Game Of Thrones — Season 7 Episode 1
Words & meanings
587 words
CEFR level
reddetmek
In scenebir teklifi veya daveti kabul etmemek
I had to decline the invitation
Daveti reddetmek zorunda kaldım
azalmak
daha küçük veya daha zayıf hale gelmek
The population began to decline
Nüfus azalmaya başladı
hınç dolu
In scenehaksız bir durum nedeniyle kızgın ve mutsuz hissetme
He felt bitter about the result
Sonuç hakkında hınç doluydu
acı
keskin ve hoş olmayan bir tada sahip
This coffee is too bitter
Bu kahve çok acı
dondurucu
aşırı derecede soğuk ve rahatsız edici
The wind was bitter yesterday
Dün rüzgar dondurucuydu
bitter bira
arpa maltından üretilen bir bira çeşidi
He drank a pint of bitter
Bir bardak bitter bira içti
buluşmak
In scenebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
benzemek
bir şeye benzer olmak
His words meet his actions
Sözleri davranışlarına benziyor
karşılamak
bir gereksinimi yerine getirmek
We must meet the requirements
Gereksinimleri karşılamalıyız
buluşma
insanların bir araya geldiği etkinlik
They organized a school meet
Okul için bir buluşma düzenlediler
bulmak
In scenebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
biri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
ibadet eden
In scenebir tanrıya büyük bağlılık gösteren kimse
The worshippers gathered in the temple
İbadet edenler tapınakta toplandı
nazik
In scenedost canlısı ve cömert
She is a kind person
O nazik bir insandır
biraz
küçük bir ölçüde
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
benzer özelliklere sahip grup
What kind of music do you like
Ne tür müzik seversiniz
göl
In scenekara ile çevrili geniş su kütlesi
The lake is very blue
Göl çok mavi
iğrenç
In sceneçok kötü veya mide bulandırıcı
There was a foul smell in the room
Odada iğrenç bir koku vardı
faul
kurallara aykırı davranış
The player committed a foul
Oyuncu faul yaptı
kirletmek
bir şeyi pis veya hoş olmayan bir hale getirmek
The oil spill fouled the water
Petrol sızıntısı suyu kirletti
göndermek
In scenebirini veya bir şeyi bir yere gitmeye yöneltmek
I will send him to school
Onu okula göndereceğim
göndermek
bir mesajı veya nesneyi başkasına ulaştırmak
I will send an email to him
Ona bir e-posta göndereceğim
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I send to do this
Bunu yapmaya niyetleniyorum
zeki
In sceneçabuk öğrenen veya anlayan
She is a clever student
O zeki bir öğrencidir
kutlamak
In sceneözel bir etkinlik için eğlenceli bir şeyler yapmak
We celebrate my birthday
Doğum günümü kutlarız
kutlamak
önemli bir olayı anmak için özel bir şeyler yapmak
They celebrate the victory
Zaferi kutluyorlar
kutlamak
özel bir günü veya olayı anmak
We celebrate his birthday every year
Onun doğum gününü her yıl kutlarız
kutlamak
özel bir olay için eğlenceli bir şeyler yapmak
We will celebrate your birthday tonight
Bu gece doğum gününü kutlayacağız
isyan
In scenebir hükümete veya lidere karşı başlatılan savaş veya başkaldırı
The rebellion lasted for three years
İsyan üç yıl sürdü
hayatta
In sceneyaşayan ve ölü olmayan
He is still alive
O hâlâ hayatta
eller
In scenekolun parmakların olduğu uç kısmı
Wash your hands
Ellerini yıka
yardım
insanların sağladığı fiziksel destek
I need extra hands to finish the project
Projeyi bitirmek için yardıma ihtiyacım var
kontrol
birinin gözetimi veya yönetimi altında olma
This situation is out of my hands
Bu durum benim kontrolümde değil
beceri
bir işi yapma konusundaki yetenek veya ustalık
He has the hands for this work
Bu iş için yetenekli elleri var
yeterli
In sceneistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
doğru
In scenegerçek olan veya yanlış olmayan
It is true that she is here
Burada olduğu doğru
dürüst
yalan söylemeyen ve doğru sözlü
He is a true person
O dürüst bir insan
sadık
birine bağlı ve vefalı olan
She is a true friend to me
O benim için sadık bir dost
güvenilir
her zaman beklenen şekilde çalışan
This system is true and effective
Bu sistem güvenilir ve etkili
-meli/-malı
yapılması gereken doğru şeyi belirtmek için kullanılır
You ought to apologize
Özür dilemelisin
yabancı
In scenetanımadığınız biri
Don't talk to strangers
Yabancılarla konuşma
tuhaf
alışılmamış ya da şaşırtıcı
The stranger the better
Ne kadar tuhaf o kadar iyi
yabancı
tanımadığınız kimse
Don't talk to a stranger
Yabancılarla konuşma
tanımadık kişi
kim olduğunu bilmediğiniz insan
A stranger asked me for directions
Tanımadık bir kişi bana yol sordu
ulus
In scenetek bir hükümet altında aynı yerde yaşayan büyük bir insan grubu
Every nation has its own flag
Her ulusun kendi bayrağı vardır
teklif
In scenebir plan veya resmi teklif
He made a business proposal
Bir iş teklifi sundu
kudretli
çok büyük güce sahip olan
He is an all powerful ruler
O kudretli bir hükümdardır
her şeye gücü yeten
sınırsız gücü olan
The legend describes an all powerful god
Efsane her şeye gücü yeten bir tanrıyı anlatır
çok güçlü
büyük gücü veya yeteneği olan
This all powerful engine can move any load
Bu çok güçlü motor her yükü taşıyabilir
her şeye gücü yeten
sınırsız güce sahip olan
She is an all powerful ruler
O her şeye gücü yeten bir hükümdar
yan yana
In scenebir şeyin hemen yanında
She walked alongside her friend
Arkadaşının yanında yürüdü
yakında
In scenekısa bir süre sonra
I will see you soon
Yakında görüşürüz
önünde
bir şeyin veya birinin ön kısmında bulunan
The car is in front of the house
Araba evin önünde
zevk
In scenebir şeye karşı kişisel beğeni
We have the same taste in music
Müzik konusunda aynı zevke sahibiz
tat
bir şeyi yerken veya içerken hissedilen duygu
This cake has a sweet taste
Bu kekin tatlı bir tadı var
tatmak
tadına bakmak için az miktarda yemek veya içmek
Please taste this soup
Lütfen bu çorbayı tat
tatmak
yemeğin veya içeceğin kalitesini anlamak için az miktarda almak
I want to taste the soup
Çorbayı tatmak istiyorum
arasında değişmek
In scenebelirli sınırlar içinde farklılık göstermek
Prices range from ten to twenty dollars
Fiyatlar on ile yirmi dolar arasında değişiyor
menzil
bir silahın veya kişinin ulaşabileceği alan
The missile has a long range
Füzenin uzun bir menzili var
yelpaze
farklı şeylerden oluşan grup
We offer a wide range of products
Geniş bir ürün yelpazesi sunuyoruz
dizmek
nesneleri belirli bir düzene göre yerleştirmek
He ranged the books on the shelf
Kitapları rafa dizdi
içine bakmak
bir yerde bir şeyi bulmaya çalışmak
I will look in the drawer
Çekmeceye bakacağım
idam etmek
In scenebirini ceza olarak öldürmek
The prisoner was executed
Mahkum idam edildi
uygulamak
bir planı veya eylemi hayata geçirmek
They executed the plan well
Planı iyi bir şekilde uyguladılar
çözmek
bir problemi çözmek veya bir şeyi anlamak
I need to figure out this puzzle
Bu bulmacayı çözmem gerekiyor
anlamak
düşünerek bir şeyi kavramak
I can't figure out how this works
Bunun nasıl çalıştığını anlayamıyorum
kızıl kale
büyük ve korunaklı yapı
They defended the red keep against the invaders
Kızıl kaleyi işgalcilere karşı savundular
bağlı olmak
bir şeye göre değişmek veya bir şeyin etkisinde olmak
It depends on the weather
Hava durumuna bağlı
rol
In scenefilm veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
parça
bir şeyin bir bölümü
This is a part of the car
Bu arabanın bir parçası
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
bölge
bir ülkenin veya yerin belirli bir kesimi
He travels to many parts of the world
Dünyanın birçok bölgesini geziyor
geçici
In scenekısa bir süre devam eden
The happiness was transitory
Mutluluk geçiciydi
daha güçlü
In scenebüyük bir güce veya kuvvete sahip olan
He is stronger than me
O benden daha güçlü
daha güçlü
daha fazla güç veya kuvvete sahip olan
He is stronger than his brother
O erkek kardeşinden daha güçlü
bitirmek
In scenebir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
bitiş
