

Modern Family — Season 9 Episode 4
Words & meanings
574 words
CEFR level
zor
In scenekolay olmayan; güç
He had a rough year
Zor bir yıl geçirdi
kaba
nazik olmayan; zorlayıcı
He is too rough during the game
Oyun sırasında çok kaba davranıyor
pürüzlü
düzgün olmayan yüzey
The rock is rough
Kaya pürüzlü
evsiz
evi veya yatacak yeri olmayan
He slept rough on the streets
Sokaklarda evsiz yattı
kişi
In sceneinsan olan varlık
He is a good person
O iyi bir kişidir
birey
tek bir kişiyi ifade eden terim
Every person is different
Her birey farklıdır
insan
genel anlamda insan türü
A person needs sleep
Bir insanın uykuya ihtiyacı vardır
şahıs
belirli bir kimse
I know that person
O şahsı tanıyorum
ilk
In scenezaman veya sıra bakımından diğerlerinden önce gelen
This is my first car
Bu benim ilk arabam
dönüştürmek
In scenebir şeyi başka bir şeye dönüştürmek
She turned the room into a gym
Odayı bir spor salonuna dönüştürdü
sıra
başkalarından sonra bir şeyi yapabileceğiniz zaman
It is your turn now
Şimdi senin sıran
vermek
bir şeyi başkasına uzatmak
Please turn the book to him
Lütfen kitabı ona ver
çevirmek
bir cihazı çalıştırmak için düğmeyi hareket ettirmek
Turn the knob to start the machine
Makineyi çalıştırmak için düğmeyi çevir
çöp
In sceneatılan istenmeyen yiyecekler veya diğer şeyler
Take out the garbage
Çöpleri dışarı çıkar
çöp
istenmeyen atık malzeme
Please take out the garbage
Lütfen çöpü dışarı çıkar
sıkılmak
bir şeyi çok uzun süre yaptıktan sonra ilgisini kaybetmek
I never tire of this song
Bu şarkıdan asla sıkılmam
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to call him tomorrow
Yarın onu aramayı planlıyorum
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
kayısı
In scenepürüzsüz kabuklu ve çekirdekli küçük turuncu meyve
I like eating fresh apricots
Taze kayısı yemeyi severim
ön bilgi
dikkat etmesi için verilen kısa bilgi
Give me a heads up
Bana önceden haber ver
dikkat
tetikte olmak için yapılan uyarı
Heads up! The ball is coming
Dikkat! Top geliyor
önceden haber
bir durum hakkında önceden verilen kısa uyarı veya bilgi
I wanted to give you a heads up about the deadline
Seni son teslim tarihi konusunda önceden uyarmak istedim
önceden haber
birine bir şey hakkında önceden bilgi vermek
I gave him a heads up about the deadline
Ona son tarih hakkında önceden haber verdim
geçmek
In scenebirinin veya bir şeyin yanından gitmek
He passed the car
Arabayı geçti
reddetmek
In scenebir teklifi veya isteği geri çevirmek
I will pass on that offer
O teklifi reddedeceğim
geçiş belgesi
bir yere girmenizi sağlayan resmi belge
I have a security pass
Güvenlik kartım var
geçmek
bir sınavda veya testte başarılı olmak
I passed the exam
Sınavı geçtim
herhangi bir zamanda
In sceneherhangi bir zamanda veya ne zaman istersen
You can call me anytime
Beni her zaman arayabilirsin
herhangi bir zaman
istenilen veya ihtiyaç duyulan herhangi bir an
You can call me anytime
Beni istediğin zaman arayabilirsin
oldukça
In sceneorta derecede
This task is pretty hard
Bu görev oldukça zor
güzel
bakıldığında hoş görünen
She is a pretty girl
O güzel bir kız
güzel
göze hoş gelen
She is wearing a pretty dress
Çok güzel bir elbise giyiyor
giriş yapmak
bir otelde veya havaalanında kayıt yaptırmak
I need to check in at the hotel
Otelde giriş yapmam gerekiyor
bildirimde bulunmak
bir yere vardığını bildirmek
Please check in with your manager
Lütfen müdürüne vardığını bildir
giriş işlemleri
otel veya havaalanındaki kayıt işlemi
The check in was very fast
Giriş işlemleri çok hızlıydı
uğramak
birinin halini hatırını sormak için ziyaret etmek
I checked in on my sick friend today
Bugün hasta arkadaşımın durumuna bakmak için uğradım
durum görüşmesi
güncellemeleri paylaşmak için yapılan kısa toplantı
We had a quick check in this morning
Bu sabah kısa bir durum görüşmesi yaptık
Wicked
In sceneOz Büyücüsü temalı ünlü Broadway müzikali
I watched the musical Wicked
Wicked müzikalini izledim
kötü
ahlaken kötü veya yanlış olan
The wicked witch lived in the woods
Kötü cadı ormanda yaşıyordu
çok
aşırı derecede veya yüksek seviyede
That car is wicked fast
O araba çok hızlı
en sakin
en az işin veya hareketliliğin olduğu
Tuesday is the least busy day of the week
Salı haftanın en sakin günüdür
atıştırmalık
In sceneana öğünler arasında yenen hafif yemek
I had a healthy snack
Sağlıklı bir atıştırmalık yedim
atıştırmak
öğünler arasında az miktarda yemek yemek
I like to snack on nuts
Kuruyemiş atıştırmayı severim
yıkmak
bir binayı veya yapıyı tamamen yıkmak
They will tear down the old building
Eski binayı yıkacaklar
kötülemek
birini veya bir şeyi olumsuz sözlerle aşağılamak
They tried to tear him down in front of everyone
Herkesin önünde onu kötülemeye çalıştılar
yerden yere vurmak
birini veya bir şeyi çok sert bir şekilde eleştirmek
The critics tore down his latest book
Eleştirmenler onun son kitabını yerden yere vurdu
yıkmak
bir yapıyı veya nesneyi parçalayarak yok etmek
They decided to tear down the old factory
Eski fabrikayı yıkmaya karar verdiler
koymak
In scenebir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
ifade etmek
bir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
sokmak
birini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
açık
In scenekapalı veya engellenmiş olmayan
The window is open
Pencere açık
açık fikirli
yeni bir şeyi değerlendirmeye hazır
I am open to suggestions
Önerilere açığım
açık
kapalı olmayan
The store is open now
Mağaza şimdi açık
açmak
kapalı veya engelli olan bir şeyi erişilebilir hale getirmek
Please open the door
Lütfen kapıyı aç
açıkça
In scenekolayca görülebilen veya anlaşılabilen bir şekilde
He is obviously lying
Açıkça yalan söylüyor
bahçe
In scenebir binanın yanındaki çevrili arazi alanı
The children are playing in the yard
Çocuklar bahçede oynuyor
yarda
3 feet'e eşit olan uzunluk birimi
The fabric is one yard long
Kumaş bir yarda uzunluğunda
bahçe
evin çevresindeki açık alan
The children are playing in the yard
Çocuklar bahçede oynuyor
hissetmek
In scenefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
düşünmek
bir şeyin olduğuna dair inanca sahip olmak
I feel that you are right
Haklı olduğunu düşünüyorum
dokunmak
bir şeyi elle incelemek
Feel the fabric of this shirt
Bu gömleğin kumaşına dokun
kickball
In sceneoyuncuların topa tekme atıp kalelere koştuğu bir oyun
We played kickball at recess
Teneffüste kickball oynadık
ayak topu
lastik bir topla ve kalelerle oynanan bir spor
The sport is played with a rubber ball
Bu spor lastik bir topla oynanır
olmak
In scenebelirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
varmak
bir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
almak
bir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
anlamak
bir şeyi kavramak
I don't get it
Bunu anlamıyorum
değiştirmek
In scenebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
değiştirmek
eski bir şeyi alıp yerine yenisini koymak
I need to change my shirt
Gömleğimi değiştirmem gerekiyor
domates fesleğen
domates ve fesleğen aromalarının veya malzemelerinin karışımı
I like the tomato basil soup
Domates fesleğen çorbasını severim
davranmak
In scenebirine karşı belirli bir şekilde hareket etmek
She treats everyone with kindness
Herkese nezaketle davranır
tedavi etmek
birine tıbbi bakım sağlamak
The doctor treated the wound
Doktor yarayı tedavi etti
ödül
haz veren şey
This chocolate is a special treat
Bu çikolata özel bir ödül
ısmarlamak
birinin yiyecek veya içecek masrafını karşılamak
I will treat you to lunch today
Bugün öğle yemeğini ben ısmarlayacağım
kahvaltı
In scenegünün ilk öğünü
I eat breakfast at 8 AM
Saat 8'de kahvaltı yaparım
kahvaltı
günün ilk öğünü
I like to eat eggs for breakfast
Kahvaltıda yumurta yemeyi severim
yem
In scenebalıkları veya hayvanları çekmek için kullanılan yiyecek
