

How I Met Your Mother — Season 3 Episode 8
Words & meanings
572 words
CEFR level
dil
In scenefikirleri ifade etmek için kullanılan kelime sistemi
I am learning a new language
Yeni bir dil öğreniyorum
yöntem
In scenebir şeyi yapma biçimi veya yolu
This is the best way
Bu en iyi yöntem
imkansız
bir şeyin gerçekleşemeyeceğini belirtmek için kullanılır
No way
İmkansız
çok
büyük bir miktarda veya derecede
It is way too expensive
Bu çok fazla pahalı
yol
hareket edilen hat veya güzergah
I am on my way
Yoldayım
geri almak
In scenekaybolan veya saklanan bir şeyi geri almak
I managed to retrieve my passport
Pasaportumu geri almayı başardım
daha iyi
In scenedaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
daha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
kelime hazinesi
In scenebir kişinin bildiği veya kullandığı tüm kelimeler
Reading books improves your vocabulary
Kitap okumak kelime hazinenizi geliştirir
yapmak
In scenebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yetişmek
bir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yaptırmak
birine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
bir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
sonuç
In scenebir şeyin sonucunda meydana gelen durum
The result was surprising
Sonuç şaşırtıcıydı
yol açmak
bir şeyin meydana gelmesine neden olmak
Heavy rain resulted in flooding
Şiddetli yağmur sele yol açtı
sınıf
In sceneokuldaki yıl veya aşama
My son is in the second grade
Oğlum ikinci sınıfta
notlandırmak
bir çalışmaya puan veya not vermek
The teacher is grading the exams
Öğretmen sınavları notlandırıyor
kademe
bir işte rütbe veya sorumluluk seviyesi
She applied for a higher grade job
Daha yüksek kademeli bir işe başvurdu
kalite
bir şeyin ne kadar iyi olduğunun seviyesi
They sell only top grade meat
Sadece en yüksek kalitede et satıyorlar
kokusunu almak
In scenebir kokuyu fark etmek veya tanımak
I can smell smoke
Duman kokusunu alabiliyorum
kokmak
bir koku yaymak
The fish smells bad
Balık kötü kokuyor
koku
burunla algılanan özellik
I love the smell of rain
Yağmurun kokusunu seviyorum
var olmak
In scenebir şeye katılmaya hazır olmak
Are you up for a game
Bir oyuna var mısın
yukarı
In scenedaha yüksek bir konuma doğru
Look up
Yukarı bak
var
bir şeye katılmaya istekli veya hevesli
Are you up for it
Buna var mısın
hiç
In sceneherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
yeter
In sceneartık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
In sceneistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
kağıt mendil
In sceneburun silmek için kullanılan yumuşak kağıt
I need a Kleenex
Bir kağıt mendile ihtiyacım var
nişanlı
In sceneevlenmek için sözleşmiş kişi
He introduced his fiance to the family
Nişanlısını aileyle tanıştırdı
nişanlı
evleneceği kişi olan kadın
Her fiance is a doctor
Nişanlısı bir doktordur
nişanlı
evlenmek üzere nişanlanmış kadın
She is my fiance
O benim nişanlım
nişanlı
evlenmek üzere sözleşmiş kadın
She is my fiance
O benim nişanlım
kör
In scenegörme yetisi olmayan
He has been blind since birth
Doğuştan kördür
jaluzi
In scenepencereyi kapatmak için kullanılan perde
Please close the blinds
Lütfen jaluzileri kapat
gizli
çoğu kişi tarafından bilinmeyen
They signed a blind agreement
Gizli bir anlaşma imzaladılar
kör
mantıksız ve sorgusuz yapılan
She had blind faith in her success
Başarısına körü körüne inanıyordu
özensiz
In scenetemiz veya düzenli olmayan
His handwriting is very sloppy
El yazısı çok özensiz
pratik yapmak
In scenegelişmek için bir şeyi tekrar tekrar yapmak
I practice the piano every day
Her gün piyano çalışırım
muayenehane
In scenebir uzman profesyonelin çalıştığı iş yeri
She has a medical practice
Onun bir doktor muayenehanesi var
uygulama
toplumda veya bir grupta yaygın olan davranış biçimi
It is common practice to arrive on time
Zamanında gelmek yaygın bir uygulamadır
biraz
küçük bir miktar veya derece
I am a little bit tired
Biraz yorgunum
su
In sceneyağmur olarak yağan ve nehirlerde bulunan berrak sıvı
I drink a glass of water
Bir bardak su içerim
sulamak
bitkilere su vermek
I water the plants every day
Bitkileri her gün sularım
ulusal
In scenebir ulusla ilgili olan veya ona ait olan
This is a national park
Burası bir ulusal parktır
ulusal şampiyona
bir ülkedeki en iyi takımlar için düzenlenen büyük yarışma
She is competing in the nationals
Ulusal şampiyonada yarışıyor
sinir bozucu
In scenehafif öfke veya rahatsızlık veren
That noise is very annoying
Bu gürültü çok sinir bozucu
sinir bozucu
hafif bir kızgınlığa veya sıkıntıya neden olan
The loud music is annoying
Yüksek sesli müzik sinir bozucu
rahatsız edici
kişiyi tedirgin eden veya huzursuz eden
She has an annoying habit
Onun rahatsız edici bir huyu var
yıl
In scene12 ay veya 365 gün süren takvim dönemi
This year is 2024
Bu yıl 2024
yıl
12 aylık zaman birimi
Happy New Year
Mutlu yıllar
yıl
365 günlük zaman dilimi
It lasted five years
Beş yıl sürdü
hadi
birini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
çalışmaya başlamak
devreye girmek veya çalışmaya başlamak
The lights come on at night
Işıklar gece yanar
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
her zaman
sürekli veya çok sık
He talks all the time
O her zaman konuşur
aynı
In scenefarklı olmayan
We have the same car
Bizim arabalarımız aynı
aynı
daha önce sözü edilenin tıpkısı
I saw the same man yesterday
Dün aynı adamı gördüm
kaburga
In scenegöğüs kafesini koruyan kavisli kemikler
He broke a rib
Bir kaburgasını kırdı
takılmak
birisiyle şaka yollu eğlenmek
They liked to rib him
Onunla takılmayı severlerdi
kız çocuk
In scenegenç bir dişi kişi
The girl is playing
Kız çocuk oynuyor
kız
In scenedişi bir insan
She is a smart girl
O zeki bir kız
kız
kadınlar için kullanılan samimi ifade
I am with the girls
Kızlarla beraberim
inisiyatif
In scenekendi başına harekete geçebilme yeteneği
She took the initiative
İnisiyatif aldı
girişim
bir amaca ulaşmak için hazırlanan yeni plan veya proje
The government launched a new initiative to reduce waste
Hükümet atıkları azaltmak için yeni bir girişim başlattı
tam
In sceneher şeyi kapsayan
It was a total failure
Tam bir başarısızlıktı
tamamen
In scenebütünüyle bir şekilde
I totally agree with you
Sana tamamen katılıyorum
pert etmek
bir araca onarılamayacak kadar hasar vermek
He totaled his car
Arabasını pert etti
toplam
bütün miktar veya sayı
The total is fifty
Toplam elli ediyor
kum
In sceneplajlarda bulunan küçük kaya parçaları
The kids are playing in the sand
Çocuklar kumda oynuyor
zımparalamak
zımpara kağıdı ile ovarak pürüzsüzleştirmek
You need to sand the wood first
Önce ahşabı zımparalaman gerekiyor
dokuz
In scene9 sayısı
I have nine apples
Dokuz elmam var
güvenlik duvarı
In sceneistenmeyen ağ trafiğini engelleyen sistem
The firewall blocks malicious traffic
Güvenlik duvarı kötü niyetli trafiği engeller
fark etmek
In scenebir şeyi görmek veya dikkat etmek
I noticed a new sign
Yeni bir tabela fark ettim
duyuru
bilgi veya uyarı veren yazılı beyan
There is a notice on the wall
Duvarda bir duyuru var
fark etmek
bir şeyin varlığını algılamak
I did not notice the door was open
Kapının açık olduğunu fark etmedim
emin
In sceneşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
kararsız
bir şey hakkında kesinliği olmayan
He is sure about the plan
Plan hakkında kararsız
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
e-posta
In sceneelektronik ortamda gönderilen mesajlar
I sent an email
Bir e-posta gönderdim
postalamak
mektup veya paketleri posta sistemiyle göndermek
I need to mail this letter today
Bu mektubu bugün postalamam gerekiyor
gazete
güncel haberlerin yer aldığı süreli yayın
I read the mail every morning
Her sabah gazeteyi okurum
eylem
In scenebir kişinin yaptığı herhangi bir şey
This was a brave act
Bu cesurca bir eylemdi
yasa
In scenedevlet tarafından konulan resmi kural
The government passed a new act
Hükümet yeni bir yasa çıkardı
gösteri
izleyiciler için yapılan kısa süreli performans
The circus act was funny
Sirk gösterisi komikti
görünmek
In scenebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
elma
In scenekırmızı veya yeşil kabuklu yaygın bir meyve
I eat an apple every day
Her gün bir elma yerim
elma
New York şehri için kullanılan bir lakap
New York is called the Big Apple
New York'a Büyük Elma denir
dükkan
ürünlerin satıldığı yer
I am going to the apple to buy some milk
Süt almak için dükkana gidiyorum
adil
In sceneherkese eşit veya makul şekilde davranan
This is a fair deal
Bu adil bir anlaşma
güzel
bakıldığında hoş görünen
She has a fair face
Onun güzel bir yüzü var
fuar
sergilerin ve eğlencelerin olduğu halka açık etkinlik
We went to the book fair
Kitap fuarına gittik
korkmuş
In scenekorkuya kapılmış
He was scared of the dark
Karanlıktan korkuyordu
korkmuş
korku hisseden
I am scared of spiders
Örümceklerden korkuyorum
korkmuş
korku veya endişe hissetme durumu
She is scared of dogs
O köpeklerden korkuyor
gönüllü olmak
In scenebir şeyi ücret almadan yapmayı teklif etmek
I will volunteer to help
Yardım etmek için gönüllü olacağım
gönüllü
ücret almadan çalışan kişi
He is a volunteer
O bir gönüllüdür
cilt bakımı
In sceneyüz için yapılan güzellik bakımı
She got a facial yesterday
Dün cilt bakımı yaptırdı
yüzle ilgili
yüze ait veya yüzle bağlantılı olan
He has facial expressions
Yüz ifadeleri var
erkek kardeş
In sceneaynı anne ve babaya sahip olan erkek çocuk veya adam
I have one brother
Bir erkek kardeşim var
erkek kardeş
erkek olan kardeş
My brother is a student
Erkek kardeşim bir öğrencidir
erkek kardeş
erkek kardeş
He is my older brother
O benim ağabeyim
şeker
In sceneyiyecek ve içeceklerde kullanılan tatlı madde
I buy sugar
Şeker satın alıyorum
şeker katmak
bir şeyi şekerle tatlandırmak
I sugar my coffee
Kahveme şeker katıyorum
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
hemen şimdi
tam olarak bu anda
I must go right now
Hemen şimdi gitmem gerekiyor
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
birleşim
In scenefarklı şeylerin karışımı
This is a great combination of flavors
Bu harika bir lezzet birleşimi
şifre
bir kilidi açmak için kullanılan sayı dizisi
I forgot the combination
Şifreyi unuttum
kombinasyon
bir araya getirilmiş hareketler dizisi
The dancer performed a difficult combination
Dansçı zor bir kombinasyon sergiledi
ebeveyn
In scenebir kişinin annesi veya babası
Every child needs a parent
Her çocuğun bir ebeveyne ihtiyacı vardır
ebeveynlik yapmak
bir çocuğun bakımını üstlenip büyütmek
They want to parent their child with love
Çocuklarına sevgiyle ebeveynlik yapmak istiyorlar
suçlu
In scenebir suç işlemiş olan veya kendini suçlu hisseden
He felt guilty about lying
Yalan söylediği için kendini suçlu hissetti
suçlu
bir hata veya suç işlemekten sorumlu olan
He felt guilty about lying
Yalan söylediği için kendini suçlu hissetti
uzaklaşmak
bir yerden ayrılmak veya kaçmak
Get away from the fire
Ateşten uzaklaş
uzaklaşmak
bir yerden veya durumdan gitmek
I need to get away from this city
Bu şehirden uzaklaşmam gerekiyor
uzaklaştırmak
bir şeyi bulunduğu yerden başka bir yere taşımak
Get the dog away from the table
Köpeği masadan uzaklaştır
o zamandan beri
geçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have lived here ever since I was a child
Çocukluğumdan beri burada yaşıyorum
binmek
bir yere veya araca girmek
Get in the car
Arabaya bin
Engel olmak
Birinin yolunu kapatmak
Don't get in my way
Yoluma çıkma
dahil olmak
bir durumun veya faaliyetin parçası olmaya başlamak
I want to get in the game
Oyuna dahil olmak istiyorum
aklına girmek
birinin zihnine veya düşüncelerine yerleşmek
That tune got in my head
O melodi aklıma girdi
hoşça kal
vedalaşırken kullanılan bir ifade
So long, see you later!
Hoşça kal, sonra görüşürüz!
sahne
In scenebir film veya oyunun bir bölümü
This is my favorite scene in the movie
Bu filmdeki en sevdiğim sahne bu
olay yeri
bir olayın gerçekleştiği yer
Police arrived at the scene
Polis olay yerine ulaştı
rezalet
toplum içinde gösterilen öfkeli davranış
Please do not make a scene
Lütfen rezalet çıkarma
çevre
kişinin ilgi duyduğu sosyal ortam veya grup
She is part of the local art scene
O yerel sanat çevresinin bir parçası
saniye
In scenedakikanın altmışta biri olan zaman birimi
Wait for a second
Bir saniye bekle
ikinci
birinciden sonra gelen
This is my second book
Bu benim ikinci kitabım
ikinci porsiyon
yemeğin ikinci servis edilen kısmı
I want a second helping
İkinci bir porsiyon istiyorum
desteklemek
bir öneriye resmi olarak destek vermek
I second the motion
Öneriyi destekliyorum
bölüm
In scenebir televizyon dizisinin her bir parçası
I watched the first episode
İlk bölümü izledim
olay
tek bir olay veya vaka
It was a strange episode in his life
Hayatındaki garip bir olaydı
kalmak
In scenebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
konaklama
bir yerde geçirilen süre
Enjoy your stay
Konaklamanızın tadını çıkarın
durdurmak
bir şeyin bir süreliğine gerçekleşmesini engellemek
The court decided to stay the proceedings
Mahkeme davayı durdurmaya karar verdi
geri getirmek
In sceneeski iyi durumuna getirmek
The medicine restored his health
İlaç sağlığını geri getirdi
onarmak
bir şeyi eski durumuna getirmek için düzeltmek
They want to restore the old painting
Eski tabloyu onarmak istiyorlar
vasıf
In scenebir kişinin sahip olduğu özel özellik
He has leadership qualities
Onun liderlik vasıfları var
kalite
bir şeyin ne kadar iyi veya kötü olduğu
This is high quality work
Bu yüksek kaliteli bir iştir
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to call him tomorrow
Yarın onu aramayı planlıyorum
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
tam anlamıyla
In scenekelimesi kelimesine veya tam olarak
I literally read every word of the book
Kitabın her kelimesini tam anlamıyla okudum
gerçekten
gerçek bir şekilde
I am literally exhausted today
Bugün gerçekten çok yorgunum
gibi gelmek
bir şeyin öyle olduğu izlenimini vermek
That sounds like a good idea
Bu kulağa iyi bir fikir gibi geliyor
hata
In sceneyanlış bir şeyin sorumluluğu
It was my fault
Benim hatamdı
fay
yer kabuğundaki büyük kırık
There is a fault line under this city
Bu şehrin altında bir fay hattı var
kusur
bir kişinin karakterindeki kötü veya zayıf özellik
Everyone has a personal fault
Herkesin kişisel bir kusuru vardır
habersiz
önemli bir bilgiye sahip olmamak
They kept me in the dark
Beni habersiz bıraktılar
çalışmak
In sceneişlemek veya faaliyet göstermek
This watch doesn't go
Bu saat çalışmıyor
gitmek
In scenebir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to start my diet tomorrow
Yarın diyetime başlamaya niyetliyim
gitmek
bir durumun veya sürecin belirli bir şekilde ilerlemesi
The party went well
Parti iyi gitti
boyun eğmek
direnmeyi bırakmak
He finally gave in to the pressure
Sonunda baskıya boyun eğdi
biliyorsun
In scenedinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
In scenebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
şefkatli
In scenebaşkalarına karşı sıcaklık ve ilgi gösteren
She is a caring person
O, şefkatli bir insandır
şefkatli
başkalarına karşı ilgi ve sevgi duyan
She is a very caring person
O çok şefkatli bir insan
yalnızca
In scenebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
tek
eşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
mükemmel
In scenebir amaç için tam olarak uygun olan
It is a perfect day for a walk
Yürüyüş için mükemmel bir gün
kusursuz
hiçbir hatası veya kusuru olmayan
This diamond is perfect
Bu elmas kusursuz
mükemmelleştirmek
bir şeyi kusursuz hale getirmek
She wants to perfect her skills
Becerilerini mükemmelleştirmek istiyor
tam puan
okul çalışması için verilen en yüksek not
She got a perfect on her history exam
Tarih sınavından tam puan aldı
orman
In scenegeniş bir ağaçlık alan
They live near the forest
Ormanın yakınında yaşıyorlar
fasulye
In scenebir bitkinin yenilebilir tohumu
I like to eat beans
Fasulye yemeyi severim
yırtmak
In scenebir şeyi kaba bir şekilde parçalamak veya koparmak
Do not rip the page
Sayfayı yırtma
huzur içinde yatsın
ölen biri için huzur dilemek amacıyla kullanılan ifade
Rest in peace, my friend
Huzur içinde yat dostum
açık fikirli
In sceneyeni bir şeyi değerlendirmeye hazır
I am open to suggestions
Önerilere açığım
açık
kapalı veya engellenmiş olmayan
The window is open
Pencere açık
açık
kapalı olmayan
The store is open now
Mağaza şimdi açık
açmak
kapalı veya engelli olan bir şeyi erişilebilir hale getirmek
Please open the door
Lütfen kapıyı aç
toplantı
In sceneplanlı bir grup toplanması
I have a meeting at ten
Saat onda bir toplantım var
toplantı
insanların bir araya geldiği olay
I have a meeting tomorrow
Yarın bir toplantım var
film
In scenesinemada veya televizyonda gösterilen hikaye
I love watching movies
Film izlemeyi severim
yutmak
In scenebir şeyi boğazdan aşağı mideye indirmek
Swallow the pill with water
Hapı suyla yut
yutmak
bir şeyi doğru kabul etmek veya inanmak
He swallowed the lie completely
Yalanı tamamen yuttu
kırlangıç
küçük sivri kanatlı ve çatallı kuyruklu bir kuş
I saw a swallow flying in the sky
Gökyüzünde uçan bir kırlangıç gördüm
yutmak
bir şeyi tamamen örtmek veya içine almak
The darkness swallowed the whole city
Karanlık bütün şehri yuttu
on
In scene10 sayısı
I have ten apples
On tane elmam var
bilgisayar
In sceneveri işlemek için kullanılan elektronik cihaz
I use a computer for work
İş için bilgisayar kullanıyorum
bilgisayar
veri işleyen elektronik makine
I use my computer every day
Bilgisayarımı her gün kullanıyorum
bilişim cihazı
programları çalıştıran veri işleme makinesi
This computer runs many programs
Bu bilişim cihazı birçok programı çalıştırıyor
çok yorucu
In sceneçok yorucu veya zor
It was a grueling climb to the top
Zirveye tırmanış çok yorucuydu
ilaç
In scenehastalıkları iyileştirmek için kullanılan madde
Take your medicine every day
İlacını her gün al
tıp
hastalıkların ve yaralanmaların tedavisiyle ilgilenen bilim
He studies medicine at university
Üniversitede tıp okuyor
ilaç
hastalığı tedavi etmek için kullanılan madde
I take medicine for my headache
Baş ağrım için ilaç alıyorum