bir olayın veya etkinliğin sonu
She is near the finish of her project
Projesinin bitişine yaklaştı
yüzey görünümü
bir yüzeyin son hali
The wood has a glossy finish
Ahşabın parlak bir yüzey görünümü var
kolay
In scenezor olmayan
This test is very easy
Bu sınav çok kolay
yumuşak
sert veya katı olmayan
Be easy with her
Ona karşı yumuşak ol
elbette
bir isteği kabul ederken veya onaylarken kullanılan ifade
Can you do this? Easy
Bunu yapabilir misin? Elbette
yas tutmak
In scenebirinin ölümü nedeniyle çok üzülmek
They mourn the loss of their friend
Arkadaşlarının kaybı için yas tutuyorlar
fısıldamak
In sceneçok alçak sesle konuşmak
She whispered a secret to me
Bana bir sır fısıldadı
eser
bir şeyin çok küçük miktarı
There was a whisper of smoke in the air
Havada çok hafif bir duman vardı
fısıltı
çok kısık sesle konuşurken çıkarılan ses
She spoke in a whisper
O fısıltıyla konuştu
kapatmak
In scenebir şeyin çalışmasını durdurmak
Please shut the computer
Bilgisayarı kapat
kapalı
açık olmayan durum
The window is shut
Pencere kapalı
susturmak
birinin konuşmasını engellemek
He tried to shut her
Onu susturmaya çalıştı
ziyafet
In scenebüyük ve özel bir yemek
They prepared a great feast
Büyük bir ziyafet hazırladılar
gözlerini şenlendirmek
bir şeye büyük bir keyifle bakmak
She feasted her eyes on the beautiful sunset
Gün batımını izlerken gözlerini şenlendirdi
ziyafet çekmek
çok miktarda yemek yemek
We feasted on the delicious food
Lezzetli yemekle ziyafet çektik
yortu
özel bir dini kutlama veya festival
They celebrated the religious feast
Dini yortuyu kutladılar
serbest bırakmak
In scenebirini veya bir şeyi tutulduğu ya da sıkıştığı yerden kurtarmak
They decided to free the bird from the cage
Kuşu kafesten serbest bırakmaya karar verdiler
ücretsiz
bedava olan veya ücret ödenmeyen
This water is free
Bu su ücretsiz
özgür
kısıtlanmamış veya kontrol edilmeyen
The bird is free
Kuş özgür
içermeyen
bir şeyin içinde bulunmaması durumu
This drink is sugar free
Bu içecek şeker içermiyor
Gece Kralı
Game of Thrones dizisindeki ölülerin kurgusal lideri
The Night King leads the army of the dead
Gece Kralı ölüler ordusuna liderlik eder
olmadan
In scenebir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
olmadan
In scenebir şeyin veya birinin dahil edilmediği durum
You cannot go without a ticket
Bilet olmadan gidemezsin
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
kuş boku
In scenekuşların çıkardığı dışkı
There is birdshit on the car windshield
Arabanın ön camında kuş boku var
ısıtmak
In scenebir şeyi sıcak hale getirmek
I need to warm the milk
Sütü ısıtmam gerekiyor
ılık
In sceneorta derecede sıcak
The weather is warm today
Bugün hava ılık
sıcakkanlı
nazik ve ilgili
She is a warm person
O sıcakkanlı bir insandır
mahvetmek
In scenebir hata yapmak veya bir şeyi başaramamak
I blew my chance
Şansımı mahvettim
üflemek
ağızdan kuvvetle hava çıkarmak
Blow the candles
Mumları üfle
darbe
bir nesne veya el ile atılan sert vuruş
He received a blow to the head
Kafasına bir darbe aldı
şaşırtmak
birini çok şaşırtmak veya hayrete düşürmek
That performance blew me away
O performans beni çok şaşırttı
silah
In scenebirine zarar vermek veya saldırmak için kullanılan nesne
He has a dangerous weapon
Onun tehlikeli bir silahı var
saygı
In scenebirine veya bir şeye karşı duyulan yüksek takdir duygusu
I have great respect for her
Ona büyük saygı duyuyorum
yön
bir şeyin belirli bir parçası veya detayı
He is right in this respect
O bu yönden haklı
görüş
bir mesele hakkındaki fikir veya bakış açısı
He has a different respect on this issue
Bu konu hakkında farklı bir görüşü var
gelenek
bir grup veya yerde bir şeyi yapmanın alışılagelmiş yolu
It is a local respect to shake hands
El sıkışmak yerel bir gelenektir
gizli
In scenebaşkaları tarafından bilinmeyen
I have a secret plan
Gizli bir planım var
sır
başkalarından saklanan şey
Can you keep a secret?
