Game Of Thrones — Season 7 Episode 7
Words & meanings
609 words
CEFR level
hayatta kalmak
In scenetehlikeli bir olaydan sonra sağ kurtulmak
He survived the accident
Kazadan hayatta kaldı
yaşamını sürdürmek
In sceneyaşamaya devam etmek
Plants cannot survive without water
Bitkiler susuz yaşayamaz
durdurmak
In scenebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
durdurmak
In scenebir şeyin gerçekleşmesini engellemek
We must stop the fire
Yangını durdurmalıyız
dur
birine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
mektup
In scenebirine gönderilen yazılı not
I wrote a letter
Bir mektup yazdım
harf
alfabedeki bir sembol
A is a letter
A bir harftir
harf
alfabedeki bir yazı işareti
There are 26 letters
26 harf var
mektup
birine gönderilen yazılı not
I wrote a letter to my friend
Arkadaşıma bir mektup yazdım
sorun
In scenebaşa çıkması zor olan şey
I have a problem with my car
Arabamla ilgili bir sorunum var
problem
In scenezorluk çıkaran bir soru veya durum
This math problem is hard
Bu matematik problemi zor
sorun değil
bir teşekkür veya özür sonrasında önemli olmadığını belirtmek için kullanılan ifade
Thanks for the help, it was no problem
Yardım için teşekkürler, hiç sorun değildi
sorun
çözülmesi gereken mesele
This is a big problem
Bu büyük bir sorun
ciddi
In scenedikkatli düşünme veya eylem gerektiren
This is a serious problem
Bu ciddi bir problem
ciddi
In sceneşaka yapmayan, söylediklerinde samimi olan
Are you serious?
Ciddi misin?
ağır
çok kötü veya büyük
She has a serious injury
Ağır bir yaralanması var
ciddi
zarar veya tehlikeye neden olan
He had a serious accident
O ciddi bir kaza geçirdi
demir taht
kral veya kraliçe için özel koltuk
The king sat on the iron throne
Kral demir tahtta oturdu
farklı
In sceneaynı olmayan
We are different
Biz farklıyız
farklı
aynı olmayan veya benzerlik göstermeyen
These two books are different
Bu iki kitap birbirinden farklı
görünmek
In scenebelli bir izlenim vermek
He appears to be tired
Yorgun görünüyor
belirmek
görünür hale gelmek veya görülmek
A ghost appeared in the room
Odada bir hayalet belirdi
rol almak
bir oyunda filmde veya gösteride yer almak
She will appear in the new movie
O yeni filmde rol alacak
yazı
In scenebasılı veya elle yazılmış karakterler
The writing on the note was hard to read
Nottaki yazıyı okumak zordu
yazmak
yazılı kelimeler oluşturmak
I am writing a letter
Bir mektup yazıyorum
dedikodu
In scenebaşkalarının özel hayatı hakkında konuşma
I don't like gossip
Dedikodudan hoşlanmam
dedikodu yapmak
başkaları hakkında özel bilgiler paylaşmak
They love to gossip
Dedikodu yapmayı severler
anlamına gelmek
In scenebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
kaba
In scenenazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
müthiş
çok iyi veya etkileyici olan
He plays a mean guitar
O müthiş gitar çalıyor
aksi takdirde
In sceneaksi durumda veya başka bir şey olursa
Hurry up, otherwise you will be late
Acele et, aksi takdirde geç kalacaksın
başka türlü
başka bir şekilde veya farklı olarak
I thought otherwise
Ben farklı düşündüm
aksi takdirde
durum farklı olsaydı
Run otherwise you will be late
Koş yoksa geç kalacaksın
başka türlü
başka bir şekilde
I could not do otherwise
Ben başka türlü yapamazdım
seçim
In scenebir şeyi seçme eylemi veya seçilen şey
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
seçim
seçme eylemi veya seçilen şey
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
seçkin
çok iyi kalitede olan
We were served choice wine
Bize seçkin bir şarap ikram edildi
seçim
iki veya daha fazla olasılık arasından tercih yapma durumu
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
ejderha
In scenehikayelerde geçen uçabilen büyük kertenkele benzeri hayali yaratık
The dragon breathes fire
Ejderha ateş püskürtür
ejderha
In sceneUzun kuyruklu ve pürüzlü derili devasa bir sürüngen
The dragon flew over the mountain
Ejderha dağın üzerinden uçtu
ejder
Game of Thrones kurgusal evrenindeki bir para birimi
He paid for his meal with a gold dragon
Yemeği için bir altın ejder ile ödeme yaptı
dönüştürmek
In scenebir şeyi başka bir şeye dönüştürmek
She turned the room into a gym
Odayı bir spor salonuna dönüştürdü
sıra
başkalarından sonra bir şeyi yapabileceğiniz zaman
It is your turn now
Şimdi senin sıran
vermek
bir şeyi başkasına uzatmak
Please turn the book to him
Lütfen kitabı ona ver
çevirmek
bir cihazı çalıştırmak için düğmeyi hareket ettirmek
Turn the knob to start the machine
Makineyi çalıştırmak için düğmeyi çevir
tanım
In scenebir kelimenin ne anlama geldiğinin açıklaması
What is the definition of this word?
Bu kelimenin tanımı nedir?
belirginlik
kasların görünür şekli ve yapısı
He has great muscle definition
Kasları çok belirgin
kurt
In scenesürü halinde avlanan vahşi bir hayvan
The wolf hunts in a pack
Kurt sürü halinde avlanır
kurt
büyük bir köpeğe benzeyen vahşi bir hayvan
The wolf looks like a big dog
Kurt büyük bir köpeğe benzer
asılı durmak
In scenebir şeyin yukarıdan bir yere tutturulmuş olması
The painting hangs on the wall
Tablo duvarda asılı duruyor
asmak
birini iple idam etmek
They decided to hang the criminal
Suçluyu asmaya karar verdiler
takılmak
birileriyle boş vakit geçirmek
I like to hang with my friends
Arkadaşlarımla takılmayı seviyorum
ile başlamak
bir şeyi yaparak başlamak
Let's start with the first page
Hadi birinci sayfa ile başlayalım
sadık
In scenebirine her zaman destek olan
He is a loyal friend
O sadık bir arkadaştır
yenmek
In scenebirini veya bir şeyi mağlup etmek
They beat the champion
Şampiyonu yendiler
vuruş
In scenemüzikteki ritim birimi veya kalp atışı
Follow the beat
Ritmi takip et
devriye bölgesi
bir polisin veya görevlinin düzenli olarak dolaştığı bölge
The officer walked his beat every evening
Memur her akşam devriye bölgesinde yürürdü
din görevlisi
In scenekurgusal bir dünyada yüksek rütbeli din yetkilisi
The septon preached to the people
Septon halka vaaz verdi
septon
fantastik bir dünyadaki erkek dini figür
He sought advice from the septon
Septondan tavsiye istedi
tehdit
In scenezarar verebilecek kişi veya şey
The storm is a threat to the city
Fırtına şehir için bir tehdit
fikir
In scenekişisel görüş veya yargı
What is your opinion?
Senin fikrin nedir?
görüş
bir konu hakkındaki kişisel düşünce veya yargı
What is your opinion on this topic
Bu konu hakkındaki görüşün nedir
de
In sceneolumsuz cümlelerde de anlamı katar
I don't like it either
Ben de sevmiyorum
ya da
iki seçenekten biri veya diğeri
Either you stay or I go
Ya sen kalırsın ya da ben giderim
da
olumsuz cümlelerde benzer bir durumu belirtmek için kullanılır
I do not like apples and she does not either
Elma sevmiyorum ve o da sevmiyor
asla
In scenehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
taç
In scenekral veya kraliçenin taktığı süslü başlık
The king wears a golden crown
Kral altın bir taç takıyor
tepe
bir şeyin en yüksek kısmı
The crown of the hill is rocky
Tepenin zirvesi kayalıktır
birinci ilan etmek
bir yarışın kazananı olarak seçilmek
The athlete was crowned the winner of the race
Atlet yarışın kazananı ilan edildi
isimsiz
In sceneadı belirtilmeyen veya bilinmeyen
An unnamed person called him
İsimsiz bir kişi onu aradı
isyan
In scenebir hükümete veya lidere karşı başlatılan savaş veya başkaldırı
The rebellion lasted for three years
İsyan üç yıl sürdü
güdü
In scenebir şeyi yapmaya iten sebep
He had no motive to lie
Yalan söylemek için bir sebebi yoktu
soylu
In sceneözel unvanları olan yüksek bir sosyal sınıfa ait
She comes from a noble family
O soylu bir aileden geliyor
asil
yüksek ahlaki karaktere sahip olan
He has a noble heart
Onun asil bir kalbi var
soylu
yüksek sosyal sınıftan olan kişi
The noble lived in a large castle
Soylu kişi büyük bir kalede yaşıyordu
ileride
In sceneşu andan daha sonraki bir zamanda
I want to move to London later
İleride Londra'ya taşınmak istiyorum
daha geç
beklenen zamandan sonra gerçekleşen
He arrived later than usual
Normalden daha geç geldi
sonraki
bir zaman diliminin sonuna yakın
In his later years he wrote books
Sonraki yıllarında kitaplar yazdı
yetenekli
In scenebir şeyi yapabilme yeteneğine sahip olan
She is capable of doing the job
O bu işi yapabilecek yetenekte
yetenekli
bir şeyi iyi yapabilme becerisine sahip olan
She is a very capable student
O çok yetenekli bir öğrenci
yalan söylemek
birine doğru olmayan bir şey söylemek
Do not lie to me
Bana yalan söyleme
ay kapısı
yüksek ve açık bir alana açılan kapı
The guard opened the moon door
Muhafız ay kapısını açtı
buluşmak
In scenebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
benzemek
bir şeye benzer olmak
His words meet his actions
Sözleri davranışlarına benziyor
karşılamak
bir gereksinimi yerine getirmek
We must meet the requirements
Gereksinimleri karşılamalıyız
buluşma
insanların bir araya geldiği etkinlik
They organized a school meet
Okul için bir buluşma düzenlediler
dindar
In sceneTanrıya derin saygı duyan
He lived a godly life
O dindar bir yaşam sürdü
kıyaslamak
In scenebenzerlik veya farklarını bulmak için değerlendirmek
You should compare the prices before you buy
Satın almadan önce fiyatları kıyaslamalısın
kaybetmek
In scenebir şeyi nereye koyduğunu unutmak
I think I lost my keys
Sanırım anahtarlarımı kaybettim
yitirmek
In sceneartık bir şeye sahip olmamak
She lost her job yesterday
Dün işini yitirdi
yenilmek
bir oyunda veya yarışmada başarısız olmak
The team did not want to lose
Takım yenilmek istemedi
kendini kaybetmek
çok öfkelenmek veya kontrolünü yitirmek
He began to lose it when he got angry
Sinirlendiğinde kendini kaybetmeye başladı
Duvarın ötesi
Westeros bölgesindeki devasa buz bariyerinin kuzeyinde kalan yer
Jon Snow went beyond the wall
Jon Snow duvarın ötesine gitti
ihanet
In scenegüveni kötüye kullanma veya sadakatsizlik eylemi
His betrayal shocked everyone
Onun ihaneti herkesi şaşırttı
madıkça
In scenebaşka bir durum olmadıkça
I won't go unless you come
Sen gelmedikçe gitmeyeceğim
-medikçe
bir şeyin gerçekleşmesinin başka bir durumun olmamasına bağlı olduğunu belirtir
You cannot pass unless you study hard
Çok çalışmadıkça geçemezsin
düşünce
In scenebir fikir veya görüş
It was a great thought
Bu harika bir düşünceydi
düşünme
dikkatli bir şekilde düşünme eylemi
He was lost in thought
Düşüncelere dalmıştı
bahsetmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
He thought to mention the new plan
O yeni plandan bahsetmeyi düşündü
hastalıklı
In scenezayıf veya hasta görünen
He looks sickly
Hastalıklı görünüyor
koymak
In scenebir şeyi bir yere bırakmak
Lay the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
öpmek
birine sevgi göstergesi olarak dudaklarıyla dokunmak
He leaned in to lay her
Onu öpmek için öne eğildi
cinsel ilişki
cinsel birleşme için kullanılan gayriresmi terim
He bragged about his last lay
Son cinsel ilişkisiyle övündü
örtüsünü kaldırmak
bir şeyin üzerindeki örtüyü alıp açığa çıkarmak
He helped to lay the truth bare
Gerçeğin örtüsünü kaldırmaya yardım etti
beslemek
In scenebirine veya bir şeye yemek vermek
It is time to feed the baby
Bebeği besleme vakti geldi
yayın
canlı video veya ses sinyali
We are watching the live feed
Canlı yayını izliyoruz
besleme
bir makineye veya sisteme sağlanan veri ya da malzeme
The machine needs a steady feed
Makinenin sürekli beslemeye ihtiyacı var
yem
çiftlik hayvanlarına verilen yiyecek
The farmer gave the cows some feed
Çiftçi ineklere biraz yem verdi
rağmen
bir şeye engel olmasına rağmen
We went for a walk in spite of the rain
Yağmura rağmen yürüyüşe çıktık
özgür
In scenekısıtlanmamış veya kontrol edilmeyen
The bird is free
Kuş özgür
serbest bırakmak
