

How I Met Your Mother — Season 2 Episode 3
Words & meanings
520 words
CEFR level
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to call him tomorrow
Yarın onu aramayı planlıyorum
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
geri çekmek
In scenebir şeyi geri almak
She withdrew her statement
İfadesini geri çekti
çekilmek
bir yerden veya gruptan uzaklaşmak
The soldiers decided to withdraw from the city
Askerler şehirden çekilmeye karar verdi
para çekmek
banka hesabından para almak
I went to the bank to withdraw money
Para çekmek için bankaya gittim
ızgara yapmak
In sceneyiyecekleri doğrudan ateş üzerindeki metal bir çerçevede pişirmek
We grill chicken in the summer
Yazın tavuk ızgara yaparız
ızgara
yiyecekleri doğrudan ateş üzerinde pişirmek için kullanılan metal çerçeve
Put the meat on the grill
Eti ızgaraya koy
sorguya çekmek
birine çok sayıda zor soru sormak
The police grilled the suspect for hours
Polis şüpheliyi saatlerce sorguya çekti
son zamanlarda
In sceneyakın geçmişte
I have been very busy lately
Son zamanlarda çok meşguldüm
karşı
In scenebir görüşe veya plana karşı olma durumu
He is against the plan
O bu plana karşı
dayalı
bir şeye temas eden veya yaslanmış durumda olan
He leaned against the wall
Duvara yaslandı
karşı
bir şeye veya birine muhalif olma durumu
He is against the new plan
O yeni plana karşı
aykırı
bir duruma veya fikre zıt olan
It is against the rules
Bu kurallara aykırı
görüş
In scenebir konu hakkındaki düşünce
What is your view on this
Bu konudaki görüşün nedir
izlemek
bir şeyi görmek veya seyretmek
I want to view the photo
Fotoğrafı görmek istiyorum
program
bir televizyon programı
The view was very funny
Program çok komikti
manzara
bir yerden görülen görüntü
This hotel has a great view
Bu otelin harika bir manzarası var
iletişim
In scenebilgi veya fikir paylaşımı eylemi
Good communication is essential
İyi iletişim esastır
haberleşme
başkalarıyla bilgi paylaşma eylemi
We use phones for communication
Haberleşme için telefon kullanırız
açmak
bir cihazı çalıştırmak
Turn on the TV
Televizyonu aç
tahrik etmek
birini cinsel olarak uyarmak
That music turns me on
Bu müzik beni tahrik ediyor
tahrik edici özellik
birini cinsel olarak çeken şey
Confidence is a turn on
Özgüven tahrik edicidir
sırt çevirmek
birini desteklemeyi bırakıp ona karşı olmak
He suddenly turned on his friends
Aniden arkadaşlarına sırt çevirdi
doğrultmak
bir silahı veya aracı birine yöneltmek
He turned the gun on his opponent
Silahını rakibine doğrulttu
biliyorsun
In scenedinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
In scenebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
biriyle çıkmak
biriyle romantik bir ilişki yaşamak
He is going out with Sarah
Sarah ile çıkıyor
karar vermek
In scenebir seçim yapmak
I cannot decide
Karar veremiyorum
belirlemek
bir şeye karar kılıp seçmek
We decided the date
Tarihi belirledik
karar vermek
bir seçim yapmak
I decided to eat pizza
Pizza yemeye karar verdim
rezervasyon yapmak
In scenebir şeyi önceden ayırmak
I want to book a room
Bir oda ayırtmak istiyorum
kitap
yazılı sayfaların ciltlenmiş hali
I read a book
Bir kitap okudum
kural kitabı
kuralların veya prosedürlerin bulunduğu resmi döküman
They followed the book exactly
Tam olarak kural kitabına uydular
görüş
bir kişinin kendine has bakış açısı veya değerlendirmesi
In my book this is a mistake
Benim görüşüme göre bu bir hata
duymak
In scenekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
bir bilgi edinmek
