

Modern Family — Season 1 Episode 20
Words & meanings
579 words
CEFR level
yetiştirmek
In scenebitki veya saç gibi şeylerin gelişmesini sağlamak
They grow tomatoes in the garden
Bahçede domates yetiştiriyorlar
büyümek
yaşça büyümek
Children grow quickly
Çocuklar hızlı büyür
olmak
bir şeye dönüşmek veya bir duruma gelmek
He grew tired
Yorulmaya başladı
büyümek
boyut veya boy olarak artmak
The plant grew taller
Bitki daha fazla uzadı
büyümek
bir canlının fiziksel veya zihinsel olgunluğa ulaşması
Children grow up very fast
Çocuklar çok hızlı büyür
artmak
bir şeyin miktarının veya sayısının çoğalması
The demand for goods continues to grow
Ürünlere olan talep artmaya devam ediyor
büyümek
fiziksel olarak boyutunun genişlemesi veya gelişmesi
Children grow very quickly
Çocuklar çok hızlı büyür
endişelenmek
bir durum karşısında kaygı duymaya başlamak
I began to grow worried about the weather
Hava durumu hakkında endişelenmeye başladım
caymak
In sceneplanlanan bir şeyi yapmaktan vazgeçmek
He decided to back out of the deal
Anlaşmadan caymaya karar verdi
geri geri çıkmak
bir aracı park yerinden veya garajdan geriye doğru sürmek
I need to back out of the garage
Garajdan geri geri çıkmam gerekiyor
sözünden dönmek
daha önce yapmayı kabul ettiğin bir şeyi yapmamaya karar vermek
They decided to back out of the deal
Anlaşmadan vazgeçmeye karar verdiler
belini incitmek
sırt veya bel kaslarına zarar vermek
I backed out my back lifting the box.
Kutuyu kaldırırken belimi incittim.
vazgeçmek
bir anlaşmadan veya planlanan bir durumdan çekilmek
He decided to back out of the project
Projeden vazgeçmeye karar verdi
yavru kedi
In sceneküçük kedi
The kitten is very cute
Yavru kedi çok sevimli
boş vermek
In scenebir şeyi önemsiz görüp reddetmek
Screw the rules
Kuralları boş ver
kazıklamak
birini adaletsizce kandırmak
He screwed me
Beni kazıkladı
sevişmek
cinsel ilişkiye girmek
They screwed
Seviştiler
batırmak
bir şeyi yanlış veya kötü yapmak
I screwed up the job
İşi batırdım
sörf yapmak
In scenebir tahta yardımıyla dalgaların üzerinde kaymak
He loves to surf
O sörf yapmayı seviyor
internette gezinmek
internette bilgiye bakmak veya sayfalar arasında dolaşmak
I like to surf the internet at night
Geceleri internette gezinmeyi severim
dalga köpüğü
kıyıya çarpan dalgaların oluşturduğu beyaz köpük
We watched the surf hitting the rocks
Kayalara çarpan dalga köpüklerini izledik
satın almak
In scenepara ödeyerek bir şeye sahip olmak
I want to buy a car
Bir araba satın almak istiyorum
inanmak
bir şeyin doğru olduğunu kabul etmek
I don't buy his story
Onun hikayesine inanmıyorum
satın alınan şey
satın alınan ürün veya eşya
This dress was a great buy
Bu elbise harika bir alışverişti
sebep olmak
bir durumun veya sorunun meydana gelmesine yol açmak
His arrogance bought him a lot of trouble
Kibri başına çok dert açtı
ironik bir şekilde
In scenebeklenenin aksine bir şekilde
Ironically, the fire station burned down
İronik bir şekilde itfaiye istasyonu yandı
ironik bir şekilde
beklenenin veya amaçlananın tam tersi bir biçimde
Ironically it rained on our wedding day
Ironik bir şekilde düğün günümüzde yağmur yağdı
istemek
In scenebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
In scenebirini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
kullanmak
In scenebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
eskiden yapmak
In scenegeçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
istismar etmek
birini kendi çıkarı için kandırmak
He used me for his benefit
Kendi çıkarı için beni istismar etti
kullanmak
bir şeyi işleme koymak
Use your brain to solve this
Bunu çözmek için beynini kullan
küfür etmek
kaba veya saldırgan bir dil kullanmak
Do not use bad words here
Burada kötü kelimeler kullanma
yararlanmak
bir şeyden fayda sağlamak
You can use these tools for work
İş için bu araçlardan yararlanabilirsin
muhtemelen
In scenebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
lig
In scenebirbirleriyle yarışan spor takımlarının oluşturduğu grup
He plays in the football league
Futbol liginde oynuyor
seviye
yetenek veya beceri düzeyi
She is in a different league
O farklı bir seviyede
lig
takımların birbirleriyle yarıştığı bir organizasyon
The team won the league last year
Takım geçen yıl ligi kazandı
ha
In scenekafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
değil mi
karşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
hı
şaşkınlık veya kafa karışıklığı belirten bir ses
Huh I do not know
Hı ben bilmiyorum
değil mi
birinin onayını almak için kullanılan ifade
The movie is long huh
Film uzun değil mi
efendim
bir şeyi duymadığında tekrar etmesini istemek için kullanılan ses
Huh please say that again
Efendim lütfen tekrar söyle
son anda
In sceneçok geç kalmadan hemen önce
He arrived at the last minute
Son anda vardı
son dakika
bir etkinlikten veya son tarihten hemen önce
I sent the email at the last minute
E-postayı son dakikada gönderdim
son dakika
yapılabilecek en son zamanda
We had a last minute change of plans
Son dakika plan değişikliği yaşadık
son anda
mümkün olan en son sürede
She finished her work at the last minute
İşini son anda bitirdi
son dakika
olabilecek en son zamanda gerçekleşen
He made a last minute decision
Son dakika kararı verdi
son dakika
vaktin bitimine veya son tarihe çok az kala gerçekleşen
He made a last minute decision
Son dakika kararı verdi
son an
bir olayın gerçekleşmesinden önceki en son zaman
He arrived at the last minute
O son anda vardı
son dakika
bir durumun gerçekleşmesine çok kısa süre kala
It was a last minute change
Bu son dakika değişikliğiydi
son dakika
altmış saniyelik bir süre
The goal was scored in the last minute
Gol son dakikada atıldı
son nokta
bir şeyin gerçekleşebileceği en son zaman
They canceled at the last minute
Son noktada iptal ettiler
en son an
bir olayın gerçekleşmeden önceki en son an
Don't wait until the last minute
En son ana kadar bekleme
son zaman
bir işi yapmak için mümkün olan en geç an
It was a last minute request
Bu son zaman isteğiydi
son vakit
bir olayın hemen öncesindeki en son an
We left at the last minute
Son vakitte çıktık
adamlar
In sceneerkekler için kullanılan samimi ifade
Those guys are tall
Şu adamlar uzun
millet
In scenebir grup insan için kullanılan gayriresmi ifade
Listen guys
Dinleyin millet
arkadaşlar
bir grup insan için kullanılan samimi ifade
Hi guys
Selam arkadaşlar
adam
bir erkek için kullanılan samimi ifade
He is a nice guy
O iyi bir adam
tamam
In sceneyeterince iyi veya kabul edilebilir
The meal was all right
Yemek idare ederdi
peki
kesinlikle veya şüphe duymadan
All right, I will come
Peki, geleceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
bir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
bir isteği kabul etmek veya bir işe başlamak için kullanılan ifade
All right I will go now
Tamam şimdi gideceğim
iyi
kabul edilebilir veya güvenli durumda olan
Everything will be all right
Her şey iyi olacak
daha önce
In scenegeçmişteki bir zamanda
I saw him earlier today
Onu bugün daha önce gördüm
daha erken
beklenenden önce gerçekleşen veya gelen
The plane arrived earlier than expected
Uçak beklenenden daha erken vardı
daha önce
şimdiden daha önceki bir zamanda
I finished the work earlier today
İşi bugün daha önce bitirdim
daha önce
belirli bir zamandan önce gerçekleşen
We arrived earlier than our friends
Arkadaşlarımızdan daha önce geldik
izin
In sceneçalışmadığınız bir zaman dilimi
I need some time off
Biraz izne ihtiyacım var
dalga geçmek
In scenebirininle kaba bir şekilde gülmek
Stop making fun of me
Benimle dalga geçmeyi bırak
alay etmek
birini küçük düşürmek için gülmek
They make fun of his accent
Onun aksanıyla alay ediyorlar
alay edilen
kaba bir şekilde gülünmüş olan
She was made fun of
Onunla alay edildi
dalga geçmek
birisiyle kötü niyetle alay etmek
Do not make fun of your classmates
Sınıf arkadaşlarınla dalga geçme
kaplumbağa
