

How I Met Your Mother — Season 3 Episode 6
Words & meanings
528 words
CEFR level
yemin etmek
In sceneciddi bir söz vermek
He vowed to return
Geri döneceğine yemin etti
her zaman
In sceneher zaman, her seferinde
I always wake up early
Her zaman erken uyanırım
imzalama
In scenebir belgeye adını yazma işlemi
He is signing the contract
Sözleşmeyi imzalıyor
imzalama
bir belgenin üzerine ismini yazma
She is signing the contract
Sözleşmeyi imzalıyor
imzalama
bir belgeyi onaylamak için adını yazma
She is signing the contract
O sözleşmeyi imzalıyor
imza atma
bir yere ismini yazma eylemi
He is finished with the signing
İmza atma işi bitti
sarı
In scenegüneş veya limon gibi parlak bir renk
The sun is yellow
Güneş sarıdır
girmek
In scenebir yere girmek veya içeri girmek
Please enter the room
Lütfen odaya girin
resmen sunmak
resmi bir ortamda açıklama veya cevap vermek
He entered his plea in court
Mahkemede savunmasını sundu
katılmak
bir etkinlikte yer almak
She entered the competition
O yarışmaya katıldı
sonraki
In sceneşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
iyi
In scenenazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
hoş
keyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
baba
In sceneebeveyn olan erkek
He is a great father
O harika bir baba
baba
çocuğu olan erkek
My father is a doctor
Babam bir doktordur
gelmek
In scenebir yere doğru hareket etmek
Come here
Buraya gel
meydana gelmek
In scenegerçekleşmek veya vuku bulmak
How did this come about
Bu nasıl oldu
hadi
dikkat çekmek veya söze başlamak için kullanılan ifade
Come now do not be upset
Hadi ama üzülme
not defteri
In sceneyazmak için kullanılan bir grup kağıt sayfası
I wrote it on a pad
Onu bir not defterine yazdım
ped
konfor veya destek için kullanılan yumuşak ve düz nesne
Use a shoulder pad
Omuz pedi kullan
mekan
birinin yaşadığı yer, genellikle gayriresmi kullanılır
Let's go back to my pad
Benim mekana geri dönelim
şişirmek
bir şeyin miktarını fazladan ekleyerek artırmak
He tried to pad the invoice
Faturayı şişirmeye çalıştı
keyif almak
In scenebir şeyden zevk almak
I enjoy reading books
Kitap okumaktan keyif alırım
sıyrılmak
bir sorumluluktan veya işten kurtulmak
I want to get out of this meeting
Bu toplantıdan sıyrılmak istiyorum
çıkmak
bir yerden veya araçtan ayrılmak
Get out of the car
Arabadan çık
elde etmek
birinden veya bir şeyden fayda veya bilgi almak
What did you get out of the course
Kurstan ne elde ettin
çıkarmak
bir şeyi bir şeyin içinden almak
Please get the book out of the bag
Lütfen kitabı çantadan çıkar
çıkmak
bir yerden veya araçtan dışarı gitmek
Please get out of the car
Lütfen arabadan çık
elde etmek
bir şeyi başka bir kaynaktan oluşturmak
We get electricity out of coal
Kömürden elektrik elde ederiz
çözmek
bir şeyin cevabını veya çözümünü bulmak
I will figure it out
Bunu çözeceğim
Hanımlar ve beyler
Bir gruba hitap etmenin nazik bir yolu
Ladies and gentlemen, welcome to the show
Hanımlar ve beyler, gösteriye hoş geldiniz
mesaj atmak
In scenetelefondan yazılı mesaj göndermek
I will text you
Sana mesaj atacağım
metin
yazılı veya basılı kelimeler
Read the text carefully
Metni dikkatle oku
kısa mesaj
telefondan gönderilen yazılı ileti
I sent him a text
Ona bir kısa mesaj gönderdim
küpe
In scenekulağa takılan takı
She is wearing gold earrings
Altın küpeler takıyor
yol açmak
In scenebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
vermek
In scenebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
yok etmek
In scenebir şeyi tamir edilemeyecek kadar ağır hasara uğratmak
The storm destroyed the village
Fırtına köyü yok etti
ezip geçmek
bir oyunda veya yarışmada birini çok kolay bir şekilde yenmek
We destroyed the other team in the game
Oyunda diğer takımı ezip geçtik
müthiş
In sceneçok iyi veya etkileyici
That was a killer performance
Bu müthiş bir performanstı
katil
birini öldüren kişi
The police caught the killer
Polis katili yakaladı
öldürücü
çok yoğun veya zor bir etkiye sahip olan şey
The heat today is a real killer
Bugünkü sıcaklık gerçekten öldürücü
yer vermek
In scenebir performansta öne çıkarmak
The movie features a great actor
Film harika bir oyuncuya yer veriyor
özel yazı
gazete veya dergideki özel haber
The magazine has a feature on art
Derginin sanat üzerine özel bir yazısı var
özellik
bir şeyin ayırt edici niteliği
This car has a safety feature
Bu arabanın bir güvenlik özelliği var
uzun metrajlı film
sinemada gösterilen tam uzunlukta film
The feature begins at 8 PM
Uzun metrajlı film saat 20.00'de başlıyor
müstehcenlik
In scenekaba veya cinsel içerikli davranış veya konuşma
The comedy show has too much raunch
Komedi şovunda çok fazla müstehcenlik var
çalmak
In scenebaşkasının eşyasını izinsiz olarak almak
He stole my pen
Kalemimi çaldı
çalmak
başkasının hak ettiği ilgiyi veya övgüyü almak
She stole the show
Tüm ilgiyi o topladı
kelepir
çok uygun fiyata alınan şey
This jacket was a steal
Bu ceket tam bir kelepir
yöntem
In scenebir şeyi yapma biçimi veya yolu
This is the best way
Bu en iyi yöntem
çok
In scenebüyük bir miktarda veya derecede
It is way too expensive
Bu çok fazla pahalı
imkansız
bir şeyin gerçekleşemeyeceğini belirtmek için kullanılır
No way
İmkansız
yol
hareket edilen hat veya güzergah
I am on my way
Yoldayım
yapacak
In scenegeleceğe dair bir plan veya tahmini ifade etmek için kullanılır
I'm gonna call you
Seni arayacağım
dedi
In scenesözle ifade etmek
He said no
Hayır dedi
söyledi
In scenedile getirmek
She said the truth
Gerçeği söyledi
söyledi
bir düşünceyi veya bilgiyi kelimelerle ifade etmek
He said that he was busy
Meşgul olduğunu söyledi
bahsi geçen
daha önce değinilmiş olan
The said document is missing
Bahsi geçen belge kayıp
dahil
In scenebir grubun parçası olarak
Everyone is invited, including me
Ben de dahil herkes davetli
muhtemelen
In scenebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
gerçek
In scenedoğru olduğu bilinen şey
This is a known fact
Bu bilinen bir gerçektir
aslında
bir şeyin doğru olduğunu vurgulamak veya ek bilgi vermek için kullanılır
In fact, it is very cold
Aslında hava çok soğuk
gerçek
doğru veya gerçek olan bir şey
It is a fact that the earth is round
Dünyanın yuvarlak olduğu bir gerçektir
gerçek
doğru olan bir şey
It is a fact that the earth is round
Dünyanın yuvarlak olması bir gerçektir
hay aksi
In scenehafif kızgınlık veya hayal kırıklığı belirten ünlem
Shoot, I forgot my keys
Hay aksi, anahtarlarımı unuttum
ateş etmek
In scenesilahtan kurşun çıkarmak
He knows how to shoot
O ateş etmeyi bilir
sürgün
bitkinin gövdesinden çıkan yeni filiz
The plant has a new shoot
Bitkinin yeni bir sürgünü var
çekmek
film reklam veya video için görüntü kaydetmek
They are shooting a movie
Bir film çekiyorlar
izin vermek
In scenebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
engel olmak
bir şeyin gerçekleşmesini durdurmak
He moved without let or hindrance
Hiçbir engel olmaksızın hareket etti
hadi
bir öneride bulunmak için kullanılan ifade
Let us go home
Hadi eve gidelim
hayal kırıklığına uğratmak
birinin beklentilerini karşılayamamak
I do not want to let my family down
Ailemi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
para
In scenebir şeyler satın almak için kullanılan madeni veya kağıt ödeme araçları
I have some money
Biraz param var
buluşmak
In scenebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
benzemek
bir şeye benzer olmak
His words meet his actions
Sözleri davranışlarına benziyor
karşılamak
bir gereksinimi yerine getirmek
We must meet the requirements
Gereksinimleri karşılamalıyız
buluşma
insanların bir araya geldiği etkinlik
They organized a school meet
Okul için bir buluşma düzenlediler
yetişmek
In scenebir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yaptırmak
In scenebirine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
In scenebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yapmak
bir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
bir zamanlar
In scenegeçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
olduğunda
In sceneolduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
bir kez
tek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
hatırlamak
In scenegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
yaşamak
bir yerde ikamet etmek
I live in London
Londra'da yaşıyorum
yatılı
biriyle aynı evde yaşayan
They have a live-in nanny
Yatılı bir bakıcıları var
aman tanrım
şaşkınlık veya duygu belirtmek için kullanılır
My god, look at that!
Aman tanrım, şuna bak!
mantıklı olmak
makul veya anlaşılır olmak
This does not make sense
Bu mantıklı değil
gezegen
In sceneuzaydaki büyük yuvarlak nesne
Earth is our planet
Dünya bizim gezegenimizdir
gezegen
bir yıldızın etrafında dönen büyük gök cismi
Mars is a red planet
Mars kırmızı bir gezegendir
ardına kadar
In scenetamamen veya büyük ölçüde
He opened his eyes wide
Gözlerini ardına kadar açtı
geniş
yanlardan genişliği fazla olan
The road is very wide
Yol çok geniş
geniş
bir kenardan diğer kenara uzaklığı fazla olan
The river is very wide here
Nehir burada çok geniş
kapsamlı
çok çeşitli şeyleri içine alan
They offer a wide range of options
Çok kapsamlı seçenekler sunuyorlar
yarın
In scenebugünden sonraki gün
See you tomorrow
Yarın görüşürüz
yarın
bugünden sonraki gün
I will call you tomorrow
Seni yarın arayacağım
ertesi gün
bugünün ardındaki gün
We left on the next day
Ertesi gün yola çıktık
gelecek
zamanın ilerisi
Hope for a better tomorrow
Daha iyi bir gelecek için umut et
bir yerde çalışmak
bir kurumda görevli olmak
She works in a big office
O büyük bir ofiste çalışıyor
uygun olmak
bir duruma elverişli olmak
This desk works in that corner
Bu masa o köşeye uygun
eklemek
bir şeyi başka bir şeyin içine katmak
I need to work in more details
Daha fazla detay eklemem gerekiyor
vakit ayırmak
yoğun bir programa dahil etmek
Can you work in an appointment
Bir randevu için vakit ayırabilir misin
mali yönetim
para ve varlıkların yönetilmesi
The company specializes in work in
Şirket mali yönetim konusunda uzman
istemek
bir şeyi istediğini söylemek
I will ask for a glass of water
Bir bardak su isteyeceğim
sarılmak
In scenekollarını birinin etrafına dolamak
Give me a hug
Bana sarıl
sarılmak
birini sevgiyle kolların arasına alıp sıkıca tutmak
He hugged his friend goodbye
Arkadaşına veda ederken sarıldı
anlaşma
In scenekarşılıklı varılan uzlaşma veya teklif
We made a deal
Bir anlaşma yaptık
kart dağıtmak
bir oyunda kartları oyunculara paylaştırmak
It is your turn to deal
Kartları dağıtma sırası sende
başa çıkmak
bir sorunu çözmek için harekete geçmek
I can deal with this
Bununla başa çıkabilirim
mesele
çok önemli olan durum
It is a big deal
Bu büyük bir mesele
her şey
In sceneher bir şey
Everything is ready
Her şey hazır
her şey
In scenetüm şeyler
He lost everything
Her şeyi kaybetti
uzun
In scenesüresi fazla olan
The meeting was long
Toplantı uzundu
arzulamak
bir şeyi çok istemek
I long to see you
Seni görmeyi çok arzuluyorum
uzun
bir uçtan diğer uca mesafesi fazla olan
The snake is very long
Yılan çok uzun
uzun süre
fazla miktarda
We did not wait long
Uzun süre beklemedik
avantaj
In scenebir şeyin lehine olan neden
List the pros and cons
Artıları ve eksileri listeleyin
profesyonel
In scenebir konuda çok yetenekli olan kişi
She is a real pro
O gerçek bir profesyonel
yanlısı
bir şeyi destekleyen veya ona katılan
He is pro-reform
O reform yanlısıdır
profesyonel
bir konuda çok yetenekli olan kişi
He is a pro at tennis
O tenis konusunda profesyonel
bu arada
yeni bir konuya geçmek veya ek bilgi vermek için kullanılır
By the way, what is your name?
Bu arada, adın ne?
sakarca
In sceneakıcı olmayan veya rahatsız edici bir şekilde
He smiled awkwardly
Sakarca gülümsedi
v harfi
In sceneyazı ve baskıda kullanılan bir sembol
The letter v is in the word love
v harfi love kelimesinde bulunur
karşı
bir yarışma veya davada iki tarafı belirtmek için kullanılan kısaltma
The final is Brazil v Argentina
Final maçı Brezilya Arjantin'e karşı
yardım etmek
In scenebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
akşam yemeği
In scenegünün ana öğünü, genellikle akşam yenir
What's for dinner?
Akşam yemeğinde ne var?
akşam yemeği
günün genellikle akşam saatlerinde yenen ana öğünü
We are having chicken for dinner
Akşam yemeğinde tavuk yiyoruz
gururlu
In scenememnuniyet ve kıvanç gösteren
She has a proud expression
Gururlu bir ifadesi var
gururlu
bir başkasının başarısıyla mutlu olmak
I am proud of you
Seninle gurur duyuyorum
gururlu
kendi başarılarından tatmin olmak
He is proud of his work
İşiyle gurur duyuyor
restoran
In sceneyemek satın alıp yiyebileceğiniz yer
This restaurant is very famous
Bu restoran çok ünlü
restoran
yemek yenen yer
Let's meet at the restaurant
Restoranda buluşalım
restoran
yemek servisi yapılan yer
The restaurant is closed today
Restoran bugün kapalı
porno
In scenecinsel içerikli materyal
Porn is banned on this website
Bu web sitesinde porno yasaktır
porno
cinsel eylemleri gösteren materyal
The website contains adult porn
Web sitesi yetişkin pornosu içeriyor
okul
In sceneçocukların eğitim aldığı yer
I go to school
Okula gidiyorum
sürü
bir arada bulunan canlılar topluluğu
I saw a school of fish
Bir balık sürüsü gördüm
eğitmek
birine ders vermek veya yetiştirmek
He schooled them in physics
Onlara fizik dersi verdi
tahmin etmek
In scenekesin bilgi olmadan bir fikir yürütmek
Can you guess my age?
Yaşımı tahmin edebilir misin?
tahmin etmek
emin olmadan bir şeyin doğru olduğunu söylemek
Can you guess the answer
Cevabı tahmin edebilir misin
sanmak
bir durum hakkında kesin kanıt olmadan fikir oluşturmak
I guess it will rain
Sanırım yağmur yağacak
tahmin
emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz bir fikir
It was just a guess
Sadece bir tahmindi
çevre
In scenebir kimseyi veya şeyi çevreleyen koşullar
He works in a quiet environment
Sessiz bir ortamda çalışıyor
çığlık atmak
In sceneyüksek sesle ve tiz bir şekilde bağırmak
She started to scream
Çığlık atmaya başladı
çığlık atmak
yüksek sesle bağırmak
She started to scream
O çığlık atmaya başladı
inşa etmek
In sceneparçaları bir araya getirerek bir şey yapmak
They build a new house
Yeni bir ev inşa ediyorlar
vücut yapısı
bir kişinin vücudunun şekli ve boyutu
He has a strong build
Güçlü bir vücut yapısı var
artmak
bir şeyin zamanla daha büyük veya güçlü hale gelmesi
The excitement began to build
Heyecan artmaya başladı
sürüm
bir yazılımın veya sistemin belirli bir versiyonu
This is the latest build of the software
Bu yazılımın en son sürümüdür
kalmak
In scenebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
konaklama
bir yerde geçirilen süre
Enjoy your stay
Konaklamanızın tadını çıkarın
durdurmak
bir şeyin bir süreliğine gerçekleşmesini engellemek
The court decided to stay the proceedings
Mahkeme davayı durdurmaya karar verdi
bakmak
In scenegözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
görünmek
belirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bak
birinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
göz
In scenegörmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
yetenek
bir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
kalmak
In scenevarlığını sürdürmek veya aynı durumda kalmak
He remained silent
Sessiz kaldı
kalmak
bir yerde bulunmaya devam etmek
Please remain in your seats
Lütfen koltuklarınızda kalın
kalmak
bir şeyin varlığını sürdürmesi veya bir yerde durması
Only a few cookies remain
Sadece birkaç kurabiye kaldı
kalıntı
ölen bir kişinin bedeni veya parçası
The remains were found in the woods
Kalıntılar ormanda bulundu
görme yetisi
In scenegörme yeteneği
She has perfect vision
Görme yetisi mükemmel
vizyon
gelecekte olması istenen durumla ilgili fikir
He has a clear vision for the company
Şirket için net bir vizyonu var
görünüş
birinin veya bir şeyin görünme biçimi
She was a vision in her beautiful dress
Güzel elbisesi içinde harika görünüyordu
hayal
gerçekte var olmayan bir şeyin zihinde canlanan görüntüsü
He had a vision of a better future
Geleceğe dair bir hayali vardı
uzak
In scenemesafesi çok olan
The station is far
İstasyon uzak
çok
büyük ölçüde
He is far better than me
O benden çok daha iyi
şimdiye kadar
şu ana kadar
So far everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
tüyler ürpertici
In scenekorkutucu veya rahatsız edici
He is a creepy man
O tüyler ürpertici bir adam
ürkütücü
korku veya huzursuzluk hissi veren
This old house is creepy
Bu eski ev ürkütücü
ürpertici
hafif bir korku veya rahatsızlık hissi veren
That old house looks really creepy
O eski ev gerçekten ürpertici görünüyor
çocuk
In scenegenç bir kişi
I have two kids
İki çocuğum var
çocuklar
genç insan topluluğu
The kids are playing
Çocuklar oynuyor
durdurmak
In scenebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
In scenebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
durdurmak
bir şeyin gerçekleşmesini engellemek
We must stop the fire
Yangını durdurmalıyız
şirket
In scenemal veya hizmet satan kuruluş
He works for a big company
Büyük bir şirkette çalışıyor
Company
popüler bir Amerikan televizyon programı
I watched the show Company
Company programını izledim
misafir
sizi ziyaret eden veya sizinle olan kişiler
I have company tonight
Bu akşam misafirim var
resim yapmak
In sceneboya kullanarak resim oluşturmak
She likes to paint
O resim yapmayı sever
boyamak
bir yüzeyi boya ile renklendirmek
I will paint the wall
Duvarı boyayacağım
boya
yüzeyleri renklendirmek için kullanılan sıvı madde
The paint is blue
Boya mavi
iğrenç
In scenegüçlü bir tiksinti uyandıran
This food is disgusting
Bu yemek iğrenç
iğrenç
In scenebirinde güçlü bir hoşnutsuzluk veya tiksinti duygusu uyandıran
This food is disgusting
Bu yemek iğrenç
öğretmek
In scenebir şeyi nasıl yapacağını göstermek veya açıklamak
I can teach you English
Sana İngilizce öğretebilirim
dün gece
bugünden önceki gece
I slept well last night
Dün gece iyi uyudum
dün gece
bugünden önceki gece
I went to the cinema last night
Dün gece sinemaya gittim
beslemek
In scenebirine veya bir şeye yemek vermek
It is time to feed the baby
Bebeği besleme vakti geldi
yayın
canlı video veya ses sinyali
We are watching the live feed
Canlı yayını izliyoruz
besleme
bir makineye veya sisteme sağlanan veri ya da malzeme
The machine needs a steady feed
Makinenin sürekli beslemeye ihtiyacı var
yem
çiftlik hayvanlarına verilen yiyecek
The farmer gave the cows some feed
Çiftçi ineklere biraz yem verdi
general
In sceneordudaki yüksek rütbeli subay
He is a general in the army
O, orduda bir generaldir
genel
birçok şeyi kapsayan veya belirli olmayan
This is a general rule
Bu genel bir kuraldır
ev
In sceneyaşanılan yer
I am going home
Eve gidiyorum
sevimli
In sceneşirin veya sempatik görünen
The puppy is very cute
Yavru köpek çok sevimli
ukala
ukalalık yaparak saygısız veya sinir bozucu davranan
Don't get cute with me
Bana ukalalık yapma
başarılı
In sceneiyi bir sonuç elde etmiş olan
She is a successful doctor
O, başarılı bir doktordur
başarılı
istenen sonuca ulaşmış
He is a successful student
O başarılı bir öğrenci