

How I Met Your Mother — Season 4 Episode 18
Words & meanings
571 words
CEFR level
üç
In sceneüç sayısı
I have three apples
Üç elmam var
sokak
In sceneşehir içindeki yol
We live on this street
Bu sokakta yaşıyoruz
sokak görmüş
hayat tecrübesi olan
He is street smart
O sokak görmüş biri
sokak
sokakla ilgili
This is street fashion
Bu sokak modası
isteksizce
In scenegönülsüz bir şekilde
She reluctantly said yes
İsteksizce evet dedi
çözmek
In scenebir çözüm bulmak
They settled the argument
Tartışmayı çözdüler
durulmak
sakinleşmek ve berraklaşmak
The dust began to settle
Toz çökmeye başladı
yerleşmek
yeni bir yerde yaşamaya başlamak
They decided to settle in London
Londra'ya yerleşmeye karar verdiler
yetinmek
beklediğinden daha kötü bir şeyi kabullenmek
He had to settle for a cheaper car
Daha ucuz bir araba ile yetinmek zorunda kaldı
bahsetmek
In scenebir şeyden kısaca söz etmek
He didn't mention the price
Fiyattan bahsetmedi
değinmek
bir konuya kısaca değinmek
Please mention your experience in the letter
Lütfen mektupta deneyiminizden değinin
tepsi
In sceneeşyaları taşımak veya tutmak için kullanılan düz açık kap
He carried the drinks on a tray
İçecekleri bir tepsiyle taşıdı
zorunlu olmayan
gerekli olmayan
These items are non essential
Bu eşyalar zorunlu değil
zorunlu olmayan
gerekli veya önemli olmayan
This task is non essential
Bu görev zorunlu değil
gereksiz şey
ihtiyaç duyulmayan veya zorunlu olmayan nesne
Leave non essentials at home
Gereksiz şeyleri evde bırak
meslektaş
In sceneaynı statüye veya aktiviteye sahip kişi
He is a fellow student
O bir okul arkadaşı
adam
bir erkek veya erkek çocuk
He is a nice fellow
O nazik bir adam
adam
genellikle erkekler için kullanılan samimi bir ifade
He is a nice fellow
O iyi bir adam
aktarmak
In scenebir şeyi bir yerden başka bir yere taşımak
I need to transfer the files to my laptop
Dosyaları dizüstü bilgisayarıma aktarmam gerekiyor
aktarma bileti
otobüs değiştirmenize izin veren belge
I used my transfer to change buses
Otobüs değiştirmek için aktarma biletimi kullandım
toplamak
insanları veya hayvanları bir araya getirmek
Round up the cattle
Sığırları topla
yukarı yuvarlamak
bir sayıyı bir sonraki tam sayıya tamamlamak
Round up 4.1 to 5
4.1'i 5'e yukarı yuvarla
toplamak
bir grup insanı bir araya getirmek veya yakalamak
The police rounded up the suspects
Polis şüphelileri topladı
ekonomik durgunluk
In sceneekonominin yavaşladığı dönem
The country is in a deep recession
Ülke derin bir ekonomik durgunluk içerisinde
önermek
In scenebir fikir veya plan sunmak
I propose a new plan
Yeni bir plan öneriyorum
evlenme teklif etmek
birine kendisiyle evlenmesini istemek
He proposed to her last night
Dün gece ona evlenme teklif etti
evlenme teklif etmek
birine kendisiyle evlenmesini istemek
He decided to propose
Evlenme teklif etmeye karar verdi
eğitimli
In sceneeğitim yoluyla öğrenmiş veya hazırlanmış
She is a trained nurse
O eğitimli bir hemşiredir
antrenman yaptı
düzenli egzersiz yaparak bir spora veya aktiviteye hazırlanmak
She trained hard for the race
Yarış için sıkı antrenman yaptı
dışında
aynı seviye veya kategoride olmayan
This is out of my league
Bu benim ligimin dışında
-den yapılmış
bir malzemeden veya kaynaktan üretilmiş
It is made out of wood
Bu ahşaptan yapılmış
bitmiş
bir şeyin artık kalmaması
We are out of milk
Sütümüz bitti
-den dışarı
bir şeyi içeriden dışarı çıkarmak
Get out of the car
Arabadan çık
uzak
bir şeyden kaçınmak veya girmemek
Stay out of trouble
Beladan uzak dur
dışarı
içinden dışına doğru
He ran out of the house
Evden dışarı koştu
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
kullanmak
In scenebir şeyi işlevinden faydalanmak için çalıştırmak
She uses her computer every day
Bilgisayarını her gün kullanır
alışkın
bir şeyi deneyimden dolayı bilen
I am used to this cold weather
Soğuk havaya alışkınım
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
iş
In scenepara kazanmak için yapılan çalışma
I have a new job
Yeni bir işim var
görev
In sceneyapılması gereken bir iş parçası
Your job is to clean the room
Senin görevin odayı temizlemek
operasyon
vücudu değiştirmek için yapılan tıbbi müdahale
She had a nose job
Burun ameliyatı oldu
hissetmek
In scenefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
düşünmek
bir şeyin olduğuna dair inanca sahip olmak
I feel that you are right
Haklı olduğunu düşünüyorum
dokunmak
bir şeyi elle incelemek
Feel the fabric of this shirt
Bu gömleğin kumaşına dokun
herhangi biri
In sceneherhangi bir kişi
Does anybody want cake?
Herhangi biri kek ister mi?
kimse
belirli olmayan bir kişi
I didn't see anybody
Kimseyi görmedim
herhangi biri
herhangi bir kişi
Is anybody here
Burada kimse var mı
hikaye
In sceneolayların anlatımı
I read a long story
Uzun bir hikaye okudum
kat
In scenebir binanın seviyesi veya katı
The house has two stories
Evin iki katı var
durum
belirli bir durum veya olaylar dizisi
That is a different story
Bu farklı bir durum
yerine
In scenebir şeyin yerine başka bir seçeneğin kullanılması
I will have tea instead of coffee
Kahve yerine çay içeceğim
onun yerine
alternatif bir seçenek olarak
There was no coffee, so I drank tea instead
Kahve yoktu, bu yüzden onun yerine çay içtim
yerine
bir şeyin veya birinin yerine
I chose tea instead of coffee
Kahve yerine çay seçtim
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to call him tomorrow
Yarın onu aramayı planlıyorum
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
tamam
In scenekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
iyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
ışık
In scenegörmemizi sağlayan doğal veya yapay parlaklık
The light is bright
Işık parlak
yakmak
bir şeyi tutuşturmak veya yanmasını sağlamak
Light the candle
Mumu yak
hafif
ağırlığı az olan
This box is light
Bu kutu hafif
açık renkli
koyu olmayan renk
I like light blue
Açık maviyi severim
artık
In sceneartık veya bir daha (olumsuz cümlelerde kullanılır)
I don't live there anymore
Artık orada yaşamıyorum
artık
artık gerçekleşmeyen veya var olmayan
I don't live here anymore
Artık burada yaşamıyorum
artık
bir şeyin eskisi gibi devam etmediğini belirtir
I don't go there anymore
Artık oraya gitmiyorum
artık
günümüzde geçerliliğini yitirmiş durumları ifade eder
They don't play together anymore
Artık birlikte oynamıyorlar
gerçek
In scenehakiki ve doğru olan
This is real gold
Bu gerçek altın
çekici
cinsel olarak çekici olan
She is real
O çekici
gerçekten
çok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
kontrolden çıkmış
yönetilemeyen veya kontrol edilemeyen
The car went out of control
Araba kontrolden çıktı
kontrol edilemez
kontrol altına alınamayan
The crowd was out of control
Kalabalık kontrol edilemez durumdaydı
kontrolden çıkmış
idare edilemez durumda olan
The situation is out of control
Durum kontrolden çıktı
kontrol edilemez
kontrol edilmesi mümkün olmayan
The car was out of control
Araba kontrolden çıkmıştı
başlangıç
In scenebir şeyin ilk kısmı
The beginning of the movie was great
Filmin başlangıcı harikaydı
başlangıç
bir şeyin ilk kısmı
The beginning of the movie was slow
Filmin başlangıcı yavaştı
kısa bir süre
kısa bir zaman dilimi
Wait for a little while
Kısa bir süre bekle
yardım etmek
In scenebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
aptal
In sceneaptal kimse
He is a complete idiot
O tam bir aptal
aptal
çok aptal veya budala kimse
Do not be an idiot
Aptal olma
balık
In scenesuda yaşayan bir canlı
The fish is swimming
Balık yüzüyor
balık tutmak
balık yakalamaya çalışmak
He likes to fish
Balık tutmayı sever
bak
In scenedikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
In sceneşu anki zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
risk
In scenekötü bir şeyin olma ihtimali
Smoking is a health risk
Sigara içmek bir sağlık riskidir
riske atmak
bir şeyi tehlikeye atmak
Don't risk your life
Hayatını riske atma
düşünmek
In scenebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
In scenefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
herkes
In scenebütün insanlar
Everyone is here
Herkes burada
herkes
In scenetüm kişiler
Everyone is happy
Herkes mutlu
herkes
her bir kişi
Everyone likes music
Herkes müziği sever
yetişmek
In scenebir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yaptırmak
In scenebirine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
In scenebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yapmak
In scenebir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
ünlü
In scenebirçok kişi tarafından tanınan
He is a famous singer
O ünlü bir şarkıcıdır
kesinlikle
In scenehiçbir şüphe olmadan veya tamamen
I absolutely agree with you
Sana kesinlikle katılıyorum
ne kadar
In scenebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
büyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
tek kişilik
tek bir kişi tarafından yapılan
He ran a one man business
Tek kişilik bir işletme yönetti
tek kişilik
tek bir kişi tarafından gerçekleştirilen
It was a one man project
Bu tek kişilik bir projeydi
sorun
In sceneendişe veya zorluk yaratan konu
We have a serious issue to discuss
Tartışmamız gereken ciddi bir sorun var
düzenlemek
bir şeyi resmi olarak vermek
The government will issue a new passport
Hükümet yeni bir pasaport düzenleyecek
sayı
belirli bir zaman için basılan dergi veya gazete
Have you seen the latest issue of the magazine
Derginin son sayısını gördün mü
oturmak
bir sandalyeye veya benzeri bir yere oturmak
Please have a seat
Lütfen oturun
oval
In sceneyumurtaya benzer şekilde yuvarlatılmış olan
The table is oval
Masa ovaldir
sonraki
In sceneşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
son
In scenediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
In sceneşu andan hemen önce olan
I saw her last week
Onu geçen hafta gördüm
sürmek
belirli bir süre boyunca devam etmek
The movie lasts two hours
Film iki saat sürüyor
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
alan
In sceneaçık arazi parçası
There is a field behind the house
Evin arkasında bir alan var
alan
belirli bir uzmanlık veya faaliyet dalı
He is a leader in his field
Alanında bir liderdir
tarla
ekim yapılan veya spor oynanan açık arazi
The farmer is in the field
Çiftçi tarlada
yanıtlamak
soru veya istekleri cevaplandırmak
The CEO fielded several tough questions
CEO birçok zor soruyu yanıtladı
işe almak
In scenebirine iş vermek
They want to hire a new manager
Yeni bir yönetici işe almak istiyorlar
kiralamak
bir şeyi belirli bir süre kullanmak için para ödemek
We decided to hire a car for our holiday
Tatilimiz için bir araba kiralamaya karar verdik
işe alınan kişi
şirketin işe aldığı kimse
They welcomed the new hire
Yeni işe alınan kişiyi karşıladılar
işe almak
birine ücretli bir iş vermek
We need to hire more staff
Daha fazla personel işe almamız gerekiyor
işsiz
işi olmayan
He is currently out of work
Şu anda işsiz
biliyorsun
In scenedinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
In scenebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
ciddiyetle
In sceneiçtenlikle veya ciddi bir tavırla
He spoke seriously about his future
Geleceği hakkında ciddiyetle konuştu
ciddi bir şekilde
çok ağır veya aşırı bir durumda
He was seriously injured in the accident
Kazada ciddi bir şekilde yaralandı
heyecanlandırmak
In sceneçok mutlu ve hevesli hale getirmek
This book will excite you
Bu kitap seni heyecanlandıracak
heyecanlandırmak
birini istekli veya ilgili hissettirmek
The news will excite the fans
Haber taraftarları heyecanlandıracak
heyecanlandırmak
birini çok mutlu veya istekli hissettirmek
The news will excite the children
Bu haber çocukları heyecanlandıracak
bölüm
In scenebir kitabın numaralandırılmış parçası
I am reading the first chapter
Birinci bölümü okuyorum
diz
In sceneuyluk ile alt bacak arasındaki eklem
My knee hurts
Dizim ağrıyor
diz atmak
birine dizle vurmak
He tried to knee the opponent
Rakibine diz atmaya çalıştı
Kanada Süvari Polisi
In sceneKraliyet Kanada Süvari Polisi'nin bir üyesi
The mountie wears a red coat
Kanada Süvari Polisi kırmızı bir ceket giyer
tuzağa düşürmek
In scenebirini kaçamayacağı şekilde yakalamak veya tutmak
The hunters trapped the wolf
Avcılar kurdu tuzağa düşürdü
tuzak
birini istenmeyen bir şeye yönlendiren tehlikeli durum
This contract is a trap
Bu sözleşme bir tuzak
kapan
hayvanları veya insanları yakalamak için kullanılan düzenek
He set a trap for the mouse
Fare için bir kapan kurdu
ağız
konuşmak veya yemek yemek için kullanılan yüzdeki açıklık
Keep your trap shut
Ağzını kapalı tut
arena
In scenespor veya etkinliklerin yapıldığı yer
The match was held in a large arena
Maç büyük bir arenada yapıldı
yapacak
In scenegeleceğe dair bir plan veya tahmini ifade etmek için kullanılır
I'm gonna call you
Seni arayacağım
grimsi beyaz
griye çalan beyaz renk
The cat has grayish white fur
Kedinin grimsi beyaz tüyleri var
mesleki
In sceneözel eğitim gerektiren bir işle ilgili olan
She wants to improve her professional skills
Mesleki becerilerini geliştirmek istiyor
profesyonel
bir işte oldukça yetenekli olan kişi
He is a professional photographer
O profesyonel bir fotoğrafçıdır
profesyonel
bir kişinin işi veya kariyeri ile ilgili
This is a professional decision
Bu profesyonel bir karar
totem
In scenebir grubu veya aileyi temsil eden nesne
The tribe has a sacred totem
Kabilenin kutsal bir totemi var
sanatsal
In scenesanatla veya sanatçılarla ilgili
She wears very arty clothes
Çok sanatsal kıyafetler giyiyor
fıskiye
In scenehavaya su püskürten yapı
There is a fountain in the park
Parkta bir fıskiye var
kaynak
bir şeyin bol miktarda sağlandığı kişi veya şey
He is a fountain of knowledge
O bir bilgi kaynağıdır
ilgilenmek
bir durumla ilgilenmek veya onu çözmek için önlem almak
I will deal with this problem tomorrow
Bu sorunla yarın ilgileneceğim
Asyalı
In sceneAsya kıtasından olan kişi
He is Asian
O Asyalı
ters
In scenezıt yön veya sıra
Please reverse the order of the list
Lütfen listenin sırasını tersine çevirin
tersine çevirmek
bir şeyin yönünü aksi tarafa döndürmek
The car started to reverse down the street
Araba sokakta geri gitmeye başladı
geri almak
bir durumu eski haline getirmek
We must reverse the damage to the environment
Çevreye verilen zararı geri almalıyız
arka yüz
bir madeni paranın veya belgenin arka tarafı
Sign your name on the reverse of the document
Adınızı belgenin arka yüzüne imzalayın
geri dönmek
bir yere veya konuya tekrar gitmek
I went back to the office
Ofise geri döndüm
geri dönmek
eski haline veya konumuna dönmek
Let's get back to work
Hadi işe geri dönelim
genel merkez
In scenebir şirketin yönetildiği ana bina
The company headquarters is in London
Şirketin genel merkezi Londra'dadır
karargâh
bir organizasyonun veya ordunun ana merkezi
The army set up its headquarters here
Ordu karargâhını buraya kurdu
karar
In scenedüşünerek yapılan seçim
It was a difficult decision
Zor bir karardı
dürüst
In scenedoğruyu söyleyen ve hile yapmayan
He is an honest man
O dürüst bir adamdır
kart
In scenegenellikle üzerinde bilgi bulunan küçük ve kalın kâğıt
I sent a birthday card
Bir doğum günü kartı gönderdim
ödeme kartı
mal veya hizmet satın almak için kullanılan küçük plastik kart
I paid with my card
Kartımla ödeme yaptım
oyun kartı
oyunlar için kullanılan kartlar
We played cards
Kart oynadık
hafıza kartı
dijital verileri saklamak için kullanılan küçük elektronik cihaz
I inserted the memory card into the camera
Hafıza kartını kameraya taktım
sahte
In scenegerçek bir şeye benzeyecek şekilde yapılmış
This is a fake diamond
Bu sahte bir elmas
uydurmak
doğru olmayan bir şeyi gerçek gibi söylemek
He faked the data
Verileri uydurdu
yapmacık
gerçek olmayan veya samimi olmayan
Her smile is fake
Gülümsemesi yapmacık
numara yapmak
gerçek olmadığı halde gerçekmiş gibi göstermek
He faked a cough
Öksürme numarası yaptı
zor
In sceneyapılması veya baş edilmesi kolay olmayan
This is a tough question
Bu zor bir soru
sert
birine karşı talepkar veya katı olan
My teacher is very tough
Öğretmenim çok serttir
dayanıklı
çok güçlü veya cesur olan
He is a tough man
O dayanıklı bir adamdır
kötü şans
kötü bir durumu önemsemediklerini belirtmek için kullanılır
Tough luck for you
Senin için kötü şans
ışık saçmak
In sceneışık yaymak
The sun shines
Güneş ışık saçıyor
parlamak
ışığı yansıtıp parıldamak
The diamond shines
Elmas parlıyor
ışık tutmak
bir yeri ışıkla aydınlatmak
Shine the light here
Işığı buraya tut
parlamak
bir alanda çok yetenekli olmak
He really shines in math class
Matematik dersinde gerçekten parlıyor
paten
In scenekaymak için kullanılan tekerlekli veya bıçaklı ayakkabı
I bought new skates
Yeni patenler aldım
vatoz balığı
kanat benzeri yüzgeçleri olan yassı bir balık türü
He caught a skate
Bir vatoz balığı yakaladı
paten kaymak
patenlerle pürüzsüzce hareket etmek
They love to skate in the park
Parkta paten kaymayı seviyorlar
shot bardağı
sert alkollü içecekler için kullanılan küçük bardak
He poured a drink into the shot glass
Shot bardağına bir içki doldurdu
kesin
In scenetamamen doğru veya hatasız
What is the exact time?
Tam saat kaç?
zorla almak
birinden bir şeyi baskı ile istemek
He exacted a promise from her
Ondan zorla bir söz aldı
muhtemelen
In scenebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
yıl
In scene12 ay veya 365 gün süren zaman birimi
They have been working here for two years
Burada iki yıldır çalışıyorlar
yıllar
çok uzun bir zaman süreci
It has been years since I saw her
Onu görmeyeli yıllar oldu
tuzakçı
In scenevahşi hayvanları yakalayan kişi
The trapper set a trap for the fox
Tuzakçı tilki için bir tuzak kurdu
güzel
In scenegöze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
iyi
In scenenazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
hoş
In scenekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik