel ilişkiye giriyorlardı
lanet
birini veya bir şeyi tarif ederken kullanılan çok rahatsız edici anlamında kelime
This fucking machine is broken
Bu lanet makine bozuk
değerli
In scenebüyük değere veya öneme sahip olan
This ring is very valuable
Bu yüzük çok değerli
piramit
In scenetabanı kare olan ve tepede birleşen üçgen yüzeyli yapı
They visited the great pyramid in Egypt
Mısır'daki büyük piramidi ziyaret ettiler
piramit
kare tabanlı ve üçgen yan yüzeyleri olan yapı
The Great Pyramid is in Egypt
Büyük Piramit Mısır'dadır
saadet zinciri
yeni üyeler bularak para kazandıran hileli iş modeli
He lost his savings in a pyramid scheme
Birikimlerini bir saadet zincirinde kaybetti
kullanışlı
In scenekullanımı kolay ve yararlı
This app is very convenient
Bu uygulama çok kullanışlı
yapamamak
In scenebir şeyi yapmaya gücü yetmemek
I cannot swim
Yüzemem
din görevlisi
In scenekurgusal bir dünyada yüksek rütbeli din yetkilisi
The septon preached to the people
Septon halka vaaz verdi
septon
fantastik bir dünyadaki erkek dini figür
He sought advice from the septon
Septondan tavsiye istedi
tıraş etmek
In scenekılları veya saçları deriden kesmek
I will shave your head
Kafanı tıraş edeceğim
yontmak
küçük bir miktar kesip çıkarmak
He shaved the edge of the board
Tahtanın kenarını yonttu
söz
In scenebir şeyi kesinlikle yapacağınızı bildiren ifade
I will keep my promise
Sözümü tutacağım
gelecek vaadi
kişinin gelecekte başarılı olacağına dair işaret
The young athlete shows great promise
Genç sporcu büyük gelecek vaadi gösteriyor
salıverme
tutulan birini veya bir şeyi serbest bırakma
He gave his promise to let them go
Onları serbest bırakmaya söz verdi
görünmek
In scenebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
götürmek
In scenebirini yürüyerek bir yere götürmek
I am taking him to the park
Onu parka götürüyorum
almak
bir şeyi sahiplenmek
She is taking the book
Kitabı alıyor
maruz kalmak
kötü bir durumu deneyimlemek
He is taking the criticism
Eleştirilere maruz kalıyor
sürmek
belirli bir zaman gerektirmek
It takes five minutes to walk there
Oraya yürümek beş dakika sürüyor
köprübaşı
In scenedüşman kıyısında ele geçirilen askeri mevzi
The troops established a beachhead on the island
Birlikler adada bir köprübaşı kurdular
birey
In scenetek bir kişiyi ifade eden terim
Every person is different
Her birey farklıdır
kişi
insan olan varlık
He is a good person
O iyi bir kişidir
insan
genel anlamda insan türü
A person needs sleep
Bir insanın uykuya ihtiyacı vardır
şahıs
belirli bir kimse
I know that person
O şahsı tanıyorum
müzakere
In scenebir anlaşmaya varmak için yapılan görüşme süreci
The negotiation took several hours
Müzakere birkaç saat sürdü
düşürmek
In scenemiktarını veya seviyesini azaltmak
Lower the price
Fiyatı düşürün
indirmek
In scenebir şeyi daha aşağı bir konuma getirmek
He lowered the rope slowly
İpi yavaşça indirdi
daha düşük
daha az yüksek olan
This is a lower price
Bu daha düşük bir fiyat
kokusunu almak
In scenebir kokuyu fark etmek veya tanımak
I can smell smoke
Duman kokusunu alabiliyorum
kokmak
In scenebir koku yaymak
The fish smells bad
Balık kötü kokuyor
koku
burunla algılanan özellik
I love the smell of rain
Yağmurun kokusunu seviyorum
Lordum
Soylu veya hakimlere hitap ederken kullanılan saygılı bir ifade
I am ready my lord
Hazırım lordum
silah
In scenesavaşta kullanılan ateşli veya kesici araç
He had to drop his arm
Silahını bırakmak zorunda kaldı
kol
omuzdan ele kadar olan vücut bölümü
My arm hurts
Kolum ağrıyor
silahlandırmak
silah veya araç gereç sağlamak
The soldiers were armed
Askerler silahlandırıldı
izin vermek
In scenebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
engel olmak
bir şeyin gerçekleşmesini durdurmak
He moved without let or hindrance
Hiçbir engel olmaksızın hareket etti
hadi
bir öneride bulunmak için kullanılan ifade
Let us go home
Hadi eve gidelim
hayal kırıklığına uğratmak
birinin beklentilerini karşılayamamak
I do not want to let my family down
Ailemi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
kıran
In scenebir şeyi kıran veya bozan kimse veya nesne
He is a record breaker
O bir rekor kıran
sigorta
bir sorun olduğunda elektrik akışını durduran şalter
The breaker tripped and the lights went out
Sigorta attı ve ışıklar söndü
asılı durmak
In scenebir şeyin yukarıdan bir yere tutturulmuş olması
The painting hangs on the wall
Tablo duvarda asılı duruyor
asmak
birini iple idam etmek
They decided to hang the criminal
Suçluyu asmaya karar verdiler
takılmak
birileriyle boş vakit geçirmek
I like to hang with my friends
Arkadaşlarımla takılmayı seviyorum
Işık tanrısı
ışığı temsil eden yüce varlık
They follow the Lord of Light
Işık tanrısını takip ediyorlar
bir parçası
bir grubun veya organizasyonun üyesi olmak
I am part of the team
Takımın bir parçasıyım
kutsama
In sceneTanrı'dan koruma veya yardım için yapılan dua
The priest gave a blessing
Rahip kutsama yaptı
onay
bir şey için verilen izin veya iyi dilekler
My parents gave their blessing
Ailem onay verdi
nimet
mutluluk veya yardım getiren şey
This rain is a blessing
Bu yağmur bir nimet
nimet
çok şanslı veya minnettar hissettiren şey
Finding this job was a real blessing
Bu işi bulmak gerçek bir nimetti
dırdır etmek
In scenesürekli ve can sıkıcı bir şekilde konuşmak
He keeps yammering about his problems
Sürekli sorunları hakkında dırdır ediyor
seviye
In scenekalite veya miktar ölçeğindeki konum
The water level is high
Su seviyesi yüksek
yerle bir etmek
bir yapıyı tamamen yıkmak
The storm leveled the building
Fırtına binayı yerle bir etti
düz
yüksek veya alçak kısmı olmayan bir yüzeye sahip
The ground is level here
Buradaki zemin düz
kat
bir binanın bir seviyesi veya dairesi
We live on the third level
Üçüncü katta yaşıyoruz
mülk
In scenebirine ait olan şey
This is my property
Bu benim mülküm
emlak
birine ait olan bina veya arazi
He owns a small property
Onun küçük bir emlağı var
özellik
bir şeyin kendine has niteliği
This material has the property of being soft
Bu malzemenin yumuşak olma özelliği vardır
an
In sceneçok kısa bir zaman dilimi
It happened in an instant
Bir anda oldu
anında
hemen gerçekleşen
I need an instant response
Anında bir cevaba ihtiyacım var
yanlış
In scenedoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
uygun olmayan veya iyi bir eşleşme sağlamayan
This is the wrong key for the door
Bu kapı için yanlış anahtar
hoş karşılanan
In scenememnuniyetle karşılanan veya istenen
You are welcome here
Burada isteniyorsunuz
serbest
In scenebir şeyi yapmasına izin verilen
Questions are welcome
Sorular serbesttir
karşılamak
varan birini selamlamak
They welcomed the guests
Misafirleri karşıladılar
bozulmamış
In scenekırılmamış veya hasar görmemiş
The glass remained intact
Bardak sağlam kaldı
yakında
In scenekısa bir süre sonra
I will see you soon
Yakında görüşürüz