

How I Met Your Mother — Season 7 Episode 6
Words & meanings
582 words
CEFR level
toparlanmak
sakinleşip kendini kontrol altına almak
You need to get it together
Toparlanman gerekiyor
beni almaya gelmek
birini araçla bir yerden almak
Can you pick me up at six?
Beni saat altıda alabilir misin?
canlandırıcı
insanı daha uyanık veya mutlu hissettiren şey
This coffee is a great pick-me-up
Bu kahve harika bir canlandırıcı
enerji kaynağı
insana enerji veya mutluluk veren şey
I need a quick pick-me-up
Hızlıca enerji verecek bir şeye ihtiyacım var
boyamak
In scenebir yüzeyi boya ile renklendirmek
I will paint the wall
Duvarı boyayacağım
boya
In sceneyüzeyleri renklendirmek için kullanılan sıvı madde
The paint is blue
Boya mavi
resim yapmak
boya kullanarak resim oluşturmak
She likes to paint
O resim yapmayı sever
yanlışlıkla
istemeden veya kasıt olmadan
I deleted the file by accident
Dosyayı yanlışlıkla sildim
yukarı
In scenedaha yüksek bir konuma doğru
Look up
Yukarı bak
var olmak
bir şeye katılmaya hazır olmak
Are you up for a game
Bir oyuna var mısın
var
bir şeye katılmaya istekli veya hevesli
Are you up for it
Buna var mısın
yaptırmak
In scenebirine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
In scenebir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
yetişmek
bir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yapmak
bir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
en iyi
In sceneen yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
yenmek
bir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
iyi olur
birine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
en iyi dilekler
birine sunulan iyi niyet ve güzel temenniler
Please give her my best
Lütfen ona en iyi dileklerimi ilet
ikinci
In scenebirinciden sonra gelen
This is my second book
Bu benim ikinci kitabım
saniye
In scenedakikanın altmışta biri olan zaman birimi
Wait for a second
Bir saniye bekle
ikinci porsiyon
yemeğin ikinci servis edilen kısmı
I want a second helping
İkinci bir porsiyon istiyorum
desteklemek
bir öneriye resmi olarak destek vermek
I second the motion
Öneriyi destekliyorum
kesinlikle
In sceneşüphe olmadan veya kesin olarak
I will certainly help you
Sana kesinlikle yardım edeceğim
gerçek
In scenehakiki ve doğru olan
This is real gold
Bu gerçek altın
çekici
cinsel olarak çekici olan
She is real
O çekici
gerçekten
çok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
pizza
In scenepeynir ve malzemelerle yapılan yuvarlak İtalyan yemeği
I love eating pizza
Pizza yemeyi severim
büyüteç
nesneleri daha büyük gösteren mercek
He used a magnifying glass to read the map
Haritayı okumak için bir büyüteç kullandı
büyüteç
nesneleri daha büyük görmeye yarayan alet
She used a magnifying glass to look at the bug
Böceğe bakmak için bir büyüteç kullandı
tamamlamak
In scenebir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı
In scenebir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
dışarı çıkarmak
bir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
iki
In scene2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
iki
1 ve 1 sayılarının toplamı olan rakam
I have two apples
İki elmam var
iki
1 sayısından sonra gelen sayı
The answer is two
Cevap iki
büyümek
yaşça büyümek
Children grow up quickly
Çocuklar çabuk büyür
yetişkin olmak
yetişkin bir birey haline gelmek
I want to be a doctor when I grow up
Büyüdüğümde doktor olmak istiyorum
olgunlaşmak
davranışsal olarak yetişkin gibi davranmak
You need to grow up
Olgunlaşman gerekiyor
kadar
bir sınıra veya miktara kadar
The price can grow up to fifty dollars
Fiyat elli dolara kadar çıkabilir
büyümek
çocuktan yetişkine dönüşmek
I want to be a pilot when I grow up
Büyüdüğümde pilot olmak istiyorum
yarın
In scenebugünden sonraki gün
See you tomorrow
Yarın görüşürüz
yarın
bugünden sonraki gün
I will call you tomorrow
Seni yarın arayacağım
ertesi gün
bugünün ardındaki gün
We left on the next day
Ertesi gün yola çıktık
gelecek
zamanın ilerisi
Hope for a better tomorrow
Daha iyi bir gelecek için umut et
sebep
In scenebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
hemen
hiç vakit kaybetmeden
I will do it right away
Onu hemen yapacağım
paket servis
In scenebaşka bir yerde yemek için satın alınan yemek
Let's get a takeaway tonight
Bu akşam paket servis söyleyelim
ana fikir
bir toplantıdan veya konuşmadan edinilen en önemli bilgi
What is your key takeaway from this meeting
Bu toplantıdan edindiğin en önemli bilgi nedir
en azından
bir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en az
belirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
tuhaf
In scenealışılmadık veya garip
This is a weird smell
Bu tuhaf bir koku
garip hissettirmek
birine kendini garip veya rahatsız hissettirmek
He weirded me out
Beni garip hissettirdi
trafik
In sceneyoldaki araçlar
There is a lot of traffic today
Bugün çok trafik var
trafik
yoldaki araç veya insan akışı
There is a lot of traffic on the road
Yolda çok trafik var
kaçakçılık yapmak
yasa dışı malların alım satımını yapmak
Criminals traffic stolen goods
Suçlular çalıntı malların kaçakçılığını yapıyor
paketleyici
In scenetaşınma için eşyaları paketleyen kişi veya şirket
The packer wrapped the glasses carefully
Paketleyici bardakları dikkatle sardı
teori
In scenebir durumu açıklamak için kurulan sistemli fikirler bütünü
The theory of relativity is complex
Görelilik teorisi karmaşıktır
varsayım
bir olayla ilgili öne sürülen fikir veya tahmin
I have a theory about why she left
Neden gittiğine dair bir varsayımım var
teori
bir şeyin nasıl çalıştığını açıklayan fikirler
This theory explains how the engine works
Bu teori motorun nasıl çalıştığını açıklıyor
benzemek
dış görünüş olarak birine veya bir şeye benzer olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
gibi görünmek
bir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
anlamına gelmek
In scenebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
müthiş
çok iyi veya etkileyici olan
He plays a mean guitar
O müthiş gitar çalıyor
resim
In scenegörsel bir temsil
I drew a picture
Bir resim çizdim
hayal etmek
zihinde canlandırmak
I can't picture it
Bunu hayal edemiyorum
timsal
bir niteliğin kusursuz örneği
She is the picture of health
O sağlığın timsalidir
genel durum
bir durumun tamamı veya ana fikri
You need to understand the whole picture
Genel durumu anlaman gerekiyor
ya da
In sceneiki seçenekten biri veya diğeri
Either you stay or I go
Ya sen kalırsın ya da ben giderim
de
olumsuz cümlelerde de anlamı katar
I don't like it either
Ben de sevmiyorum
da
olumsuz cümlelerde benzer bir durumu belirtmek için kullanılır
I do not like apples and she does not either
Elma sevmiyorum ve o da sevmiyor
bahsetmek
In scenebir şeyden kısaca söz etmek
He didn't mention the price
Fiyattan bahsetmedi
değinmek
bir konuya kısaca değinmek
Please mention your experience in the letter
Lütfen mektupta deneyiminizden değinin
teknoloji
In scenesorunları çözmek veya iş yapmak için kullanılan makineler, cihazlar ve sistemler
Technology makes our lives easier
Teknoloji hayatımızı kolaylaştırıyor
teknoloji
bilimsel bilginin sanayi amaçlı kullanımı
They invest in new technology
Yeni teknolojiye yatırım yapıyorlar
teknoloji
bilimsel bilginin pratik uygulaması
Modern technology has changed our lives
Modern teknoloji hayatımızı değiştirdi
iyi ki doğdun
birinin doğduğu gün için kullanılan kutlama ifadesi
Happy birthday Tom
İyi ki doğdun Tom
yapacak
In scenegeleceğe dair bir plan veya tahmini ifade etmek için kullanılır
I'm gonna call you
Seni arayacağım
dönem
In scenebelirli bir tarihsel dönem
We live in difficult times
Zor dönemlerde yaşıyoruz
kat
miktarları karşılaştırmak için kullanılır
It is three times bigger
Üç kat daha büyüktür
zamanlar
belirli bir olay veya durum
At times I feel sad
Zaman zaman üzgün hissederim
gazete
düzenli olarak yayımlanan haber bülteni
I read the local times every morning
Her sabah yerel gazeteyi okurum
kazanmak
In scenebir yarışmada birinci olmak
We want to win the game
Oyunu kazanmak istiyoruz
kazanmak
birinin desteğini veya sevgisini elde etmek
She tried to win his trust
Onun güvenini kazanmaya çalıştı
bahis oynamak
bir oyun veya yarış üzerine para riske etmek
I will win on that horse
O ata bahis oynayacağım
standart
her zamanki veya normal seçenek
This is the win choice
Bu standart seçim
harika
In scenehayranlık veya şaşkınlık uyandıran
The view is amazing
Manzara harika
inanılmaz
büyük bir şaşkınlık veya hayranlık yaratan
It was an amazing sight
İnanılmaz bir manzaraydı
harika
çok iyi veya olumlu şekilde şaşırtıcı
You did an amazing job
Harika bir iş çıkardın
saçma
In sceneakılsızca veya mantıksız
This is a stupid idea
Bu saçma bir fikir
aptal
aptal veya sinir bozucu kişi
Stop being so stupid
Bu kadar aptal olma
aptal
zekadan veya sağduyudan yoksun
He is a stupid boy
O aptal bir çocuk
körfez
In scenedenizin karanın içine doğru girdiği bölüm
The boat is in the bay
Tekne körfezde
bölüm
tıbbi tedavi için kullanılan alan
He was moved to the trauma bay
Travma bölümüne alındı
girinti
bir binada kısmen çevrili olan alan
The car is parked in the loading bay
Araba yükleme alanına park edildi
ulumak
köpek gibi uzun ve derin ses çıkarmak
The dog bayed at the moon
Köpek aya karşı uludu
belki
In scenebelirsizlik ifade etmek için kullanılır
Maybe it will rain
Belki yağmur yağar
ihtimal
gerçekleşebilecek veya doğru olabilecek durum
It is a maybe
Bu bir ihtimal
belki
muhtemelen
Maybe he is late
Belki geç kalmıştır
yalnızca
In scenebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
In sceneeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
hareket
In scenebir konumun veya yerin değiştirilmesi eylemi
The sudden movement scared the bird
Ani hareket kuşu korkuttu
hareket
ortak bir amaç için birlikte çalışan insan grubu
They started a new social movement
Yeni bir sosyal hareket başlattılar
tapas
In sceneiçeceklerle birlikte servis edilen küçük İspanyol yemekleri
We ordered some tapas
Biraz tapas sipariş ettik
tapas
In sceneiştah açıcı olarak servis edilen küçük tuzlu İspanyol yemekleri
These tapas are delicious
Bu tapaslar lezzetli
tapas
İspanya'da servis edilen küçük porsiyonlu yiyecek
We ate several tapas at the restaurant
Restoranda birkaç tapas yedik
bilgisayar
In sceneveri işlemek için kullanılan elektronik cihaz
I use a computer for work
İş için bilgisayar kullanıyorum
bilgisayar
veri işleyen elektronik makine
I use my computer every day
Bilgisayarımı her gün kullanıyorum
bilişim cihazı
programları çalıştıran veri işleme makinesi
This computer runs many programs
Bu bilişim cihazı birçok programı çalıştırıyor
normal
In scenealışılmış, sıradan veya garip olmayan
It is normal to feel nervous
Gergin hissetmek normaldir
normal
alışılagelmiş veya tuhaf olmayan
It is normal to feel nervous
Gergin hissetmek normaldir
rol
In scenebir durum veya performansta üstlenilen görev
She played an important role in the project
Projede önemli bir rol oynadı
rol
film veya tiyatro oyununda oyuncunun canlandırdığı karakter
She played a lead role in the movie
O filmde başrolü oynadı
görev
bir durum içinde sahip olunan işlev veya konum
Everyone has a specific role in the project
Projede herkesin belirli bir görevi var
çok kısa sürede
çok kısa bir zaman içerisinde
I will be there in no time
Çok kısa sürede orada olacağım
bir nevi
bir dereceye kadar veya kısmen
I sort of agree with you
Sana bir nevi katılıyorum
çok eskiden
geçmişte çok eski bir zamanda
I met him way back in 2010
Onunla çok eskiden, 2010 yılında tanıştım
dönüş yolu
geldiğiniz yere yapılan yolculuk
We bought some snacks on the way back
Dönüş yolunda biraz atıştırmalık aldık
gülmek
In scenebir şeyin komik olduğunu belirtmek için ses çıkarmak
He laughs at the joke
Şakaya gülüyor
gülüş
In scenemutlu veya eğlenmişken çıkarılan ses
I heard her laugh
Onun gülüşünü duydum
kıkırdamak
bir şey komik olduğunda alçak sesle gülmek
She laughs quietly
Sessizce kıkırdıyor
gülmek
komik bir şey karşısında sesli tepki vermek
They laugh at the joke
Şakaya gülüyorlar
ihtiyaç duymak
In scenegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
ihtiyaç
gerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
hakkında konuşmak
bir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
evet
In sceneevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
evet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
kendini bulmak
sonunda belirli bir durumda olmak
We wound up getting lost
Sonunda kaybolduk
kurmalı
sıkılaştırılan bir yay ile çalışan
He has a wind up toy
Kurmalı bir oyuncağı var
bitirmek
bir şeyi sona erdirmek
We will wind up the meeting soon
Toplantıyı yakında bitireceğiz
şaka
birini kandırmak için yapılan eğlenceli oyun
That was just a wind up
Bu sadece bir şakaydı
sinirlendirmek
birini gergin veya heyecanlı hissettirmek
Don't wind him up before the test
Sınavdan önce onu sinirlendirme
tıklamak
bir cihazdaki düğmeye basmak
Click on the icon
İkona tıkla
harika
In sceneçok etkileyici veya çok iyi
This view is awesome
Bu manzara harika
müthiş
çok yüksek kalitede veya şaşırtıcı derecede iyi
Your performance was awesome
Performansın müthişti
şahane
çok güzel veya hayranlık uyandırıcı
That is an awesome idea
Bu şahane bir fikir
harika
son derece etkileyici veya keyifli
That movie was awesome
O film harikaydı
son
In scenediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
In sceneşu andan hemen önce olan
I saw her last week
Onu geçen hafta gördüm
sürmek
belirli bir süre boyunca devam etmek
The movie lasts two hours
Film iki saat sürüyor
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
aslında
bir şeyin gerçek olduğunu vurgulamak veya ek bilgi vermek için kullanılır
I thought it was easy, but in fact it was hard
Kolay olduğunu sanmıştım ama aslında zordu
ölüm
In scenebir canlının hayatının sona ermesi
Death is a part of life
Ölüm hayatın bir parçasıdır
rakun
In sceneyüzünde siyah bir maske olan küçük bir Kuzey Amerika hayvanı
I saw a raccoon
Bir rakun gördüm
sınıf
In sceneokuldaki yıl veya aşama
My son is in the second grade
Oğlum ikinci sınıfta
notlandırmak
bir çalışmaya puan veya not vermek
The teacher is grading the exams
Öğretmen sınavları notlandırıyor
kademe
bir işte rütbe veya sorumluluk seviyesi
She applied for a higher grade job
Daha yüksek kademeli bir işe başvurdu
kalite
bir şeyin ne kadar iyi olduğunun seviyesi
They sell only top grade meat
Sadece en yüksek kalitede et satıyorlar
karıştırmak
birini veya bir şeyi başka bir şeyle karıştırmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
tek yönlü
sadece tek yöne giden
I bought a one way ticket
Tek yönlü bir bilet aldım
bir yol
bir şeyi yapmanın bir yöntemi
This is one way to do it
Bu yapmanın bir yoludur
tek yön
tek yönde harekete izin veren
This is a one way street
Burası tek yönlü bir sokaktır
tek yön
dönüşü olmayan gidiş bileti
I bought a one way ticket to London
Londra'ya tek yön bilet aldım
alevler içinde
alevlerle yanmakta olan
The house is on fire
Ev yanıyor
anlamını açıklamak
In scenebir kelimenin ne anlama geldiğini söylemek
Please define this term
Lütfen bu terimi tanımlayın
tanımlamak
bir şeyin temel özelliklerini belirtmek
These values define our culture
Bu değerler kültürümüzü tanımlar
tanımlamak
bir şeyin ne olduğunu açıklamak
Can you define this word
Bu kelimeyi tanımlayabilir misin
tanımlamak
bir kelimenin veya fikrin anlamını açıklamak
Can you define this word
Bu kelimeyi tanımlayabilir misin
savaşmak
In scenebir savaşta yer almak
The soldiers battle for the city
Askerler şehir için savaşıyor
araştırma
In scenegerçekleri ortaya çıkarmak için yapılan sistematik inceleme
She is doing research on cancer
Kanser üzerine araştırma yapıyor
pretzel
In scenedüğüm şeklinde tuzlu bir ekmek atıştırmalığı
I love eating pretzels
Pretzel yemeyi severim
vurgulamak
In scenebir şeye özel önem vermek
He emphasized the importance of sleep
Uykunun önemini vurguladı
vurgulamak
bir şeye özel önem vermek
The teacher emphasized the importance of studying
Öğretmen çalışmanın önemini vurguladı
yer
In scenebelirli bir alan veya konum
This is a beautiful place
Burası güzel bir yer
gerçekleşmek
meydana gelmek veya vuku bulmak
The meeting will take place tomorrow
Toplantı yarın gerçekleşecek
yerleştirmek
bir şeyi belirli bir konuma koymak
Please place the book on the table
Lütfen kitabı masanın üzerine koyun
tanımak
birini nereden tanıdığını hatırlamak
I know his face but I can't place him
Yüzünü hatırlıyorum ama onu çıkaramıyorum
kesinlikle
In scenehiçbir şüphe olmadan veya tamamen
I absolutely agree with you
Sana kesinlikle katılıyorum
insanlar
In scenebir grup insan, özellikle aile veya arkadaşlar
My folks are coming to visit
Ailem ziyarete geliyor
aile
aile bireyleri
I am visiting my folks this weekend
Bu hafta sonu ailemi ziyarete gidiyorum
halk
sıradan insanların geleneksel kültürüyle ilgili
She likes to listen to folk music
O halk müziği dinlemeyi sever
ilk
In scenezaman veya sıra bakımından diğerlerinden önce gelen
This is my first car
Bu benim ilk arabam
hamilelik
In scenehamile olma durumu
Pregnancy lasts nine months
Hamilelik dokuz ay sürer
bayılmak
In sceneaniden bilincini kaybetmek
She fainted from the heat
Sıcaktan bayıldı
hafif
gücü veya enerjisi eksik olan
The sound was faint
Ses hafifti
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
Don't forget about the meeting
Toplantıyı unutma
yükseklik
In scenebir şeyin ne kadar yüksek veya uzun olduğu
The height of the wall is two meters
Duvarın yüksekliği iki metredir
zirve
bir şeyin ulaşılan en yüksek veya en başarılı noktası
She reached the height of her career
Kariyerinin zirvesine ulaştı
-e kadar
belli bir sınıra veya miktara kadar
It can take up to ten days
On güne kadar sürebilir
-e bağlı
birinin seçimi veya sorumluluğunda olmak
It is up to you
Bu sana bağlı
yapmak
bir aktiviteyle meşgul olmak
What are you up to
Ne yapıyorsun
-e kadar
belirli bir yere kadar
He walked up to the door
Kapıya kadar yürüdü
gücü yetmek
bir şeyi yapabilmek için gereken enerjiye sahip olmak
I am not up to going out today
Bugün dışarı çıkmaya gücüm yetmiyor
bir işle meşgul
bir şey ile ilgilenmek veya yapmak
You are up to something
Bir şeyler karıştırıyorsun
kadar
bir yöne veya noktaya doğru
The cat ran up to the door
Kedi kapıya kadar koştu
boş ver
bir şeyi dert etmemeyi veya unutmayı söylemek için kullanılır
Never mind, it is okay
Boş ver, sorun yok
boşver
bir şeyi dikkate almamak
Never mind the price
Fiyatı boşver
önemli değil
az önce söylenenin unutulmasını istemek
Never mind I will do it myself
Önemli değil bunu kendim yaparım
durdurmak
In scenebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
In scenebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
durdurmak
bir şeyin gerçekleşmesini engellemek
We must stop the fire
Yangını durdurmalıyız
muhtemelen
In scenebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
olup olmadığı
In sceneiki olasılığı belirtmek için kullanılır
I don't know whether he will come
Gelip gelmeyeceğini bilmiyorum
ip-medigi
iki olasılık arasında seçim veya belirsizlik belirtmek için kullanılan bağlaç
I do not know whether he is coming
Onun gelip gelmeyeceğini bilmiyorum