

Modern Family — Season 6 Episode 7
Words & meanings
550 words
CEFR level
burs
In sceneöğrencilerin eğitim masraflarını karşılamak için verilen para
He won a scholarship to study abroad
Yurt dışında okumak için burs kazandı
izlemek
In scenebir şeye dikkatle bakmak
I like to watch movies
Film izlemeyi severim
kol saati
In scenebileğe takılan küçük saat
My watch is broken
Saatim bozuk
gözetmek
bir şeyi korumak veya kontrol etmek
Please watch my bag
Lütfen çantamı kolla
dikkat etmek
bir şeyi yaparken özenli ve dikkatli olmak
Watch your step on the stairs
Merdivenlerde adımına dikkat et
modellemek
In scenebir şeyin versiyonunu veya tanımını oluşturmak
They model the data in the system
Verileri sistemde modelliyorlar
model
kıyafetleri sergilemek için giyen kişi
She is a professional model
O profesyonel bir model
örnek
taklit edilmesi gereken iyi bir kişi veya şey
She is a good model for students
O öğrenciler için iyi bir örnek
manken
fotoğraf çekimleri veya defileler için kıyafetleri sergileyen kişi
She is a famous fashion model
O ünlü bir moda mankeni
giyinmek
In scenekıyafet giymek
I need to dress for work
İş için giyinmem gerekiyor
elbise
kadınlar veya kızlar için üst ve alt kısmı örten giysi
She is wearing a blue dress
Mavi bir elbise giyiyor
pansuman yapmak
bir yarayı temizleyip kapatmak
The nurse will dress the wound
Hemşire yaraya pansuman yapacak
süslemek
bir şeyi daha çekici hale getirmek için güzelleştirmek
We should dress the cake with fresh fruit
Pastayı taze meyveyle süslemeliyiz
bu sırada
In sceneiki olay arasında geçen sürede
I was cooking; meanwhile, he was reading
Ben yemek pişiriyordum; bu sırada o kitap okuyordu
bitirmek
In scenebir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
bitiş
bir olayın veya etkinliğin sonu
She is near the finish of her project
Projesinin bitişine yaklaştı
yüzey görünümü
bir yüzeyin son hali
The wood has a glossy finish
Ahşabın parlak bir yüzey görünümü var
meraklı
In scenebir şeye çok ilgi duyan veya alışmış kişi
I am a coffee addict
Ben bir kahve tutkunuyum
bağımlı
bir davranışı yapmayı bırakamayan kişi
He is a gambling addict
O bir kumar bağımlısı
madde bağımlısı
uyuşturucu gibi maddeleri kullanmayı bırakamayan kişi
He is a drug addict
O bir uyuşturucu bağımlısı
beyefendi
In scenebir erkek için kullanılan nazik ifade
He is a real gent
O gerçek bir beyefendi
senkronize
In sceneaynı zaman dilimine veya duruma getirilmiş
Our calendars are synced
Takvimlerimiz senkronize edildi
temsil etmek
In scenebiri adına hareket etmek veya konuşmak
The lawyer represents the client
Avukat müvekkili temsil ediyor
simgelemek
bir şey için sembol veya işaret olmak
The dove represents peace
Güvercin barışı simgeler
istemek
In scenebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
In scenebirini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
tavuk eti
In scenetavuktan elde edilen gıda
I eat chicken for dinner
Akşam yemeğinde tavuk eti yiyorum
tavuk
etinden ve yumurtasından faydalanılan bir çiftlik hayvanı
The chicken is eating corn
Tavuk mısır yiyor
cesaret oyunu
iki kişinin birbirini geri çekilmeye zorladığı bir durum
We played a game of chicken
Bir cesaret oyununa giriştik
korkak
cesur olmayan
Do not be such a chicken
Bu kadar korkak olma
mezuniyet balosu
In scenelise öğrencileri için düzenlenen resmi dans partisi
Are you going to the prom
Mezuniyet balosuna gidiyor musun
çarpıcı
In sceneçok çekici ve şık olan
He looked dashing in his new suit
Yeni takım elbisesiyle çok çarpıcı görünüyordu
şık
özgüvenli ve çekici
He looks dashing in his suit
Takım elbisesi içinde çok şık görünüyor
saniye
In scenedakikanın altmışta biri olan zaman birimi
Wait for a second
Bir saniye bekle
ikinci
birinciden sonra gelen
This is my second book
Bu benim ikinci kitabım
ikinci porsiyon
yemeğin ikinci servis edilen kısmı
I want a second helping
İkinci bir porsiyon istiyorum
desteklemek
bir öneriye resmi olarak destek vermek
I second the motion
Öneriyi destekliyorum
anlamına gelmek
In scenebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
kaba
In scenenazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
müthiş
çok iyi veya etkileyici olan
He plays a mean guitar
O müthiş gitar çalıyor
ücret
In sceneçalışma karşılığında kazanılan para
He earns a low wage
Düşük bir ücret kazanıyor
yürütmek
bir savaşı veya mücadeleyi başlatmak veya sürdürmek
They decided to wage war
Savaş çıkarmaya karar verdiler
bahse girmek
bir olay üzerine bahis oynamak
They decided to wage a bet on the game
Oyun üzerine bahse girmeye karar verdiler
sürdürmek
bir savaşı veya mücadeleyi başlatıp devam ettirmek
They waged war against the enemy
Düşmana karşı savaş sürdürdüler
emin
In sceneşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
kararsız
bir şey hakkında kesinliği olmayan
He is sure about the plan
Plan hakkında kararsız
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
durum
In scenebelirli bir durum veya örnek
In this case, we must wait
Bu durumda beklemeliyiz
dava
In scenemahkemede görülen hukuki mesele
The judge dismissed the case
Hakim davayı reddetti
kılıf
eşyaları saklamak veya taşımak için kullanılan kutu veya çanta
He put the phone in its case
Telefonu kılıfına koydu
gözlemek
bir yeri veya kişiyi dikkatle incelemek
The thief cased the bank
Hırsız bankayı gözledi
iyilik
In sceneyardımsever veya nazik bir davranış
Can you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
desteklemek
bir şeyi onaylamak veya ona razı olmak
Most people favor the new law
Çoğu insan yeni yasayı destekliyor
kayırmak
birine avantaj sağlamak veya ona daha nazik davranmak
The teacher favors some students
Öğretmen bazı öğrencileri kayırıyor
iyilik
birinden rica edilen yardım
Could you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
önyargı
In scenebir kişi veya grup hakkında önceden edinilmiş haksız fikir veya duygu
We must fight against racial prejudice
Irksal ön yargılarla savaşmalıyız
binmek
bir yere veya araca girmek
Get in the car
Arabaya bin
Engel olmak
Birinin yolunu kapatmak
Don't get in my way
Yoluma çıkma
dahil olmak
bir durumun veya faaliyetin parçası olmaya başlamak
I want to get in the game
Oyuna dahil olmak istiyorum
aklına girmek
birinin zihnine veya düşüncelerine yerleşmek
That tune got in my head
O melodi aklıma girdi
heyecan
In sceneçok büyük bir coşku veya hareketlilik durumu
There was a fever of excitement before the match
Maçtan önce büyük bir heyecan vardı
ateş
vücut sıcaklığının normalden yüksek olması
He has a high fever
Yüksek ateşi var
sömürmek
zayıf birini veya bir şeyi avlamak ya da istismar etmek
Scammers often prey on the elderly
Dolandırıcılar genellikle yaşlıları sömürür
ele almak
bir konuyu değerlendirmek
We must look at this plan
Bu planı ele almalıyız
bakmak
gözleri bir yöne çevirmek
Please look at me
Lütfen bana bak
seyretmek
bir şeyi dikkatle izlemek
They look at the stars
Yıldızları seyrediyorlar
incelemek
detaylıca gözlemlemek
I looked at the painting
Resim tablosunu inceledim
gelişmek
In scenedaha büyük veya daha gelişmiş bir şeye dönüşmek
The seed develops into a plant
Tohum bir bitkiye dönüşür
geliştirmek
bir şeye sahip olmaya başlamak
He developed a bad habit
Kötü bir alışkanlık edindi
tab etmek
fotoğrafları çıkarmak için filmi işlemek
I need to develop this film
Bu filmi tab ettirmem gerekiyor
gelişme
yeni ve ilgi çekici bir olay
We are waiting for the latest development
En son gelişmeyi bekliyoruz
tartışmak
In scenebir konu hakkında gerekçe sunmak
He tried to argue his point of view
O kendi bakış açısını savunmaya çalıştı
karşı çıkmak
bir şeye karşı konuşmak
He argued against the plan
Plana karşı çıktı
geçim kaynağı
kendinizi geçindirmek için kazandığınız para
Farming is his livelihood
Çiftçilik onun geçim kaynağıdır
tartışmak
farklı görüşlere sahip olduğunuz için biriyle kızgın bir şekilde konuşmak
They always argue about money
Onlar her zaman para hakkında tartışırlar
etkilemek
güçlü bir duygu uyandırmak
His words got to me
Sözleri beni etkiledi
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
zorunda kalmak
bir şeyi yapmakla yükümlü olmak
I get to do the chores
Ev işlerini yapmak zorundayım
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
fırsat bulmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to meet the famous actor today
Bugün ünlü oyuncuyla tanışma fırsatı buluyorum
hale gelmek
belirli bir duruma dönüşmek
It will get to be hot soon
Yakında sıcak bir hal alacak
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
hazırlanmak
bir şey için hazır hale gelmek
Get ready for school
Okul için hazırlan
özel ders öğretmeni
In scenebir öğrenciye veya küçük bir gruba ders veren kişi
I have a math tutor
Bir matematik özel ders öğretmenim var
özel ders vermek
bir öğrenciye veya küçük bir gruba özel eğitim vermek
He will tutor me in math
O bana matematikte özel ders verecek
şaşkın bakışlı
şaşkınlıktan gözleri kocaman açılmış
The child looked wide-eyed at the magic trick
Çocuk sihirbazlık numarasına şaşkın bakışlarla baktı
saf
dünyayı az tanıyan
She was wide eyed about her new job
Yeni işi konusunda saftı
ruh hali
In scenebelirli bir zamandaki ruhsal durum
She is in a bad mood today
Bugün ruh hali kötü
havasında
bir şeyi yapma veya ona sahip olma isteği
I am in the mood for pizza
Pizza yeme havasındayım
yazık
bir durumun üzücü olduğunu belirtmek için kullanılır
Too bad you cannot come
Gelememen ne yazık
harika
In sceneçok iyi veya olumlu şekilde şaşırtıcı
You did an amazing job
Harika bir iş çıkardın
harika
hayranlık veya şaşkınlık uyandıran
The view is amazing
Manzara harika
inanılmaz
büyük bir şaşkınlık veya hayranlık yaratan
It was an amazing sight
İnanılmaz bir manzaraydı
etkilemek
birinin üzerinde etkili olmak
The medicine is starting to work on him
İlaç onun üzerinde etkisini göstermeye başladı
üzerinde çalışmak
bir şeye zaman ve emek harcamak
I need to work on my English
İngilizcem üzerinde çalışmam gerekiyor
üzerinde çalışmak
bir şey üzerinde emek harcamak
I am working on a new project
Yeni bir proje üzerinde çalışıyorum
tedavi etmek
tıbbi bakım sağlamak
The doctors are working on the patient
Doktorlar hastayı tedavi ediyor
ek
In sceneolağan veya gerekli olandan daha fazla
I need extra time
Ek zamana ihtiyacım var
figüran
film veya şovda görünen ancak konuşma rolü olmayan kişi
He worked as an extra in the movie
Filmde figüran olarak çalıştı
aşırı
yüksek derecede veya abartılı bir şekilde
Her outfit is so extra
Kıyafeti çok abartılı
okumak
In sceneyazılı kelimeleri görüp anlamak
I read a book every month
Her ay bir kitap okurum
rol okumak
bir rol için metin okuyarak seçmelere katılmak
She will read for the part
Rol için seçmelere katılacak
almak
telsizle konuşurken birinin söylediklerini duymak ve anlamak
Do you read me
Beni alabiliyor musun
okumak
birinin düşüncelerini söylemeden anlamak
I can read your mind
Aklını okuyabiliyorum
ağlamak
In scenegözlerden yaş dökülmesi durumu
The baby is crying in the crib
Bebek beşikte ağlıyor
ağlamak
gözlerden yaş gelmesi
The baby is crying
Bebek ağlıyor
hıçkırarak ağlamak
üzüntüden sesli bir şekilde gözyaşı dökmek
He was weeping at the sad news
Üzücü haber üzerine hıçkırarak ağlıyordu
olmadan
In scenebir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
olmadan
bir şeyin veya birinin dahil edilmediği durum
You cannot go without a ticket
Bilet olmadan gidemezsin
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
teşekkür ederim
minnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
bir takdir ifadesi
A big thank you to all
Herkese büyük bir teşekkür
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
gibi gelmek
bir şeyin öyle olduğu izlenimini vermek
That sounds like a good idea
Bu kulağa iyi bir fikir gibi geliyor
evsiz
In sceneyaşayacak bir yeri olmayan
He is homeless
O evsiz
üniversite
In scenelise sonrası eğitim verilen kurum
She is studying at a college
O bir üniversitede okuyor
kolej
yüksek öğrenim kurumu
He goes to a small college
O küçük bir koleje gidiyor
üniversite
liseden sonra gidilen yükseköğretim kurumu
She is starting college in September
Eylül'de üniversiteye başlıyor
üniversite
liseden sonra öğrencilerin eğitim gördüğü yer
She is studying at college
O üniversitede okuyor
canı istemek
bir şeyi yapma isteği duymak
I feel like going for a walk
Yürüyüşe çıkasım var
gibi hissetmek
bir durumda veya rolde olduğunu düşünmek
Sometimes I feel like a child
Bazen kendimi çocuk gibi hissediyorum
gibi gelmek
bir durumun gerçekleşeceği izlenimine kapılmak
It feels like it is going to snow
Kar yağacak gibi geliyor
istek duymak
bir şeyi yapmayı arzulamak
I feel like having coffee now
Şu an kahve içmeye istek duyuyorum
düşünmek
bir konu hakkında fikir yürütmek
I need to think of a solution
Bir çözüm düşünmem gerekiyor
hatırlamak
birini veya bir şeyi zihne getirmek
I often think of my home
Sık sık evimi hatırlarım
aklına gelmek
bir fikir üretmek ya da bir şeyi hatırlamak
I can think of a better name
Daha iyi bir isim aklıma geliyor
geniş
In sceneyanlara doğru geniş olan
He has broad shoulders
Geniş omuzları var
kadın
kadınlar için kullanılan kaba veya gayriresmi sözcük
She is a broad
O bir kadın
ayaklar
In scenevücudun üzerinde durulan kısımları
My feet are cold
Ayaklarım soğuk
fit
12 inç değerindeki uzunluk ölçü birimi
The wall is ten feet high
Duvar on fit yüksekliğinde
fit
12 inç uzunluğa eşit ölçü birimi
The room is 10 feet wide
Oda 10 fit genişliğindedir
peşinden gitmek
In scenebirinin veya bir şeyin ardından gitmek
The dog followed me home
Köpek eve kadar peşimden geldi
takip etmek
bir şeyi düzenli olarak izlemek veya okumak
I follow the news every day
Her gün haberleri takip ediyorum
uymak
talimatlara veya kurallara göre hareket etmek
Please follow the instructions
Lütfen talimatlara uyun
anlamak
söylenen bir şeyi kavrayabilmek
I do not follow you
Sizi anlamıyorum
soymak
In scenebir şeyin dış kabuğunu çıkarmak
Please peel the apple
Lütfen elmayı soy
kabuk
bir meyvenin veya sebzenin dış katmanı
Banana peel is slippery
Muz kabuğu kaygandır
cilt soyma
cildin üst tabakasını arındıran kozmetik işlem
She had a chemical peel
Cildine kimyasal soyma yaptırdı
makyaj
In scenegörünümü güzelleştirmek için kullanılan madde
She wears makeup every day
Her gün makyaj yapar
makyaj malzemeleri
In sceneyüzü süslemek için kullanılan ürünler
I bought new makeup
Yeni makyaj malzemeleri aldım
sonraki
In sceneşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
dünya
In sceneüzerinde yaşadığımız gezegen
The world is round
Dünya yuvarlaktır
dünya
In sceneinsanlarla birlikte yeryüzü
Peace in the world is important
Dünyada barış önemlidir
dünya
belirli bir alan veya varoluş
He lives in his own world
Kendi dünyasında yaşıyor
dünya
canlı olma ve deneyimlere sahip olma durumu
She brought a new baby into the world
O dünyaya yeni bir bebek getirdi
alarm
In sceneinsanları uyarmak için yüksek ses çıkaran cihaz
He set the alarm for seven
Alarmı yediye kurdu
endişelendirmek
birini korkutmak veya endişeye sevk etmek
Don't alarm the children
Çocukları endişelendirme
alarm
tehlikeyi bildiren yüksek sesli uyarı sinyali
The fire alarm rang
Yangın alarmı çaldı
takdir
In scenebir başarı için verilen övgü veya onay
She deserves credit for her hard work
Sıkı çalışması nedeniyle takdiri hak ediyor
hesaba yatırmak
bir hesaba para yatırmak
The bank will credit your account tomorrow
Banka yarın hesabınıza parayı yatıracak
kredi
borçlanma ve geri ödeme yeteneği
I bought the laptop on credit
Dizüstü bilgisayarı krediyle aldım
kredi
mezuniyet için gerekli olan ders puanı
This course is worth three credits
Bu ders üç kredi değerinde
sorun
In scenebaşa çıkması zor olan şey
I have a problem with my car
Arabamla ilgili bir sorunum var
problem
zorluk çıkaran bir soru veya durum
This math problem is hard
Bu matematik problemi zor
sorun değil
bir teşekkür veya özür sonrasında önemli olmadığını belirtmek için kullanılan ifade
Thanks for the help, it was no problem
Yardım için teşekkürler, hiç sorun değildi
sorun
çözülmesi gereken mesele
This is a big problem
Bu büyük bir sorun
görüntü
In scenekaydedilmiş video materyali
We have footage of the accident
Kazanın görüntüleri elimizde
alan ölçüsü
ayak kare cinsinden ölçülmüş alan büyüklüğü
The house has a large footage
Evin geniş bir alan ölçüsü var
stres giderici
stresi azaltmaya yardımcı olan şey
Listening to music is a great stress reliever
Müzik dinlemek harika bir stres gidericidir
hanımefendi
In scenebir kadın için kullanılan resmi veya nazik sözcük
She is a very elegant lady
O çok zarif bir hanımefendi
bayan
kadın için kullanılan nazik bir sözcük
A lady came to the door
Kapıya bir bayan geldi
endişeli
In scenehuzursuz veya kaygılı hissetmek
I am worried about the exam
Sınav hakkında endişeliyim
futbol
In sceneiki takım arasında topla oynanan oyun
I like playing football
Futbol oynamayı severim
futbol topu
futbol sporunda kullanılan top
He kicked the football
Futbol topuna vurdu
dil
In scenekonuşmak için kullanılan kelimeler sistemi
English is my mother tongue
İngilizce benim ana dilim
dil
ağız içindeki tat almaya ve konuşmaya yarayan yumuşak organ
She burnt her tongue
Dilini yaktı
dil
ağzın içinde tat almaya ve konuşmaya yarayan etli organ
He burned his tongue on the hot coffee
Sıcak kahveyle dilini yaktı
dil
bir kişinin konuştuğu dil
She speaks in her mother tongue
O ana dilini konuşuyor
hazır
In scenehazırlanmış durumda olan
I am ready to go
Gitmeye hazırım
düşünmek
In scenebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
In scenefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
kıyafet
In scenebirlikte giyilen elbise takımı
I love your outfit
Kıyafetine bayıldım
kuruluş
bir organizasyon veya insan grubu
It is a small professional outfit
Bu küçük, profesyonel bir kuruluştur
donatmak
birini gerekli giysi veya eşyalarla sağlamak
The store outfitted the hikers with warm clothes
Mağaza yürüyüşçüleri sıcak tutan kıyafetlerle donattı
üye
In scenebir gruba veya topluluğa ait olan kişi
She is a member of the club
O, kulübün bir üyesi
üye
bir gruba veya topluluğa dahil olan kişi
She is a member of the club
O kulübün bir üyesi
hatırlamak
bir şeyi unutmamış olmak
I remember your name
İsmini hatırlıyorum
anımsamak
bir şeyi zihne geri getirmek
I try to recall the answer
Cevabı anımsamaya çalışıyorum
vurmak
In scenebirine veya bir şeye kuvvetle dokunmak
He hit the ball
Topa vurdu
hit
çok popüler veya başarılı olan kişi veya şey
The song is a big hit
Şarkı büyük bir hit
uğramak
bir yere gitmek
Let's hit the gym
Hadi spor salonuna uğrayalım
ışık saçmak
In sceneışık yaymak
The sun shines
Güneş ışık saçıyor
parlamak
ışığı yansıtıp parıldamak
The diamond shines
Elmas parlıyor
ışık tutmak
bir yeri ışıkla aydınlatmak
Shine the light here
Işığı buraya tut
parlamak
bir alanda çok yetenekli olmak
He really shines in math class
Matematik dersinde gerçekten parlıyor
yelken açmak
In scenebir tekne veya gemiyle su üzerinde ilerlemek
We want to sail around the world
Dünyayı yelkenle gezmek istiyoruz
yelken
rüzgarı yakalayarak teknenin hareket etmesini sağlayan büyük kumaş
The boat has a large sail
Teknenin büyük bir yelkeni var
şüphelenmek
In scenebir şeyin doğruluğuna inanmamak
I doubt that
Bundan şüpheleniyorum
şüphe duymak
bir şeyden emin olmamak
I doubt he will come
Geleceğinden şüphe duyuyorum
müzik grubu
müzik yapan topluluk
The band is very good
Müzik grubu çok iyi
saklamak
In scenebir şeyi görünmeyecek bir yere koymak
Hide the gift under the bed
Hediyeyi yatağın altına sakla
deri
bir insan veya hayvanın vücut örtüsü
The cow has a thick hide
İneğin kalın bir derisi vardır
saklamak
bir şeyi göz önünden kaldırmak
You should hide the key
Anahtarı saklamalısın
saklanmak
göz önünde durmamak
The cat likes to hide under the bed
Kedi yatağın altına saklanmayı sever
topluluk
In sceneaynı yerde yaşayan insan grubu
Our community is very friendly
Topluluğumuz çok arkadaş canlısı
topluluk
aynı bölgede yaşayan veya ortak özellikleri olan insan grubu
The gaming community is huge
Oyun topluluğu çok büyük
topluluk
aynı bölgede yaşayan insanlar grubu
They help their community
Topluluklarına yardım ediyorlar
yerel halk
bir bölgede yaşayan insanların oluşturduğu grup
The local community met yesterday
Yerel halk dün toplandı
kalmak
In scenebir yerde olmaya devam etmek
He stayed at home
O evde kaldı
ne kadar
In scenebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
In scenebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
inanılmaz derecede
In sceneçok büyük ölçüde
The movie was incredibly long
Film inanılmaz derecede uzundu
biraz
In scenebir dereceye kadar
I'm kinda tired
Biraz yorgunum
eşlik etmek
In scenebirinin yanına gitmek
Join us for lunch
Öğle yemeği için bize katılın
birleştirmek
parçaları birbirine bağlamak
Join the two pieces of wood
İki tahta parçasını birleştirin
katılmak
bir grubun parçası olmak
I want to join the club
Kulübe katılmak istiyorum
evlendirmek
evlilik yoluyla birleştirmek
The priest joined them in marriage
Rahip onları evlilikle birleştirdi
gönüllü olmak
In scenebir şeyi ücret almadan yapmayı teklif etmek
I will volunteer to help
Yardım etmek için gönüllü olacağım
gönüllü
ücret almadan çalışan kişi
He is a volunteer
O bir gönüllüdür
kitap
In sceneyazılı sayfaların ciltlenmiş hali
I read a book
Bir kitap okudum
rezervasyon yapmak
bir şeyi önceden ayırmak
I want to book a room
Bir oda ayırtmak istiyorum
kural kitabı
kuralların veya prosedürlerin bulunduğu resmi döküman
They followed the book exactly
Tam olarak kural kitabına uydular
görüş
bir kişinin kendine has bakış açısı veya değerlendirmesi
In my book this is a mistake
Benim görüşüme göre bu bir hata
uzun
In scenesüresi fazla olan
The meeting was long
Toplantı uzundu
arzulamak
bir şeyi çok istemek
I long to see you
Seni görmeyi çok arzuluyorum
uzun
bir uçtan diğer uca mesafesi fazla olan
The snake is very long
Yılan çok uzun
uzun süre
fazla miktarda
We did not wait long
Uzun süre beklemedik
pankek
In scenehamurdan yapılan yassı ve yuvarlak kek
I love eating pancakes
Pankek yemeyi çok severim