In scenesert kabuklu, yavaş hareket eden bir hayvan
The turtle moves slowly
Kaplumbağa yavaş hareket eder
kabuğuna çekilmek
korunmak için başı ve uzuvları içeri çekmek
The boy turtled when he saw the dog
Çocuk köpeği görünce kabuğuna çekildi
yavaşça ilerlemek
çok ağır hareket etmek
Traffic turtled along the highway
Trafik otoyolda çok yavaş ilerledi
turtle çikolatası
kaplumbağa şeklinde çikolata
She ate a chocolate turtle
O bir kaplumbağa çikolata yedi
bak
In scenedikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
In sceneiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
ayrılmak
In scenebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
In scenebir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
bak şimdi
In scenekarşıdakinin dikkatini çekmek için kullanılan ifade
Get this, he actually apologized
Bak şimdi, gerçekten özür diledi
anlamak
bir şeyi kavramak veya zihninde canlandırmak
I don't get this math problem
Bu matematik problemini anlamıyorum
merhaba
In sceneselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
canın cehenneme
In scenebirine karşı duyulan öfkeyi ifade eden kaba bir söz
Screw you, I am not helping you anymore
Canın cehenneme, sana artık yardım etmeyeceğim
için
In scenebir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
-den beri
geçmiş bir zamandan beri
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
-den beri
geçmişteki bir noktadan şimdiye kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
-den beri
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
-dığı için
bir durumun nedenini açıklamak için kullanılan bağlaç
Since it is raining we will stay inside
Yağmur yağdığı için içeride kalacağız
madem
bir şeyin nedeni olarak
Since you are here let us talk
Madem buradasın konuşalım
bir kez
In scenetek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
bir zamanlar
In scenegeçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
olduğunda
olduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
davet
In scenearkadaşlar arasında düzenlenen küçük eğlence
We are having a small get together on Friday
Cuma günü küçük bir davetimiz var
sevgili olmak
romantik bir ilişkiye başlamak
They finally got together
Sonunda sevgili oldular
buluşmak
sosyal amaçla biriyle bir araya gelmek
Let's get together this weekend
Bu hafta sonu buluşalım
buluşma
insanların bir araya geldiği resmi olmayan toplantı
Let's have a get together soon
Yakında bir buluşma yapalım
buluşmak
bir yerde bir araya gelmek
Let's get together for coffee
Kahve içmek için buluşalım
hazırlamak
bir şeyi düzenlemek veya bir araya getirmek
I need to get together my notes
Notlarımı hazırlamam gerekiyor
buluşmak
sosyal bir ortamda biriyle vakit geçirmek
We should get together for coffee
Kahve içmek için buluşmalıyız
sevgili olmak
biriyle romantik bir ilişkiye başlamak
They got together last summer
Geçen yaz sevgili oldular
bir araya gelmek
bir yerde toplu halde bulunmak
Let us get together in the main square
Ana meydanda bir araya gelelim
toplanma
insanların sosyal amaçlı bir araya gelmesi
We are having a small get-together tonight
Bu akşam küçük bir toplanmamız var
kızgın
In scenegüçlü bir rahatsızlık veya hoşnutsuzluk hissetmek
He is angry with me
Bana kızgın
kızgın
bir şeye karşı öfke duyma
The customer was angry about the delay
Müşteri gecikme yüzünden kızgındı
sinirli
kolayca öfkelenen veya hoşnutsuz
She is feeling angry after the argument
Tartışmadan sonra sinirli hissediyor
yolunu bulmak
In scenebir yerdeki yolu bulmak
I used a map to navigate the city
Şehirde yolumu bulmak için bir harita kullandım
rotayı belirlemek
bir aracın veya geminin yönünü belirlemek
The captain navigated the ship
Kaptan gemiyi yönlendirdi
yönetmek
zor bir durumun üstesinden gelmek için gereken yolu bulmak
She had to navigate a difficult situation
Zor bir durumu yönetmesi gerekti
yolunu bulmak
bir yer veya durum içinde ilerleyerek yön belirlemek
It is hard to navigate the city without a map
Harita olmadan şehirde yolunu bulmak zordur
yolunu bulmak
zor bir durumun içinden yol bulmak
They successfully navigated the difficult situation
Zor durumun içinden başarıyla yol buldular
yön bulmak
bir yere ulaşmak için doğru yolu belirlemek
He used a map to navigate the city
Şehirde yön bulmak için harita kullandı
gitmek
In scenebir yerden ayrılmak
Please go away
Lütfen git
yok olmak
mevcut olmamak veya ortadan kalkmak
The pain will go away soon
Ağrı yakında geçecek
tatile gitmek
kısa bir tatil için başka bir yere seyahat etmek
We will go away for the weekend
Hafta sonu için tatile gideceğiz
gitmek
bir yerden ayrılmak
You should go away now
Şimdi gitmelisin
uzaklaşmak
bulunduğu bir yerden ayrılmak
He decided to go away for a while
Bir süreliğine uzaklaşmaya karar verdi
tıkırdamak
In scenesert nesnelerin birbirine çarpmasıyla gürültülü ses çıkarmak
The plates clattered on the table
Tabaklar masanın üzerinde tıkırdadı
tavsiye
In scenekısa bir tavsiye veya bilgi
Let me give you a word of advice
Sana bir tavsiye vereyim
kelime
In sceneanlamı olan tek bir dil birimi
I don't know this word
Bu kelimeyi bilmiyorum
sakal
In sceneerkeklerin çenesinde ve yanaklarında çıkan kıllar
He has a long beard
Onun uzun bir sakalı var
paravan
birinin gerçek kimliğini veya ilişkisini gizleyen kişi
He used his friend as a beard to hide his true relationship
Gerçek ilişkisini gizlemek için arkadaşını paravan olarak kullandı
karar
In scenedüşünerek yapılan seçim
It was a difficult decision
Zor bir karardı
karar
iki veya daha fazla olasılık arasından seçim yapma eylemi
He made a difficult decision
Zor bir karar verdi
pantolon
In scenealt vücut için kullanılan giysi
These pants are too long
Bu pantolonlar çok uzun
pantolon
vücudun alt kısmını örten giysi
I am wearing black pants
Siyah pantolon giyiyorum
külot
alt bedene giyilen iç çamaşırı
He wears clean pants
O temiz bir külot giyer
berbat
çok düşük kaliteli veya kötü
This movie was pants
Bu film berbattı
küçük düşürmek
birinin pantolonunu şaka olsun diye indirip onu utandırmak
He decided to pants his friend to embarrass him
Arkadaşını utandırmak için pantolonunu indirdi
pantolonunu indirmek
birinin pantolonunu şaka amacıyla aşağı doğru çekmek
It is not funny to pants someone in public
Halka açık bir yerde birinin pantolonunu indirmek komik değildir
yakın
In sceneuzak olmayan
The park is near my house
Park evimin yakınında
neredeyse
gerçekleşmesine çok az kalması
It is near lunchtime
Neredeyse öğle yemeği vakti
yaklaşmak
bir şeye doğru gelmek
The runner nears the finish line
Koşucu bitiş çizgisine yaklaşıyor
yakın
kısa bir mesafede bulunan
My house is near the park
Evim parka yakın
bak
In scenebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
bakmak
In scenegözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
görünmek
belirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
tesadüfen
In scenebir şeyi planlamadan veya kazara yapmak
I happen to know the answer
Tesadüfen cevabı biliyorum
başına gelmek
birinin başına bir olay meydana gelmek
What happened to him
Onun başına ne geldi
başına gelmek
birinin başına bir şey gelmesi durumu
What happened to him
Ona ne oldu
kazara yapmak
planlamadan bir şeyi yapmak
I happened to drop the glass
Bardağı kazara düşürdüm
tesadüfen bulmak
planlamadan bir şeyi keşfetmek
I happened to find my old key
Eski anahtarımı tesadüfen buldum
tesadüfen yapmak
plan yapmadan bir eylem gerçekleştirmek
I happened to meet him at the park
Onunla parkta tesadüfen karşılaştım
denk gelmek
bir olayın veya kişinin rastgele karşısına çıkması
I happened to be at the store
Dükkanda denk geldim
yanlışlıkla yapmak
istenmeden veya planlanmadan gerçekleşmek
I happened to break the vase
Vazoyu yanlışlıkla kırdım
şans eseri yapmak
plan dışı bir şekilde gerçekleşmek
I happened to see the movie
Filmi şans eseri izledim
tazelemek
In scenebir şeyi, özellikle bir içeceği taze hale getirmek
I will freshen your drink
İçeceğini tazeleyeceğim
buluşmak
In scenebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
benzemek
bir şeye benzer olmak
His words meet his actions
Sözleri davranışlarına benziyor
karşılamak
bir gereksinimi yerine getirmek
We must meet the requirements
Gereksinimleri karşılamalıyız
Buluşmak
Birisiyle veya bir şeyle bir araya gelmek
Let us meet at the park tomorrow
Yarın parkta buluşalım
tanışmak
biriyle ilk defa bir araya gelmek
I want you to meet my friend
Arkadaşımla tanışmanı istiyorum
görünmek
gözle görülür veya fark edilir olmak
A strange scene met my eyes
Gözüme garip bir manzara göründü
birleşmek
bir araya gelip bütün oluşturmak
The two rivers meet here
İki nehir burada birleşiyor
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
buluşmak
bir yerde bir araya gelmek
We will meet at the park
Parkta buluşacağız
toplantı
insanların konuşmak veya çalışmak için bir araya geldiği planlı etkinlik
We have a business meet today
Bugün bir iş toplantımız var
meydana gelmek
bir şeyin vuku bulması veya ortaya çıkması
New challenges met him
Karşısına yeni zorluklar meydana geldi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
gördü
In scenegözlerle algılamak
I saw a bird
Bir kuş gördüm
testereyle kesmek
dişli bir alet kullanarak kesmek
He sawed the wood
Odunu testereyle kesti
bahsi karşılamak
bir oyunda rakibin bahsine eşlik etmek
He saw the bet
Bahsi karşıladı
testere
kesmek için kullanılan dişli bıçaklı alet
Use the saw
Testereyi kullan
ilgilenmek
In scenebir durumla ilgilenmek veya onu çözmek için önlem almak
I will deal with this problem tomorrow
Bu sorunla yarın ilgileneceğim
ilgili olmak
belirli bir konu hakkında konuşmak veya konuyla ilgilenmek
This book deals with ancient history
Bu kitap antik tarih ile ilgili
başa çıkmak
bir işi veya sorunu yönetmek için harekete geçmek
I will deal with the problem tomorrow
Sorunla yarın başa çıkacağım
muhatap olmak
bir kişiyle iş yapmak veya iletişim kurmak
I do not like dealing with rude people
Kaba insanlarla muhatap olmayı sevmiyorum
başa çıkmak
bir sorunu veya durumu çözmek için harekete geçmek
I have to deal with this problem
Bu sorunla başa çıkmam gerekiyor
etrafına bakmak
In sceneetrafta neler olduğunu görmek için farklı yönlere bakmak
She looked around the room
Odanın etrafına baktı
etrafına bakmak
çevresindeki şeyleri görmek için bakmak
Look around the room
Odanın etrafına bak
etrafı gezmek
bir yerdeki şeyleri incelemek
I want to look around the shop
Dükkanı bir gezmek istiyorum
etrafına bakmak
bir yerdeki şeyleri görmek için çevresine dönüp bakmak
You should look around the garden
Bahçeye etrafına bakmalısın
aramak
bir şeyi bulmak için farklı yerleri kontrol etmek
I am looking around for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
etrafa bakmak
bir yerdeki şeyleri görmek için başını çevirmek
I looked around the room
Odaya göz gezdirdim
etrafına bakmak
bir yerdeki şeyleri görmek için başını veya gözlerini çevirmek
I stopped to look around the room
Odaya bakmak için durdum
etrafı dolaşmak
bir yeri gezip bakarak incelemek
I looked around the store
Mağazayı dolaştım
etrafı incelemek
bir yeri bakarak kontrol etmek
I looked around the house
Evin etrafını inceledim
etrafına bakmak
bir şeyleri görmek için gözlerini farklı yönlere çevirmek
I looked around the room
Odanın etrafına baktım
göz gezdirmek
yakınındaki şeyleri görmek için gözlerini çevirmek
She looked around the shop
Dükkanda göz gezdirdi
çevresini incelemek
etrafında ne olduğunu görmek için başını çevirmek
He looked around before crossing the street
Karşıya geçmeden önce çevresini inceledi
sonra
In scenedaha sonraki bir zamanda
We had dinner and went for a walk afterwards
Akşam yemeği yedik ve sonrasında yürüyüşe çıktık
bırakmak
In scenebir şeyi yapmayı durdurmak
I want to quit smoking
Sigarayı bırakmak istiyorum
bırakmak
bir işi veya eylemi yapmayı durdurmak
He decided to quit his job.
O işini bırakmaya karar verdi.
bol şans
In scenebirine başarı veya şans dilemek için kullanılır
Good luck on your exam
Sınavında bol şans
başarılar
birine başarı veya mutluluk dileme
I wish you good luck with your exam
Sınavında sana başarılar dilerim
şans
başarı veya olumlu sonuç
Winning that game required some good luck
O oyunu kazanmak biraz şans gerektirdi
cambaz ipi
In scenedenge gösterisi için kullanılan gergin ip
The acrobat walked across the tightrope
Cambaz gergin ipin üzerinde yürüdü
hile yapmak
In sceneavantaj sağlamak amacıyla dürüst olmayan bir şekilde davranmak
Do not cheat on the exam
Sınavda hile yapma
hileci
avantaj elde etmek için dürüst olmayan davranışlarda bulunan kimse
He is a known cheat
O bilinen bir hilecidir
kurtulmak
kötü bir durumdan kaçınmak
He managed to cheat death
Ölümden kurtulmayı başardı
aldatmak
ilişki içindeyken başkasıyla gizli romantik veya cinsel ilişki kurmak
He cheated on his wife
O karısını aldattı
aldatmak
romantik bir ilişkide sadakatsiz davranmak
He cheated on his girlfriend
Kız arkadaşını aldattı
hile yapmak
bir avantaj elde etmek veya kazanmak için dürüst olmayan yollar izlemek
It is wrong to cheat in a game
Oyunda hile yapmak yanlıştır
elbise
In scenekadınlar veya kızlar için üst ve alt kısmı örten giysi
She is wearing a blue dress
Mavi bir elbise giyiyor
giyinmek
kıyafet giymek
I need to dress for work
İş için giyinmem gerekiyor
pansuman yapmak
bir yarayı temizleyip kapatmak
The nurse will dress the wound
Hemşire yaraya pansuman yapacak
süslemek
bir şeyi daha çekici hale getirmek için güzelleştirmek
We should dress the cake with fresh fruit
Pastayı taze meyveyle süslemeliyiz
oynamak
In sceneeğlenmek için bir şeyler yapmak
The children play in the garden
Çocuklar bahçede oynuyor
rol yapmak
bir filmde veya oyunda rol üstlenmek
He plays a doctor in the movie
Filmde bir doktoru canlandırıyor
çalmak
bir cihazdan veya enstrümandan müzik sesi çıkarmak
Can you play a song
Bir şarkı çalabilir misin
oynamak
bir durumu belirli bir şekilde yönetmek
You should play it safe
Garanti oynamalısın
bir nevi
In scenebir dereceye kadar veya kısmen
I sort of agree with you
Sana bir nevi katılıyorum
çeşit
benzer özelliklere sahip grup
This is a new sort of fruit
Bu yeni bir çeşit meyve
tür
bir şeyin belirli bir çeşidi
What sort of music do you like
Ne tür müzik seversin
gelen
In scenegelmekte olan veya varan
The inbound flight is delayed
Gelen uçuş gecikti
durdurmak
In scenebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
In scenebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
durdurmak
bir şeyin gerçekleşmesini engellemek
We must stop the spread of the virus
Virüsün yayılmasını durdurmalıyız
durdurmak
bir şeyin devam etmesini engellemek
Please stop the noise
Lütfen gürültüyü durdur
bitirmek
bir eylemi sona erdirmek
We have to stop our work
İşimizi bitirmek zorundayız
durmak
hareketin veya işin sona ermesi
You should stop here
Burada durmalısın
durak
otobüs veya trenin yolcu aldığı yer
Wait for me at the bus stop
Beni otobüs durağında bekle
son durak
yolculuğun sona erdiği yer
This is the final stop
Burası son durak
asistan
In scenebaşka birine yardım eden kişi
She is my assistant
O benim asistanım
hızlıca konuşmak
In sceneara vermeden hızlıca konuşmak
She started to chatter
Hızlıca konuşmaya başladı
gevezelik etmek
hızlı ve sürekli konuşmak
They chatter all day
Tüm gün gevezelik ederler
küçük kız
In scenegenç bir kız çocuk
The little girl is playing
Küçük kız oyun oynuyor
küçük kız
genç kız çocuğu
The little girl is playing in the park
Küçük kız parkta oynuyor
kalabalık
In scenebirlikte bulunan çok sayıda insan
There is a large crowd at the concert
Konserde büyük bir kalabalık var
kalabalık
bir araya gelmiş çok sayıda insan
The crowd cheered for the team
Kalabalık takım için tezahürat yaptı
sıkıştırmak
dar bir alana sığdırmaya çalışmak
Do not crowd the passengers in the elevator
Asansördeki yolcuları sıkıştırmayın
eşcinsel
In sceneaynı cinsiyetten kişilere ilgi duyan
He is gay
O eşcinsel
eşcinsel
LGBTQ kültürüyle ilişkilendirilen kişi
He is an openly gay man
O açık bir eşcinsel erkek
eğlenceli
insanları güldürmeyi amaçlayan neşeli durum
The party had a gay atmosphere
Partinin eğlenceli bir atmosferi vardı
kriz
In scenebüyük tehlike veya zorluk dönemi
The country is in a financial crisis
Ülke mali bir kriz içinde
kriz
büyük tehlike veya zorluk zamanı
The country is in an economic crisis
Ülke ekonomik bir kriz içinde
kriz
acilen çözülmesi gereken tehlikeli veya zor durum
The country is facing a major crisis
Ülke büyük bir krizle karşı karşıya
kriz
ciddi ve zor durum
The country is facing an economic crisis
Ülke ekonomik bir krizle karşı karşıya
teşekkür ederim
In sceneminnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
In scenebir takdir ifadesi
A big thank you to all
Herkese büyük bir teşekkür
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
teşekkür ederim
minnettarlığı göstermek için kullanılan kibar bir söz
I say thank you to my teacher
Öğretmenime teşekkür ederim diyorum
teşekkürler
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan nezaket ifadesi
Thank you for the coffee
Kahve için teşekkürler
teşekkür
minnettarlık ifade eden söz
I sent a thank-you to my teacher
Öğretmenime bir teşekkür gönderdim
iyi
In sceneyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
In scenealınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
bastırmak
In scenebir şeyi hareket ettirmek için baskı uygulamak
Push the button
Düğmeye bas
zorlamak
In scenebirini bir şey yapmaya teşvik etmek
My parents push me to study
Ailem beni ders çalışmaya zorluyor
uyuşturucu satmak
yasadışı uyuşturucu maddeleri insanlara satmaya çalışmak
He was caught pushing drugs on the street
Sokakta uyuşturucu satarken yakalandı
sevmek
In scenebirine karşı derin bir sevgi hissetmek
I wuv you
Seni seviyorum
korumak
In scenegüvenliği sağlamak için gözetlemek
The dog guards the house
Köpek evi korur
koruma
bir yeri veya kişileri koruyan kişi
The guard is at the door
Koruma kapıda duruyor
tetikte olma
tehlikeden kaçınmak için dikkatli olma durumu
You must keep your guard up
Tetikte olmalısın
toplamak
In sceneinsanları veya hayvanları bir araya getirmek
Round up the cattle
Sığırları topla
yukarı yuvarlamak
bir sayıyı bir sonraki tam sayıya tamamlamak
Round up 4.1 to 5
4.1'i 5'e yukarı yuvarla
toplamak
bir grup insanı bir araya getirmek veya yakalamak
The police rounded up the suspects
Polis şüphelileri topladı
toplamak
insanları veya nesneleri bir araya getirmek
The farmer rounded up the sheep
Çiftçi koyunları topladı
yüzde
In scenebir bütünün yüz parçaya bölünmüş hali
Ten percent of the class is here
Sınıfın yüzde onu burada
tamamen
bütünüyle veya hiçbir eksik kalmadan
I am one hundred percent sure
Yüzde yüz eminim
yüzde
100'e bölünmüş bir bütünün bir parçası
Fifty percent of the students passed
Öğrencilerin yüzde ellisi başarılı oldu
yüzdelik
100'e bölünmüş bir bütünün oranı
The percentage of errors is small
Hata yüzdeliği düşük
yüzde
bir bütünün parçası olarak belirtilen miktar oranı
Fifty percent of the students passed the exam
Öğrencilerin yüzde ellisi sınavı geçti
karışım
In scenefarklı şeylerin veya şarkıların bir arada olduğu grup
I like this mix of songs
Bu şarkı karışımını seviyorum
karıştırmak
farklı şeyleri bir araya getirmek
Mix the flour and eggs
Unu ve yumurtaları karıştır
karışım
farklı maddelerin birleşimi
This cake mix is easy to use
Bu kek karışımının kullanımı kolay
rahatlamak
In scenesakinleşmek ve gerginliği azaltmak
I need to relax
Rahatlamam gerekiyor
gevşemek
In scenegerginliği azaltmak
I like to relax on weekends
Hafta sonları gevşemeyi severim
rahatlamak
sakinleşmek ve daha az gergin hissetmek
I need to relax after a long day
Uzun bir günden sonra rahatlamam gerekiyor
esnetmek
bir kuralı veya gerekliliği daha az katı hale getirmek
The school decided to relax the rules
Okul kuralları esnetmeye karar verdi
olmadan
In scenebir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
olmadan
bir şeyin veya birinin dahil edilmediği durum
You cannot go without a ticket
Bilet olmadan gidemezsin
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
anladım
In scenebir şeyi anlamak
I got it
Anladım
gergin
In scenegergin ve huzursuz hissetmek
She felt tense before the interview
Mülakattan önce gergin hissetti
zaman
eylemin ne zaman yapıldığını belirten fiil biçimi
The verb is in the past tense
Fiil geçmiş zamandadır
kasmak
vücudun bir bölümünü veya bir kası sertleştirmek
He tensed his muscles before the lift
Kaldırmadan önce kaslarını kastı
kasmak
kasları veya vücut kısımlarını sert ve gergin hale getirmek
Do not tense your shoulders while working
Çalışırken omuzlarını kasma
seçmek
In scenebir şeyi tercih etmek veya seçmek
Pick a color
Bir renk seç
pena
telli çalgıları çalmak için kullanılan küçük alet
He lost his guitar pick
Gitar penasını kaybetti
almak
bir nesneyi elinize almak veya kaldırmak
Pick up your book
Kitabını al
seçim
seçilen kişi veya şey
This was my first pick
Bu benim ilk seçimimdi
temizlemek
küçük bir boşluktan bir şeyi çıkarmak
Use a toothpick to pick your teeth
Dişlerini temizlemek için kürdan kullan
toplamak
bir yüzeyden bir şeyi koparıp almak
We can pick fresh apples here
Buradan taze elmalar toplayabiliriz
seçmek
bir şeyi tercih etmek veya belirlemek
You can pick any color
İstediğin rengi seçebilirsin
pena
gitar tellerini çalmak için kullanılan küçük parça
I lost my guitar pick
Gitar penamı kaybettim
kayınpeder
In sceneeşin babası
My father in law is a doctor
Kayınpederim bir doktordur
kanat
In scenekuşların veya böceklerin uçmak için kullandığı organ
The bird has a broken wing
Kuşun kanadı kırık
doğaçlama yapmak
hazırlık yapmadan bir şeyi gerçekleştirmek
I will wing the speech
Konuşmayı doğaçlama yapacağım
yaralamak
vücudun bir kısmını yaralamak
The hunter winged the bird
Avcı kuşu yaraladı
kanat
bir binanın veya organizasyonun yan kısmı
She is in the west wing
Batı kanadında
sonunda varmak
In scenenihayetinde bir yerde veya durumda bulunmak
They ended up at the park
Sonunda parka vardılar
sonunda varmak
sonunda belirli bir yere veya duruma gelmek
We ended up at the beach
Sonunda plaja vardık
sonunda olmak
bir durumun veya yerin neticesinde öyle bir halde bulunmak
They ended up happy
Onlar sonunda mutlu oldular
sonunda yapmak
bir dizi olaydan sonra nihai bir eylemde bulunmak
We ended up walking home
Sonunda eve yürüyerek gittik
sonunda varmak
uzun bir süreçten sonra bir yere ulaşmak
They ended up in Paris
Sonunda Paris'e vardılar
nihayetinde olmak
süreç sonunda bir durumda yer almak
She ended up tired
Nihayetinde yoruldu
sonunda ulaşmak
bir sürecin sonunda bir noktaya erişmek
We ended up at the hotel
Sonunda otele ulaştık
son bulmak
bir sürecin neticesine ulaşmak
The race ended up a disaster
Yarış bir felaketle son buldu
sonuçlanmak
bir olayın sonunda belirli bir duruma gelmek
The game ended up badly
Oyun kötü sonuçlandı
yol açmak
bir olayın sonunda bir şeye neden olmak
The party ended up in chaos
Parti karmaşaya yol açtı
duymak
In scenekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
In scenebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
yanlış duymak
bir sesi doğru olmayan bir şekilde işitmek
I think I heard you wrong
Sanırım seni yanlış duydum
buz patencisi
In scenepatenlerle buz üzerinde hareket eden kişi
She is a professional figure skater
O profesyonel bir buz patencisidir
vakıf
In scenebelirli bir amaç için para sağlayan kuruluş
She works for a charitable foundation
Bir hayır vakfında çalışıyor
temel
bir şeyin üzerine inşa edildiği sağlam kısım
The house has a strong foundation
Evin güçlü bir temeli var
üçleme
birbiriyle bağlantılı üç kitap veya film
I am reading a new foundation
Yeni bir üçleme okuyorum
avukat
In scenehukuki konularda müvekkillerini temsil eden kişi
He is a good lawyer
O iyi bir avukattır
avukatlık yapmak
biri için avukat olarak hareket etmek
He will lawyer the case
Davaya avukatlık yapacak
avukat
insanlara hukuki tavsiye veren ve onları mahkemede temsil eden kişi
The lawyer defended his client in court
Avukat müvekkilini mahkemede savundu
efendim
In scenebirinin söylediğini tekrarlamasını istemek için kullanılır
Pardon? I didn't hear you
Efendim? Sizi duymadım
affetmek
birini resmi olarak cezadan kurtarmak
The king pardoned the prisoner
Kral mahkumu affetti
af
bir hata veya kaba davranışın mazur görülmesi
He asked for a pardon for his mistake
Hatası için af diledi