

Modern Family — Season 1 Episode 5
Words & meanings
505 words
CEFR level
bak
In scenedikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
In sceneiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
uzun zaman
In sceneolayların gerçekleştiği ölçülen süre
I have waited for a long time
Uzun zaman bekledim
uzun süre
uzun bir süre devam eden
I have lived here for a long time
Uzun süredir burada yaşıyorum
uzun süreli
uzun bir süre boyunca devam eden
This is a long time project
Bu uzun süreli bir proje
uzun süreli
bir durumda veya ilişkide uzun süredir bulunan
She is a long-time member of this club
O bu kulübün uzun süreli bir üyesi
olmak
In scenebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
haline getirmek
bir şeyi başka bir şeye çevirmek
Heat makes water become steam
Isı suyu buhar haline getirir
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
olmak
bir şey haline gelmeye başlamak
She wants to become a teacher
O öğretmen olmak istiyor
haline gelmek
yeni bir duruma bürünmek
The weather will become cold
Hava soğuk bir hal alacak
dönüşmek
bir şeyden başka bir şeye geçmek
Water will become ice
Su buza dönüşecek
girmek
belirli bir duruma geçiş yapmak
He became angry
O öfkeye girdi
halini almak
bir durumun içine geçmek
The sky became dark
Gökyüzü karanlık halini aldı
başlamak
bir durumun başlangıcında olmak
It became sunny
Hava güneşli olmaya başladı
evrilmek
başka bir şekle dönüşmek
The situation has become worse
Durum daha kötüye evrildi
suçlamak
In scenebirinin bir yanlıştan sorumlu olduğunu söylemek
Do not blame me for this mistake
Bu hata için beni suçlama
ayıplamak
birinin yaptığı davranışı onaylamadığını belirtmek
They blamed him for his selfish behavior
Bencil davranışından dolayı onu ayıpladılar
sorumlu tutmak
bir olayın sonucunu birinin üzerine yıkmak
I blame the rain for the delay
Gecikmeden dolayı yağmuru sorumlu tutuyorum
suç
kötü bir durumdan dolayı sorumlu tutulma durumu
He accepted the blame for the accident
Kazanın suçunu üstlendi
çıkmak
In scenebir yerden ayrılmak
I am outta here
Ben buradan gidiyorum
düşünce
In scenezihinden geçen fikir veya inanış
He had a strange thought
Aklına tuhaf bir düşünce geldi
düşünme
dikkatli bir şekilde düşünme eylemi
He was lost in thought
Düşüncelere dalmıştı
bahsetmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
He thought to mention the new plan
O yeni plandan bahsetmeyi düşündü
düşünmek
bir konu hakkında görüşe sahip olmak
I thought you were busy
Meşgul olduğunu düşünmüştüm
sempatik
In sceneçok çekici veya keyif verici
This is a charming house
Bu sempatik bir ev
büyüleyici
hoş veya çekici olma özelliği
He has a charming smile
Büyüleyici bir gülümsemesi var
çekici
hoş ve ilgi çekici
She is a charming person
O çekici bir insan
büyüleyici
çok hoş veya çekici
She has a charming smile
Büyüleyici bir gülümsemesi var
doğru
In scenegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
tamam
In sceneanlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
davranmak
In scenebelli bir şekilde hareket etmek
He behaved strangely
Garip davrandı
uslu durmak
terbiyeli davranmak
Please behave yourself
Lütfen uslu dur
iyi davranmak
doğru kabul edilen kurallara göre hareket etmek
You must behave while you are at school
Okuldayken iyi davranmalısın
Sorun değil
In sceneteşekkürlere yanıt olarak veya bir durumun sorun olmadığını belirtmek için kullanılır
Thanks for your help. No problem.
Yardımın için teşekkürler. Sorun değil.