I heard the news
Haberi duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
sonunda
In sceneuzun bir süre sonra veya nihayet
He finally arrived home
Sonunda eve vardı
sonunda
uzun bir zaman veya çabadan sonra
I finally finished my homework
Ödevimi sonunda bitirdim
sonunda
uzun bir süre veya gecikmeden sonra
He finally finished the project
Projeyi sonunda bitirdi
son olarak
bir listenin veya konuşmanın sonunu belirtmek için
Finally we will look at the budget
Son olarak bütçeye bakacağız
bir yerde
In scenebelirlenmemiş veya bilinmeyen bir yer
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yere bıraktım
bir yer
bilinmeyen veya belirtilmemiş bir konum
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yerde bıraktım
kadın garson
In scenerestoranda yemek servisi yapan kadın
The waitress brought the menu
Kadın garson menüyü getirdi
garsonluk
bir restoranda yemek servisi yapma işi
She does waitressing for extra money
Ekstra para için garsonluk yapıyor
servis etmek
müşterilere yiyecek ve içecek sunmak
She serves food to the guests
Konuklara yemek servis ediyor
huzursuz
In scenekendisini rahat hissetmeyen
I feel uncomfortable here
Burada huzursuz hissediyorum
rahatsız
fiziksel olarak rahatlık vermeyen
This chair is uncomfortable
Bu sandalye rahatsız
kadar
In scenebir zamana kadar
Wait until tomorrow
Yarına kadar bekle
kadar
belirli bir zamana kadar
We stayed until noon
Öğlene kadar kaldık
kadar
bir eylem gerçekleşene dek
Do not leave until I return
Ben dönene kadar ayrılma
evli
In sceneeşi olan
He is married
O evli
evlenmek
biriyle karı koca olmak
I want to marry her
Onunla evlenmek istiyorum
broş
In scenekıyafete takılan dekoratif takı
She wore a beautiful brooch
Güzel bir broş takmıştı
konuyu açmak
zor bir konuyu konuşulması için öne sürmek
I did not know how to broach the subject
Konuyu nasıl açacağımı bilmiyordum
bahsetmeye başlamak
hassas bir konu hakkında konuşmaya girişmek
He decided to broach the topic at dinner
Akşam yemeğinde bu konudan bahsetmeye karar verdi
gündeme getirmek
bir meseleyi tartışılması için ortaya atmak
She wanted to broach the matter of money
Para konusunu gündeme getirmek istedi
ileride
In sceneşu andan daha sonraki bir zamanda
I want to move to London later
İleride Londra'ya taşınmak istiyorum
daha geç
beklenen zamandan sonra gerçekleşen
He arrived later than usual
Normalden daha geç geldi
sonraki
bir zaman diliminin sonuna yakın
In his later years he wrote books
Sonraki yıllarında kitaplar yazdı
duymak
bir şeyi birinden öğrenmek
Did you hear about the accident?
Kazayı duydun mu?
iyileşmek
daha iyi hale gelmek veya artmak
The economy is starting to pick up
Ekonomi canlanmaya başlıyor
kaldırmak
bir şeyi yerden kaldırmak veya tutmak
Please pick up your clothes
Lütfen kıyafetlerini yerden kaldır
tavlamak
biriyle ilişki kurmak için konuşmaya başlamak
He tried to pick up a girl
Bir kızı tavlamaya çalıştı
kapmak
bir şeyi fark ederek veya hızla öğrenmek
She picked up Spanish quickly
İspanyolcayı hızla kaptı
almak
bir şeyi elde etmek veya satın almak
I will pick up some milk on my way home
Eve dönerken biraz süt alacağım
fark etmek
bir şeyi gözlemlemek veya anlamak
I picked up a strange smell in the room
Odaya girince tuhaf bir koku fark ettim
hızlanmak
bir şeyin gücünün veya hızının artması
The wind started to pick up
Rüzgar hızlanmaya başladı
üzgün
In sceneüzgün veya endişeli hissetmek
She is very upset
O çok üzgün
üzmek
In scenebirini üzgün veya endişeli hale getirmek
I didn't want to upset her
Onu üzmek istemedim
sürpriz galibiyet
daha güçlü bir rakibe karşı kazanılan beklenmedik zafer
The small team caused a major upset
Küçük takım büyük bir sürpriz galibiyet elde etti
kızgın
bir şeyden duyulan kızgınlık veya rahatsızlık
I am upset about the noise
Gürültüden dolayı kızgınım
emir
In scenebir şeyi yapılması için verilen talimat
The captain gave a strict order
Kaptan kesin bir emir verdi
düzen
şeylerin yerleştirilme veya birbirini takip etme şekli
Put the books in alphabetical order
Kitapları alfabetik sıraya koy
amaç
bir şeyin yapılma hedefi
He studied in order to learn
Öğrenmek amacıyla ders çalıştı
tarikat
aynı dini kurallara bağlı topluluk
He joined a religious order
Dini bir tarikata katıldı
zaman
In sceneolayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
an
In scenebir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
vakit
belirli bir deneyim veya yaşam tarzı
We had a great time
Harika vakit geçirdik
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
terk etmek
In sceneromantik ilişkiyi bitirmek
She decided to dump him
Onu terk etmeye karar verdi
atmak
bir şeyi elden çıkarmak
I need to dump these files
Bu dosyaları atmam gerek
dışkı
vücuttan çıkan katı atık
The dog left a dump on the rug
Köpek halıya dışkısını bıraktı
harabe
pis ve dağınık yer
This apartment is a total dump
Bu daire tam bir harabe
daha iyi durumda
daha avantajlı bir durumda olmak
You would be better off staying home
Evde kalsan daha iyi olur
çıkarmak
In scenebir şeyi bir yerden çıkarıp almak
Pick the seeds out
Tohumları çıkar
seçmek
bir şeyi tercih etmek veya seçmek
Pick a color
Bir renk seç
pena
telli çalgıları çalmak için kullanılan küçük alet
He lost his guitar pick
Gitar penasını kaybetti
almak
bir nesneyi elinize almak veya kaldırmak
Pick up your book
Kitabını al
affedersiniz
özür dilemek veya birinin dikkatini çekmek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me, where is the station?
Affedersiniz, istasyon nerede?
nefret etmek
In scenebirinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
dün gece
bugünden önceki gece
I slept well last night
Dün gece iyi uyudum
dün gece
bugünden önceki gece
I went to the cinema last night
Dün gece sinemaya gittim
havalanmak
hızla ayrılmak veya uçağın yükselmesi
The plane will take off soon
Uçak yakında havalanacak
izin almak
belirli bir süre işten uzak kalmak
I want to take off next Friday
Gelecek Cuma izin almak istiyorum
çıkarmak
kıyafet gibi bir şeyi üzerinden çıkarmak
Please take off your shoes
Lütfen ayakkabılarınızı çıkarın
popülerleşmek
hızla başarılı veya tanınır hale gelmek
The new software really took off this year
Yeni yazılım bu yıl gerçekten çok tuttu
dikkatini dağıtmak
birinin bir şeyi düşünmeyi bırakmasını sağlamak
This hobby helps take off the stress from your mind
Bu hobi zihnindeki stresi uzaklaştırmaya yardımcı olur
kutsamak
In sceneTanrı'dan birini korumasını veya ona yardım etmesini istemek
God bless you
Tanrı seni kutsasın
şanslı hissetmek
kendini çok şanslı veya minnettar hissetmek
I feel blessed to have such a great family
Harika bir aileye sahip olduğum için kendimi şanslı hissediyorum
kutsamak
birini zarardan korumak için kutsamak
May God bless you and keep you safe
Tanrı seni kutsasın ve güvende tutsun
kutsamak
birine mutluluk veya iyilik vermek
Her kindness blesses those around her
Onun nezaketi çevresindekileri mutlu eder
seviye
In scenekalite veya miktar ölçeğindeki konum
The water level is high
Su seviyesi yüksek
yerle bir etmek
bir yapıyı tamamen yıkmak
The storm leveled the building
Fırtına binayı yerle bir etti
düz
yüksek veya alçak kısmı olmayan bir yüzeye sahip
The ground is level here
Buradaki zemin düz
kat
bir binanın bir seviyesi veya dairesi
We live on the third level
Üçüncü katta yaşıyoruz
biraz
küçük bir miktar veya derece
I am a little bit tired
Biraz yorgunum
saçma
In scenemantıksız veya saçma
That is a ridiculous idea
Bu saçma bir fikir
akıl almaz
aşırı derecede saçma veya mantıksız
The price is ridiculous
Fiyat akıl almaz
gülünç
çok saçma veya komik
You look ridiculous in that hat
O şapkayla gülünç görünüyorsun
spa
In scenerahatlama ve sağlık tedavileri için gidilen yer
I went to a spa for a massage
Masaj için bir spaya gittim
bütün
In scenebir şeyin tamamı
I ate the whole pizza
Bütün pizzayı yedim
bütün
hiçbir parçası eksik veya hasarlı olmayan
I ate the whole apple
Bütün elmayı yedim
doğrudan
In scenearada hiçbir şey olmadan
This is a direct flight
Bu doğrudan bir uçuş
yönetmek
bir şeyi yönetmekten sorumlu olmak
She directs the movie
Filmi yönetiyor
doğrudan
bir şeyin yapılması için verilen komut
He gave a direct order
Doğrudan bir emir verdi
açık sözlü
nazik olmaya çalışmadan tam olarak düşündüğünü söyleyen
She is very direct with her feedback
Geri bildirimlerinde çok açık sözlüdür
konforlu
In scenerahatlık veren ve ağrı hissettirmeyen
This bed is very comfortable
Bu yatak çok konforlu
rahat
endişesiz ve huzurlu hissetmek
I feel comfortable here
Burada rahat hissediyorum
en sevilen
In scenediğerlerinden daha çok sevilen
Blue is my favorite color
Mavi benim en sevdiğim renktir
özür
In scenebir hata sonrası pişmanlık belirtme
I owe you an apology
Sana bir özür borçluyum
özür
üzgün olduğunu belirten ifade
Please accept my apology
Lütfen özrümü kabul edin
özür
bir hata için üzgün olduğunu belirten sözler
She accepted his apology
Onun özürünü kabul etti
yıl
In scene12 ay veya 365 gün süren takvim dönemi
This year is 2024
Bu yıl 2024
yıl
12 aylık zaman birimi
Happy New Year
Mutlu yıllar
yıl
365 günlük zaman dilimi
It lasted five years
Beş yıl sürdü
özsu
In scenemeyve veya sebzelerin içindeki doğal sıvı
The leaf has a sticky juice
Yaprağın yapışkan bir özsuyu var
canlandırmak
bir şeyi daha güçlü veya canlı hale getirmek
They need to juice up the plan
Planı canlandırmaları gerekiyor
suyunu sıkmak
meyve veya sebzelerden sıvı çıkarmak
I will juice the apples
Elmaları sıkacağım
nüfuz
kararları etkileme gücü veya yeteneği
He has the juice to get the project approved
Projenin onaylanmasını sağlayacak nüfuzu var
plan
In scenebir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
planlamak
In scenebir şeyi yapmaya niyet etmek
I plan to travel
Seyahat etmeyi planlıyorum
planlamak
bir şey için hazırlık yapmak
We plan a trip
Bir gezi planlıyoruz
plan
gelecekteki bir olay için yapılan hazırlıklar
We have a plan for the weekend
Hafta sonu için bir planımız var
kaldırmak
bir şeyi yukarı doğru hareket ettirmek
Lift up the box
Kutuyu kaldır
yan ağrısı
In scenevücudun yan tarafında hissedilen keskin ağrı
I have a stitch in my side
Yanım ağrıyor
cerrahi dikiş
In scenebir yarayı kapatmak için kullanılan küçük ip
The wound needs a stitch
Yaranın dikişe ihtiyacı var
dikiş
ciltteki bir kesiği kapatmak için kullanılan ip
The doctor put in five stitches
Doktor beş dikiş attı
dikmek
iğne ve iplik kullanarak kumaşı birleştirmek
She needs to stitch the torn pocket
Yırtık cebi dikmesi gerekiyor
büyümek
yaşça büyümek
Children grow up quickly
Çocuklar çabuk büyür
yetişkin olmak
yetişkin bir birey haline gelmek
I want to be a doctor when I grow up
Büyüdüğümde doktor olmak istiyorum
olgunlaşmak
davranışsal olarak yetişkin gibi davranmak
You need to grow up
Olgunlaşman gerekiyor
kadar
bir sınıra veya miktara kadar
The price can grow up to fifty dollars
Fiyat elli dolara kadar çıkabilir
büyümek
çocuktan yetişkine dönüşmek
I want to be a pilot when I grow up
Büyüdüğümde pilot olmak istiyorum
hayat
In scenecanlı olma durumu
Life is beautiful
Hayat güzeldir
yaşam
In scenekişinin yaşadığı hayat tarzı
He had a difficult life
Zor bir yaşamı vardı
ömür
bir ürünün kullanım süresi
The battery life is short
Pil ömrü kısa
ömür
bir canlının yaşadığı toplam süre
He spent his whole life here
Tüm ömrünü burada geçirdi
anlaşmayı tamamlamak
bir iş anlaşmasını kesinleştirmek
We need to close the deal today
Anlaşmayı bugün tamamlamamız gerekiyor
seyrek
In scenesık sık gerçekleşmeyen
Their visits are infrequent
Ziyaretleri seyrektir
serbest bırakmak
In scenebir şeyi serbest bırakmak veya salmak
He decided to unleash the dog
Köpeği serbest bırakmaya karar verdi
hiç
In sceneherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
aile
In scenekan veya evlilikle birbirine bağlı kişiler
I love my family
Ailemi seviyorum
yemek tarifi
yemek hazırlamak için gerekli talimatlar
Please follow the family for this dish
Lütfen bu yemek için tarifi izle
bölüm
bir televizyon dizisinin parçası
I watched the first family of the show
Dizinin ilk bölümünü izledim
ilk
In scenezaman veya sıra bakımından diğerlerinden önce gelen
This is my first car
Bu benim ilk arabam
kanaviçe
In scenedekoratif bir iğne işleme türü
She enjoys doing needlepoint
Kanaviçe yapmaktan hoşlanır
en iyi arkadaş
en çok sevilen ve güvenilen kişi
She is my best friend
O benim en iyi arkadaşım
en iyi arkadaş
en yakın arkadaş
She is my best friend
O benim en iyi arkadaşım
uğramak
kısa süreliğine birini ziyaret etmek
I will stop by later
Daha sonra uğrayacağım
saat
In scenezamanı gösteren makine
The clock is on the wall
Saat duvarda
yumruklamak
birine özellikle yüze vurmak
He clocked him in the face
Onu yüzünden yumrukladı
süre tutmak
bir şeyin hızını veya süresini ölçmek
He clocked the runner at ten seconds
Koşucunun süresini on saniye olarak ölçtü
fark etmek
bir şeyi görmek veya anlamak
I clocked him watching me
Beni izlediğini fark ettim
ne
öfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılan vurgu
What the hell is happening
Ne halt oluyor burada
bezdirmek
In scenebirinden bir şeyi defalarca istemek
Stop badgering me for money
Para için beni bezdirmeyi bırak
porsuk
siyah beyaz yüzlü ve yer altında yaşayan küçük bir hayvan
The badger lives in a hole
Porsuk bir delikte yaşar
gazeteci
In scenehaber makaleleri veya raporlar yazan kişi
He is a famous journalist
O ünlü bir gazetecidir
kaşlarını çatmak
In scenekızgın veya mutsuz bir yüz ifadesi yapmak
He frowned when he saw the mistake
Hatayı gördüğünde kaşlarını çattı
buluşmak
In scenebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
benzemek
bir şeye benzer olmak
His words meet his actions
Sözleri davranışlarına benziyor
karşılamak
bir gereksinimi yerine getirmek
We must meet the requirements
Gereksinimleri karşılamalıyız
buluşma
insanların bir araya geldiği etkinlik
They organized a school meet
Okul için bir buluşma düzenlediler
başlangıç
In scenebir şeyin ilk kısmı
The beginning of the movie was great
Filmin başlangıcı harikaydı
başlangıç
bir şeyin ilk kısmı
The beginning of the movie was slow
Filmin başlangıcı yavaştı
içecek
In sceneiçilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içmek
vücuda sıvı almak
I drink water
Su içerim
içki içmek
alkollü içecek tüketmek
He does not drink
O içki içmez
evlilik
In sceneeşlerin yasal ilişkisi
Their marriage is very happy
Evlilikleri çok mutlu
bir an
In sceneçok kısa bir süre
Give me a minute
Bana bir dakika ver
dakika
60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
-de/-da çalışmak
bir yerde işe sahip olmak
I work at a hospital
Bir hastanede çalışıyorum
üzerinde çalışmak
bir şeyi geliştirmek için çaba sarf etmek
You need to work at your tennis skills
Tenis becerilerin üzerinde çalışman gerekiyor
iletişim kurmak
In scenebilgi veya düşünceleri başkalarıyla paylaşmak
They communicate by email
E-posta yoluyla iletişim kuruyorlar
iletmek
birine bilgi aktarmak
Please communicate your plans clearly
Lütfen planlarınızı açıkça iletin
iletişim kurmak
başkalarıyla fikir veya bilgi alışverişinde bulunmak
People communicate using language
İnsanlar dil kullanarak iletişim kurar
söylemek
In scenekelimelerle ifade etmek veya konuşmak
What did you say?
Ne söyledin?
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
diyelim
bir şeye örnek vermek için kullanılan ifade
Say we meet at noon
Diyelim ki öğlen buluşalım
sözü geçen
daha önce bahsedilmiş olan
The say project is cancelled
Sözü geçen proje iptal edildi
soğuk
In scenedüşük sıcaklık
The winter cold is harsh
Kış soğuğu serttir
soğuk
nezaket veya sevgi göstermeyen
He is a cold person
O soğuk bir insandır
soğuk algınlığı
burun akıntısı ve öksürükle seyreden hastalık
I have a cold
Soğuk algınlığına yakalandım
hazırlıksız
bir konu hakkında yeterli bilgiye veya deneyime sahip olmama durumu
She went into the interview cold
Görüşmeye hazırlıksız gitti
ebeveyn
In scenebir kişinin annesi veya babası
Every child needs a parent
Her çocuğun bir ebeveyne ihtiyacı vardır
ebeveynlik yapmak
bir çocuğun bakımını üstlenip büyütmek
They want to parent their child with love
Çocuklarına sevgiyle ebeveynlik yapmak istiyorlar
her zaman
sürekli veya çok sık
He talks all the time
O her zaman konuşur
yaptırmak
In scenebirine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
In scenebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yetişmek
bir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yapmak
bir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
teşekkür
In sceneminnettarlık ifadesi
He sent his thanks
Teşekkürlerini gönderdi
teşekkürler
birine minnettar olduğunu söylemek
Thanks for the help
Yardım için teşekkürler
teşekkürler
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan kısa bir ifade
Thanks for your help
Yardımın için teşekkürler
aldı
In scenebir şeyi edinmek veya almak
She got a letter
Bir mektup aldı
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
rahatsız etti
birini rahatsız etmek
The noise got to me
Gürültü beni rahatsız etti
parça
In scenebir şeyin bir bölümü
This is a part of the car
Bu arabanın bir parçası
rol
film veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
bölge
bir ülkenin veya yerin belirli bir kesimi
He travels to many parts of the world
Dünyanın birçok bölgesini geziyor
kişi
In sceneinsan olan varlık
He is a good person
O iyi bir kişidir
birey
tek bir kişiyi ifade eden terim
Every person is different
Her birey farklıdır
insan
genel anlamda insan türü
A person needs sleep
Bir insanın uykuya ihtiyacı vardır
şahıs
belirli bir kimse
I know that person
O şahsı tanıyorum