He used a worm as bait
Yem olarak solucan kullandı
kışkırtmak
birini kasıtlı olarak rahatsız etmek veya sinirlendirmek
He tried to bait me into an argument
Beni tartışmaya kışkırtmaya çalıştı
söyledi
In scenebirine bilgi vermek
He told me the secret
Bana sırrı söyledi
anlattı
bir şeyi detaylarıyla bildirmek
She told a story
Bir hikaye anlattı
söyledi
birine bir şeyi anlatmak veya bildirmek
She told me a secret
Bana bir sır söyledi
römork
In scenebir araç tarafından çekilen tekerlekli taşıyıcı
The car has a small trailer
Arabanın küçük bir römorku var
fragman
bir filmin bölümlerini gösteren kısa tanıtım videosu
I watched the movie trailer
Filmin fragmanını izledim
karavan
insanların içinde yaşadığı hareketli konut
They live in a small trailer
Küçük bir karavanda yaşıyorlar
mobil ev
tekerlekli şasi üzerine inşa edilmiş yaşam alanı
This is a modern mobile home
Bu modern bir mobil ev
uyuyakalmak
hafif bir uykuya dalmak
I dozed off during the meeting
Toplantı sırasında uyuyakaldım
basketbol
In scenebir top ve pota ile oynanan oyun
I like playing basketball
Basketbol oynamayı severim
yalan söylemek
In scenedoğru olmayan bir şeyi söylemek
He is lying to me
O bana yalan söylüyor
boş boş yatmak
faydalı hiçbir şey yapmadan vakit geçirmek
Stop lying around all day
Bütün gün boş boş yatmayı bırak
uzanma
bir yüzey üzerinde yatay konumda bulunma
He is lying on the sofa
Koltukta uzanıyor
yalan söyleme
doğru olmayan bir şeyi bilerek söylemek
He is lying to his parents
Ailesine yalan söylüyor
söyledi
In scenedile getirmek
She said the truth
Gerçeği söyledi
dedi
sözle ifade etmek
He said no
Hayır dedi
söyledi
bir düşünceyi veya bilgiyi kelimelerle ifade etmek
He said that he was busy
Meşgul olduğunu söyledi
bahsi geçen
daha önce değinilmiş olan
The said document is missing
Bahsi geçen belge kayıp
peçete
In sceneyemek sırasında temizlik için kullanılan bez veya kağıt parçası
I need a napkin
Bir peçeteye ihtiyacım var
ped
adet döneminde kullanılan emici hijyenik ürün
She bought a pack of napkins
Bir paket ped satın aldı
hazırlamak
bir şeyi hazırlamak veya organize etmek
I will make up the guest room
Misafir odasını hazırlayacağım
makyaj
yüzü renklendirmek için kullanılan ürünler
She puts on her make up
Makyajını yapıyor
uydurmak
bir şeyi hayal ederek oluşturmak
He made up a story
Bir hikaye uydurdu
barışmak
tartışmadan sonra tekrar arkadaş olmak
They finally made up
Sonunda barıştılar
karar vermek
bir konuda kesin bir karara varmak
He made up his mind
O kararını verdi
eğlenmek
sevilen bir şeyi yapmak
We always have fun at the park
Parkta her zaman eğleniriz
iyi vakit geçirmek
yapılan şeyden mutlu olmak ve keyif almak
Have fun at the party
Partide iyi vakit geçir
el izi
In scenebir yüzeyde el ile bırakılan iz
There is a handprint on the window
Pencerede bir el izi var
binmek
bir yere veya araca girmek
Get in the car
Arabaya bin
Engel olmak
Birinin yolunu kapatmak
Don't get in my way
Yoluma çıkma
dahil olmak
bir durumun veya faaliyetin parçası olmaya başlamak
I want to get in the game
Oyuna dahil olmak istiyorum
aklına girmek
birinin zihnine veya düşüncelerine yerleşmek
That tune got in my head
O melodi aklıma girdi
ne halt
bir soruyu vurgulamak veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
What the hell are you doing
Ne halt ediyorsun
bu da ne
şaşkınlık veya öfke belirtmek için kullanılan bir ifade
What the hell you broke it
Bu da ne sen onu kırdın
hatırlamak
In scenegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
Asyalı
In sceneAsya kıtasından olan kişi
He is Asian
O Asyalı
mahcup
In scenerahatsız veya utangaç hissetmek
He looked embarrassed
Mahcup görünüyordu
utanmış
utangaç, rahatsız veya mahcup hissetmek
I felt embarrassed
Utanmış hissettim
ilk kez
bir eylemi daha önce hiç yapmamış olmak
I am visiting Paris for the first time
Paris i ilk kez ziyaret ediyorum
ilk defa
bir olayın başlangıç anında gerçekleşmesi