kolayca
herhangi bir zorluk yaşamadan
I solved the puzzle with no problem
Bulmacayı kolayca çözdüm
linebacker
In sceneamerikan futbolunda hücumu durduran savunma oyuncusu
The linebacker made a great tackle
Linebacker harika bir müdahale yaptı
linebacker
Amerikan futbolunda savunma hattının arkasında yer alan oyuncu
The linebacker stopped the player
Linebacker oyuncuyu durdurdu
vakit geçirmek
In scenebir şeyi yaparak zaman harcamak
I spend my weekends reading
Hafta sonlarımı kitap okuyarak geçiririm
zaman harcamak
In scenebir iş için zaman ayırmak
Don't spend too much time on this
Buna çok fazla zaman harcama
harcamak
bir şey satın almak için para vermek
I spend too much money
Çok fazla para harcıyorum
harcamak
bir şeyi satın almak için para kullanmak
I spend all my money on books
Tüm paramı kitaplara harcıyorum
harcamak
bir şey için para vermek
I spend money on food
Yiyeceğe para harcıyorum
harcamak
bir amaç için para zaman veya emek kullanmak
I spent all my money
Tüm paramı harcadım
kazmak
In scenetoprağı kazarak yerini değiştirmek
He likes to dig in the garden
Bahçede kazmayı sever
sevmek
bir şeyi beğenmek veya ondan keyif almak
I really dig your style
Tarzını gerçekten çok sevdim
karıştırmak
bir şeyi bulmak için eşyaları karıştırmak
I had to dig through my bag for the keys
Anahtarları bulmak için çantamı karıştırmak zorunda kaldım
iğneleme
eleştirel veya alaycı söz
That was a cheap dig at me
Bana yönelik ucuz bir iğnelemeydi
çuval
In sceneeşyaları saklamak veya taşımak için kullanılan büyük torba
He carried a sack of potatoes
Bir çuval patates taşıdı
yağmalamak
bir yeri zorla ele geçirip her şeyi alıp götürmek
The soldiers sacked the city
Askerler şehri yağmaladı
beceriksiz
özellikle acınası veya beceriksiz olarak görülen kimse
Stop acting like such a sad sack
Öyle beceriksiz gibi davranmayı bırak
yağmalamak
bir yeri zor kullanarak talan etmek veya eşyalarını çalmak
The soldiers sacked the city
Askerler şehri yağmaladı
yatak
yatak için kullanılan gayriresmi kelime
It is time to hit the sack
Yatağa gitme vakti
tamam
In scenekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
In sceneiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
In scenebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
elbise
In scenekadınlar veya kızlar için üst ve alt kısmı örten giysi
She is wearing a blue dress
Mavi bir elbise giyiyor
giyinmek
In scenekıyafet giymek
I need to dress for work
İş için giyinmem gerekiyor
pansuman yapmak
bir yarayı temizleyip kapatmak
The nurse will dress the wound
Hemşire yaraya pansuman yapacak
süslemek
bir şeyi daha çekici hale getirmek için güzelleştirmek
We should dress the cake with fresh fruit
Pastayı taze meyveyle süslemeliyiz
sevmek
In scenebir şeye karşı sevgi hissetmek
I don't care for sweets
Tatlılardan hoşlanmam
bakmak
birinin veya bir şeyin ihtiyaçlarını karşılamak
He cares for his sick dog
Hasta köpeğine bakıyor
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
Would you care for some coffee?
Biraz kahve ister misiniz?
hoşlanmamak
bir şeyi beğenmemek ya da sevmemek
I do not care for this food
Bu yemekten hoşlanmıyorum
görünmek
In scenebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
bak
In scenebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bakmak
gözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
kömür
In sceneyakıt olarak kullanılan siyah taş
Coal is used for heating
Kömür ısınma için kullanılır
bana bak
In sceneinsanların dikkatini çekmek için davranmak
Check me out in my new dress
Yeni elbisemle bana bak
kavga
In sceneiki kişi arasındaki fiziksel veya sözlü çatışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
tarz
bir şeyi yapma veya ifade etme biçimi
Her fight is very unique
Onun tarzı çok özgün
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
mücadele etmek
bir şeyi durdurmak veya engellemek için çok çabalamak
We must fight the disease
Hastalıkla mücadele etmeliyiz
tartışmak
biriyle öfkeli bir anlaşmazlık yaşamak
They often fight about money
Para konusunda sık sık tartışırlar
kavga
insanlar arasındaki öfkeli anlaşmazlık
I heard a fight in the street
Sokakta bir kavga duydum
savaşmak
bir kavgada veya savaşta yer almak
Soldiers fight to protect their country
Askerler ülkelerini korumak için savaşırlar
mücadele etmek
resmi bir yarışmaya veya kampanyaya katılmak
They will fight for the title
Unvan için mücadele edecekler
çabalamak
zor bir şeyi yapmak için büyük gayret göstermek
She had to fight to finish her work
İşi bitirmek için çabalaması gerekti
karşı koymak
bir şeyi durdurmak veya değiştirmek için çok uğraşmak
We must fight against climate change
İklim değişikliğine karşı koymalıyız
en azından
In scenebir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
en az
In scenebelirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en azından
hiç değilse biraz olsun
It is at least warm here
Burası en azından sıcak
tırmanmak
In sceneel ve ayakları kullanarak yukarı çıkmak
He climbed the mountain
Dağa tırmandı
tırmanarak inmek
elleri ve ayakları kullanarak aşağı doğru hareket etmek
He climbed down the ladder
Merdivenden aşağı tırmandı
tırmanmak
bir şeyin üzerine veya tepesine doğru hareket etmek
He likes to climb trees
O ağaçlara tırmanmayı sever
dışarı
In scenebir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
dışarı çıkarmak
In scenebir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
tamamlamak
bir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
tersten
In sceneters yönde veya ters sırada
Can you count backwards from ten
Ondan geriye doğru sayabilir misin
geriye
arkaya veya ters yöne doğru
He stepped backwards
Geriye doğru adım attı
açık
In scenekapalı veya engellenmiş olmayan
The window is open
Pencere açık
açık fikirli
In sceneyeni bir şeyi değerlendirmeye hazır
I am open to suggestions
Önerilere açığım
açık
kapalı olmayan
The store is open now
Mağaza şimdi açık
açmak
kapalı veya engelli olan bir şeyi erişilebilir hale getirmek
Please open the door
Lütfen kapıyı aç
kırıcı
In sceneöfkeye veya kırgınlığa neden olan
That comment was very offensive
Bu yorum çok kırıcıydı
hücum
In scenebir spor veya oyunda saldırmakla ilgili olan
The team uses an offensive strategy
Takım bir hücum stratejisi kullanıyor
saldırı
bir ordu tarafından gerçekleştirilen askeri hamle
The army launched a major offensive
Ordu büyük bir saldırı başlattı
bitmek
In scenesona ermek veya durmak
The movie ends now
Film şimdi bitiyor
taraf
In scenebir durumun belirli bir kişiye ait olan kısmı
Everything is fine on my end
Benim tarafımda her şey yolunda
son
bir şeyin son kısmı
This is the end of the road
Bu yolun sonu
uç
bir şeyin en uzak noktası
He stood at the end of the road
Yolun ucunda duruyordu
mahvetmek
In scenebir şeyi artık kullanılamayacak kadar bozmak
The rain ruined my clothes
Yağmur kıyafetlerimi mahvetti
harabe
yok olmuş bir yapının kalıntıları
We visited the ancient ruins
Eski harabeleri ziyaret ettik
mahvetmek
bir şeye büyük zarar vermek
The rain ruined our plans
Yağmur planlarımızı mahvetti
yıkım
tamamen yok olma veya başarısız olma durumu
The war brought total ruin
Savaş tam bir yıkım getirdi
kişi
In sceneinsan olan varlık
He is a good person
O iyi bir kişidir
birey
In scenetek bir kişiyi ifade eden terim
Every person is different
Her birey farklıdır
insan
genel anlamda insan türü
A person needs sleep
Bir insanın uykuya ihtiyacı vardır
şahıs
belirli bir kimse
I know that person
O şahsı tanıyorum
üzgün
In scenepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
boğazını temizlemek
In scenekonuşmaya hazırlanmak için hafifçe öksürmek
He cleared his throat
Boğazını temizledi
alay edilen
In scenekaba bir şekilde gülünmüş olan
She was made fun of
Onunla alay edildi
dalga geçmek
birininle kaba bir şekilde gülmek
Stop making fun of me
Benimle dalga geçmeyi bırak
alay etmek
birini küçük düşürmek için gülmek
They make fun of his accent
Onun aksanıyla alay ediyorlar
dalga geçmek
birisiyle kötü niyetle alay etmek
Do not make fun of your classmates
Sınıf arkadaşlarınla dalga geçme
herhangi biri
In sceneherhangi bir kişi
Is anybody here
Burada kimse var mı
herhangi biri
herhangi bir kişi
Does anybody want cake?
Herhangi biri kek ister mi?
kimse
belirli olmayan bir kişi
I didn't see anybody
Kimseyi görmedim
beklemek
In scenekısa bir süre beklemek veya durmak
Please hold on a moment
Lütfen bir an bekleyin
sıkıca tutmak
bir şeyi sıkıca kavramak
Hold on to the rail
Korkuluğa sıkıca tutun
hakimiyet
birisi üzerindeki güç veya etki
He has a firm hold on the team
Takım üzerinde sıkı bir hakimiyeti var
tutunmak
bir şeye sıkıca tutunmak
Hold on to the railing
Korkuluğa tutunun
tutmak
bir şeyi bulunduğu konumda bırakmamak
Hold on to your ticket
Biletinizi elinizde tutun
dayanmak
pes etmeden mücadeleye devam etmek
Just hold on a little longer
Sadece biraz daha dayan
örtmek
In scenebir şeyi başka bir şeyle örtmek
Cover the pot with a lid
Tencereyi bir kapakla ört
yerine bakmak
birinin işini geçici olarak yapmak
Can you cover for me tomorrow
Yarın benim yerime bakabilir misin
haber yapmak
bir olay hakkında haber raporlamak
The journalist will cover the event
Gazeteci olayı haber yapacak
korumak
birini tehlikelere karşı güvende tutmak
The soldier covered his comrade from the attack
Asker yoldaşını saldırıdan korudu
iyi
In sceneyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
ince
kalın olmayan
The pen has a fine tip
Kalemin ince bir ucu var
iyi
sağlığı yerinde veya zarar görmemiş olan
I am feeling fine today
Bugün kendimi iyi hissediyorum
iyi
yeterince iyi veya tatmin edici
The weather is fine today
Bugün hava iyi
kabul edilebilir
yeterli veya uygun
This plan is fine with me
Bu plan benim için kabul edilebilir
kaliteli
çok iyi nitelikli
This is a fine cloth
Bu kaliteli bir kumaş
üstün
çok yüksek nitelikte
They have fine taste in art
Sanat konusunda üstün bir zevkleri var
sağlıklı
iyi bir sağlık veya durum içinde
I am fine thank you
İyiyim teşekkür ederim
ceza
ceza olarak ödenmesi gereken para
He had to pay a fine
Bir ceza ödemek zorunda kaldı
ince yazılı
bir belgede küçük puntoyla yazılanlar
Read the fine print carefully
İnce yazıları dikkatlice oku
seçkin
çok yüksek kalitede
A fine specimen of the plant
Bitkinin seçkin bir örneği
zinde
iyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
oyun alanı
In sceneçocukların oynaması için ekipmanların bulunduğu açık alan
The children are at the playground
Çocuklar oyun alanında
oyun parkı
çocukların oynaması için çeşitli ekipmanların bulunduğu alan
Children run around the playground
Çocuklar oyun parkında koşuyor
eğlence yeri
insanların dinlenip eğlenebileceği mekan
The city is a playground for tourists
Bu şehir turistler için bir eğlence yeri
hissetmek
In scenefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
düşünmek
bir şeyin olduğuna dair inanca sahip olmak
I feel that you are right
Haklı olduğunu düşünüyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
hatırlatmak
birine bir şeyi anımsatmak
This song makes me feel my childhood
Bu şarkı bana çocukluğumu hatırlatıyor
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
She felt her mistake to everyone
O hatasını herkese itiraf etti
hissetmek
fiziksel veya duygusal bir duyguya sahip olmak
I feel happy today
Bugün mutlu hissediyorum
minnettar olmak
çok şanslı veya müteşekkir hissetmek
I feel grateful for your help
Yardımın için minnettar hissediyorum
sezgi
bir şeyi düşünmeden anlama yeteneği
She has a feel for music
Onun müzik için bir sezgisi var
hava
bir şeyin genel karakteri veya atmosferi
The room has a cozy feel
Odanın rahat bir havası var
sezmek
bir şeyin doğasını anlamak
I could feel his anger
Onun öfkesini sezebiliyordum
düşünmek
bir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
iç çamaşırı
In scenedış kıyafetlerin altına giyilen giysi
I need to buy new underwear
Yeni iç çamaşırı almam gerekiyor
tekrar
In scenebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
erkek arkadaş
In sceneromantik bir ilişki içinde olan erkek
He has a boyfriend
Onun bir erkek arkadaşı var
erkek arkadaş
düzenli romantik ilişki kurulan erkek
My boyfriend is a doctor
Erkek arkadaşım bir doktor
erkek arkadaş
romantik bir ilişki içinde olunan erkek
She went to the cinema with her boyfriend
O erkek arkadaşıyla sinemaya gitti
saniye
In scenedakikanın altmışta biri olan zaman birimi
Wait for a second
Bir saniye bekle
ikinci
birinciden sonra gelen
This is my second book
Bu benim ikinci kitabım
ikinci porsiyon
yemeğin ikinci servis edilen kısmı
I want a second helping
İkinci bir porsiyon istiyorum
desteklemek
bir öneriye resmi olarak destek vermek
I second the motion
Öneriyi destekliyorum
kusursuz
In scenehiçbir hatası veya kusuru olmayan
This diamond is perfect
Bu elmas kusursuz
mükemmel
bir amaç için tam olarak uygun olan
It is a perfect day for a walk
Yürüyüş için mükemmel bir gün
mükemmelleştirmek
bir şeyi kusursuz hale getirmek
She wants to perfect her skills
Becerilerini mükemmelleştirmek istiyor
tam puan
okul çalışması için verilen en yüksek not
She got a perfect on her history exam
Tarih sınavından tam puan aldı
bahane
bir hatayı açıklamak için öne sürülen neden
That is just a perfect for being late
Bu geç kalmak için sadece bir bahane
dört gözle beklemek
In scenegelecekte olacak bir şeyi heyecanla beklemek
I look forward to meeting you
Sizinle tanışmayı dört gözle bekliyorum
dört gözle beklemek
gelecekte olacak bir şey için heyecan duymak
I look forward to meeting you
Sizinle tanışmayı dört gözle bekliyorum
derin
In sceneyüzeyden çok aşağıya inen
The ocean is very deep
Okyanus çok derindir
kalın
düşük tona sahip olan
He has a deep voice
Onun kalın bir sesi var
zengin
çok parası olan
He has deep pockets
Onun çok parası var
derin
çok güçlü veya yoğun
He has a deep love for music
Müziğe karşı derin bir sevgisi var
boğmak
In scenesesi daha az duyulur hale getirmek
He muffled the sound with a pillow
Sesi bir yastıkla boğdu
benzemek
In scenedış görünüş olarak birine veya bir şeye benzer olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
gibi görünmek
In scenebir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
benzemek
bir şeye benzer bir dış görünüşe sahip olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
benzemek
dış görünüşü birine veya bir şeye benzemek
You look like your brother
Erkek kardeşine benziyorsun
elinden kaçırmak
In sceneözellikle sporlarda bir şeyi düşürmek veya tutamamak
The player fumbled the ball
Oyuncu topu elinden kaçırdı
beceriksizce yapmak
bir şeyi gergin veya sakarca yapmak
He fumbled with the keys
Anahtarlarla beceriksizce uğraştı
el yordamıyla aramak
ellerle sakarca bir şeyi bulmaya çalışmak
She fumbled in her bag for the phone
Çantasında telefonu el yordamıyla aradı
yoklamak
bir şeyi bulmak için elleriyle beceriksizce aramak
He fumbled in his pockets for his keys
Anahtarlarını bulmak için ceplerini yokladı
konuşarak halletmek
In scenebir sorunu konuşarak çözüme kavuşturmak
We should talk it out before getting angry
Kızmadan önce bunu konuşarak halletmeliyiz
şşş
In scenebirine sessiz olmasını söylemek için kullanılır
Shh, be quiet
Şşş, sessiz ol
şşş sesi
birine sessiz olmasını söylemek için çıkarılan ses
He made a shh sound
Şşş sesi çıkardı
şşş
birinden sessiz olmasını istemek için çıkarılan ses
Shh the movie has started
Şşş film başladı
halının altına süpürmek
In scenebir şeyi gizlemek veya görmezden gelmek
He tried to sweep the problem under the rug
Sorunu halının altına süpürmeye çalıştı
unutmak
In scenebir şeyi hatırlayamamak
Don't forget about the meeting
Toplantıyı unutma
dikkate almamak
bir şeyi düşünmeyi ya da ona dikkat etmeyi bırakmak
Forget about the old rules
Eski kuralları dikkate alma
cevap vermek
In scenebir soruya veya duruma karşılık olarak bir şey söylemek veya yapmak
Please respond to my question
Lütfen soruma cevap verin
yanıtlamak
bir yazıya veya mesaja karşılık olarak bir şey yazmak veya söylemek
He didn't respond to the email
E-postaya yanıt vermedi
tepki vermek
bir şeye karşılık olarak bir şey yapmak
How did he respond to the news
Habere nasıl tepki verdi
cevap vermek
bir soruya veya söze karşılık olarak bir şey söylemek
Please respond to my question
Lütfen soruma cevap ver
okul
In sceneçocukların eğitim aldığı yer
I go to school
Okula gidiyorum
sürü
bir arada bulunan canlılar topluluğu
I saw a school of fish
Bir balık sürüsü gördüm
eğitmek
birine ders vermek veya yetiştirmek
He schooled them in physics
Onlara fizik dersi verdi
emin
In sceneşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
kararsız
bir şey hakkında kesinliği olmayan
He is sure about the plan
Plan hakkında kararsız
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
elbette
bir durumu kesinlikle kabul ettiğini belirtmek için kullanılan ifade
Can I help you? Sure.
Size yardım edebilir miyim? Elbette.
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
yaşamak
In scenehayatta olmak
I want to live
Yaşamak istiyorum
deneyimlemek
bir olayı tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar deneyimlemek istiyorum
canlı
anında yayınlanan
The show is live now
Program şu anda canlı
oturmak
bir yerde ikamet etmek
We live in a big city
Biz büyük bir şehirde oturuyoruz
canlı
hayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
yaşamak
bir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
ebedi yaşamak
her zaman var olmak
Heroes live forever
Kahramanlar sonsuza dek yaşar
canlı
anlık gerçekleşen
This is a live broadcast
Bu canlı bir yayın
oturmak
bir yerde ev sahibi olmak
They live in the center
Onlar merkezde oturuyor
ikamet etmek
bir yerde ev sahibi olmak
Where do you live
Nerede ikamet ediyorsun
hayat sürmek
canlı varlık olmak
I just want to live
Sadece hayat sürmek istiyorum
yerleşik olmak
bir yerde ev sahibi olmak
We live in this city
Bu şehirde yerleşik durumdayız
barınmak
bir yerde ev sahibi olmak
Many animals live here
Birçok hayvan burada barınır
hayatta olmak
canlılık durumu
You have to live
Hayatta kalmalısın
biraz
In sceneküçük bir miktar veya derece
I am a little bit tired
Biraz yorgunum
halı
In sceneyere serilen kalın örtü
The rug is soft
Halı yumuşak
aptalca
In sceneakıl ve mantıktan yoksun
That was a silly mistake
Bu aptalca bir hataydı
mobilya
In sceneevde kullanılan sandalye, masa, yatak gibi eşyalar
I need new furniture for my room
Odam için yeni mobilyaya ihtiyacım var
mobilya
evde oturmak uyumak veya eşya saklamak için kullanılan büyük nesneler
We bought new furniture for our living room
Oturma odamız için yeni mobilyalar aldık
yakın
In scenekısa bir mesafede bulunmak
My house is close to the park
Evim parka yakın
kapatmak
In scenebir şeyi erişilmez hale getirmek
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
dikkatli
detaylara çok fazla özen gösteren
Please pay close attention to the details
Lütfen detaylara çok dikkat et
kuşatmak
etrafını sarıp yakalamak
The police close on the suspect
Polis şüphelinin etrafını sarar
sayı alanı
In sceneAmerikan futbolu sahasının uçlarındaki alan
The player ran into the end zone
Oyuncu sayı alanına koştu
düşmek
In scenebir yerden ayrılarak düşmek
The button fell off my shirt
Gömleğimin düğmesi düştü
düşmek
bir yüzeyden veya nesneden ayrılıp yere inmek
The picture fell off the wall
Resim duvardan düştü
azalmak
miktar sayı veya nitelik olarak daha düşük hale gelmek
Sales started to fall off
Satışlar azalmaya başladı
düşmek
yüksekten aşağıya doğru hareket etmek
The apple will fall off
Elma aşağı düşecek
bir yerden düşmek
bir şeyin üzerinden aşağıya doğru düşmek
He fell off the horse
Atın üzerinden düştü
aşağı düşmek
yüksek bir seviyeden aşağıya doğru inmek
Books fall off the shelf
Kitaplar raftan aşağı düşer
kopup düşmek
bağlı olduğu yüzeyden ayrılarak düşmek
A button fell off my shirt
Gömleğimden bir düğme kopup düştü
neredeyse
In scenetam olarak değil ama çok yakın
I almost missed the bus
Neredeyse otobüsü kaçırıyordum
turşu
In scenesirke veya tuzlu suda bekletilerek korunan salatalık
I love eating pickles
Turşu yemeyi severim
turşu
In scenesirkeli veya tuzlu suda saklanan sebze
I eat pickles with my burger
Burgerimin yanında turşu yerim
zor durum
zor veya karışık bir durum
I am in a pickle
Zor bir durumdayım
turşu kurmak
yiyeceği sirke veya tuzlu suda saklamak
I like to pickle vegetables
Sebzelerin turşusunu kurmayı severim
turşu
sirkeli veya tuzlu suda bekletilerek hazırlanan yiyecek
I ate a pickle with my lunch
Öğle yemeğimde turşu yedim
salatalık turşusu
sirke veya tuzlu suda bekletilmiş küçük salatalık
Add a pickle to the burger
Burgerin içine salatalık turşusu ekle
skor
In scenebir oyundaki puanların toplamı
The score is two to one
Skor ikiye bir
elde etmek
In scenebir şeyi kazanmak veya almak
He managed to score two tickets to the game
Maça iki bilet almayı başardı
film müziği
bir film veya oyun için yazılmış müzik
The movie has an amazing score
Filmin müzikleri harika
yirmi
yirmi adetlik bir grup
A score of birds flew past
Yirmi kuş yanımızdan uçup geçti
höpürdetmek
In sceneiçerken yüksek ses çıkarmak
Don't slurp your soup
Çorbanı höpürdeterek içme
baştan çıkarmak
In scenebirini romantik veya cinsel yolla etkilemek
He tried to seduce her
Onu baştan çıkarmaya çalıştı
cezbetmek
birini kendine çekmek
Her beauty seduces everyone
Güzelliği herkesi cezbeder
ayartmak
birini yanlış bir şey yapmaya ikna etmek
He was seduced by the money
Para tarafından ayartıldı
olmadan
In scenebir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
olmadan
bir şeyin veya birinin dahil edilmediği durum
You cannot go without a ticket
Bilet olmadan gidemezsin
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
öğrenmek
In scenebir şeyi öğrenmek veya keşfetmek
I will find out the answer
Cevabı öğreneceğim
yakalanmak
birinin hatalı veya dürüst olmayan bir şey yaptığını keşfetmek
I hope he does not find out
Umarım o yakalanmaz
öğrenmek
bir bilgi veya gerçek hakkında fikir sahibi olmak
I want to find out the truth
Gerçeği öğrenmek istiyorum
toplamak
In sceneyere düşen veya dağınık eşyaları yerden kaldırmak
Please pick up your toys
Lütfen oyuncaklarını topla
iyileşmek
daha iyi hale gelmek veya artmak
The economy is starting to pick up
Ekonomi canlanmaya başlıyor
kapmak
bir şeyi fark ederek veya hızla öğrenmek
She picked up Spanish quickly
İspanyolcayı hızla kaptı
fark etmek
bir şeyi gözlemlemek veya anlamak
I picked up a strange smell in the room
Odaya girince tuhaf bir koku fark ettim
hızlanmak
bir şeyin gücünün veya hızının artması
The wind started to pick up
Rüzgar hızlanmaya başladı
almak
bir nesneyi yerden kaldırmak veya birini bir yerden almak
I will pick up my friend from the airport
Arkadaşımı havaalanından alacağım
tavlamak
birini romantik olarak etkilemeye çalışmak
He always tries to pick up women
Her zaman kadınları tavlamaya çalışır
gidip getirmek
birini veya bir şeyi bulunduğu yerden almak
I will pick you up at seven
Seni saat yedide alacağım
ilişki başlatmak
biriyle yeni bir romantik birliktelik kurmak
He picked up a relationship with her
Onunla bir ilişki başlattı
bulmak
bir şeyi tespit etmek veya keşfetmek
They picked up a signal on the radar
Radarda bir sinyal buldular
tavlama
birini etkileyerek romantik bir ilişki başlatma girişimi
He is very good at the pick-up
O tavlama konusunda çok başarılıdır
aramak
birini telefonla aramak
I will pick you up later
Seni sonra arayacağım
devam etmek
ara verilmiş bir işe devam etmek
Let us pick up where we left off
Kaldığımız yerden devam edelim
teslim alma
birini veya bir şeyi bulunduğu yerden alma işlemi
The package pick-up is at the front desk
Paket teslim alma yeri resepsiyondadır
hızlanmak
hız veya aktivitenin artması
The economy is starting to pick up
Ekonomi hızlanmaya başlıyor
telefonu açmak
bir telefon çağrısına cevap vermek
She did not pick up the phone
Telefona bakmadı
seçmek
bir gruptan bir şeyi tercih etmek
You can pick up any book you like
İstediğin herhangi bir kitabı seçebilirsin
devam etmek
bir duraksamadan sonra tekrar başlamak
Let us pick up where we left off
Kaldığımız yerden devam edelim
fark etmek
bir şeyi anlamak veya duymak
I picked up a strange noise
Garip bir ses fark ettim
almak
dışarıdayken birisi için bir şey edinmek
Can you pick up some milk on your way home
Eve gelirken biraz süt alabilir misin
birini almak
birisini gitmesi gereken yerden arabayla almak
The taxi picked up the passenger
Taksi yolcuyu aldı
yükselmek
bir şeyin güçlenmesi veya artması
Sales picked up in the summer
Satışlar yazın yükseldi
kapmak
pratik yaparak yeni bir beceri kazanmak
I picked up Spanish in Spain
İspanyolcayı İspanya'da kaptım
kaldırmak
bir nesneyi yerden yukarı kaldırmak
Please pick up your toys
Lütfen oyuncaklarını yerden kaldır
tanışmak
birisiyle tesadüfen karşılaşmak
I picked up new friends at the party
Partide yeni arkadaşlarla tanıştım
edinmek
bir şeyi ele geçirmek veya satın almak
I picked up a new dress yesterday
Dün yeni bir elbise edindim
üstlenmek
bir maliyetin sorumluluğunu almak
He picked up the costs of the repairs
Tamirat masraflarını üstlendi
ödemek
bir şeyin faturasını ödemek
I will pick up the bill tonight
Bu akşam hesabı ben ödeyeceğim
toparlanmak
bir başarısızlıktan sonra gücü geri kazanmak
She is slowly picking up after the illness
Hastalıktan sonra yavaşça toparlanıyor
ilişki kurmak
biriyle romantik bir bağa başlamak
He tried to pick her up at the bar
Barda onunla ilişki kurmaya çalıştı
yerden almak
bir nesneyi eline almak
Could you pick up that pen for me
Benim için şu kalemi yerden alabilir misin
devralmak
başka birinin bıraktığı bir görevi üstlenmek
I will pick up the project from here
Projeyi buradan ben devralacağım
süreç
In scenebir sonuca ulaşmak için izlenen adımlar dizisi
It is a long process
Bu uzun bir süreç
işlemek
bir şeyi sistematik olarak ele almak
The computer processes the data
Bilgisayar verileri işler
işleme
bir şeyi sistematik olarak ele alma eylemi
Data processing takes time
Veri işleme zaman alır
işlemek
bir bilgiyi zihinde değerlendirmek
I need some time to process the information
Bu bilgiyi işlemek için biraz zamana ihtiyacım var
açıkça
In scenekolayca görülebilen veya anlaşılabilen bir şekilde
He is obviously lying
Açıkça yalan söylüyor
hakkında konuşmak
In scenebir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
işte buna denir
bir durumun aşırı veya sıra dışı olduğunu vurgulamak için kullanılır
Talk about a lucky break
İşte buna büyük bir şans denir
yine de
In sceneher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
neyse
konuyu değiştirmek veya bir duraksamadan sonra devam etmek için kullanılan söz
Anyway let us continue with the lesson
Neyse derse devam edelim
göl
In scenekara ile çevrili geniş su kütlesi
The lake is very blue
Göl çok mavi
kültür
In scenebir grubun paylaştığı gelenekler ve inanışlar
Every country has its own culture
Her ülkenin kendi kültürü vardır
kültür
araştırma için büyütülen bakteri grubu
The doctor ordered a bacterial culture test
Doktor bakteri kültürü testi istedi
kültür
araştırma için büyütülen hücre veya organizma grubu
They grew a new cell culture in the lab
Laboratuvarda yeni bir hücre kültürü yetiştirdiler
kültür
bir grubun paylaştığı inançlar ve yaşam biçimi
Turkey has a rich culture
Türkiye zengin bir kültüre sahiptir
çiçek
In scenebir bitkinin renkli kısmı
This flower is red
Bu çiçek kırmızı
çiçek
bitkinin tohum oluşturan renkli kısmı
I gave her a beautiful flower
Ona güzel bir çiçek verdim
çiçek
bitkinin genellikle renkli olan bir parçası
I gave her a beautiful flower
Ona güzel bir çiçek verdim
ihanet etmek
güvenen birine karşı sadakatsizlik etmek
Do not flower those who trust you
Sana güvenenlere ihanet etme
düşünmek
In scenebir konu üzerinde dikkatlice düşünmek
I will consider your offer
Teklifinizi düşüneceğim
saymak
bir şeyi belli bir şekilde görmek veya kabul etmek
I consider him a friend
Onu bir arkadaşım olarak görüyorum
dikkate almak
bir karar verirken belirli bir durumu düşünmek
You should consider the cost before buying it
Satın almadan önce maliyeti dikkate almalısın