

Modern Family — Season 8 Episode 20
Words & meanings
598 words
CEFR level
not kartı
üzerine not yazmak için kullanılan sert kağıt parçası
I wrote the vocabulary on an index card
Kelimeyi bir not kartına yazdım
arsa
In sceneküçük bir toprak parçası
He bought a parking lot
Bir otopark alanı satın aldı
çok
büyük miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
kader
kişinin hayatındaki yazgısı
This is my lot in life
Bu benim hayattaki kaderim
sık sık
birçok kez veya genellikle
I go there a lot
Oraya sık sık giderim
aldı
In scenebir şeyi edinmek veya almak
She got a letter
Bir mektup aldı
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
rahatsız etti
birini rahatsız etmek
The noise got to me
Gürültü beni rahatsız etti
pençe
In scenebazı hayvanların ayaklarında bulunan kavisli ve keskin kısım
The eagle has a sharp claw
Kartalın keskin bir pençesi var
pençelemek
keskin tırnaklarla bir şeyi yırtmak veya çekmek
The cat clawed the sofa
Kedi kanepeyi pençeledi
giydirmek
In scenebirine kıyafet giydirmek
She helped clothe the baby
Bebeği giydirmesine yardım etti
israf etmek
In scenebir şeyi boş yere harcamak
Don't waste your money
Paranı israf etme
kafası güzel
çok sarhoş veya uyuşturucu etkisinde olmak
He was totally wasted
Tamamen kafası güzeldi
atık
istenmeyen malzemeler
Industrial waste is a problem
Endüstriyel atıklar bir sorundur
ezip geçmek
birini bir yarışmada veya kavgada kolayca yenmek
They wasted their opponents in the game
Onlar oyunda rakiplerini ezip geçti
ödemek
In scenebir şey için para vermek
I have to pay the bill
Faturayı ödemem gerekiyor
işe yaramak
iyi bir sonuç veya avantaj getirmek
Honesty will pay in the end
Dürüstlük sonunda işe yarayacak
göstermek
bir şeye dikkat veya saygı yöneltmek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
maaş
çalışma karşılığında alınan para
Her monthly pay is high
Aylık maaşı yüksek
başlangıç
In scenebir şeyin ilk kısmı
The beginning of the movie was great
Filmin başlangıcı harikaydı
başlangıç
bir şeyin ilk kısmı
The beginning of the movie was slow
Filmin başlangıcı yavaştı
tanımak
In scenebirini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
In scenedinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
In scenebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
eyvah
küçük bir sorun veya hata olduğunu belirtmek için kullanılır
Oh oh, I forgot my keys
Eyvah, anahtarlarımı unuttum
eyvah
şaşkınlık veya endişe belirtmek için kullanılan bir ses
Oh oh, look at that
Eyvah, şuna bak
eyvah
bir şeyler ters gittiğinde çıkarılan ses
Oh oh I dropped my phone
Eyvah telefonumu düşürdüm
yormak
In scenebirini çok yormak
Working all day exhausts me
Tüm gün çalışmak beni yoruyor
egzoz
motorlu taşıtların dışarı attığı atık gaz
The exhaust from the car is black
Arabadan çıkan egzoz siyahtır
tüketmek
bir şeyi hiç kalmayana kadar kullanmak
They exhausted their savings
Birikimlerini tükettiler
ayrıca
In sceneek bir bilgi veya nokta eklemek için kullanılır
Besides, it is too late
Ayrıca, çok geç
haricinde
bir şeyin dışında veya hariç tutularak
No one was there besides me
Benden başka kimse yoktu
ayrıca
söylenene ek olarak
Besides it is getting late
Ayrıca hava kararıyor
tamam
yeterince iyi veya kabul edilebilir
The meal was all right
Yemek idare ederdi
peki
kesinlikle veya şüphe duymadan
All right, I will come
Peki, geleceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
bir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
rahatlamak
In scenesakinleşmek ve gerginliği azaltmak
I need to relax
Rahatlamam gerekiyor
gevşemek
In scenegerginliği azaltmak
I like to relax on weekends
Hafta sonları gevşemeyi severim
geveze
In sceneçok konuşan kimse
My little sister is a chatterbox
Kız kardeşim bir gevezedir
ilişki
In sceneiki kişi arasındaki yakın bağ
They have a good relationship
Onların iyi bir ilişkisi var
ilişki
In sceneiki kişi arasındaki duygusal veya romantik bağ
They have a strong relationship
Güçlü bir ilişkileri var
ilişki
iki kişi veya şey arasındaki bağlantı biçimi
There is a relationship between diet and health
Diyet ve sağlık arasında bir ilişki vardır
zorluklar
In sceneçaba gerektiren zor durumlar
She faces many challenges at work
İş yerinde pek çok zorlukla karşılaşıyor
katılmamak
In scenebir başkasıyla aynı fikirde olmamak
I disagree with you
Sana katılmıyorum
görünmek
In scenebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
hikaye
In sceneolayların anlatımı
I read a long story
Uzun bir hikaye okudum
kat
bir binanın seviyesi veya katı
The house has two stories
Evin iki katı var
durum
belirli bir durum veya olaylar dizisi
That is a different story
Bu farklı bir durum
malum şeyler
konuşmacının adını açıkça söylemek istemediği bir şeye atıfta bulunan ifade
They are doing know-what
Malum şeyleri yapıyorlar
biliyor musun
dinleyicinin dikkatini çekmek veya düşünürken vakit kazanmak için kullanılan ifade
Know what I have a better idea
Biliyor musun daha iyi bir fikrim var
tutmak
toplamı belli bir miktara ulaşmak
The bill comes to ten dollars
Fatura on dolar tutuyor
varmak
bir yere ulaşmak
He finally came to the city
Sonunda şehre vardı
söz konusu olmak
belirli bir konuyla ilgili olmak
When it comes to cooking she is the best
Yemek pişirme söz konusu olduğunda en iyisi odur
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
varmak
belirli bir sonuca veya duruma ulaşmak
They finally came to an agreement
Sonunda bir anlaşmaya vardılar
gelince
bir konu hakkında konuşmak
When it comes to cooking she is the best
Yemek pişirmeye gelince o en iyisidir
başvurmak
yardım veya bir şey istemek için birine gitmek
She came to me for advice
Tavsiye almak için bana başvurdu
kendine gelmek
bayıldıktan sonra tekrar bilinç kazanmak
He finally came to after the accident
Kazadan sonra sonunda kendine geldi
yardımına gelmek
birine destek ya da yardım sunmak
She came to his aid when he fell
Düştüğünde onun yardımına geldi
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
çözmek
bir şeyin cevabını veya çözümünü bulmak
I will figure it out
Bunu çözeceğim
örnek
In scenebir şeyi açıklamak için kullanılan somut durum
Give me an example
Bana bir örnek ver
hissetmek
In scenefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
düşünmek
bir şeyin olduğuna dair inanca sahip olmak
I feel that you are right
Haklı olduğunu düşünüyorum
dokunmak
bir şeyi elle incelemek
Feel the fabric of this shirt
Bu gömleğin kumaşına dokun
konuşma
In scenebir topluluğa yapılan resmi hitap
He gave a great speech
Harika bir konuşma yaptı
konuşma
konuşma eylemi
Speech is a basic human ability
Konuşma temel bir insan yeteneğidir
konuşma
bir topluluğa hitaben yapılan resmi konuşma
The politician gave a short speech
Politikacı kısa bir konuşma yaptı
neredeyse
In scenetam olarak değil ama çok yakın
I almost missed the bus
Neredeyse otobüsü kaçırıyordum
resim
In scenegörsel bir temsil
I drew a picture
Bir resim çizdim
hayal etmek
zihinde canlandırmak
I can't picture it
Bunu hayal edemiyorum
timsal
bir niteliğin kusursuz örneği
She is the picture of health
O sağlığın timsalidir
genel durum
bir durumun tamamı veya ana fikri
You need to understand the whole picture
Genel durumu anlaman gerekiyor
saklamak
In scenebir şeyi görünmeyecek bir yere koymak
Hide the gift under the bed
Hediyeyi yatağın altına sakla
deri
bir insan veya hayvanın vücut örtüsü
The cow has a thick hide
İneğin kalın bir derisi vardır
saklamak
bir şeyi göz önünden kaldırmak
You should hide the key
Anahtarı saklamalısın
saklanmak
göz önünde durmamak
The cat likes to hide under the bed
Kedi yatağın altına saklanmayı sever
kostüm
In scenebaşka birine veya bir şeye benzemek için giyilen kıyafetler
He wore a pirate costume
Korsan kostümü giydi
büyücü
In scenesihir kullanan kişi
The wizard cast a spell
Büyücü bir büyü yaptı
sihirbaz
sihir yapan kişi
He is a famous wizard
O ünlü bir sihirbazdır
monitör
In scenebir şeyi izleyen veya kontrol eden makine
The doctor checked the heart monitor
Doktor kalp monitörünü kontrol etti
izlemek
bir şeyi dikkatlice izlemek veya kontrol etmek
We must monitor the temperature
Sıcaklığı izlemeliyiz
gözetmen
bir yeri veya etkinliği izleyen kişi
The exam monitor walked around the room
Sınav gözetmeni odada dolaştı
enerji
In sceneaktif olmak için gereken güç veya yetenek
I don't have any energy today
Bugün hiç enerjim yok
yoga
In sceneHindistan kökenli fiziksel ve zihinsel bir uygulama
I do yoga every morning
Her sabah yoga yaparım
işe almak
In scenebirine iş vermek
They want to hire a new manager
Yeni bir yönetici işe almak istiyorlar
kiralamak
bir şeyi belirli bir süre kullanmak için para ödemek
We decided to hire a car for our holiday
Tatilimiz için bir araba kiralamaya karar verdik
işe alınan kişi
şirketin işe aldığı kimse
They welcomed the new hire
Yeni işe alınan kişiyi karşıladılar
işe almak
birine ücretli bir iş vermek
We need to hire more staff
Daha fazla personel işe almamız gerekiyor
kara kurbağası
In scenehem karada hem suda yaşayan pürüzlü derili küçük bir hayvan
The toad lives in the garden
Kara kurbağası bahçede yaşar
dolap
In sceneeşyaları saklamak için kullanılan küçük oda veya dolap
Put your coat in the closet
Paltonu dolaba koy
gizli
başkalarından saklanan veya gizli tutulan
He is a closet fan of that band
O bu grubun gizli bir hayranı
şirket
In scenemal veya hizmet satan kuruluş
He works for a big company
Büyük bir şirkette çalışıyor
Company
popüler bir Amerikan televizyon programı
I watched the show Company
Company programını izledim
misafir
sizi ziyaret eden veya sizinle olan kişiler
I have company tonight
Bu akşam misafirim var
hedef
In sceneulaşılmak istenen şey
My goal is to learn English
Hedefim İngilizce öğrenmek
gol
bir oyunda elde edilen sayı
He scored a goal in the match
Maçta bir gol attı
kale
oyuncuların skor yapmak için topu atmaya çalıştıkları alan