Bir sır tutabilir misin?
gizli bilgi
gizli tutulan bilgi
The secret was revealed
Gizli bilgi açığa çıktı
sır
başkalarına söylemediğiniz bilgi
I have a secret to tell you
Sana söyleyecek bir sırrım var
içkici
In scenedüzenli olarak alkol tüketen kimse
He is a heavy drinker
O çok fazla içki içen biridir
içici
alkollü içecekler tüketen kişi
He is a heavy drinker
O çok içen biridir
yarım
In scenebütünü oluşturan iki eşit parçadan biri
He ate half the apple
Elmanın yarısını yedi
yarı
tam olmayan veya kısmen
He was half asleep
Yarı uykuluydu
hazretleri
dük veya düşes gibi soylu kişilere hitap etmek için kullanılan saygılı unvan
Your Grace the carriage is waiting
Hazretleri araba sizi bekliyor
tepe topuzu
saçın başın üst kısmında toplanmasıyla yapılan bir saç modeli
She wears a messy top knot every day
Her gün dağınık bir tepe topuzu yapıyor
rom
In sceneşeker kamışından yapılan sert bir alkollü içki
He drinks rum
O, rom içer
rom
şeker kamışından yapılan alkollü bir içecek
He drank a glass of rum
Bir bardak rom içti
yaşamak
In scenebir yerde ikamet etmek
I live in Ankara
Ankara'da yaşıyorum
canlı
çalışan veya aktif olan
The show is live
Program canlı
yaşamak
hayatta olmak
I want to live
Yaşamak istiyorum
yaşamak
belli bir hayat sürmek veya deneyimlemek
He lives a happy life
O mutlu bir hayat yaşıyor
huysuz
In scenekolayca sinirlenen veya kızan
He is grouchy today
Bugün huysuz
aç
In sceneyiyecek yeme ihtiyacı duyan
I am hungry
Ben açım
istekli
bir şeyi şiddetle arzulayan
He is hungry for success
Başarıya açtır
yerine
bir şey yerine
I chose tea rather than coffee
Kahve yerine çay seçtim
yerine
bir şeyin yerine başka bir şeyi seçmek
I chose water rather than soda
Gazoz yerine su seçtim
etkileyici
In scenehayranlık veya şaşkınlık uyandıran
Her performance was impressive
Performansı etkileyiciydi
etkileyici
hayranlık veya saygı uyandıran
The view from the top is impressive
Tepeden görünen manzara etkileyici
önünde
bir şeyin veya birinin ön kısmında olan
The car is in front of the house
Araba evin önünde
açık havada
In scenebina dışında, açık havada
I love spending time outdoors
Açık havada vakit geçirmeyi severim
açık hava
binaların dışında kalan açık alan
We spent the day outdoors
Günü açık havada geçirdik
mil
In scene1.609 kilometreye eşit bir uzunluk birimi
We walked for a mile
Bir mil boyunca yürüdük
mil
1.609 kilometreye eşit bir uzaklık ölçüsü
The city is ten miles away
Şehir on mil uzakta
mil
1.6 kilometreye eşit bir uzunluk birimi
That road is many miles long
O yol birçok mil uzunluğunda
mil
1.6 kilometreye eşit uzunluk birimi
The town is one mile away
Kasaba bir mil uzaklıkta
yapmak
In scenebir eylemi gerçekleştirmek
I will do my homework
Ödevimi yapacağım
belirtmek
In scenebir şeyi yazıyla ifade etmek
The sign does not indicate the name
Tabela ismi belirtmiyor
dişi geyik
geyik türünün dişisi
A doe was grazing
Bir dişi geyik otluyordu
gibi görünmek
bir şeyin izlenimini vermek
You doe to be ready
Hazır gibi görünüyorsun
dürüst
In scenedoğruyu söyleyen ve hile yapmayan
He is an honest man
O dürüst bir adamdır
meşru
In sceneyasal veya adil bir hakka sahip olan
He is the rightful owner of the house
Evin meşru sahibi odur
en kötü
In scenekalite bakımından en düşük seviyede olan
This is the worst restaurant in town
Bu şehirdeki en kötü restoran
en kötü
en nahoş veya en düşük kaliteli olan
This is the worst movie I have ever seen
Bu, şimdiye kadar izlediğim en kötü film
en feci
en ağır veya en olumsuz durumda olan
It was the worst day of his life
Hayatının en feci günüydü
mızrak
In sceneavlanmak veya savaşmak için kullanılan ucu sivri uzun sopa
The soldier carried a spear
Asker bir mızrak taşıyordu
saplamak
sivri bir nesneyi bir şeye iterek geçirmek
He speared the target
Hedefe sapladı
kel
In scenekafasında saç olmayan
He is bald
O keldir
kelleştirmek
saç dökülmesine neden olmak
The treatment made him bald
Tedavi onu kelleştirdi
kel
kafasında hiç saç olmayan
My grandfather is bald
Dedem kel
öldürmek
In scenebirini kasıtlı olarak öldürmek
They plotted to murder the king
Kralı öldürmeyi planladılar
cinayet
birini kasten öldürme suçu
He was arrested for murder
Cinayet suçundan tutuklandı
mahvetmek
bir şeyi tamamen bozmak veya sona erdirmek
She murdered that melody with her performance
Performansıyla melodiyi mahvetti
gedik
In scenebir duvar veya engel üzerindeki boşluk veya delik
The enemy made a breach in the wall
Düşman duvarda bir gedik açtı
zorla girmek
In scenebir binaya veya kapalı alana güç kullanarak girmek
The police breached the house
Polis eve zorla girdi
ihlal
bir kuralın veya yasanın çiğnenmesi
This is a breach of contract
Bu bir sözleşme ihlalidir
hain
In sceneülkesine veya arkadaşlarına sadık olmayan kişi
He was called a traitor
Ona hain denildi
donanma
In scenebüyük gemi filosu
The armada sailed across the ocean
Donanma okyanusu aşıp ilerledi
sert
In sceneyumuşak olmayan
The bed is too hard
Yatak çok sert
sert
alkol içeren
This is a hard drink
Bu sert bir içkidir
zor
kolay olmayan
This exam is hard
Bu sınav zor
sıkı
çok çaba veya enerji ile
He works hard every day
O her gün sıkı çalışıyor
bütün
In scenebir şeyin tamamı
I ate the whole pizza
Bütün pizzayı yedim
bütün
hiçbir parçası eksik veya hasarlı olmayan
I ate the whole apple
Bütün elmayı yedim
kalabalık
In sceneçok sayıda insanın bir arada bulunduğu yer veya durum
The bus was very crowded this morning
Bu sabah otobüs çok kalabalıktı
kalabalık
çok sayıda insanla dolu
The room is crowded
Oda kalabalık
kalabalık
bir arada bulunan çok sayıda insan
The square is crowded
Meydan kalabalık
uyumak
In scenegözler kapalı şekilde dinlenmek
I need to sleep
Uyumam gerekiyor
kılıç
In scenesavaşmak için kullanılan uzun metal bir bıçak
The knight has a sword
Şövalyenin bir kılıcı var
gördü
In scenegözlerle algılamak
I saw a bird
Bir kuş gördüm
testereyle kesmek
dişli bir alet kullanarak kesmek
He sawed the wood
Odunu testereyle kesti
bahsi karşılamak
bir oyunda rakibin bahsine eşlik etmek
He saw the bet
Bahsi karşıladı
testere
kesmek için kullanılan dişli bıçaklı alet
Use the saw
Testereyi kullan
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
hemen şimdi
tam olarak bu anda
I must go right now
Hemen şimdi gitmem gerekiyor
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
yakışmak
In scenebirine veya bir şeye uygun olmak
Blue suits you very well
Mavi sana çok yakışıyor
takım elbise
birbirine uygun ceket ve pantolondan oluşan kıyafet
He wore a black suit to the wedding
Düğüne siyah bir takım elbise giydi
dava
mahkemeye taşınan hak talebi veya anlaşmazlık
He brought a suit against his neighbor
Komşusuna karşı dava açtı
uymak
bir şeye uygun veya münasip olmak
This schedule suits me well
Bu program bana çok iyi uyuyor