

Modern Family — Season 1 Episode 23
Words & meanings
581 words
CEFR level
bütün
In scenetamamı veya eksiksiz olan
I read the entire book
Kitabın tamamını okudum
tüm
bir şeyin tamamı
The entire team arrived early
Tüm takım erken geldi
bütün
eksiksiz ve tam olan
She read the entire book
Bütün kitabı okudu
hissetmek
In scenefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
düşünmek
bir şeyin olduğuna dair inanca sahip olmak
I feel that you are right
Haklı olduğunu düşünüyorum
dokunmak
bir şeyi elle incelemek
Feel the fabric of this shirt
Bu gömleğin kumaşına dokun
göz yummak
In scenekötü bir duruma müdahale etmemek
They will not condone this bad behavior
Bu kötü davranışa göz yummayacaklar
göz yummak
kötü bir şeye izin vermek veya onu kabul etmek
I cannot condone this behavior
Bu davranışa göz yumamam
hoş görmek
kabul edilemez bir davranışı normal karşılamak
I cannot condone such violence
Böyle bir şiddeti hoş göremem
hoş görmek
kötü bir davranışı kabul etmek veya görmezden gelmek
They do not condone violence
Şiddeti hoş görmüyorlar
haz almak
cinsel haz almak
He gets off on power
Güçten haz alır
inmek
bir taşıttan veya yerden ayrılmak
Get off the bus
Otobüsten in
çıkarmak
bir şeyi bir yerden uzaklaştırmak
Get the mud off your shoes
Ayakkabılarındaki çamuru temizle
bırakmak
birine yönelik bir davranışı durdurmak
Get off my back
Peşimi bırak
inmek
bir araçtan dışarı çıkmak
You should get off at the next stop
Bir sonraki durakta inmelisin
yola çıkmak
bir yolculuğa veya işe başlamak
We should get off early tomorrow
Yarın erken yola çıkmalıyız
inmek
bir taşıttan veya bir yerden ayrılmak
I will get off the bus at the next stop
Bir sonraki durakta otobüsten ineceğim
işi bırakmak
bir çalışmayı veya faaliyeti sona erdirmek
I get off work at five
Saat beşte işten çıkıyorum
babalar
In sceneçocuğu olan erkekler
The fathers went to the park
Babalar parka gitti
babalar
baba kelimesinin çoğul hali
These fathers are kind
Bu babalar çok nazik
babalar
çocuk sahibi erkekler
Fathers work hard for their families
Babalar aileleri için çok çalışır
babalar
erkek ebeveynler
Good fathers support their children
İyi babalar çocuklarını destekler
boş boş oturmak
faydalı bir şey yapmadan vakit geçirmek
Stop sitting around and start working
Boş boş oturmayı bırak ve çalışmaya başla
dışında
aynı seviye veya kategoride olmayan
This is out of my league
Bu benim ligimin dışında
-den yapılmış
bir malzemeden veya kaynaktan üretilmiş
It is made out of wood
Bu ahşaptan yapılmış
bitmiş
bir şeyin artık kalmaması
We are out of milk
Sütümüz bitti
-den dışarı
bir şeyi içeriden dışarı çıkarmak
Get out of the car
Arabadan çık
uzak
bir şeyden kaçınmak veya girmemek
Stay out of trouble
Beladan uzak dur
dışarı
içinden dışına doğru
He ran out of the house
Evden dışarı koştu
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
kıkırdamak
In scenesessiz ve yumuşak bir şekilde gülmek
He gave a little chuckle
Hafifçe kıkırdadı
kıkırdamak
In scenesessizce gülmek
He chuckled at the joke
Şakaya kıkırdadı
kıkırdamak
alçak sesle gülmek
She chuckled at the joke
Şakaya kıkırdayarak güldü
kıkırdamak
kısa ve sessiz sesler çıkararak gülmek
He started to chuckle at the funny video
Komik videoya kıkırdamaya başladı
daha iyi
In scenedaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
iyileştirmek
In scenebir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
daha iyi
daha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
mevsim
In sceneyılın dört bölümünden her biri
Winter is my favorite season
Kış benim en sevdiğim mevsimdir
sezon
bir televizyon veya radyo dizisinin bölümleri
I am watching the second season
İkinci sezonu izliyorum
tatlandırmak
yemeğe tuz veya baharat eklemek
Season the chicken with some salt
Tavuğu biraz tuzla tatlandır
mevsimi
meyve veya sebzelerin olgunlaşıp tüketilmeye hazır olduğu zaman dilimi
Strawberries are in season now
Şu an çilek mevsimi
abartmak
In scenebir şeyi olduğundan daha büyük veya önemli göstermek
Don't exaggerate the problem
Sorunu abartma
süper
In sceneşaşkınlık veya heyecan belirtmek için kullanılır
Sweet! I got the tickets
Süper! Biletleri aldım
tatlım
In scenesevilen birine hitap ederken kullanılan isim
Goodnight, sweet
İyi geceler, tatlım
hoş
mutluluk veya haz veren
That is a sweet gesture
Bu çok hoş bir davranış
tatlı
şeker tadında olan
This apple is very sweet
Bu elma çok tatlı
baba
baba için kullanılan gayriresmi bir kelime
My old man is home
Babam evde
yaşlı adam
yaşlı bir erkek için kullanılan kelime
The old man is sitting
Yaşlı adam oturuyor
yaşlı adam
yaşı ilerlemiş erkek
The old man sat on the bench
Yaşlı adam bankta oturdu
kalmak
In scenediğerleri gittikten sonra orada olmaya devam etmek
Only two cookies are left
Sadece iki kurabiye kaldı
sol
sağın karşı tarafı
Turn left here
Buradan sola dön
ayrılmak
bir yerden veya birinden uzaklaşmak
She left the office at five
Ofisten saat beşte ayrıldı
bırakmak
bir şeyin belirli bir durumda olmasını sağlamak
He left the door open
Kapıyı açık bıraktı
tamam
In scenekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
In sceneiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
karı koca
evli bir erkek ve kadın
They are a happy husband and wife
Onlar mutlu bir karı koca
evli çift
birbirleriyle evli olan kadın ve erkek
They are a happy husband and wife
Onlar mutlu bir evli çift
yemin etmek
In sceneciddi bir söz vermek
He vowed to return
Geri döneceğine yemin etti
doğa
In scenefiziksel dünya ve yaşayan varlıklar
We must protect nature
Doğayı korumalıyız
doğa
bir şeyin temel nitelikleri veya kişiliği
It is his nature to be kind
Kibar olmak onun doğasında var
doğa
fiziksel dünya ve tüm canlılar
I love spending time in nature
Doğada vakit geçirmeyi seviyorum
doğa
yeryüzündeki bitkiler hayvanlar ve doğal ortam
I love spending time in nature
Doğada vakit geçirmeyi seviyorum
teşekkür
In sceneminnettarlık ifadesi
He sent his thanks
Teşekkürlerini gönderdi
teşekkürler
birine minnettar olduğunu söylemek
Thanks for the help
Yardım için teşekkürler
teşekkürler
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan kısa bir ifade
Thanks for your help
Yardımın için teşekkürler
buluşmak
In scenebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
benzemek
bir şeye benzer olmak
His words meet his actions
Sözleri davranışlarına benziyor
karşılamak
bir gereksinimi yerine getirmek
We must meet the requirements
Gereksinimleri karşılamalıyız
buluşma
insanların bir araya geldiği etkinlik
They organized a school meet
Okul için bir buluşma düzenlediler
aynı
In scenefarklı olmayan
We have the same car
Bizim arabalarımız aynı
aynı
daha önce sözü edilenin tıpkısı
I saw the same man yesterday
Dün aynı adamı gördüm
seçmek
In sceneseçenekler arasından karar vermek
Choose a color
Bir renk seç
seçmek
birden fazla seçenek arasından birini tercih etmek
You can choose a new game
Yeni bir oyun seçebilirsin
güvenlik
In scenebir yeri güvenli tutan kişiler veya sistemler
The airport has tight security
Havalimanında sıkı güvenlik var
güvenlik
tehlikeden uzak olma durumu
They value their personal security
Kişisel güvenliklerine önem verirler
kültür
In scenebir grubun paylaştığı gelenekler ve inanışlar
Every country has its own culture
Her ülkenin kendi kültürü vardır
örümcek
In sceneağ ören sekiz bacaklı küçük canlı
The spider made a web
Örümcek bir ağ ördü
örümcek
sekiz bacaklı ve ağ ören küçük bir hayvan
There is a spider in the corner
Köşede bir örümcek var
zil
In sceneçaldırıldığında çınlama sesi çıkaran metal alet
The school bell rang
Okul zili çaldı
çalışmak
In sceneişlemek veya faaliyet göstermek
This watch doesn't go
Bu saat çalışmıyor
gitmek
In scenebir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to start my diet tomorrow
Yarın diyetime başlamaya niyetliyim
gitmek
bir durumun veya sürecin belirli bir şekilde ilerlemesi
The party went well
Parti iyi gitti
her gün
her bir gün
I exercise every day
Her gün egzersiz yaparım
kabul edilmek
bir okula veya gruba kabul edilmek
She got into a great college
Harika bir koleje kabul edildi
ilgi duymaya başlamak
bir şeye ilgi duymaya başlamak
I got into yoga recently
Son zamanlarda yogaya ilgi duymaya başladım
binmek
bir aracın içine girmek
Get into the car
Arabaya bin
alışkanlık edinmek
bir şeyi düzenli olarak yapmaya başlamak
I want to get into running
Koşmaya alışkanlık edinmek istiyorum
etkilemek
birinin davranışını veya ruh halini değiştirmek
What has gotten into him today
Bugün ona ne oldu böyle
başını belaya sokmak
birini zor veya sorunlu bir duruma düşürmek
His bad choices got him into trouble
Kötü seçimleri başını belaya soktu
güzel
In scenebakıldığında hoş görünen
She is a pretty girl
O güzel bir kız
oldukça
orta derecede
This task is pretty hard
Bu görev oldukça zor
güzel
göze hoş gelen
She is wearing a pretty dress
Çok güzel bir elbise giyiyor
düşünmek
fikir oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think about it
Bunu düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir konuyu dikkatle zihninden geçirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
hızlı
In scenekısa sürede gerçekleşen veya yapılan
She gave a quick answer
Hızlı bir cevap verdi
tırnak eti
tırnakların altındaki hassas deri dokusu
He cut his nail too short and reached the quick
Tırnağını çok kısa kesti ve tırnak etine ulaştı
önce
In sceneşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
önce
şimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
zemin
In scenebir odanın alt kısmı
Please sit on the floor
Lütfen zemine oturun
kat
bir binanın katı veya seviyesi
I live on the third floor
Üçüncü katta yaşıyorum
şoke etmek
birini çok şaşırtmak
The news floored him
Haber onu şoke etti
söz hakkı
bir toplantıda veya oturumda konuşma izni
The chairperson gave her the floor
Başkan ona söz hakkı verdi
derhal
In scenevakit kaybetmeden
Please reply promptly
Lütfen derhal cevap verin
katılmak
In scenebir grubun parçası olmak
I want to join the club
Kulübe katılmak istiyorum
eşlik etmek
In scenebirinin yanına gitmek
Join us for lunch
Öğle yemeği için bize katılın
birleştirmek
parçaları birbirine bağlamak
Join the two pieces of wood
İki tahta parçasını birleştirin
evlendirmek
evlilik yoluyla birleştirmek
The priest joined them in marriage
Rahip onları evlilikle birleştirdi
bacak
In sceneyürümek için kullanılan vücut bölümü
My leg hurts
Bacağım ağrıyor
etap
uzun bir yolculuğun veya etkinliğin bir bölümü
This is the final leg of the trip
Bu yolculuğun son etabı
hanımefendi
In scenebir kadın için kullanılan resmi veya nazik sözcük
She is a very elegant lady
O çok zarif bir hanımefendi
bayan
kadın için kullanılan nazik bir sözcük
A lady came to the door
Kapıya bir bayan geldi
masada yenen yemek
insanların masaya oturarak yediği yemek
We had a sit-down meal
Masada yenen bir yemek yedik
oturup dinlenmek
rahatlamak için bir yere oturmak
Please sit down and relax
Lütfen oturun ve rahatlayın
oturmak
oturma pozisyonuna geçmek
Sit down on the chair
Sandalyeye otur
görüşme
resmi veya planlı bir tartışma
We need a sit down to talk about the project
Bu konuyu konuşmak için bir görüşmeye ihtiyacımız var
izlemek
In scenebir şeye dikkatle bakmak
I like to watch movies
Film izlemeyi severim
gözetmek
bir şeyi korumak veya kontrol etmek
Please watch my bag
Lütfen çantamı kolla
kol saati
bileğe takılan küçük saat
My watch is broken
Saatim bozuk
dikkat etmek
bir şeyi yaparken özenli ve dikkatli olmak
Watch your step on the stairs
Merdivenlerde adımına dikkat et
hareket etmek
In scenebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
hamle
yapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
film
sinemada veya televizyonda gösterilen bir hikaye
I watched a great movie last night
Dün gece harika bir film izledim
peynirli tost
erimiş peynirli kızarmış sandviç
I love grilled cheese
Peynirli tostu severim
peynirli tost
iki dilim ekmek arasına peynir konularak kızartılmış sandviç
I ate a grilled cheese for lunch
Öğle yemeğinde peynirli tost yedim
cüzdan
In scenepara ve kartların konulduğu küçük katlanabilir kılıf
I lost my wallet
Cüzdanımı kaybettim
aptal
In sceneaptal kimse
He is a complete idiot
O tam bir aptal
aptal
çok aptal veya budala kimse
Do not be an idiot
Aptal olma
imkansız
bir şeyin gerçekleşmesinin mümkün olmadığını belirtmek için kullanılır
No way he can win
Onun kazanması imkansız
ne kadar
In scenebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
In scenebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
meraklı
In sceneyeni şeyler öğrenmeye istekli
He is a curious student
O, meraklı bir öğrencidir
ceket
In scenevücudun üst kısmına giyilen kıyafet
I am wearing a blue jacket
Mavi bir ceket giyiyorum
ceket
In sceneüst gövdeye giyilen kısa giysi
He wore a warm jacket
O sıcak bir ceket giydi
yan dairede
yan binada veya odada olan
My friend lives next door
Arkadaşım yan dairede yaşıyor
yandaki
hemen yanında bulunan
My friend lives next door.
Arkadaşım yanda oturuyor.
rahat
In scenekatı olmayan veya konforlu
He has a relaxed attitude
Rahat bir tavrı var
rahatlamış
sakinleşmiş ve gerginliği azalmış
I felt relaxed after the bath
Banyodan sonra rahatlamış hissettim
büyük
In sceneboyut veya miktar olarak çok olan
She has a large family
Onun büyük bir ailesi var
büyük
boyut olarak geniş
I want a large coffee
Büyük bir kahve istiyorum
binlik
bin Amerikan dolarını ifade eden argo terim
He won five large in the game
Oyunda beş bin dolar kazandı
rağmen
In scenezıt bir durumu belirtmek için kullanılır
Although it was raining, we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
ada
In sceneetrafı sularla çevrili kara parçası
This is a small island
Bu küçük bir ada
ada
dört bir yanı sularla çevrili kara parçası
They live on a small island
Küçük bir adada yaşıyorlar
ada
etrafı sularla çevrili olan toprak kütlesi
Hawaii is a famous island
Hawaii ünlü bir adadır
bile
In sceneşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
hafifçe fırlatmak
bir şeyi hafif bir hareketle atmak
He evened the paper plane into the bin
Kağıt uçağı çöp kutusuna hafifçe fırlattı
dansçı
In scenedans eden kişi
She is a professional dancer
O profesyonel bir dansçıdır
kullanmak
In scenebir şeyi işlevinden faydalanmak için çalıştırmak
She uses her computer every day
Bilgisayarını her gün kullanır
alışkın
bir şeyi deneyimden dolayı bilen
I am used to this cold weather
Soğuk havaya alışkınım
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
cennet
In sceneharika bir yer
This island is a paradise
Bu ada bir cennet
aloha
In scenegeleneksel bir Hawaii selamlaması veya vedası
He said aloha to his friends
Arkadaşlarına aloha dedi
devam etmek
In scenebir eylemi yapmayı sürdürmek
Keep trying until you succeed
Başarana kadar denemeye devam et
korumak
bir şeyi güvenli bir şekilde muhafaza etmek
The soldier will keep the gate safe
Asker kapıyı koruyacak
tutmak
bir şeye sahip olmaya devam etmek
You can keep the book
Kitabı tutabilirsin
kasırga
In sceneçok güçlü rüzgarları olan şiddetli fırtına
The hurricane hit the coast
Kasırga kıyıya vurdu
puan almak
In scenebir oyun veya sınavdan puan almak
He scored 90 on the test
Sınavdan 90 aldı
skor
bir oyundaki puanların toplamı
The score is two to one
Skor ikiye bir
elde etmek
bir şeyi kazanmak veya almak
He managed to score two tickets to the game
Maça iki bilet almayı başardı
yetiştirmek
In scenebitki veya saç gibi şeylerin gelişmesini sağlamak
They grow tomatoes in the garden
Bahçede domates yetiştiriyorlar
büyümek
yaşça büyümek
Children grow quickly
Çocuklar hızlı büyür
olmak
bir şeye dönüşmek veya bir duruma gelmek
He grew tired
Yorulmaya başladı
büyümek
boyut veya boy olarak artmak
The plant grew taller
Bitki daha fazla uzadı
başka
In scenebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka
farklı bir kişi veya şey
I want to go somewhere else
Başka bir yere gitmek istiyorum
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
herkes
In sceneher bir kişi
Everybody likes pizza
Herkes pizzayı sever
herkes
tüm insanlar
Everybody is here
Herkes burada
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
yerine
bir şeyin yerine
I will have tea instead of coffee
Kahve yerine çay içeceğim
yerine
başka bir şeyin yerine
I had tea instead of coffee
Kahve yerine çay içtim
yıl
In scene12 ay veya 365 gün süren takvim dönemi
This year is 2024
Bu yıl 2024
yıl
12 aylık zaman birimi
Happy New Year
Mutlu yıllar
yıl
365 günlük zaman dilimi
It lasted five years
Beş yıl sürdü
etkinlik
In sceneyapılan bir iş veya faaliyet
Swimming is a good thing to do
Yüzmek yapılacak iyi bir etkinliktir
eşya
In scenesomut bir varlık veya nesne
Put your things on the table
Eşyalarını masanın üzerine koy
konu
üzerinde konuşulan mesele
That is a complicated thing
Bu karmaşık bir konudur
anlamak
In scenebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
In scenene demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
etkilemek
güçlü bir duygu uyandırmak
His words got to me
Sözleri beni etkiledi
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
zorunda kalmak
bir şeyi yapmakla yükümlü olmak
I get to do the chores
Ev işlerini yapmak zorundayım
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
fırsat bulmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to meet the famous actor today
Bugün ünlü oyuncuyla tanışma fırsatı buluyorum
hale gelmek
belirli bir duruma dönüşmek
It will get to be hot soon
Yakında sıcak bir hal alacak
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
otobüs
In scenebüyük bir toplu taşıma aracı
I take the bus to work
İşe otobüsle giderim
otobüsle götürmek
birini otobüs kullanarak bir yere taşımak
They bus students to school
Öğrencileri okula otobüsle götürüyorlar
yaptırmak
In scenebirine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
In scenebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yetişmek
bir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yapmak
bir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
oo
In sceneşaşkınlık veya haz belirten bir ünlem
Ooh, look at that cake!
Oo, şu pastaya bak!
tekrar
In scenebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
yakışıklı
In sceneiyi görünümlü
He is very handsome
O çok yakışıklı
gevşeme
In scenegerginliğin azalması eylemi
Relaxing helps to reduce stress
Gevşeme stresi azaltmaya yardımcı olur
rahatlatıcı
gerginliği azaltan
Reading a book is relaxing
Kitap okumak rahatlatıcıdır
dinlendirici
sakinleşmeyi ve rahatlamayı sağlayan
This music is very relaxing
Bu müzik çok dinlendirici
rahatlatıcı
kişiyi sakinleştiren ve gerginliği azaltan
This music is very relaxing
Bu müzik çok rahatlatıcı
ünlü
birçok kişi tarafından bilinen
He is a well known actor
O tanınmış bir aktördür
sıcak
In sceneyüksek sıcaklıkta olan
The coffee is hot
Kahve sıcak
popüler
şu an çok ilgi gören
This game is hot
Bu oyun çok popüler
hevesli
bir şeyi yapmaya çok istekli olan
He is hot to start his new job
Yeni işine başlamak için çok hevesli
harika
çok iyi veya etkileyici olan
This new movie is hot
Bu yeni film harika
peynirli hamburger
In sceneüzerinde peynir olan bir hamburger
I want a cheeseburger
Bir peynirli hamburger istiyorum
dönmek
In scenehızla kendi etrafında dönmek
The dancer started to spin
Dansçı dönmeye başladı
çarpıtmak
bir şeyi belirli bir bakış açısıyla sunmak
He put a positive spin on the news
Habere olumlu bir yorum kattı
kısa tur
bir araçla yapılan kısa yolculuk
We went for a quick spin
Hızlı bir tura çıktık
müzik çalmak
bir izleyici kitlesi için kayıtlı müzik çalmak
The DJ will spin some records at the party
DJ partide birkaç plak çalacak