

Modern Family — Season 9 Episode 15
Words & meanings
680 words
CEFR level
uyumak
In scenegözler kapalı şekilde dinlenmek
I need to sleep
Uyumam gerekiyor
hikaye
In sceneolayların anlatımı
I read a long story
Uzun bir hikaye okudum
kat
bir binanın seviyesi veya katı
The house has two stories
Evin iki katı var
durum
belirli bir durum veya olaylar dizisi
That is a different story
Bu farklı bir durum
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to call him tomorrow
Yarın onu aramayı planlıyorum
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
Aman Tanrım
şaşkınlık veya şok belirtmek için kullanılır
My gosh, look at that cake!
Aman Tanrım, şu keke bak!
açık
In scenekapalı veya engellenmiş olmayan
The window is open
Pencere açık
açık fikirli
yeni bir şeyi değerlendirmeye hazır
I am open to suggestions
Önerilere açığım
açık
kapalı olmayan
The store is open now
Mağaza şimdi açık
açmak
kapalı veya engelli olan bir şeyi erişilebilir hale getirmek
Please open the door
Lütfen kapıyı aç
muhtemelen
In scenebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
oynamak
In sceneeğlenmek için bir şeyler yapmak
The children play in the garden
Çocuklar bahçede oynuyor
çalmak
In scenebir cihazdan veya enstrümandan müzik sesi çıkarmak
Can you play a song
Bir şarkı çalabilir misin
rol yapmak
bir filmde veya oyunda rol üstlenmek
He plays a doctor in the movie
Filmde bir doktoru canlandırıyor
oynamak
bir durumu belirli bir şekilde yönetmek
You should play it safe
Garanti oynamalısın
sol
In scenesağın karşı tarafı
Turn left here
Buradan sola dön
ayrılmak
bir yerden veya birinden uzaklaşmak
She left the office at five
Ofisten saat beşte ayrıldı
kalmak
diğerleri gittikten sonra orada olmaya devam etmek
Only two cookies are left
Sadece iki kurabiye kaldı
bırakmak
bir şeyin belirli bir durumda olmasını sağlamak
He left the door open
Kapıyı açık bıraktı
ıslatmak
In scenebir şeyi ıslak veya nemli hale getirmek
Wet the cloth first
Önce bezi ıslat
ıslak
su veya başka bir sıvı ile kaplı
The grass is wet
Çimler ıslak
hatalı
bir konuda tamamen yanlış düşünme durumu
You are completely wet if you think that
Bunu düşünüyorsan tamamen hatalısın
kaçmak
birinden veya bir şeyden hızla uzaklaşmak
The cat ran away from the dog
Kedi köpekten kaçtı
teklif
In scenebir plan veya resmi teklif
He made a business proposal
Bir iş teklifi sundu
iltifat etmek
In scenebirine güzel sözler söylemek
She flattered him with her words
Sözleriyle ona iltifat etti
yağ çekmek
birini mutlu etmek için aşırı övmek
He flattered the manager to get the job
İşi almak için müdüre yağ çekti
pohpohlamak
birinden çıkar sağlamak için aşırı derecede övgüde bulunmak
He tries to flatter his boss for a promotion
Terfi almak için patronunu pohpohlamaya çalışıyor
aday
In scenebir pozisyon veya derece için başvuran kişi
She is a strong candidate for the job
O, iş için güçlü bir aday
aday
bir işe başvuran veya seçimde yarışan kimse
He is the best candidate for the job
O bu iş için en iyi aday
girmek
bir yere girmek
Please go in
Lütfen içeri gir
eklenmek
bir belgeye veya metne konulmak
This information will go in the report
Bu bilgi rapora eklenecek
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I don't get it
Anlamıyorum
son
In scenediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
In sceneşu andan hemen önce olan
I saw her last week
Onu geçen hafta gördüm
sürmek
belirli bir süre boyunca devam etmek
The movie lasts two hours
Film iki saat sürüyor
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
derin
In sceneyüzeyden çok aşağıya inen
The ocean is very deep
Okyanus çok derindir
kalın
düşük tona sahip olan
He has a deep voice
Onun kalın bir sesi var
yoğun
çok güçlü veya şiddetli
She felt a deep sadness
Yoğun bir üzüntü hissetti
zengin
çok parası olan
He has deep pockets
Onun çok parası var
Hadi ya
In sceneşaşkınlık veya kızgınlık belirtmek için kullanılır
Geez, it is so hot today
Hadi ya, bugün hava çok sıcak
özel
In scenealışılmışın dışında ve farklı olan
I have a special task for you
Senin için özel bir görevim var
özel
sınırlı süreliğine sunulan ürün veya hizmet
The lunch special is very cheap
Öğle yemeği menüsü çok ucuz
özel program
belirli bir olay veya konu için hazırlanan televizyon programı
We watched a holiday special on TV
Televizyonda bir bayram özel programı izledik
özel ikram
zevk veren bir şey
Getting ice cream was a special treat
Dondurma yemek özel bir ikramdı
şüphe duymak
In scenebir şeyden emin olmamak
I doubt he will come
Geleceğinden şüphe duyuyorum
müzik grubu
müzik yapan topluluk
The band is very good
Müzik grubu çok iyi
şüphelenmek
bir şeyin doğruluğuna inanmamak
I doubt that
Bundan şüpheleniyorum
ne
öfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılan vurgu
What the hell is happening
Ne halt oluyor burada
eşofman altı
In scenespor yapmak veya dinlenmek için giyilen yumuşak pantolon
I like wearing sweatpants at home
Evde eşofman altı giymeyi severim
sap
In scenebir nesneyi tutmaya yarayan parça
The door handle is broken
Kapı kolu kırık
başa çıkmak
bir durumla veya sorunla ilgilenmek
I can handle this problem
Bu sorunla başa çıkabilirim
takma ad
kimlik belirlemek için kullanılan isim veya lakap
What is your Twitter handle
Twitter kullanıcı adın nedir
uzatmak
bir şeyi elden ele teslim etmek
Handle the book to your friend
Kitabı arkadaşına uzat
zirve
In sceneliderler arasında yapılan önemli toplantı
The world leaders met at the summit
Dünya liderleri zirvede buluştu
zirve
In scenedağın en yüksek noktası
They reached the summit before noon
Öğleden önce zirveye ulaştılar
aksine
In scenebirine veya bir şeye benzemeyen
Unlike her sister, she is shy
Kız kardeşinin aksine, o utangaçtır
alt
In scenebir şeyin en alt kısmı
The coin is at the bottom of the glass
Bozuk para bardağın dibinde
popo
üzerine oturulan vücut bölümü
He fell on his bottom
Poposunun üzerine düştü
dip
bir şeyin en alt kısmı
She found a coin at the bottom of the pool
Havuzun dibinde bir madeni para buldu
alt
bir şeyin en alt kısmı
Write your name at the bottom of the page
Adınızı sayfanın altına yazın
çalışmak
bir kurumda veya kişiye bağlı olarak görev yapmak
I work for a global company
Küresel bir şirkette çalışıyorum
uymak
bir durumun veya planın birine uygun olması
This schedule works for me
Bu program bana uyuyor
uğruna çalışmak
bir hedefi gerçekleştirmek için çaba göstermek
We are working for a better future
Daha iyi bir gelecek için çalışıyoruz
liyakata dayalı
bir kişinin yeteneklerine veya başarılarına göre karar verilen
This scholarship is merit based
Bu burs liyakata dayalıdır
dolap
In sceneeşyaları saklamak için kullanılan küçük oda veya dolap
Put your coat in the closet
Paltonu dolaba koy
gizli
In scenebaşkalarından saklanan veya gizli tutulan
He is a closet fan of that band
O bu grubun gizli bir hayranı
bile
In sceneşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
hafifçe fırlatmak
bir şeyi hafif bir hareketle atmak
He evened the paper plane into the bin
Kağıt uçağı çöp kutusuna hafifçe fırlattı
güvenmeyen
In scenebaşkalarına güvenmeye istekli olmayan
He is untrusting of strangers
Yabancılara güvenmez
süslemek
birini veya bir şeyi daha çekici ya da gösterişli hale getirmek
She decided to gussy up for the party
Parti için süslenmeye karar verdi
şık giyinmek
gösterişli bir şekilde giyinmek
She decided to gussy up for the big event
Büyük etkinlik için şık giyinmeye karar verdi
dergi
In scenemakale ve resimler içeren süreli yayın
He writes articles for the details
O dergi için makaleler yazıyor
ayrıntı
küçük bilgi parçası
I need more details about the plan
Plan hakkında daha fazla ayrıntıya ihtiyacım var
ayrıntılar
bir şey hakkında daha fazla bilgi veren küçük parça
The contract includes all the details
Sözleşme tüm ayrıntıları içeriyor
hakkında soru sormak
biri veya bir şey hakkında bilgi almaya çalışmak
He asked about my family
Ailem hakkında soru sordu
birbirini
bir grup içindeki kişilerin karşılıklı etkileşimini ifade eder
They help one another
Birbirlerine yardım ederler
tamam
yeterince iyi veya kabul edilebilir
The meal was all right
Yemek idare ederdi
peki
kesinlikle veya şüphe duymadan
All right, I will come
Peki, geleceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
bir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
yaz
In sceneyılın en sıcak mevsimi
I love summer
Yazı severim
yaz geçirmek
yaz mevsimini bir yerde geçirmek
They summer in Italy
Yaz mevsimini İtalya'da geçirirler
Summer
bir kadın ismi
Summer is my best friend
Summer benim en iyi arkadaşım
telaffuz etmek
In scenebir kelimeyi belirli bir şekilde söylemek
How do you pronounce this word
Bu kelimeyi nasıl telaffuz edersiniz
ilan etmek
resmen duyurmak
The judge pronounced him guilty
Hakim onu suçlu ilan etti
ilan etmek
resmi veya halka açık şekilde bir şey bildirmek
The judge pronounced the verdict.
Hakim kararı ilan etti.
telaffuz etmek
kelimelerin seslerini çıkarmak
How do you pronounce this word?
Bu kelimeyi nasıl telaffuz ediyorsun?
zor
In scenekolay olmayan; çaba gerektiren
This exam is very difficult
Bu sınav çok zor
Vay
In scenegüçlü bir duyguyu ifade etmek için çıkarılan ani ve yüksek ses
Gaw look at that giant house
Vay şu devasa eve bak
kavşak
In sceneiki veya daha fazla yolun kesiştiği yer
They met at the crossroads
Kavşakta buluştular
yol ayrımı
bir karar vermek zorunda olduğunuz kritik nokta
I am at a crossroads in my career
Kariyerimde bir yol ayrımındayım
efsane
In scenedoğru olmayabilecek çok eski bir hikaye
It is only a local legend
Bu sadece yerel bir efsane
efsane
büyük başarılarıyla tanınan çok ünlü kişi
He is a football legend
O bir futbol efsanesi
efsane
geçmişten gelen çok eski bir hikaye
The legend of King Arthur is famous
Kral Arthur efsanesi ünlüdür
yatak
In sceneuyumak için kullanılan mobilya
I go to bed
Yatağa gidiyorum
yatak
bir nehrin veya denizin tabanı
The river bed is rocky
Nehir yatağı taşlıdır
bahse girmek
bir olayın sonucu üzerine para riske atmak
I bet five dollars on the game
Maça beş dolar yatırdım
bitirmek
bir şeyi sonlandırmak veya durdurmak
They want to end the contract
Sözleşmeyi bitirmek istiyorlar
izin vermek
In scenebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
engel olmak
bir şeyin gerçekleşmesini durdurmak
He moved without let or hindrance
Hiçbir engel olmaksızın hareket etti
hadi
bir öneride bulunmak için kullanılan ifade
Let us go home
Hadi eve gidelim
hayal kırıklığına uğratmak
birinin beklentilerini karşılayamamak
I do not want to let my family down
Ailemi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
günlük
In sceneresmi olmayan, rahat
I prefer casual clothes
Günlük kıyafetleri tercih ederim
lanet olsun
öfke veya hayal kırıklığı belirten bir ifade
Damn it, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
yargılama
In scenebir şey hakkında fikir oluşturma
Stop judging me
Beni yargılamayı bırak
konuşmak
In scenebiriyle sözlerle iletişim kurmak
I can speak English
İngilizce konuşabiliyorum
hitap etmek
birine anlamlı gelmek veya ilgi çekmek
This story speaks to me
Bu hikaye bana hitap ediyor
konuşmak
sözcükler ile iletişim kurmak
She can speak French
O Fransızca konuşabiliyor
konuşmak
sesli olarak kelimeler söylemek
She speaks very clearly
O çok net konuşuyor
yardım etmek
In scenebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
kapı
In sceneaçılıp kapanan hareketli bariyer
Close the garden gate
Bahçe kapısını kapat
kapı
bir girişi kapatan hareketli bariyer
Go to gate 10
10 numaralı kapıya git
gişe hasılatı
bilet satışlarından elde edilen toplam gelir
The stadium gate was high
Stadyum gişe hasılatı yüksekti
kapı
havaalanında uçağa binmek için gidilen yer
Our flight leaves from gate B5
Uçağımız B5 kapısından kalkıyor
göz alıcı
In scenegörünüşüyle etkileyici ve heyecan verici olan
She wore a glamorous dress to the party
Partiye göz alıcı bir elbise giydi
çok
büyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
utanmak
In sceneutangaç veya rahatsız hissetmek
I felt embarrassed
Utandım
utandırmak
birini utangaç veya rahatsız hissettirmek
Don't embarrass me
Beni utandırma
utandırmak
birini mahcup etmek veya kendini kötü hissettirmek
Don't embarrass me in front of my friends
Arkadaşlarımın önünde beni utandırma
utandırmak
birini mahcup veya rahatsız hissettirmek
I did not want to embarrass you
Seni utandırmak istemedim
yenmek
In scenebir yarışma veya kavgada birini mağlup etmek
Our team defeated them
Takımımız onları yendi
yenilgi
bir oyun veya yarışmayı kazanamama durumu
He accepted his defeat
Yenilgisini kabul etti
boşa çıkarmak
bir şeyin yararlı veya etkili olmasını engellemek
This error defeats the purpose of the experiment
Bu hata deneyin amacını boşa çıkarıyor
yenilmek
bir yarışma veya kavgada rakibine karşı kaybetmek
The team was defeated in the game
Takım oyunda yenildi
yitirmek
In sceneartık bir şeye sahip olmamak
She lost her job yesterday
Dün işini yitirdi
yenilmek
bir oyunda veya yarışmada başarısız olmak
The team did not want to lose
Takım yenilmek istemedi
kendini kaybetmek
çok öfkelenmek veya kontrolünü yitirmek
He began to lose it when he got angry
Sinirlendiğinde kendini kaybetmeye başladı
kaybetmek
bir şeyi nereye koyduğunu unutmak
I think I lost my keys
Sanırım anahtarlarımı kaybettim
söz
In scenebir şeyi kesinlikle yapacağınızı bildiren ifade
I will keep my promise
Sözümü tutacağım
gelecek vaadi
kişinin gelecekte başarılı olacağına dair işaret
The young athlete shows great promise
Genç sporcu büyük gelecek vaadi gösteriyor
salıverme
tutulan birini veya bir şeyi serbest bırakma
He gave his promise to let them go
Onları serbest bırakmaya söz verdi
yer
In scenebelirli bir alan veya nokta
This is a nice spot for a picnic
Burası piknik için güzel bir yer
fark etmek
birini veya bir şeyi görmek veya fark etmek
I spotted him in the crowd
Onu kalabalığın içinde fark ettim
az miktar
bir şeyin az miktarı
I would like a spot of tea
Biraz çay alabilir miyim
zaaf
bir şeye duyulan özel sevgi
She has a soft spot for cats
Kedilere karşı bir zaafı var
minnettarlık
In sceneteşekkür etme veya minnet duyma hissi
I want to show my appreciation
Minnettarlığımı göstermek istiyorum
takdir
bir şeyin değerini veya anlamını anlama yeteneği
He shows appreciation for hard work
Sıkı çalışma için takdir gösteriyor
göğüs germek
In scenezor veya tehlikeli bir durumla korkusuzca yüzleşmek
She braved the heavy rain to go out
Dışarı çıkmak için şiddetli yağmura göğüs gerdi
cesur
tehlike veya acı ile yüzleşmeye hazır
She is a brave girl
O cesur bir kız
kurak dönem
yağmurun az olduğu veya hiç yağmadığı uzun süre
The farmers are worried about the dry spell
Çiftçiler kurak dönem hakkında endişeli
yan dairede
yan binada veya odada olan
My friend lives next door
Arkadaşım yan dairede yaşıyor
yandaki
hemen yanında bulunan
My friend lives next door.
Arkadaşım yanda oturuyor.
dövüş
In sceneşiddetli bir karşı karşıya gelme durumu
The two boxers started to fight
İki boksör dövüşmeye başladı
tarz
bir şeyi yapma veya ifade etme biçimi
Her fight is very unique
Onun tarzı çok özgün
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
kavga
insanlar arasındaki öfkeli tartışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
süper gıda
sağlığa çok yararlı olan yiyecek
Broccoli is considered a super food
Brokoli bir süper gıda olarak kabul edilir
süper besin
besin değeri yüksek olan yiyecek
Blueberries are a popular super food
Yaban mersini popüler bir süper besindir
fırsat
In scenebir şeyi yapmak için uygun olan zaman veya durum
I had a chance to travel
Seyahat etme fırsatım oldu
ihtimal
In scenebir şeyin gerçekleşme olasılığı
There is a chance of rain
Yağmur yağma ihtimali var
risk
kötü bir şeyin olma ihtimali
There is a chance of failure
Başarısızlık riski var
altı
In scene6 sayısı
I have six apples
Altı elmam var
misafir
In scenebir etkinliğe davet edilen veya bir evde konaklayan kişi
We have a guest for dinner
Akşam yemeği için bir misafirimiz var
olumlu
In scenekötü şeyler yerine iyi şeyleri düşünen
Stay positive about the future
Gelecek hakkında olumlu kal
pozitif
bir şeyin doğru veya mevcut olduğunu gösteren
The test result was positive
Test sonucu pozitifti
pozitif
elektrikte negatifin zıttı olan yük
The proton has a positive charge
Proton pozitif bir yüke sahiptir
artı
sıfırdan büyük olan matematiksel değer
Five is a positive number
Beş pozitif bir sayıdır
pençelemek
In scenekeskin tırnaklarla bir şeyi yırtmak veya çekmek
The cat clawed the sofa
Kedi kanepeyi pençeledi
pençe
bazı hayvanların ayaklarında bulunan kavisli ve keskin kısım
The eagle has a sharp claw
Kartalın keskin bir pençesi var
gergin
In scenegelecekte ne olacağı konusunda endişeli veya korkmuş
I feel nervous about the exam
Sınav hakkında gergin hissediyorum
iyi
In sceneyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
ince
kalın olmayan
The pen has a fine tip
Kalemin ince bir ucu var
tamam
karşıdakinin anladığından emin olmak veya konuşmada duraksamak için kullanılan sözcük
Fine I will be there at five
Tamam saat beşte orada olacağım
canı istemek
bir şeyi yapma isteği duymak
I am in the mood for a movie
Canım film izlemek istiyor
galip
In scenebir yarışma veya savaşı kazanmış olan
The victorious team celebrated their win
Galip gelen takım zaferini kutladı
umutsuzluk
In scenetam bir çaresizlik hissi
She was in despair
Çaresizlik içindeydi
özgürlük
In sceneistediği gibi davranma, konuşma veya düşünme gücü
Everyone deserves freedom
Herkes özgürlüğü hak eder
kız gibi
kıza özgü niteliklere sahip
She has a girl like voice
Kız gibi bir sesi var
gibi gelmek
bir şeyin öyle olduğu izlenimini vermek
That sounds like a good idea
Bu kulağa iyi bir fikir gibi geliyor
fasulye
In scenebir bitkinin yenilebilir tohumu
I like to eat beans
Fasulye yemeyi severim
kız gibi
In scenekızlara özgü veya kızları andıran
Her room is very girly
Odası çok kız gibi
giyinmek
üstüne kıyafet giymek
I get dressed for school
Okul için giyiniyorum
bilek
In sceneel ile kol arasındaki eklem
He wore a watch on his wrist
Bileğine bir saat taktı