In scenebirini veya bir şeyi tutulduğu ya da sıkıştığı yerden kurtarmak
They decided to free the bird from the cage
Kuşu kafesten serbest bırakmaya karar verdiler
ücretsiz
bedava olan veya ücret ödenmeyen
This water is free
Bu su ücretsiz
içermeyen
bir şeyin içinde bulunmaması durumu
This drink is sugar free
Bu içecek şeker içermiyor
tecavüz
In scenebirini zorla cinsel ilişkiye zorlama suçu
Rape is a serious crime
Tecavüz ciddi bir suçtur
talan etmek
bir yeri acımasızca harap edip yağmalamak
They raped the forest of its beauty
Ormanın güzelliğini talan ettiler
kolza
sarı çiçekleri olan ve yağı üretilen bir bitki türü
The fields are full of yellow rape
Tarlalar sarı kolzalarla dolu
delikanlı
In scenegenç bir erkek
The young lad helped me with my bags
Genç delikanlı çantalarımı taşımama yardım etti
oğlan
genç bir erkek çocuk veya genç adam
He is a bright lad
O zeki bir oğlan
teşvik etmek
In scenebir şeyin büyümesine veya daha popüler olmasına yardımcı olmak
We promote healthy eating
Sağlıklı beslenmeyi teşvik ediyoruz
terfi ettirmek
birine daha önemli bir iş veya pozisyon vermek
He was promoted to manager
Menajerliğe terfi ettirildi
tanıtmak
bir şeyi duyurmak veya desteklenmesini teşvik etmek
They are promoting their new book
Yeni kitaplarını tanıtıyorlar
-meli/-malı
yapılması gereken doğru şeyi belirtmek için kullanılır
You ought to apologize
Özür dilemelisin
risk altında
kötü bir şeyin gerçekleşme ihtimali
The project is at risk
Proje risk altında
tehlikede
zarar görme veya sorun yaşama tehlikesi olan
Many children are at risk
Birçok çocuk tehlikede
risk altında
zarar görme ihtimali olan bir durumda
These animals are at risk
Bu hayvanlar risk altında
başka
In scenebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka
In scenefarklı bir kişi veya şey
I want to go somewhere else
Başka bir yere gitmek istiyorum
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
beklemek
In scenebir şeyin olacağını düşünmek
I expect a call today
Bugün bir telefon bekliyorum
hamile
bir bebeğe gebe olmak
She is expecting a baby
Bebek bekliyor
beklenmek
bir eylemi yapması istenmek
You are expected to come
Gelmeniz bekleniyor
ummak
bir şeyin olacağını düşünmek
I expect a reply soon
Yakında bir cevap umuyorum
korkarım ki
In scenekötü bir durumdan dolayı üzüntü veya endişe duyma
I am afraid I cannot help you
Korkarım ki size yardım edemem
korkmuş
In scenekorku hissetme
She is afraid of spiders
O örümceklerden korkar
inanmak
In scenebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
inanmak
In scenebir şeyin gerçek olduğunu düşünmek
I believe the news
Haberlere inanıyorum
sanmak
bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe he is home
Onun evde olduğunu sanıyorum
güvenmek
birine veya bir şeye güvenmek
I believe in you
Sana güveniyorum
istemek
In scenebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
savaşmak
In scenebir savaşta yer almak
The soldiers battle for the city
Askerler şehir için savaşıyor
tartışmak
In scenebir konu hakkında biriyle konuşmak
We need to discuss the plan
Planı tartışmamız gerekiyor
korkutmak
In scenebirini korkuya sevk etmek
Loud noises frighten the baby
Yüksek sesler bebeği korkutur
yalnız
In sceneyanında başka kimse olmayan
He is a lone survivor
O tek kurtulan kişi
mal olmak
In scenebir şeye mal olmak
This mistake cost him his job
Bu hata ona işine mal oldu
tutmak
belirli bir miktar para gerektirmek
It costs ten dollars
On dolar tutuyor
daha önce
In scenegeçmişteki bir zamanda
I saw him earlier today
Onu bugün daha önce gördüm
daha erken
beklenenden önce gerçekleşen veya gelen
The plane arrived earlier than expected
Uçak beklenenden daha erken vardı
söz
In scenebir şeyi yapacağını bildiren ifade
He keeps his promises
O verdiği sözleri tutar
vaat
bir şeyi kesinlikle yapacağına dair ciddi güvence
The candidate made many promises
Aday birçok vaatte bulundu
söz vermek
birine kesinlikle bir şey yapacağını söylemek
She promises to help me
O bana yardım edeceğine söz veriyor
teşekkür ederim
minnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
bir takdir ifadesi
A big thank you to all
Herkese büyük bir teşekkür
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
binmek
bir yere veya araca girmek
Get in the car
Arabaya bin
Engel olmak
Birinin yolunu kapatmak
Don't get in my way
Yoluma çıkma
dahil olmak
bir durumun veya faaliyetin parçası olmaya başlamak
I want to get in the game
Oyuna dahil olmak istiyorum
aklına girmek
birinin zihnine veya düşüncelerine yerleşmek
That tune got in my head
O melodi aklıma girdi
mahkum etmek
In scenebir suç için ceza belirlemek
The judge sentenced him to prison
Hakim onu hapse mahkum etti
hüküm
In scenebir suç için mahkemenin verdiği ceza kararı
He received a five year sentence
Beş yıllık bir hüküm giydi
cümle
tam bir düşünceyi ifade eden kelime grubu
This is a long sentence
Bu uzun bir cümle
kral
In sceneülkeyi yöneten erkek hükümdar
The king ruled the country
Kral ülkeyi yönetti
şehir
büyük ve önemli yerleşim yeri
They live in a big city
Onlar büyük bir şehirde yaşıyor
yemin
In sceneciddi bir söz verme
He took an oath
Yemin etti
fil
In scenehortumu adı verilen uzun bir burnu olan çok büyük bir hayvan
The elephant is very big
Fil çok büyüktür
fil
uzun bir burnu ve büyük kulakları olan çok iri bir hayvan
The elephant is a very large animal
Fil çok iri bir hayvandır
sadakat
In scenebirine veya bir şeye olan bağlılık
Loyalty is important in a friendship
Arkadaşlıkta sadakat önemlidir
güçlü
In scenebüyük güce veya etkiye sahip olan
He is a powerful leader
O güçlü bir lider
dövüş
In sceneşiddetli bir karşı karşıya gelme durumu
The two boxers started to fight
İki boksör dövüşmeye başladı
tarz
bir şeyi yapma veya ifade etme biçimi
Her fight is very unique
Onun tarzı çok özgün
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
kavga
insanlar arasındaki öfkeli tartışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
sonraki
In sceneşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
kaçmak
birinden veya bir şeyden hızla uzaklaşmak
The cat ran away from the dog
Kedi köpekten kaçtı
gelgit
In scenedeniz seviyesinin alçalıp yükselmesi
The tide is coming in
Gelgit yükseliyor
gelgit
deniz seviyesinin yükselip alçalması
The tide is coming in
Gelgit yükseliyor
idare ettirmek
birinin zor bir dönemi atlatmasına yardım etmek
This money will tide me over until payday
Bu para maaş gününe kadar beni idare ettirecek
-sa bile
bir şey ne olursa olsun gerçekleşeceğini belirtmek için kullanılır
I will go even if it rains
Yağmur yağsa bile gideceğim
cinayet
In scenebirini kasten öldürme suçu
He was arrested for murder
Cinayet suçundan tutuklandı
öldürmek
In scenebirini kasıtlı olarak öldürmek
They plotted to murder the king
Kralı öldürmeyi planladılar
mahvetmek
bir şeyi tamamen bozmak veya sona erdirmek
She murdered that melody with her performance
Performansıyla melodiyi mahvetti
göz
In scenegörmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
yetenek
bir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi