

Modern Family — Season 5 Episode 19
Words & meanings
595 words
CEFR level
vermek
In scenebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
yol açmak
bir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
haber
In scenebir olay veya durum hakkında yeni bilgi
I have some good news
Bazı iyi haberlerim var
tarif etmek
In scenebir şeyin nasıl olduğunu anlatmak
Can you describe your house?
Evini tarif edebilir misin?
tarif etmek
birinin veya bir şeyin nasıl olduğunu anlatmak
Can you describe him
Onu tarif edebilir misin
tarif etmek
bir şeyin neye benzediğini söylemek
Can you describe your house
Evini tarif edebilir misin
betimlemek
bir şeyi ayrıntılarıyla anlatmak
The author describes the scene well
Yazar manzarayı güzel betimliyor
soğuk
In scenedüşük sıcaklık
The winter cold is harsh
Kış soğuğu serttir
soğuk
nezaket veya sevgi göstermeyen
He is a cold person
O soğuk bir insandır
soğuk algınlığı
burun akıntısı ve öksürükle seyreden hastalık
I have a cold
Soğuk algınlığına yakalandım
hazırlıksız
bir konu hakkında yeterli bilgiye veya deneyime sahip olmama durumu
She went into the interview cold
Görüşmeye hazırlıksız gitti
yardımcı
In sceneana kahramana yardım eden kişi
Robin is Batman's sidekick
Robin Batman'in yardımcısıdır
çıkarmak
bir şeyi bir yerden dışarı çekmek veya çıkarmak
He pulled out his phone
Telefonunu çıkardı
başarmak
zor bir işi başarıyla bitirmek
They pulled out a win in the end
Sonunda bir galibiyet elde ettiler
çekilmek
bir etkinlikten ayrılmaya karar vermek
She pulled out of the project
Projeden çekildi
açılır
çekilerek genişletilebilen
This sofa is a pull out bed
Bu kanepe açılır bir yataktır
ayrılmak
bir yerden hareket edip uzaklaşmak
The train started to pull out of the station
Tren istasyondan ayrılmaya başladı
çok kültürlü
In scenebirçok farklı kültürden insanları içeren
They live in a multicultural city
Onlar çok kültürlü bir şehirde yaşıyorlar
yaşamak
In scenebir yerde ikamet etmek
I live in Ankara
Ankara'da yaşıyorum
canlı
çalışan veya aktif olan
The show is live
Program canlı
yaşamak
hayatta olmak
I want to live
Yaşamak istiyorum
yaşamak
belli bir hayat sürmek veya deneyimlemek
He lives a happy life
O mutlu bir hayat yaşıyor
geç
In scenezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
sonları
bir dönemin bitişine yakın
It happened in the late nineties
Doksanlı yılların sonlarında oldu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
oldukça
In sceneorta derecede
This task is pretty hard
Bu görev oldukça zor
güzel
bakıldığında hoş görünen
She is a pretty girl
O güzel bir kız
güzel
göze hoş gelen
She is wearing a pretty dress
Çok güzel bir elbise giyiyor
parmesan peyniri
In sceneyemeklerde kullanılan sert bir İtalyan peyniri
I love parmesan cheese on my pasta
Makarnamda parmesan peynirini çok severim
yaka
In scenegömleğin boynu saran kısmı
He fixed his collar before the meeting
Toplantıdan önce yakasını düzeltti
yaka
giysilerin boyun kısmını çevreleyen bölüm
The collar of the shirt is white
Gömleğin yakası beyaz
yakalamak
birini yakalamak veya tutuklamak
The police managed to collar the thief
Polis hırsızı yakalamayı başardı
nesiller
In sceneaynı dönemde doğan insan grubu
Different generations have different opinions
Farklı nesillerin farklı fikirleri vardır
iki
In scene2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
iki
1 ve 1 sayılarının toplamı olan rakam
I have two apples
İki elmam var
iki
1 sayısından sonra gelen sayı
The answer is two
Cevap iki
normal
In scenealışılmış veya tipik
It was just a regular day
Sadece normal bir gündü
müdavim
bir yere sık giden kişi
He is a regular at this cafe
O bu kafenin müdavimidir
düzenli
sık sık veya belirli zamanlarda olan
I exercise on a regular basis
Düzenli olarak egzersiz yaparım
sıradan
her zamanki gibi olan
This is a regular day
Bu sıradan bir gün
ısıya dayanıklı
yüksek sıcaklıklardan zarar görmeyen
This glass is heat resistant
Bu cam ısıya dayanıklıdır
hayal kırıklığı
In scenebeklentilerin karşılanmaması durumunda hissedilen üzüntü
He felt a deep disappointment
Derin bir hayal kırıklığı hissetti
biraz
küçük bir miktar veya derece
I am a little bit tired
Biraz yorgunum
tuhaf
In sceneçok sıra dışı veya garip
That is a freaky coincidence
Bu tuhaf bir tesadüf
kolay
In scenezor olmayan
This test is very easy
Bu sınav çok kolay
yumuşak
sert veya katı olmayan
Be easy with her
Ona karşı yumuşak ol
elbette
bir isteği kabul ederken veya onaylarken kullanılan ifade
Can you do this? Easy
Bunu yapabilir misin? Elbette
denemek
In scenebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
In scenebir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
bir davayı mahkemede incelemek
The court will try him
Mahkeme onu yargılayacak
orta sehpa
içecekler veya atıştırmalıklar için kullanılan küçük ve alçak masa
Put your cup on the coffee table
Bardağını orta sehpaya koy
yüz
In scene100 sayısı
I have one hundred dollars
Yüz dolarım var
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to call him tomorrow
Yarın onu aramayı planlıyorum
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
şampuanlamak
In sceneözel bir sabunla bir şeyi yıkamak
I need to shampoo my hair
Saçlarımı şampuanlamam gerekiyor
şampuan
saç yıkamak için kullanılan sıvı sabun
I need to buy some shampoo
Biraz şampuan almam gerekiyor
şampuan
saçları temizlemek için kullanılan sıvı
This shampoo smells like coconut
Bu şampuan hindistan cevizi gibi kokuyor
değiştirmek
In scenebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
değiştirmek
eski bir şeyi alıp yerine yenisini koymak
I need to change my shirt
Gömleğimi değiştirmem gerekiyor
içinde
In scenebelirli bir zaman veya mekanın içinde
I will arrive within an hour
Bir saat içinde varacağım
kriz
In scenebüyük tehlike veya zorluk dönemi
The country is in a financial crisis
Ülke mali bir kriz içinde
kriz
büyük tehlike veya zorluk zamanı
The country is in an economic crisis
Ülke ekonomik bir kriz içinde
kriz
acilen çözülmesi gereken tehlikeli veya zor durum
The country is facing a major crisis
Ülke büyük bir krizle karşı karşıya
tür
In scenekategori veya sınıf
What type of music do you like
Ne tür müzik seversin
tip
benzer özelliklere sahip grup
He is a weird type of person
O tuhaf bir tip
yazmak
klavye ile yazı yazmak
I am typing an email
Bir e-posta yazıyorum
gruplandırmak
kan gibi biyolojik örnekleri ayırmak
The doctor typed his blood
Doktor kan grubunu belirledi
güzel
In scenegöze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
aniden
beklenmedik bir şekilde ve hızlıca gerçekleşen
All of a sudden, it started to rain
Birdenbire yağmur yağmaya başladı
içeride beklemek
bir yerin içinde kalmak veya beklemek
I will wait in the lobby
Lobide bekleyeceğim
şans
In scenetesadüfen gerçekleşen iyi şeyler
I had some good luck
Biraz şansım vardı
şans
iyi veya kötü şeylerin gerçekleşmesine neden olan güç
Luck can change quickly
Şans hızla değişebilir
şans eseri bulmak
iyi bir talih sonucu bir şeye sahip olmak
He lucked into this amazing job
O şans eseri bu harika işi buldu
anladım
bir şeyi anlamak
I got it
Anladım
dakika
In scene60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
bir an
çok kısa bir süre
Give me a minute
Bana bir dakika ver
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
dönüştürmek
In scenebir şeyi başka bir şeye dönüştürmek
She turned the room into a gym
Odayı bir spor salonuna dönüştürdü
sıra
başkalarından sonra bir şeyi yapabileceğiniz zaman
It is your turn now
Şimdi senin sıran
vermek
bir şeyi başkasına uzatmak
Please turn the book to him
Lütfen kitabı ona ver
çevirmek
bir cihazı çalıştırmak için düğmeyi hareket ettirmek
Turn the knob to start the machine
Makineyi çalıştırmak için düğmeyi çevir
kalıp
In scenesıvı maddelere şekil vermek için kullanılan içi boş kap
He poured the wax into a mold
Mumu bir kalıba döktü
şekillendirmek
birinin veya bir şeyin gelişimini etkilemek
Teachers help mold students' minds
Öğretmenler öğrencilerin zihinlerini şekillendirmeye yardımcı olur
küf
nemli yerlerde oluşan yumuşak yeşil veya siyah mantar türü
The bread is covered in mold
Ekmek küfle kaplanmış
kızgın
In sceneöfkeli hissetmek veya öfke göstermek
He is mad at me
Bana kızgın
harika
çok iyi veya etkileyici
Those shoes are mad
Bu ayakkabılar harika
tutkun
birine karşı çok güçlü sevgi duyan
He is mad about her
Ona tutkun
koleksiyoncu
In scenehobi olarak bir şeyler toplayan kişi
He is a stamp collector
O bir pul koleksiyoncusudur
toplayıcı
bir şeyleri bir araya getiren makine veya araç
The dust collector keeps the workshop clean
Toz toplayıcı atölyeyi temiz tutar
tahsildar
para veya ödeme toplamakla görevli kişi
The tax collector came to the house
Vergi tahsildarı eve geldi
birinci
In scenebir listenin veya grubun en başında yer alan kişi
He is the class topper
Sınıf birincisi o
tepe süsü
In scenebir şeyin üzerine yerleştirilen dekoratif nesne
She added a cute topper to the cake
Pastanın üzerine sevimli bir tepe süsü ekledi
tabii ki
onaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
tahta
In scenebelirli bir amaç için kullanılan düz tahta veya malzeme parçası
He used a wooden board
O, ahşap bir tahta kullandı
kurul
bir kuruluşu yöneten kişiler grubu
The board met yesterday
Kurul dün toplandı
binmek
uçak gibi bir araca girmek
It is time to board the plane
Uçağa binme vakti geldi
yemek
bir yerde konakladığınızda sağlanan yemek
The price includes room and board
Fiyata konaklama ve yemek dahildir
heyecanlandırmak
In sceneçok mutlu ve hevesli hale getirmek
This book will excite you
Bu kitap seni heyecanlandıracak
heyecanlandırmak
birini istekli veya ilgili hissettirmek
The news will excite the fans
Haber taraftarları heyecanlandıracak
heyecanlandırmak
birini çok mutlu veya istekli hissettirmek
The news will excite the children
Bu haber çocukları heyecanlandıracak
kapı
In scenebina veya oda girişindeki hareketli panel
Close the door please
Lütfen kapıyı kapat
kapı
girişe izin vermek için açılıp kapanan hareketli panel
The door is open
Kapı açık
kapı
bir odaya girmek için açılan panel
He is at the door
O kapıda
kapı
bir odaya veya binaya girişi kapatmaya yarayan hareketli engel
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
oymacı
In scenesert malzemelerden şekiller kesen kişi
The wood carver made a beautiful bird
Ahşap oymacısı güzel bir kuş yaptı
evet
In sceneevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
In sceneevet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
koymak
In scenebir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
ifade etmek
bir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
sokmak
birini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
tamamlamak
In scenebir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı
In scenebir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
dışarı çıkarmak
In scenebir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
hibrit
In sceneiki farklı şeyin karışımından oluşan
This car has a hybrid engine
Bu araba hibrit bir motora sahip
dikkat çekici şey
In sceneçok etkileyici veya heyecan verici olan şey
Her performance was a showstopper
Performansı göz kamaştırıcıydı
göz alıcı şey
In sceneçok dikkat çeken veya etkileyici olan şey
The new design is a showstopper
Yeni tasarım gerçekten göz alıcı
evren
In sceneuzay ve içindeki her şeyin tamamı
The universe is vast
Evren uçsuz bucaksızdır
randevu
In sceneönceden belirlenmiş bir buluşma veya ziyaret
I have a doctor's appointment
Doktor randevum var
randevu
önceden kararlaştırılmış görüşme veya buluşma
I have an appointment with the doctor
Doktorla bir randevum var
randevu
belirli bir zamanda birisiyle buluşma planı
I have a doctor's appointment tomorrow
Yarın doktor randevum var
zeki
In scenehızlı zekaya sahip olan
He is a smart student
O zeki bir öğrenci
sızlamak
keskin bir acı vermek
My eyes began to smart
Gözlerim sızlamaya başladı
akıllı
mantıklı ve doğru karar veren
It was a smart choice
Bu akıllıca bir seçimdi
akılsız
kötü muhakeme gösteren
That was not a smart decision
Bu akılsızca bir karardı
buradan gitmek
bir yerden ayrılmak
I need to get out of here
Buradan gitmem gerekiyor
keyif almak
In scenebir şeyden zevk almak
I enjoy reading books
Kitap okumaktan keyif alırım
koymak
bir şeyi başka bir şeyin içine yerleştirmek
Put the keys into the bag
Anahtarları çantanın içine koy
bulmak
In scenebirinin veya bir şeyin nerede olduğunu öğrenmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
birinin veya bir şeyin nerede olduğunu öğrenmek
They found the lost dog
Kayıp köpeği buldular
kurmak
bir şeyi başlatmak veya oluşturmak
He founded a new company
Yeni bir şirket kurdu
karar vermek
yasal bir süreçte bir sonuca veya hükme ulaşmak
The court found that the agreement was invalid
Mahkeme sözleşmenin geçersiz olduğuna karar verdi
teşekkür ederim
minnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
bir takdir ifadesi
A big thank you to all
Herkese büyük bir teşekkür
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
anlaşma
In scenekarşılıklı varılan uzlaşma veya teklif
We made a deal
Bir anlaşma yaptık
mesele
In sceneçok önemli olan durum
It is a big deal
Bu büyük bir mesele
kart dağıtmak
bir oyunda kartları oyunculara paylaştırmak
It is your turn to deal
Kartları dağıtma sırası sende
başa çıkmak
bir sorunu çözmek için harekete geçmek
I can deal with this
Bununla başa çıkabilirim
sorumlu
kontrolü veya yetkisi olan
Who is in charge here?
Burada kim sorumlu?
çok
In sceneçok fazla veya aşırı derecede
He has an awful lot of money
Çok fazla parası var
aşırı
son derece
It was an awful long time
Aşırı uzun bir zamandı
berbat
çok kötü veya hoş olmayan
The movie was awful
Film berbattı
kontrol etmek
In scenebir şeyin doğru olup olmadığını incelemek
Please check your answers
Lütfen cevaplarınızı kontrol edin
hesap
ödenmesi gereken miktarı gösteren belge
Can I have the check please
Hesabı alabilir miyim lütfen
teslim etmek
bir şeyi geçici olarak emanete bırakmak
You can check your bags here
Çantalarınızı buraya teslim edebilirsiniz
kareli
kumaş üzerindeki küçük kareli desen
He wore a check shirt
Kareli bir gömlek giydi
bira
In scenetahıldan yapılan alkollü bir içecek
I would like a beer
Bir bira istiyorum
bira
In scenetahıllardan yapılan alkollü bir içecek
I would like a beer
Bir bira isterim
sağlamak
birine bir şey vermek
Can you beer me the pen
Bana kalemi sağlayabilir misin
ikram etmek
birine özellikle alkollü bir içecek vermek
Let me beer you a drink
Sana bir içecek ikram edeyim
nefret etmek
In scenebirinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
asker
In sceneorduda savaşan kişi
He is a brave soldier
O cesur bir askerdir
sıcak
In sceneyüksek sıcaklıkta olan
The coffee is hot
Kahve sıcak
popüler
şu an çok ilgi gören
This game is hot
Bu oyun çok popüler
hevesli
bir şeyi yapmaya çok istekli olan
He is hot to start his new job
Yeni işine başlamak için çok hevesli
harika
çok iyi veya etkileyici olan
This new movie is hot
Bu yeni film harika
çalışmak
bir kurumda veya kişiye bağlı olarak görev yapmak
I work for a global company
Küresel bir şirkette çalışıyorum
uymak
bir durumun veya planın birine uygun olması
This schedule works for me
Bu program bana uyuyor
uğruna çalışmak
bir hedefi gerçekleştirmek için çaba göstermek
We are working for a better future
Daha iyi bir gelecek için çalışıyoruz
bacak
In sceneyürümek için kullanılan vücut bölümü
My leg hurts
Bacağım ağrıyor
etap
uzun bir yolculuğun veya etkinliğin bir bölümü
This is the final leg of the trip
Bu yolculuğun son etabı
kabul etmek
In scenesunulan bir şeyi almak
He accepted the award
Ödülü kabul etti
kabul etmek
bir şeyi doğru veya geçerli olarak tanımak
I accept the truth
Gerçeği kabul ediyorum
kabul etmek
bir şeye onay vermek
She accepted the invitation
Daveti kabul etti
kabul etmek
bir şeyi almaya veya onaylamaya razı olmak
I accept your offer
Teklifi kabul ediyorum
bomba atlayışı
In scenedizleri göğse çekerek suya atlama biçimi
He did a cannonball into the pool
Havuza bomba atlayışı yaptı
gülle
toptan fırlatılan büyük metal küre
The cannonball hit the wall
Gülle duvara çarptı
gülle
toptan atılan ağır metal küre
The cannonball hit the castle wall
Gülle kale duvarına çarptı
olay
In sceneheyecanlı veya sıkıntılı durum
There is too much drama at work
İşte çok fazla olay var
dram
sahnede sergilenen hikaye
This drama is a classic
Bu dram bir klasiktir
oyun
sahnede veya ekranda sergilenen hikaye
I saw a new drama
Yeni bir oyun izledim
tiyatro oyunu
sahne veya ekranda sergilenen hikaye
They performed a drama at school
Okulda bir tiyatro oyunu sergilediler
konuşmak
biriyle sözlü olarak iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
mesaj atmak
In scenetelefondan yazılı mesaj göndermek
I will text you
Sana mesaj atacağım
metin
yazılı veya basılı kelimeler
Read the text carefully
Metni dikkatle oku
kısa mesaj
telefondan gönderilen yazılı ileti
I sent him a text
Ona bir kısa mesaj gönderdim
gerçekleştirmek
bir şeyin meydana gelmesini sağlamak
We will make it happen
Bunu gerçekleştireceğiz
hızlandırmak
bir işi çabuklaştırmak
Please make it fast
Lütfen hızlandır
başarmak
bir hedefe ulaşmak veya başarılı olmak
She finally made it
Sonunda başardı
ölmek
birinin yaşamını yitirmesi
The patient did not make it
Hasta hayata tutunamadı
toparlamak
bir yeri temiz ve düzgün hale getirmek
I need to make it tidy
Onu toparlamam gerek
söylemek
In scenekelimelerle ifade etmek veya konuşmak
What did you say?
Ne söyledin?
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
diyelim
bir şeye örnek vermek için kullanılan ifade
Say we meet at noon
Diyelim ki öğlen buluşalım
sözü geçen
daha önce bahsedilmiş olan
The say project is cancelled
Sözü geçen proje iptal edildi
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I don't get it
Anlamıyorum
kopya
In scenebir şeyin kopyası
This painting is a reproduction of the original
Bu tablo orijinalinin bir kopyasıdır
üreme
canlıların yeni bireyler meydana getirme süreci
Reproduction is essential for survival
Üreme, hayatta kalmak için gereklidir
püskürtme ucu
In scenesıvı veya gaz akışını kontrol eden uç
The hose has a nozzle
Hortumun bir püskürtme ucu var
durmak
In scenebir yerde veya konumda bulunmak
The house stands on a hill
Ev bir tepenin üzerinde duruyor
tezgah
eşyaların satıldığı küçük yapı
I bought an apple from the fruit stand
Meyve tezgahından bir elma aldım
katlanmak
bir şeye tahammül etmek
I cannot stand this noise
Bu gürültüye katlanamıyorum
tutum
bir konu hakkındaki kesin görüş veya tavır
They took a firm stand on the issue
Bu konuda kesin bir tutum sergilediler
büyük gün
önemli veya unutulmaz bir gün
Tomorrow is the big day
Yarın büyük gün