

Modern Family — Season 7 Episode 5
Words & meanings
623 words
CEFR level
Göz bebeği
In sceneGözün ortasında ışığın içeri girmesini sağlayan siyah kısım
The pupil changes size in the light
Göz bebeği ışıkta boyut değiştirir
öğrenci
okulda eğitim gören kişi
The pupil is reading a book
Öğrenci kitap okuyor
yapı
In sceneinşa edilmiş nesne
This is an ancient structure
Bu antik bir yapıdır
yapı
parçaların düzenlenme şekli
The structure of the book is clear
Kitabın yapısı net
yapılandırmak
parçaları belirli bir düzene göre ayarlamak
You should structure your essay well
Kompozisyonunu iyi yapılandırmalısın
biraz
az miktarda veya bir dereceye kadar
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
benzer nitelikleri olan grup
What kind of book do you want
Ne tür bir kitap istiyorsun
odaklanmak
tüm dikkatinizi belirli bir şeye yöneltmek
We need to zero in on the main problem
Ana soruna odaklanmamız gerekiyor
sevgili olmak
romantik bir ilişkiye başlamak
They finally got together
Sonunda sevgili oldular
buluşmak
sosyal amaçla biriyle bir araya gelmek
Let's get together this weekend
Bu hafta sonu buluşalım
davet
arkadaşlar arasında düzenlenen küçük eğlence
We are having a small get together on Friday
Cuma günü küçük bir davetimiz var
buluşma
insanların bir araya geldiği resmi olmayan toplantı
Let's have a get together soon
Yakında bir buluşma yapalım
mahvetmek
In scenebir şeyi artık kullanılamayacak kadar bozmak
The rain ruined my clothes
Yağmur kıyafetlerimi mahvetti
harabe
yok olmuş bir yapının kalıntıları
We visited the ancient ruins
Eski harabeleri ziyaret ettik
birisi
In scenebelirsiz veya bilinmeyen bir kişi
Someone is at the door
Kapıda biri var
tam zamanlı
çalışma haftasının tamamı için
He has a full time job
Onun tam zamanlı bir işi var
tam zamanlı
olağan çalışma saatlerinin tamamında çalışmak
She works full time
O tam zamanlı çalışıyor
tam zamanlı
günün veya haftanın tamamında çalışmak
This is a full time position
Bu tam zamanlı bir pozisyon
tam zamanlı
bir işte çalışılabilecek maksimum saat kadar çalışma durumu
She has a full time job
O tam zamanlı bir işe sahip
tam zamanlı
normal çalışma saatlerinin tamamını kapsayan
She is a full time student
O tam zamanlı bir öğrenci
tam mesai
haftalık olağan çalışma saatleri kadar yapılan iş
He has a full time job
O tam mesai bir işte çalışıyor
market alışverişi
In scenebir mağazadan satın alınan yiyecekler ve diğer eşyalar
I need to buy some groceries
Biraz market alışverişi yapmam gerekiyor
gazete
In scenegünlük olarak basılan haber yayını
I read the newspaper every morning
Her sabah gazete okurum
başvuru
In scenebir şey için yapılan resmi yazılı talep
She sent her job application
İş başvurusunu gönderdi
uygulama
bilgisayar veya telefondaki bir yazılım
I downloaded a new application
Yeni bir uygulama indirdim
uygulama
bir şeyin pratik kullanımı
This tool has a useful application
Bu aracın yararlı bir uygulaması var
bozuk
In sceneçalışmayan veya hasar görmüş durum
My phone is busted
Telefonum bozuk
yakalanmış
yanlış bir şey yaparken ele geçirilmiş
I got busted for speeding
Hız yaparken yakalandım
lüks
In scenepahalı ve şık olan
They went to a fancy restaurant
Lüks bir restorana gittiler
canı istemek
bir şeyi istemek veya beğenmek
Do you fancy a cup of tea
Bir fincan çay ister misin
hayal gücü
zihinde fikirler veya görüntüler yaratma yeteneği
It was just a flight of fancy
Bu sadece bir hayal ürünüydü
sanmak
bir şeyin kanıt olmasa bile doğru olduğunu düşünmek
I fancy that he is lying
Onun yalan söylediğini sanıyorum
halletmek
bir sorunu veya durumu çözmek
I will take care of the dishes
Bulaşıkları ben halledeceğim
ilgilenmek
birinin veya bir şeyin sorumluluğunu almak
She takes care of the children
O çocuklarla ilgileniyor
bakmak
birine veya bir şeye göz kulak olmak
He takes care of his garden
O bahçesine bakıyor
bakımını yapmak
birinin veya bir şeyin bakımını gerçekleştirme
You must take care of your bike
Bisikletinin bakımını yapmalısın
lider
In scenebir grubu yöneten veya yönlendiren kişi
He is a great leader
O harika bir lider
uzman
belirli bir alanda otorite olarak kabul edilen kişi
She is a leader in medical research
O tıbbi araştırmalarda bir uzmandır
lider
bir grubun sorumluluğunu taşıyan kişi
He is the leader of the team
O takımın lideridir
minicik
In sceneaşırı derecede küçük
It is a teeny baby spider
O minicik bir bebek örümcek
yazmak
In scenekitap, makale veya başka bir metin oluşturmak
She writes a book
O bir kitap yazıyor
yazmak
bir yüzeye harfler veya kelimeler oluşturmak
Write your name here
Adınızı buraya yazın
yazmak
mektup veya e-posta göndermek
I will write to you soon
Yakında sana yazacağım
çek yazmak
bankaya para ödemesi için verilen yazılı belge
I need to write a check for the rent
Kira için bir çek yazmam gerekiyor
beş sentlik madeni para
In sceneABD'de beş sent değerindeki madeni para
I found a nickel on the ground
Yerde beş sentlik bir madeni para buldum
teşekkür
In sceneminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
gerçek
In scenegerçek veya doğru
Is this website legit?
Bu web sitesi gerçek mi?
filtre
In scenekonuşmadan önce düşünme yetisi
He speaks without a filter
O aklına geleni filtrelemeden söylüyor
filtre
sıvı veya gazdaki istenmeyen maddeleri temizleyen araç
The water filter is dirty
Su filtresi kirli
süzülmek
bir yerden yavaşça ve dağılarak geçmek
Sunlight filtered through the window
Güneş ışığı pencereden içeri süzüldü
çok
In sceneçok sayıda olan
I have many books
Çok kitabım var
istekli olmak
bir şeyi yapmaya istekli olmak
Are you up for a movie
Bir film izlemeye var mısın
unutmak
In sceneaklından çıkmak
The date slipped my mind
Tarih aklımdan çıktı
sokuşturmak
bir şeyi gizlice veya hızlıca yerleştirmek
He slipped a note into his pocket
Notu gizlice cebine sokuşturdu
kağıt parçası
küçük boyutlu kağıt
Write it on a slip of paper
Onu küçük bir kağıda yaz
kaymak
dengesini kaybedip kaymak
I slipped on the ice
Buzda kaydım
emin olmak
bir şeyin doğru olduğunu kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
sağlamak
bir şeyin gerçekleşmesini kesinleştirmek
Make sure you arrive on time
Zamanında geldiğinden emin ol
olursa diye
bir şeyin olması ihtimaline karşı önlem olarak
Take an umbrella in case it rains
Yağmur yağarsa diye şemsiye al
yok
In sceneartık burada olmayan veya ölmüş
The money is gone
Para bitti
hale gelmiş
bir duruma veya koşula dönüşmüş
He has gone mad
Çıldırdı
gitmiş
bir yerden başka bir yere gitmiş
She has gone home
Eve gitti
konuşmak
biriyle sözlü olarak iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
zor
In scenebaşa çıkması veya anlaşılması zor olan
This is a tricky question
Bu zor bir soru
düşük
In scenemiktarı veya derecesi az olan
The price is very low
Fiyat çok düşük
dip
çok kötü veya başarısız bir nokta
That was the low of his career
Bu kariyerinin en kötü noktasıydı
kısık
ses seviyesi düşük olan
She speaks in a low voice
O kısık sesle konuşuyor
an
In sceneçok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
an
çok kısa süre
It happened in a moment
Bir anda oldu
an
çok kısa bir zaman dilimi
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
kısa süre
az bir zaman aralığı
It took a short moment
Kısa bir süre aldı
hepatit
In scenekaraciğeri etkileyen ciddi bir hastalık
He was diagnosed with hepatitis
Ona hepatit teşhisi kondu
geç
In scenezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
sonları
bir dönemin bitişine yakın
It happened in the late nineties
Doksanlı yılların sonlarında oldu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
her gün
her bir gün
I exercise every day
Her gün egzersiz yaparım
iyi
In scenenazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
hoş
In scenekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
işe yaramaz
hiçbir değeri veya faydası olmayan
His advice is full of garbage
Onun tavsiyesi tamamen işe yaramaz
kabul edilmek
bir okula veya gruba kabul edilmek
She got into a great college
Harika bir koleje kabul edildi
ilgi duymaya başlamak
bir şeye ilgi duymaya başlamak
I got into yoga recently
Son zamanlarda yogaya ilgi duymaya başladım
binmek
bir aracın içine girmek
Get into the car
Arabaya bin
alışkanlık edinmek
bir şeyi düzenli olarak yapmaya başlamak
I want to get into running
Koşmaya alışkanlık edinmek istiyorum
etkilemek
birinin davranışını veya ruh halini değiştirmek
What has gotten into him today
Bugün ona ne oldu böyle
başını belaya sokmak
birini zor veya sorunlu bir duruma düşürmek
His bad choices got him into trouble
Kötü seçimleri başını belaya soktu
şaka
In sceneciddiye alınmaması gereken şey
His excuse was a joke
Bahanesi bir şakaydı
fıkra
sonu komik biten kısa hikaye
He told a funny joke
Komik bir fıkra anlattı
şaka
insanları güldürmek için yapılan komik veya zekice davranış
He played a joke on his friend
Arkadaşına bir şaka yaptı
bak
In scenedikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
In sceneşu anki zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
yemin etmek
In scenebir şeyden çok emin olduğunu belirtmek
I swear I saw him
Onu gördüğüme yemin ederim
küfretmek
kötü kelimeler kullanmak
Do not swear in class
Derste küfretme
yemin etmek
ciddi bir söz veya vaatte bulunmak
I swear to tell the truth
Doğruyu söyleyeceğime yemin ederim
mış gibi yapmak
In scenebir şey gerçek değilken gerçekmiş gibi davranmak
He pretended to be asleep
Uyuyormuş gibi yaptı
mış gibi yapmak
bir şey gerçekmiş gibi davranmak
The kids pretend to be superheroes
Çocuklar süper kahramanmış gibi yapıyor
emekli olmak
In sceneiş hayatını sonlandırıp çalışmayı bırakmak
He wants to retire next year
Gelecek yıl emekli olmak istiyor
gözetlemek
In scenebir şeyi gizlice görmek
I spied a bird in the tree
Ağaçta bir kuş gördüm
casus
gizlice bilgi toplayan kişi
He is a spy
O bir casus
gözetlemek
birini veya bir şeyi gizlice izlemek
He was spying on his neighbor
Komşusunu gözetliyordu
tecrübesiz
In scenebelirli bir konuda hiç deneyimi olmayan kişi
She is a virgin in business
İş hayatında tecrübesizdir
acemi
belirli bir faaliyeti daha önce hiç yapmamış kişi
I am a virgin at this game
Bu oyunda acemiyim
saf
henüz kullanılmamış veya işlenmemiş
This is virgin olive oil
Bu saf zeytinyağıdır
bakir
cinsel ilişkiye girmemiş kişi
He was a virgin until his marriage
Evliliğine kadar bakirdi
küçük
In sceneboyutu büyük olmayan
This is a small cat
Bu küçük bir kedi
başı dönen
In scenekişinin kendisinin veya çevresinin döndüğünü hissetmesi
I feel dizzy
Başım dönüyor
sorun
In scenebaşa çıkması zor olan şey
I have a problem with my car
Arabamla ilgili bir sorunum var
problem
In scenezorluk çıkaran bir soru veya durum
This math problem is hard
Bu matematik problemi zor
sorun değil
bir teşekkür veya özür sonrasında önemli olmadığını belirtmek için kullanılan ifade
Thanks for the help, it was no problem
Yardım için teşekkürler, hiç sorun değildi
sorun
çözülmesi gereken mesele
This is a big problem
Bu büyük bir sorun
suçlu
In scenebir hata veya suç işlemekten sorumlu olan
He felt guilty about lying
Yalan söylediği için kendini suçlu hissetti
suçlu
bir suç işlemiş olan veya kendini suçlu hisseden
He felt guilty about lying
Yalan söylediği için kendini suçlu hissetti
maket
In scenebir şeyin nasıl görüneceğini göstermek için kullanılan basit model
I created a mockup of the new website
Yeni web sitesinin bir maketini oluşturdum
hakaret
birine kırıcı veya aşağılayıcı sözler söyleme eylemi
He stopped the name calling immediately
Hakaret etmeyi hemen bıraktı
kaba hitap
insanlara hakaret içeren kelimelerle seslenme durumu
The teacher does not tolerate name calling in class
Öğretmen sınıfta kaba hitap edilmesine müsamaha göstermez
aşağılama
kişiyi küçük düşürmek amacıyla kötü sözler kullanma
That kind of name calling is very immature
Bu tür aşağılamalar çok çocukça
sözlü taciz
kırıcı veya saldırgan ifadeler kullanma biçimi
Name calling is a form of bullying
Sözlü taciz bir zorbalık biçimidir
rol model
başkalarının davranışlarını örnek aldığı kişi
She is a great role model for young girls
O genç kızlar için harika bir rol model
ek
In sceneolağan veya gerekli olandan daha fazla
I need extra time
Ek zamana ihtiyacım var
figüran
film veya şovda görünen ancak konuşma rolü olmayan kişi
He worked as an extra in the movie
Filmde figüran olarak çalıştı
aşırı
yüksek derecede veya abartılı bir şekilde
Her outfit is so extra
Kıyafeti çok abartılı
üç
In sceneüç sayısı
I have three apples
Üç elmam var
peçete
In sceneyemek sırasında temizlik için kullanılan bez veya kağıt parçası
I need a napkin
Bir peçeteye ihtiyacım var
ped
adet döneminde kullanılan emici hijyenik ürün
She bought a pack of napkins
Bir paket ped satın aldı
avukat
In scenehukuki konularda müvekkillerini temsil eden kişi
He is a good lawyer
O iyi bir avukattır
avukatlık yapmak
biri için avukat olarak hareket etmek
He will lawyer the case
Davaya avukatlık yapacak
sorumlu
kontrolü veya yetkisi olan
Who is in charge here?
Burada kim sorumlu?
karara bağlamak
In scenebir anlaşmazlık veya sorun hakkında resmi karar vermek
The judge will adjudicate the dispute between the two companies
Hakim iki şirket arasındaki anlaşmazlığı karara bağlayacak
görüşürüz
ayrılırken kullanılan gayri resmi bir veda ifadesi
I have to go now, see ya
Şimdi gitmem lazım, görüşürüz
tam olarak
In scenekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
rahatsız etmek
In scenebirinin huzurunu veya sakinliğini bozmak
Nothing could ruffle her calm
Hiçbir şey onun sakinliğini bozamadı
pasta
In sceneun yumurta ve şeker pişirilerek yapılan tatlı yiyecek
I ate a slice of cake
Bir dilim pasta yedim
tabaka oluşturmak
bir şeyi kalın bir tabaka ile kaplamak
Mud caked his boots
Botları çamurla kaplanmıştı
çok kolay
çok basit veya zahmetsiz olan
The exam was a piece of cake
Sınav çocuk oyuncağıydı
bir nevi
bir dereceye kadar veya kısmen
I sort of agree with you
Sana bir nevi katılıyorum
platonik aşk
In scenebirine karşı duyulan güçlü romantik çekim
I have a crush on him
Ondan hoşlanıyorum
ezmek
üzerine baskı uygulayarak kırmak veya parçalamak
Crush the garlic
Sarımsağı ez
ezip geçmek
birini tamamen mağlup etmek
The army crushed the enemy
Ordu düşmanı ezip geçti
hoşlanma
birine karşı duyulan romantik ilgi
I have a crush on him
Ondan hoşlanıyorum
ulaşmak
In scenebir yere varmak veya erişmek
We reached the hotel at midnight
Otele gece yarısı ulaştık
ulaşmak
In scenebiriyle iletişim kurmak
I cannot reach him by phone
Ona telefonla ulaşamıyorum
uzanmak
kolunu bir şeye erişmek için uzatmak
Can you reach that book
Şu kitaba uzanabilir misin
etkilemek
birinin duygularına ulaşmak
His words reach me
Sözleri beni etkiliyor
geri gelmek
bir yere veya bir kişiye geri dönmek
When will you come back?
Ne zaman geri geleceksin?
tanımak
In scenebirini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
In scenedinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
In scenebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
daveti geri çekmek
birine önceden yapılmış olan daveti iptal etmek
I had to uninvite him to the party
Onu partiye davet etmekten vazgeçmek zorunda kaldım
hmm
In scenedüşünürken veya tereddüt ederken çıkarılan ses
Hmm, let me think
Hmm, bir düşüneyim
saçma
In scenemantıksız veya saçma
That is a ridiculous idea
Bu saçma bir fikir
akıl almaz
aşırı derecede saçma veya mantıksız
The price is ridiculous
Fiyat akıl almaz
gülünç
çok saçma veya komik
You look ridiculous in that hat
O şapkayla gülünç görünüyorsun
benzemek
dış görünüş olarak birine veya bir şeye benzer olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
gibi görünmek
bir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
aşağılayıcı konuşma
birine karşı kaba veya eleştirel şeyler söyleme eylemi
The boxer started trash talking to annoy his opponent
Boksör rakibini kızdırmak için aşağılayıcı konuşmaya başladı
fırsat
In sceneuygun bir zaman veya durum
This is a great opportunity
Bu harika bir fırsat
fırsat
bir şeyi yapabilme imkanı sağlayan iyi durum
This job is a great opportunity
Bu iş harika bir fırsat
kaba
In scenenazik olmayan
He was very rude to the waiter
Garsona karşı çok kabaydı
bıyık
In sceneüst dudakta çıkan kıl
He has a big mustache
Onun büyük bir bıyığı var
gelmek
In scenebir yere doğru hareket etmek
Come here
Buraya gel
meydana gelmek
gerçekleşmek veya vuku bulmak
How did this come about
Bu nasıl oldu
hadi
dikkat çekmek veya söze başlamak için kullanılan ifade
Come now do not be upset
Hadi ama üzülme
kinik
In sceneherkesin sadece kendi çıkarını düşündüğüne inanan kimse
He is a cynic who thinks people are always selfish
O insanların her zaman bencil olduğunu düşünen bir kiniktir
aniden girmek
In scenebir yere beklenmedik biçimde hızla girmek
He burst into the room
Odaya aniden daldı
patlamak
aniden kırılmak veya parçalara ayrılmak
The balloon burst suddenly
Balon aniden patladı
aniden tutuşmak
aniden yanmaya başlamak
The dry grass burst into flames
Kuru otlar aniden alev aldı
ani patlama
bir şeyin aniden kısa süreliğine ortaya çıkması
A burst of energy filled her
İçini ani bir enerji kapladı
neredeyse
In scenehemen hemen veya fiilen
It is practically finished
Neredeyse bitti
problem çözme
zor durumlar için çözüm bulma süreci
She is good at problem solving
O problem çözmede iyidir
idam mangası
Ölüm cezasına çarptırılan kişiyi kurşuna dizerek infaz eden grup
The prisoner faced a firing squad
Mahkum idam mangası karşısına çıktı