The ball went into the goal
Top kaleye girdi
işaret
In scenebilgi veren sembol veya uyarı
A red flag is a sign of danger
Kırmızı bayrak tehlike işaretidir
imzalamak
bir belgeye ismini yazmak
Please sign the contract
Lütfen sözleşmeyi imzalayın
sözleşme imzalatmak
birini bir gruba veya kuruma dahil etmek için belgeye imza attırmak
The club decided to sign the talented player
Kulüp yetenekli oyuncu ile sözleşme imzalamaya karar verdi
daire
In scenebir binanın genellikle tek bir katında bulunan konut
I live in a small flat
Küçük bir dairede yaşıyorum
asidi kaçmış
In scenetazeliğini veya gazını kaybetmiş
The soda is flat
Gazozun asidi kaçmış
düz
eğrisiz ve seviyesi aynı olan yüzey
The table is flat
Masa düzdür
bemol
müzikte bir notayı yarım ses pesleştiren işaret
He played a B flat note on the piano
Piyanoda si bemol notasını çaldı
ikinci sınıf
diğerlerinden daha düşük kalitede olan
He felt like a second class citizen
Kendini ikinci sınıf bir vatandaş gibi hissetti
tüm gün
günün tamamı boyunca
I worked all day
Tüm gün çalıştım
bütün gün
günün tamamı boyunca süren
I worked all day today
Bugün bütün gün çalıştım
saygı
In scenebirine veya bir şeye karşı duyulan yüksek takdir duygusu
I have great respect for her
Ona büyük saygı duyuyorum
yön
bir şeyin belirli bir parçası veya detayı
He is right in this respect
O bu yönden haklı
görüş
bir mesele hakkındaki fikir veya bakış açısı
He has a different respect on this issue
Bu konu hakkında farklı bir görüşü var
gelenek
bir grup veya yerde bir şeyi yapmanın alışılagelmiş yolu
It is a local respect to shake hands
El sıkışmak yerel bir gelenektir
geçirdi
In scenezamanı bir şeyi yaparak kullandı
She spent the day reading
Günü okuyarak geçirdi
bitkin
çok yorgun veya enerjisi kalmamış
I am completely spent
Tamamen bitkinim
harcadı
bir şey karşılığında para verdi
He spent all his money
Bütün parasını harcadı
tükenmiş
zaten kullanılmış veya tüketilmiş
The battery is spent
Pil tükenmiş
çok
büyük bir sayı veya miktar
I have a lot of friends
Çok arkadaşım var
sık sık
birçok kez veya sıklıkla
He travels a lot
O sık sık seyahat eder
çok
birçok kez veya büyük ölçüde
I read a lot
Çok okurum
çok
büyük ölçüde
I miss you a lot
Seni çok özlüyorum
konuşmak
In scenebiriyle sözlerle iletişim kurmak
I can speak English
İngilizce konuşabiliyorum
hitap etmek
birine anlamlı gelmek veya ilgi çekmek
This story speaks to me
Bu hikaye bana hitap ediyor
konuşmak
sözcükler ile iletişim kurmak
She can speak French
O Fransızca konuşabiliyor
konuşmak
sesli olarak kelimeler söylemek
She speaks very clearly
O çok net konuşuyor
içki
In scenealkollü içecekler için kullanılan gayriresmi kelime
They bought some booze for the party
Parti için biraz içki aldılar
içki içmek
alkollü içecek tüketmek
They like to booze on the weekends
Hafta sonları içki içmeyi severler
içki
alkollü içecekler için kullanılan argo bir ifade
He brought some booze to the party
Partiye biraz içki getirdi
erkekçe açıklama
In scenebir erkeğin bir kadına bilmediğini varsayarak küçümseyici bir tavırla açıklama yapması
He started mansplaining the rules of the game to me
Bana oyunun kurallarını erkekçe açıklamaya başladı
tahmin etmek
In scenekesin bilgi olmadan bir fikir yürütmek
Can you guess my age?
Yaşımı tahmin edebilir misin?
tahmin etmek
emin olmadan bir şeyin doğru olduğunu söylemek
Can you guess the answer
Cevabı tahmin edebilir misin
sanmak
bir durum hakkında kesin kanıt olmadan fikir oluşturmak
I guess it will rain
Sanırım yağmur yağacak
tahmin
emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz bir fikir
It was just a guess
Sadece bir tahmindi
sigortalamak
In scenebir şeyi veya birini kayıplara karşı sigorta poliçesi ile güvence altına almak
I need to insure my car
Arabamı sigortalamam gerekiyor
rötuşlamak
bir şeyi geliştirmek için küçük değişiklikler yapmak
I need to touch up the paint on the wall
Duvardaki boyayı rötuşlamam gerekiyor
rötuş yapmak
görünüşünü iyileştirmek için yapılan küçük değişiklik
I need to touch up the paint
Boyayı rötuşlamam gerekiyor
uyandırma
birini uykudan uyandırma işlemi
I need a wake up call
Bir uyandırma servisine ihtiyacım var
uyanmak
uyumayı bırakmak
I wake up at seven
Saat yedide uyanırım
uyandırmak
birini uykudan uyandırmak
Wake up your sister
Kız kardeşini uyandır
zihin
In scenekişinin düşünen ve hisseden kısmı
He has a brilliant mind
Parlak bir zihni var
rahatsız olmak
bir şeyden rahatsızlık duymak
I don't mind the cold
Soğuktan rahatsız olmam
dikkat etmek
bir şeye odaklanmak veya özen göstermek
Please mind your step on the stairs
Lütfen merdivenlerde adımına dikkat et
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I mind to help him
Ona yardım etmeye niyetlendim
çözmek
In scenebir şeyi bağlayan düğümü veya ipi çıkarmak
He untied the rope
İpi çözdü
çözmek
bir düğümü açarak bir şeyi serbest bırakmak
Untie your shoelaces
Ayakkabı bağcıklarını çöz
eşitlik
In sceneeşit olma durumu
We believe in equality for everyone
Herkes için eşitliğe inanıyoruz
uzak durmak
bir şeyden veya birinden uzak kalmak
Stay away from the fire
Ateşten uzak dur
durmak
In scenebir yerde veya konumda bulunmak
The house stands on a hill
Ev bir tepenin üzerinde duruyor
tezgah
eşyaların satıldığı küçük yapı
I bought an apple from the fruit stand
Meyve tezgahından bir elma aldım
katlanmak
bir şeye tahammül etmek
I cannot stand this noise
Bu gürültüye katlanamıyorum
tutum
bir konu hakkındaki kesin görüş veya tavır
They took a firm stand on the issue
Bu konuda kesin bir tutum sergilediler
ders
In scenebir grup öğrenci için düzenlenen bir dizi ders veya toplantı
I have an English class today
Bugün İngilizce dersim var
asalet
şık ve zarif bir nitelik
She has a lot of class
O çok asildir
sınıf
birlikte eğitim gören öğrenci grubu
My class is very friendly
Sınıfım çok cana yakın
şıklaştırmak
bir şeyi daha iyi veya zarif bir hale getirmek
We need to class up this living room
Bu oturma odasını şıklaştırmamız gerekiyor
kazanmak
In scenebir yarışmada birinci olmak
We want to win the game
Oyunu kazanmak istiyoruz
kazanmak
birinin desteğini veya sevgisini elde etmek
She tried to win his trust
Onun güvenini kazanmaya çalıştı
bahis oynamak
bir oyun veya yarış üzerine para riske etmek
I will win on that horse
O ata bahis oynayacağım
standart
her zamanki veya normal seçenek
This is the win choice
Bu standart seçim
heyecan verici
In sceneheyecan uyandıran
The game was very exciting
Oyun çok heyecan vericiydi
çok
büyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
feminizm
In scenekadınların erkeklerle aynı haklara sahip olması gerektiği inancı
Feminism fights for equal rights
Feminizm eşit haklar için savaşır
feminizm
cinsiyetlerin sosyal, ekonomik ve politik eşitliğine olan inanç
Feminism promotes gender equality
Feminizm cinsiyet eşitliğini teşvik eder
seçim
In scenebir şeyi seçme eylemi veya seçilen şey
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
seçim
seçme eylemi veya seçilen şey
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
seçkin
çok iyi kalitede olan
We were served choice wine
Bize seçkin bir şarap ikram edildi
seçim
iki veya daha fazla olasılık arasından tercih yapma durumu
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
hemen şimdi
tam olarak bu anda
I must go right now
Hemen şimdi gitmem gerekiyor
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
alıntı yapmak
In scenebirinin sözlerini aktarmak
He likes to quote famous authors
Ünlü yazarlardan alıntı yapmayı sever
aynen aktarmak
In scenebirinin söylediği kelimeleri olduğu gibi tekrarlamak
Can you quote the text exactly
Metni aynen aktarabilir misin
fiyat teklifi
bir şeyin ne kadara mal olacağının belirtilmesi
He asked for a quote for the repairs
Tamirat için bir fiyat teklifi istedi
ters çevirmek
bir şeyi hızlıca ters çevirmek
Flip over the pancake
Krebi ters çevir
geç
In scenezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
sonları
bir dönemin bitişine yakın
It happened in the late nineties
Doksanlı yılların sonlarında oldu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
evet
In sceneevet demenin gayri resmi yolu
Yep, I can help you
Evet, sana yardım edebilirim
evet
evet anlamında kullanılan gayriresmi kelime
Yep I will be there
Evet orada olacağım
tamam
bir şeyi onaylamak için kullanılan ifade
Yep that sounds right
Tamam bu doğru görünüyor
ölmek
In scenehayatta olmayı bırakmak
All living things eventually die
Tüm canlılar sonunda ölür
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
bitmek
işlevini yitirmek
My phone died
Telefonum kapandı
benzemek
dış görünüş olarak birine veya bir şeye benzer olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
gibi görünmek
bir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
mutfak
In sceneyemek pişirmek için kullanılan oda
The kitchen is clean
Mutfak temiz
alan
In sceneboş veya kullanılabilir alan
There is no space here
Burada hiç yer yok
dalıp gitmek
odaklanmayı kaybetmek veya unutmak
I spaced out during the lesson
Ders sırasında dalıp gittim
uzay
Dünya atmosferinin dışındaki bölge
He wants to go to space
Uzaya gitmek istiyor
aralık bırakmak
nesneleri birbirlerinden uzağa yerleştirmek
You should space the plants out
Bitkiler arasında aralık bırakmalısın
söyledi
In scenebirine bilgi vermek
He told me the secret
Bana sırrı söyledi
anlattı
bir şeyi detaylarıyla bildirmek
She told a story
Bir hikaye anlattı
söyledi
birine bir şeyi anlatmak veya bildirmek
She told me a secret
Bana bir sır söyledi
yapamamak
In scenebir şeyi yapmaya gücü yetmemek
I cannot swim
Yüzemem
saçma
In scenemantıksız veya aptalca
That is a crazy idea
Bu saçma bir fikir
çok düşkün
bir şeye veya birine çok ilgi duyan
I am crazy about this song
Bu şarkıya bayılıyorum
deli
zihinsel olarak rahatsız
He is acting crazy
Deli gibi davranıyor
akşamdan kalma
In sceneçok fazla alkol aldıktan sonra kendini kötü hissetmek
He is hungover
O akşamdan kalma
maymun
In sceneağaçlarda yaşayan uzun kuyruklu küçük bir hayvan
The monkey is eating a banana
Maymun muz yiyor
maymun
kuyruğu olan küçük veya orta büyüklükte bir primat
Some monkeys live in groups
Bazı maymunlar gruplar halinde yaşar
takılmak
birisiyle şakacı veya sinir bozucu bir şekilde uğraşmak
Stop monkeying him while he studies
Ders çalışırken onunla uğraşmayı bırak
neyse ki
In sceneşanslı bir şekilde
Fortunately, I found my keys
Neyse ki anahtarlarımı buldum
kesinlikle
In scenehiçbir şüphe olmadan
I will definitely come
Kesinlikle geleceğim