

Modern Family — Season 1 Episode 11
Words & meanings
574 words
CEFR level
kıran
In scenebir şeyi kıran veya bozan kimse veya nesne
He is a record breaker
O bir rekor kıran
sigorta
bir sorun olduğunda elektrik akışını durduran şalter
The breaker tripped and the lights went out
Sigorta attı ve ışıklar söndü
yemin etmek
In sceneciddi bir söz veya vaatte bulunmak
I swear to tell the truth
Doğruyu söyleyeceğime yemin ederim
yemin etmek
bir şeyden çok emin olduğunu belirtmek
I swear I saw him
Onu gördüğüme yemin ederim
küfretmek
kötü kelimeler kullanmak
Do not swear in class
Derste küfretme
yemin etmek
resmi bir söz vermek
I swear to tell the truth
Doğruyu söylemeye yemin ederim
yemin etmek
bir şeyin doğru olduğuna dair söz vermek
I swear that I did not do it
Onu yapmadığıma yemin ederim
küfür etmek
kaba veya ayıp sözler söylemek
It is rude to swear
Küfür etmek kabalıktır
gelmek
In scenebir yere ulaşma
The train is coming
Tren geliyor
gelecek
yakın zamanda olacak olan
The coming weeks will be busy
Gelecek haftalar yoğun geçecek
ilerleme
gelişme kaydetme
The project is coming along well
Proje iyi ilerliyor
hak edilmiş
genellikle ceza olarak kazanılmış olan şey
He had it coming
Bunu hak etmişti
geliş
bir yere ulaşma eylemi
Your coming was unexpected
Gelişin beklenmedikti
inme
yukarıdan aşağıya doğru hareket etme
Coming down the ladder is slow
Merdivenden inmek yavaş
girme
bir alanın içine doğru ilerleme
Coming into the office is okay
Ofise girmek sorun değil
gelme
bir hedefe doğru hareket etme
I like coming home early
Eve erken gelmeyi seviyorum
yaklaşma
bir şeye doğru mesafe katetme
Coming near is not allowed
Yaklaşmaya izin yok
yönelme
bir tarafa doğru ilerleme
Coming toward me is safe
Bana doğru yönelmek güvenli
ilerleme
bir süreçte gelişme kaydetme
The work is coming along well
İşler iyi ilerliyor
beklenen geliş
önemli birinin gelecekteki gelişi
The coming of the hero is near
Kahramanın gelişi yakın
ağır
In sceneağırlığı fazla olan
This box is heavy
Bu kutu ağır
şiddetli
etkisi veya derecesi çok yüksek olan
We are expecting heavy rain today
Bugün şiddetli yağmur bekliyoruz
kederli
çok üzgün hissetme hali
She feels heavy today
Bugün çok kederli hissediyor
ciddi
önemli veya zorlu durum
This is a heavy topic
Bu ciddi bir konu
ağır
çok yağlı veya şekerli olan
This chocolate cake is very heavy
Bu çikolatalı kek çok ağır
ağır
yüksek kütleye sahip olan
This bag is very heavy
Bu çanta çok ağır
ağır
çok büyük bir ağırlığı olan
I lifted a heavy box
Ağır bir kutu kaldırdım
ciddi
önemli ve etkisi büyük olan
That was a heavy discussion
O çok ciddi bir tartışmaydı
motosiklet
In scenemotorlu iki tekerlekli bir araç
He rides a motorcycle to work
İşe motosikletle gider
tahta
In scenebelirli bir amaç için kullanılan düz tahta veya malzeme parçası
He used a wooden board
O, ahşap bir tahta kullandı
kurul
bir kuruluşu yöneten kişiler grubu
The board met yesterday
Kurul dün toplandı
binmek
uçak gibi bir araca girmek
It is time to board the plane
Uçağa binme vakti geldi
yemek
bir yerde konakladığınızda sağlanan yemek
The price includes room and board
Fiyata konaklama ve yemek dahildir
inanmak
In scenebir şeyin doğru olduğunu kabul etmek
I don't buy his story
Onun hikayesine inanmıyorum
satın almak
In scenepara ödeyerek bir şeye sahip olmak
I want to buy a car
Bir araba satın almak istiyorum
satın alınan şey
satın alınan ürün veya eşya
This dress was a great buy
Bu elbise harika bir alışverişti
sebep olmak
bir durumun veya sorunun meydana gelmesine yol açmak
His arrogance bought him a lot of trouble
Kibri başına çok dert açtı
kapatmak
In scenebir şeyi erişilmez hale getirmek
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
yakın
kısa bir mesafede bulunmak
My house is close to the park
Evim parka yakın
dikkatli
detaylara çok fazla özen gösteren
Please pay close attention to the details
Lütfen detaylara çok dikkat et
kuşatmak
etrafını sarıp yakalamak
The police close on the suspect
Polis şüphelinin etrafını sarar
çözmek
In scenedüşünerek bir şeyi kavramak
I can't figure it out
Bunu çözemiyorum
rakam
bir sayıyı temsil eden sembol
The figure is written here
Rakam burada yazılı
şahsiyet
ünlü veya önemli bir kişi
He is a famous figure
O ünlü bir şahsiyettir
şekil
bir kişinin veya şeyin biçimi
It is a strange figure
Bu tuhaf bir şekil
sonuca varmak
üzerine düşünüp karar vermek
I figured that he was tired
Yorgun olduğu sonucuna vardım
tahmin etmek
bir şeyin olası olduğunu düşünmek
I figure he will be late
Sanırım o geç kalacak
çocuklar
In scenegenç insan topluluğu
The kids are playing
Çocuklar oynuyor
çocuk
genç bir kişi
I have two kids
İki çocuğum var
izlemek
In scenebir şeye dikkatlice bakmak
He is watching the birds
Kuşları izliyor
izlemek
bir şeyi bir süre boyunca gözleme
I am watching a movie
Bir film izliyorum
izlemek
bir şeye bir süre boyunca bakmak
I am watching a movie
Bir film izliyorum
izlemek
belirli bir süre boyunca bir şeye bakmak
I am watching a movie
Bir film izliyorum
uyumak
In scenegözler kapalı şekilde dinlenmek
It is time to go to sleep
Uyuma vakti geldi
resim
In scenegörsel bir temsil
I drew a picture
Bir resim çizdim
hayal etmek
zihinde canlandırmak
I can't picture it
Bunu hayal edemiyorum
timsal
bir niteliğin kusursuz örneği
She is the picture of health
O sağlığın timsalidir
genel durum
bir durumun tamamı veya ana fikri
You need to understand the whole picture
Genel durumu anlaman gerekiyor
film
sinemada gösterilen hareketli görüntü
We saw a funny picture at the cinema
Sinemada komik bir film izledik
fotoğraf
fotoğraf makinesiyle çekilmiş basılı görüntü
I took a picture of the cat
Kedinin fotoğrafını çektim
kovmak
In scenebirini işten çıkarmak
The boss fired him
Patron onu kovdu
ateş etmek
In scenesilahtan kurşun çıkarmak
He fired the gun
Silahı ateşledi
ateş
yanma sonucu oluşan sıcak alevler
The fire is hot
Ateş sıcaktır
tutuşturmak
bir şeyin yanmasını başlatmak
He fired the furnace
Fırını tutuşturdu
oynamak
In scenebir nesneyi eğlence amacıyla kullanmak
The child is playing with the blocks
Çocuk bloklarla oynuyor
oynamak
In scenebir canlıyla eğlenceli vakit geçirmek
I like to play with my dog
Köpeğimle oynamayı severim
üzerinde düşünmek
bir fikri kesin karar vermeden değerlendirmek
I play with the idea of moving abroad
Yurtdışına taşınma fikri üzerinde düşünüyorum
oyalanmak
bir nesneye amaçsızca veya sürekli dokunmak
He plays with his keys while waiting
Beklerken anahtarlarıyla oyalanıyor
oynamak
keyif almak için bir etkinlikte bulunmak veya bir nesneyi kullanmak
Children love to play with toys
Çocuklar oyuncaklarla oynamayı severler
ile uğraşmak
eğlence veya aktivite için bir şeyi kullanmak veya ellemek
He is playing with the controls
Kontrollerle uğraşıyor
ile oynamak
bir şeyle oyun oynamak
The kids are playing with the ball
Çocuklar topla oynuyor
ancak
In scenebir durumu belirtirken karşıtlık bildirmek için kullanılır
I would go except I am tired
Giderdim ancak yorgunum
hariç
dahil etmemek
Everyone except Tom came
Tom hariç herkes geldi
hariç
bir şeyi dahil etmeden
Everyone came except him
O hariç herkes geldi
hariç
bir durumun veya kişinin dışında bırakıldığını belirtmek için kullanılır
Everyone came, except you
Sen hariç herkes geldi
telefon
In scenearama yapmak için kullanılan aygıt
The phone is on the table
Telefon masanın üzerinde
telefon etmek
telefonla aramak
I will phone you tomorrow
Seni yarın arayacağım
telefon
arama yapmak ve internete girmek için kullanılan cihaz
My phone is charging
Telefonum şarj oluyor
kart numarası
In scenekartlarla yapılan büyü gibi görünen gösteri
He performed a card trick for his friends
Arkadaşları için bir kart numarası yaptı
her zamanki
In scenenormal olan veya düzenli olarak gerçekleşen
I'll have my usual coffee
Her zamanki kahvemi alacağım
yaygın
çoğu zaman gerçekleşen durum
It is usual to see rain
Burada yağmur görmek yaygındır
normal
standart ve alışılmış olan
It was just a normal day
Sadece normal bir gündü
her zamanki
kişinin genellikle tercih ettiği şey
I will order my usual
Her zamankinden sipariş edeceğim
üzgün
In sceneüzüntü veya mutsuzluk hissetmek
I feel sad today
Bugün üzgün hissediyorum
en kötü
In scenekalite bakımından en düşük seviyede olan
This is the worst restaurant in town
Bu şehirdeki en kötü restoran
en kötü
en nahoş veya en düşük kaliteli olan
This is the worst movie I have ever seen
Bu, şimdiye kadar izlediğim en kötü film
en feci
en ağır veya en olumsuz durumda olan
It was the worst day of his life
Hayatının en feci günüydü
koca
In sceneevli olunan erkek
My husband is a doctor
Kocam bir doktordur
görünmek
In scenebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
devam etmek
In scenebir şeyi yapmaya devam etmek
Please continue reading
Lütfen okumaya devam et
sürmek
olmaya veya gerçekleşmeye devam etmek
The rain continued all day
Yağmur tüm gün sürdü
sürdürmek
bir şeyi kararlılıkla yapmaya devam etmek
He continued his studies
Çalışmalarını sürdürdü
devam etmek
bir eylemi kesintisiz sürdürmek
They decided to continue the meeting
Toplantıya devam etmeye karar verdiler
ihtiyaç duymak
In scenegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
ihtiyaç
gerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
inmek
In scenebir araçtan dışarı çıkmak
You should get off at the next stop
Bir sonraki durakta inmelisin
haz almak
cinsel haz almak
He gets off on power
Güçten haz alır
çıkarmak
bir şeyi bir yerden uzaklaştırmak
Get the mud off your shoes
Ayakkabılarındaki çamuru temizle
bırakmak
birine yönelik bir davranışı durdurmak
Get off my back
Peşimi bırak
yola çıkmak
bir yolculuğa veya işe başlamak
We should get off early tomorrow
Yarın erken yola çıkmalıyız
inmek
bir taşıttan veya bir yerden ayrılmak
I will get off the bus at the next stop
Bir sonraki durakta otobüsten ineceğim
işi bırakmak
bir çalışmayı veya faaliyeti sona erdirmek
I get off work at five
Saat beşte işten çıkıyorum
telefonu kapatmak
telefon görüşmesini bitirmek
I need to get off the phone now
Artık telefonu kapatmam gerekiyor
cezasız kurtulmak
bir suç için cezalandırılmaktan kaçınmak
He managed to get off with just a warning
Sadece bir uyarıyla cezasız kurtulmayı başardı
terbiyesizlik yapmak
kaba veya kabul edilemez şekilde davranmak
Don't get off with me
Bana terbiyesizlik yapma
üzerinden inmek
bir şeyin üzerinden aşağıya inmek
He got off his bike
Bisikletinden indi
telefonu kapatmak
telefon konuşmasını bitirmek
It is time to get off
Telefonu kapatma zamanı
başından kalkmak
bir cihazı kullanmayı bitirmek
Get off the computer
Bilgisayarın başından kalk
cezadan kurtulmak
bir şey için cezalandırılmaktan kaçınmak
He got off with a fine
Cezadan bir para cezasıyla kurtuldu
araçtan inmek
bir taşıttan ayrılmak
I will get off at the station
İstasyonda araçtan ineceğim
işten çıkmak
mesai saatini bitirmek
I get off work at five
Beşte işten çıkıyorum
yakadan düşmek
birinin seni rahatsız etmesini engellemek
Please get off my back
Lütfen yakamdan düş
uzaklaşmak
bir yerden veya konumdan ayrılmak
Get off the grass
Çimlerden uzaklaş
rahat bırakmak
birini rahatsız etmeyi veya eleştirmeyi durdurmak
Just get off him
Sadece onu rahat bırak
elini çekmek
birine veya bir şeye dokunmayı bırakmak
Get off my arm
Kolumdan elini çek
kullanmayı bırakmak
bir cihazı veya nesneyi kullanmayı durdurmak
You must get off the phone
Telefonu kullanmayı bırakmalısın
izlemeyi bırakmak
bir televizyon programını seyretmeyi durdurmak
I will get off that show
O programı izlemeyi bırakacağım
bazen
In scenebazı zamanlar, her zaman değil
Sometimes I wake up early
Bazen erken uyanırım
kıvrımlı
In sceneçekici şekilde yuvarlak hatlara sahip olan
She has a curvy figure
Kıvrımlı bir vücuda sahip
hadi gidelim
In scenebir yerden başka bir yere hareket etmek
Vamos we are late
Hadi gidelim geç kaldık
sıkı
In scenesıkıca tutulmuş veya sabitlenmiş
Hold the rope tight
İpi sıkı tut
yakın
güçlü bir ilişkiye sahip olan
They are a tight family
Onlar yakın bir ailedir
kısıtlı
çok az boş zamanı olan
I have a tight schedule
Yoğun bir programım var
dar
iki tarafı arasında çok az boşluk bulunan
The hallway is very tight
Koridor çok dar
dar
vücuda çok sıkı oturan
This shirt is too tight
Bu gömlek çok dar
tayt
bacakları ve alt vücudu saran bir giysi
She wears black tights
O siyah tayt giyiyor
sıkıca
rahat ve güvenli bir şekilde
You will sleep tight
Mışıl mışıl uyuyacaksın
olmak
In scenemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
boğa güreşi
In scenebir matadorun bir boğayla dövüştüğü halka açık gösteri
They watched a bullfight in Spain
İspanya'da bir boğa güreşi izlediler
adaletsiz
In sceneadil olmayan veya haksız
This decision is unfair
Bu karar adaletsiz
geç
In scenezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
sonları
bir dönemin bitişine yakın
It happened in the late nineties
Doksanlı yılların sonlarında oldu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
geç
zamanından sonra olan
I was late for the meeting
Toplantıya geç kaldım
işkence etmek
In scenebirine şiddetli fiziksel veya zihinsel acı çektirmek
They decided to torture him
Ona işkence etmeye karar verdiler
işkence
birine şiddetli fiziksel veya zihinsel acı verme eylemi
The torture was cruel and illegal
İşkence zalimce ve yasa dışıydı
işkence etmek
birine şiddetli fiziksel veya zihinsel acı çektirmek
The villain tortured the hero
Kötü adam kahramana işkence etti
işkence
birine uygulanan aşırı acı veya eziyet
Torture is a crime against humanity
İşkence insanlığa karşı bir suçtur
batırmak
In scenebir işi kötü bir şekilde yapmak
I messed up the test
Sınavı batırdım
bozmak
plan veya düzeni aksatmak
Don't mess up my plans
Planlarımı bozma
dağıtmak
bir yeri düzensiz hale getirmek
You messed up my room
Odamı dağıttın
hırpalamak
birine fiziksel zarar vermek
The bullies messed him up
Zorbalar onu hırpaladı
mahvetmek
bir şeyi bozmak veya kötü duruma getirmek
I messed up the project
Projeyi mahvettim
mahvetmek
bir şeyi bozmak veya kötüleştirmek
Do not mess up this task
Bu görevi mahvetme
kafasını karıştırmak
birinin zihnini bulandırmak
These confusing rules really messed me up
Bu karmaşık kurallar gerçekten kafamı karıştırdı
adamlar
In sceneerkekler için kullanılan samimi ifade
Those guys are tall
Şu adamlar uzun
arkadaşlar
bir grup insan için kullanılan samimi ifade
Hi guys
Selam arkadaşlar
adam
bir erkek için kullanılan samimi ifade
He is a nice guy
O iyi bir adam
millet
bir grup insan için kullanılan gayriresmi ifade
Listen guys
Dinleyin millet
fıkra
In scenesonu komik biten kısa hikaye
He told a funny joke
Komik bir fıkra anlattı
şaka
ciddiye alınmaması gereken şey
His excuse was a joke
Bahanesi bir şakaydı
şaka
insanları güldürmek için yapılan komik veya zekice davranış
He played a joke on his friend
Arkadaşına bir şaka yaptı
şaka yapmak
gülmek için bir şeyler söylemek veya ciddi olmadığını belirtmek
I was only joking
Sadece şaka yapıyordum
şaka
insanları güldürmek veya ciddiye alınmaması gereken bir durumu ifade etmek için söylenen söz
I was just making a joke
Sadece şaka yapıyordum
şık giyinmek
In sceneözel veya resmi etkinlikler için süslü kıyafetler giymek
We dressed up for the wedding
Düğün için şık giyindik
kılığa girmek
birine veya bir şeye benzemek için giyinmek
The children dressed up as superheroes
Çocuklar süper kahraman kılığında giyindiler
giyinmek
vücuduna kıyafetlerini giymek
He dressed up quickly before he left
Çıkmadan önce hızlıca giyindi
yarı
In scenetam olmayan veya kısmen
He was half asleep
Yarı uykuluydu
yarı
oyunların veya maçların eşit iki bölümünden biri
The team played both halves well
Takım her iki yarıyı da iyi oynadı
hayat arkadaşı
evli olduğunuz veya romantik bir ilişki yaşadığınız kişi
I am going out with my better half
Hayat arkadaşımla dışarı çıkıyorum
yarım
iki eşit parçadan biri
I want a half apple
Yarım elma istiyorum
yarısı
bir bütünün iki eşit parçasından biri
Half of the team is here
Takımın yarısı burada
göz kapağı
In scenegözü örten deri parçası
He closed his eyelid
Göz kapağını kapattı
hoşça kal
In scenebirinden ayrılırken kullanılan sözler
Good bye, see you tomorrow
Hoşça kal, yarın görüşürüz
hoşça kal
vedalaşırken söylenen dostça ifade
Please say good bye to your friend
Lütfen arkadaşına hoşça kal de
acele etmek
In scenehızlı hareket etmek
Please hurry up
Lütfen acele et
acele
bir şeyi hızlıca yapma durumu
I am in a hurry
Acelem var
aceleye getirmek
bir şeyi çok hızlı yapmak
Don't hurry the work
İşi aceleye getirme
birisi
In scenebelirsiz veya bilinmeyen bir kişi
Someone is at the door
Kapıda biri var
devre
In sceneelektriğin akması için oluşturulmuş kapalı yol
The electrical circuit is broken
Elektrik devresi bozulmuş
tur
belirli bir düzen içinde gerçekleşen veya ziyaret edilen bir dizi olay ya da yer
He went on a lecture circuit
Konferans turuna çıktı
yargı çevresi
belirli bir bölgedeki davalara bakan mahkemeler grubu
The case went to the federal circuit court
Dava federal yargı çevresi mahkemesine gitti
dünya
In scenebelirli bir alan veya varoluş
He lives in his own world
Kendi dünyasında yaşıyor
dünya
üzerinde yaşadığımız gezegen
The world is round
Dünya yuvarlaktır
dünya
insanlarla birlikte yeryüzü
Peace in the world is important
Dünyada barış önemlidir
dünya
canlı olma ve deneyimlere sahip olma durumu
She brought a new baby into the world
O dünyaya yeni bir bebek getirdi
eskiden yapardı
In scenegeçmişte düzenli olarak olup artık olmayan durum
I used to smoke
Eskiden sigara içerdim
alışık olmak
bir duruma alışmış veya rahat olmak
I am used to the cold weather
Soğuk havaya alışığım
yapardı
geçmişte düzenli olarak yapılan eylem
He used to swim every day
Her gün yüzerdi
alışkın
deneyim veya alışkanlık yoluyla bir şeye aşina olma
I am used to waking up early
Erken kalkmaya alışkınım
alışkın olmak
bir durumu çok kez yaşadığın için ona aşina olmak
I am used to living alone
Yalnız yaşamaya alışkınım
macera
In scenealışılmadık ve heyecan verici bir deneyim veya etkinlik
We had a great adventure in the mountains
Dağlarda harika bir macera yaşadık
hadi
In scenebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
çalışmaya başlamak
devreye girmek veya çalışmaya başlamak
The lights come on at night
Işıklar gece yanar
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
çalışmak
bir cihazın veya ışığın devreye girmesi
The street lights come on at night
Sokak lambaları gece yanmaya başlar
gel
bir yere gitmeye davet etmek
Come on with me to the car
Arabaya benimle gel
hadi
birini bir şey yapmaya teşvik etmek
Come on you can do it
Hadi başarabilirsin
varmak
bir yere ulaşmak
The guests will come on soon
Misafirler yakında varacak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
ilerlemek
bir şeyin gelişmesi veya ilerleme kaydetmesi
Your project is really coming on well
Projen gerçekten iyi ilerliyor
davranmak
belirli bir şekilde hareket etmek
He came on too strong
Çok baskın davrandı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
hadi
birini bir şey yapmaya teşvik etmek veya şaşkınlık ifade etmek için kullanılır
Come on you can do it
Hadi yapabilirsin
içeri girmek
bir yerin içine doğru hareket etmek
Please come on into my office
Lütfen ofisime girin
acele etmek
birini daha hızlı hareket etmeye veya daha çok çabalamaya teşvik etmek için kullanılır
Come on we are late
Acele et geç kaldık
katılmak
bir etkinlikte veya faaliyette yer almak
Do you want to come on the trip with us
Bizimle geziye katılmak ister misin
yayına girmek
televizyonda veya radyoda gösterilmeye başlanmak
The news will come on at eight
Haberler sekizde yayına girecek
duymak
In scenekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
duymak
bir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
yanlış duymak
bir sesi doğru olmayan bir şekilde işitmek
I think I heard you wrong
Sanırım seni yanlış duydum
koridor
In scenekoltuklar veya raflar arasındaki geçit
I am in the snack aisle
Atıştırmalık koridorundayım
koridor
mağaza rafları arasındaki geçiş yolu
I found the cereal in the next aisle
Tahıl gevreğini yan koridorda buldum
neredeyse
In scenetam olarak değil ama çok yakın
I almost missed the bus
Neredeyse otobüsü kaçırıyordum
lanet olsun
In sceneöfke veya hayal kırıklığı belirten bir ifade
Damn it, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
lanet olsun
hayal kırıklığı veya öfke belirtmek için kullanılan bir ünlem
Damn it I missed the bus
Lanet olsun otobüsü kaçırdım
yaşamak
In scenebir yerde ikamet etmek
I live in London
Londra'da yaşıyorum
yatılı
biriyle aynı evde yaşayan
They have a live-in nanny
Yatılı bir bakıcıları var
lojman kalmak
çalışılan binanın içinde ikamet etmek
The nanny lives in with the family
Bakıcı aileyle birlikte evde kalıyor
çalıntı
In sceneizinsiz olarak alınan
My bike was stolen
Bisikletim çalındı
çalıntı
yasa dışı yollarla alınmış eşya
The police found the stolen items
Polis çalıntı eşyaları buldu
çalınmış
izinsiz alınmış
The police found the stolen car
Polis çalınmış arabayı buldu
gaza getirmek
In scenebirini çok heyecanlı veya enerjik hissettirmek
The coach fired up the team
Koç takımı gaza getirdi
çalıştırmak
bir makineyi veya cihazı başlatmak veya açmak
Fire up the laptop
Dizüstü bilgisayarı çalıştır
heveslendirmek
birini bir işi yapmaya karşı istekli ve heyecanlı hale getirmek
The coach fired up the team
Koç takımı heveslendirdi
bağırmak
In sceneyüksek sesle haykırmak
Don't yell at me
Bana bağırma
bağırmak
yüksek sesle haykırmak
He started to yell at his friend
Arkadaşına bağırmaya başladı
bak
In scenedikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
In sceneiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
keman
In sceneyay ile çalınan telli bir müzik aleti
She plays the violin
O, keman çalıyor
ağlamak
In scenegözden yaş akıtmak
The baby started to cry
Bebek ağlamaya başladı
bağırmak
In sceneyüksek ses çıkarmak
He cried out in pain
Acıyla bağırdı
yalvarmak
bir şeyi acil bir şekilde istemek
She cried for help
Yardım için yalvardı
kariyer
In scenezaman içinde sürdürülen iş veya meslek
She wants a career in medicine
Tıp alanında bir kariyer istiyor
kariyer
kişinin uzun süre boyunca yaptığı iş veya meslek
She has a successful career in medicine
Tıpta başarılı bir kariyeri var
çalışma dönemi
bir kişinin belirli bir alanda geçirdiği zaman
The athlete ended her career after ten years
Sporcu çalışma dönemini on yılın sonunda bitirdi
asık suratlı
In scenehoşnutsuzluk gösteren bir yüz ifadesine sahip
He had a frowny face after the bad news
Kötü haberden sonra asık suratlıydı
son
In scenediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
sürmek
belirli bir süre boyunca devam etmek
The movie lasts two hours
Film iki saat sürüyor
geçen
şu andan hemen önce olan
I saw her last week
Onu geçen hafta gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
geçen
şimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
böbrek
In scenekanı süzmeye yarayan organ
The kidney filters blood
Böbrek kanı süzer
zihin
In scenekişinin düşünen ve hisseden kısmı
He has a brilliant mind
Parlak bir zihni var
rahatsız olmak
bir şeyden rahatsızlık duymak
I don't mind the cold
Soğuktan rahatsız olmam
dikkat etmek
bir şeye odaklanmak veya özen göstermek
Please mind your step on the stairs
Lütfen merdivenlerde adımına dikkat et
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I mind to help him
Ona yardım etmeye niyetlendim
kornaya basmak
In scenekorna ile yüksek bir ses çıkarmak
Don't honk the horn
Kornaya basma
dayanıklı
In sceneçok güçlü veya cesur olan
He is a tough man
O dayanıklı bir adamdır
zor
yapılması veya baş edilmesi kolay olmayan
This is a tough question
Bu zor bir soru
kötü şans
kötü bir durumu önemsemediklerini belirtmek için kullanılır
Tough luck for you
Senin için kötü şans
sert
insanlara karşı zorlayıcı veya katı olan
The teacher is very tough
Öğretmen çok sert
denemek
In scenebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
bir davayı mahkemede incelemek
The court will try him
Mahkeme onu yargılayacak
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
denemek
bir şeyi yapmak için çaba harcamak
Please try to open the door
Lütfen kapıyı açmayı dene
denemek
bir şeyi yapmak için çaba göstermek
I will try to finish this
Bunu bitirmeyi deneyeceğim
kıyafet denemek
üzerine olup olmadığını anlamak için giymek
Can I try this shirt
Bu gömleği deneyebilir miyim
denenmiş
tecrübe ile iyi sonuç verdiği kanıtlanmış
This is a tried method
Bu denenmiş bir yöntemdir
rica etmek
In scenebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
belirtmek
bir görüşü ifade etmek
You should ask your opinion clearly
Görüşünü açıkça belirtmelisin
sormak
bir şeyi öğrenmek için soru sormak
Please ask him about the time
Lütfen ona zamanı sor
bilgi istemek
bir konuda bilgi talep etmek
I ask for the latest report
Son rapor hakkında bilgi istiyorum
yürümek
In scenebir ayağını diğerinin önüne koyarak ilerlemek
She likes to walk in the park
O parkta yürümeyi sever
yürüyüş yolu
insanların üzerinde yürümesi için yapılmış yol
The park has a nice walk for visitors
Parkta ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yolu var
çekilmek
bir durumdan veya anlaşmadan vazgeçmek
If you do not like the deal you can walk
Eğer anlaşmayı beğenmediysen çekilebilirsin
eşlik etmek
bir yere giderken birine eşlik etmek
I will walk you to the station
Seni istasyona kadar yürüyerek götüreceğim
yürüyerek götürmek
bir şeyi yürüyerek birine veya bir yere ulaştırmak
I walked the package to his house
Paketi onun evine yürüyerek götürdüm
yürüyüş
egzersiz veya keyif için yapılan kısa yolculuk
We went for a walk in the park
Parkta yürüyüşe çıktık
yürümek
ayaklar üzerinde hareket etmek
I walk to work every day
Her gün işe yürürüm
merhaba
In sceneselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
eylem
In scenebir kişinin yaptığı herhangi bir şey
This was a brave act
Bu cesurca bir eylemdi
gösteri
In sceneizleyiciler için yapılan kısa süreli performans
The circus act was funny
Sirk gösterisi komikti
yasa
devlet tarafından konulan resmi kural
The government passed a new act
Hükümet yeni bir yasa çıkardı
söylemek
In scenebir şeyi sözlü olarak ifade etmek
Can you say your name
Adını söyleyebilir misin
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
ünlem
birinin dikkatini çekmek için kullanılan söz
I say that is enough
Hey bu kadarı yeterli
fikrini belirtmek
bir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
kabul etmek
bir şeyi onayladığını ifade etmek
She says yes to the plan
Planı kabul ediyor
örneğin
kaba bir tahmin belirtirken kullanılan söz
Let us say we leave at five
Örneğin saat beşte çıkalım
bahse girmek
biriyle iddiaya tutuşmak
I say they will win
Onların kazanacağına bahse girerim
söylemek
birine sözlerini iletmek
Tell her I am ready
Hazır olduğumu ona söyle
ifade etmek
bir duyguyu kelimelerle anlatmak
Words cannot express my joy
Kelimeler neşemi ifade edemez
dile getirmek
sözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
bahsetmek
bir konudan söz etmek
They mentioned the accident
Kazadan bahsettiler
söz hakkı
görüş bildirme yetkisi
You have a say here
Burada söz hakkın var
demek
kelimeleri sesli olarak kullanmak
What did you say
Ne dedin
konuşmak
iletişim kurmak için kelimeler kullanmak
He spoke to his friend
Arkadaşıyla konuştu
belirtmek
kesin veya resmi şekilde konuşmak
The law states that clearly
Kanun bunu net şekilde belirtiyor
öne sürmek
bir düşünceyi veya inancı belirtmek
She says he is honest
Onun dürüst olduğunu öne sürüyor
önermek
bir fikir veya plan sunmak
I suggest we wait
Beklememizi öneriyorum
sohbet etmek
bir konu hakkında konuşmak
We were just talking
Sadece sohbet ediyorduk
ileri
In sceneileriye doğru
They walked back and forth
İleri geri yürüdüler
cam
In scenepencerelerde ve şişelerde kullanılan sert ve saydam madde
The window is made of glass
Pencere camdan yapılmıştır
cam / bardak
sert şeffaf bir madde veya içecek kabı
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
bardak
içecekleri koymaya yarayan kap
I drank a glass of water
Bir bardak su içtim
bardağa koymak
bir şeyi cam bir kabın içine yerleştirmek
She will glass the juice
Meyve suyunu bardağa koyacak
uçmak
In scenehavada hareket etmek
Birds fly in the sky
Kuşlar gökyüzünde uçar
fermuar
pantolonların önündeki kapama kısmı
His fly is open
Fermuarı açık
sinek
iki kanatlı küçük uçan böcek
A fly is in the room
Odada bir sinek var
tutmak
kabul görmek veya başarılı olmak
That idea will not fly
Bu fikir tutmayacak
alkollü içki
In scenealkol içeren içecek
Liquor is not allowed here
Burada alkollü içkiye izin verilmez
sert içki
yüksek alkol oranına sahip içecek
He bought some liquor
Biraz sert içki satın aldı
kızgın
In sceneöfkeli hissetmek veya öfke göstermek
He is mad at me
Bana kızgın
harika
çok iyi veya etkileyici
Those shoes are mad
Bu ayakkabılar harika
tutkun
birine karşı çok güçlü sevgi duyan
He is mad about her
Ona tutkun
yapışkan
In scenesürekli yakınlık veya ilgi bekleyen
He is very clingy
O çok yapışkandır
iyi
In sceneiyi veya tatmin edici bir şekilde
She speaks Spanish well
İspanyolcayı iyi konuşuyor