This is my first time here
Buraya ilk defa geliyorum
ilk deneyim
yeni bir tecrübenin başlangıcı
It was my first time at this school
Bu okulda ilk deneyimimdi
ihtiyaç duymak
In scenegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
ihtiyaç
gerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
neyse ki
In sceneşükürler olsun ki
Thankfully, it didn't rain
Neyse ki yağmur yağmadı
endişe
In scenebir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişeli
huzursuz veya kaygılı olma durumu
He is worried about his health
Sağlığı konusunda endişeli
endişelendirmek
birini huzursuz veya mutsuz etmek
His bad grades worry his parents
Kötü notları ailesini endişelendiriyor
endişelenmek
huzursuz veya kaygılı hissetmek
I worry about my upcoming test
Yaklaşan sınavım hakkında endişeleniyorum
bilgi kartı
In sceneöğrenmeye yardımcı olması için üzerinde bilgi bulunan kart
I use flashcards to learn new words
Yeni kelimeler öğrenmek için bilgi kartları kullanıyorum
iğrenç
In sceneçok nahoş veya şok edici
That smell is gross
Bu koku iğrenç
çiftçi
In sceneekin yetiştiren veya hayvan besleyen kişi
The farmer plants seeds
Çiftçi tohumları eker
çiftçi
tarım ile uğraşan kimse
My grandfather was a farmer
Büyükbabam bir çiftçiydi
çiftçi
tarım ürünleri yetiştiren veya hayvan besleyen kişi
The farmer is harvesting the crops
Çiftçi mahsulleri hasat ediyor
çiftçi
çiftlikte çalışan veya tarım yapan kişi
The farmer is planting seeds
Çiftçi tohum ekiyor
son dakika
bir etkinlikten veya son tarihten hemen önce
I sent the email at the last minute
E-postayı son dakikada gönderdim
son anda
çok geç kalmadan hemen önce
He arrived at the last minute
Son anda vardı
son dakika
yapılabilecek en son zamanda
We had a last minute change of plans
Son dakika plan değişikliği yaşadık
son anda
mümkün olan en son sürede
She finished her work at the last minute
İşini son anda bitirdi
son dakika
olabilecek en son zamanda gerçekleşen
He made a last minute decision
Son dakika kararı verdi
çok
büyük bir sayı veya miktar
I have a lot of friends
Çok arkadaşım var
sık sık
birçok kez veya sıklıkla
He travels a lot
O sık sık seyahat eder
çok
birçok kez veya büyük ölçüde
I read a lot
Çok okurum
çok
büyük ölçüde
I miss you a lot
Seni çok özlüyorum
öpmek
In scenesevgi veya selamlaşma belirtisi olarak dudakları değdirmek
She kissed her baby
Bebeğini öptü
hafifçe dokunmak
bir şeye yavaşça temas etmek
The ball kissed the table edge
Top masanın kenarına hafifçe dokundu
öpmek
sevgi göstergesi olarak dudaklarıyla temas etmek
She kissed her baby on the forehead
Bebeğini alnından öptü
Kiss müzik grubu
birlikte müzik yapan müzisyen grubu
I love the band Kiss
Kiss grubunu seviyorum
golf
In scenetopun deliklere sokulduğu bir spor
He plays golf on weekends
O hafta sonları golf oynar
üzgün
In scenepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
krostini
In sceneüzerine çeşitli malzemeler konularak servis edilen küçük kızarmış ekmek dilimleri
We had crostini as a starter
Başlangıç olarak krostini yedik
mwah
In sceneöpücük sesi
Mwah! I love you
Mwah! Seni seviyorum
iyileşmek
daha iyi hale gelmek veya artmak
The economy is starting to pick up
Ekonomi canlanmaya başlıyor
kaldırmak
bir şeyi yerden kaldırmak veya tutmak
Please pick up your clothes
Lütfen kıyafetlerini yerden kaldır
tavlamak
biriyle ilişki kurmak için konuşmaya başlamak
He tried to pick up a girl
Bir kızı tavlamaya çalıştı
kapmak
bir şeyi fark ederek veya hızla öğrenmek
She picked up Spanish quickly
İspanyolcayı hızla kaptı
almak
bir şeyi elde etmek veya satın almak
I will pick up some milk on my way home
Eve dönerken biraz süt alacağım
fark etmek
bir şeyi gözlemlemek veya anlamak
I picked up a strange smell in the room
Odaya girince tuhaf bir koku fark ettim
hızlanmak
bir şeyin gücünün veya hızının artması
The wind started to pick up
Rüzgar hızlanmaya başladı
kıyafet
In scenebirlikte giyilen elbise takımı
I love your outfit
Kıyafetine bayıldım
kuruluş
bir organizasyon veya insan grubu
It is a small professional outfit
Bu küçük, profesyonel bir kuruluştur
donatmak
birini gerekli giysi veya eşyalarla sağlamak
The store outfitted the hikers with warm clothes
Mağaza yürüyüşçüleri sıcak tutan kıyafetlerle donattı
sorbe
In scenemeyve suyu veya süt ile yapılan dondurulmuş tatlı
I ate a lemon sherbet after dinner
Akşam yemeğinden sonra limonlu sorbe yedim
cezasını çekmek
yapılan bir hatanın kötü sonuçlarına katlanmak
you will pay for it later
bunun cezasını daha sonra çekeceksin
kabus
In scenekorkutucu rüya
I had a nightmare last night
Dün gece bir kabus gördüm
kabus
çok zor veya rahatsız edici durum
This traffic is a nightmare
Bu trafik tam bir kabus
biraz
In sceneküçük bir derecede
I am slightly tired
Biraz yorgunum
parça
In scenebir şeyin küçük bir kısmı
Give me a bit of paper
Bana küçük bir parça kağıt ver
biraz
In scenekısa bir zaman dilimi
Wait a bit
Biraz bekle
numara
kısa bir performans veya rutin
He did a funny bit on stage
Sahnede komik bir numara yaptı
ısırdı
kesmek veya incitmek için dişlerini kullanmak
The dog bit him
Köpek onu ısırdı
bir an
In sceneçok kısa bir süre
Give me a minute
Bana bir dakika ver
dakika
In scene60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
çita
In scenebenekli ve hızlı bir yaban kedisi
The cheetah is very fast
Çita çok hızlıdır
lanet olsun
In sceneöfke veya hayal kırıklığı ifadesi
Damn, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
önemsemek
bir şeyi önemsemek veya değer vermek
I don't give a damn about it
Bunu hiç umurumda değil
lanetlemek
birinin cezayı hak ettiğini söylemek
The priest damned the sinner
Rahip günahkarı lanetledi
çok
büyük bir derecede
It is damn hot today
Bugün hava feci sıcak
erimek
In sceneısı nedeniyle katı halden sıvı hale geçmek
The ice is melting
Buz eriyor
yumuşatmak
birinin duygularını etkileyerek onu hassaslaştırmak
Her smile melted my heart
Gülümsemesi kalbimi yumuşattı
ısrar etmek
In scenebir şeyin olması gerektiğini kesin bir dille söylemek
I insist on paying for dinner
Akşam yemeğini ödemek için ısrar ediyorum
kullanmak
In scenebir şeyi işlevinden faydalanmak için çalıştırmak
She uses her computer every day
Bilgisayarını her gün kullanır
yarar
In scenebir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
alışkın
bir şeyi deneyimden dolayı bilen
I am used to this cold weather
Soğuk havaya alışkınım
emin olmak
bir şeyin doğru olduğunu kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
sağlamak
bir şeyin gerçekleşmesini kesinleştirmek
Make sure you arrive on time
Zamanında geldiğinden emin ol
edamame
In scenegenellikle atıştırmalık olarak tüketilen yeşil soya fasulyesi
I ordered edamame at the restaurant
Restoranda edamame sipariş ettim
duş
In scenesu püskürtmesi altında yıkanma eylemi
I take a shower every morning
Her sabah duş alırım
yağdırmak
birine bir şeyden çok fazla vermek
They showered her with gifts
Ona hediyeler yağdırdılar
sağanak
kısa süreli yağmur
There was a quick shower this afternoon
Bu öğleden sonra kısa bir sağanak yağış vardı
bebek partisi
hamile bir kadına hediye vermek için düzenlenen parti
She enjoyed the baby shower
Bebek partisini çok beğendi
son zamanlarda
In sceneyakın geçmişte
I have been very busy lately
Son zamanlarda çok meşguldüm
hoş
In scenehoş veya keyifli olan
The weather is very pleasant today
Bugün hava çok hoş
fasulye
In scenebir bitkinin yenilebilir tohumu
I like to eat beans
Fasulye yemeyi severim
tavada patates
tavada kızartılmış patates dilimleri
I ordered eggs and home fries for breakfast
Kahvaltı için yumurta ve tavada patates sipariş ettim
her seferinde
bir şey her gerçekleştiğinde
Every time I see him I smile
Onu her gördüğümde gülümsüyorum
düşünmek
In scenebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
In scenefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum