

Modern Family — Season 10 Episode 18
Words & meanings
589 words
CEFR level
aslında
bir şeyin gerçek olduğunu vurgulamak veya ek bilgi vermek için kullanılır
I thought it was easy, but in fact it was hard
Kolay olduğunu sanmıştım ama aslında zordu
civarında
In scenebir şeye yakın bir alanda
Is there a bank around here
Buralarda bir banka var mı
yaklaşık
yaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
etrafında
bir şeyin her yanını çevreleyen
We sat around the table
Masanın etrafında oturduk
tersine
bir şeyi başka bir yöne çevirmek
Please turn around
Lütfen arkana dön
işaret
In scenebir şeyi ne zaman yapmanız gerektiğini belirten işaret
That is my cue to start
Bu, başlamam için işaret
kurtarmak
birini tehlikeden veya zor durumdan kurtarmak
You must cue the man from the fire
Adamı yangından kurtarmalısın
ıstaka
bilardoda topa vurmak için kullanılan uzun sopa
She chalked the tip of her cue
Istakasının ucuna tebeşir sürdü
de değil
In sceneolumsuz bir ifadenin başkası için de geçerli olduğunu belirtir
I don't like it. Neither do I
Sevmiyorum. Ben de sevmiyorum
hiçbiri
iki seçenekten hiçbirini değil
Neither book is good
İki kitap da iyi değil
hiçbiri
iki kişiden veya şeyden hiçbiri
Neither of the students is here
Öğrencilerin hiçbiri burada
ikisi de değil
iki durumdan hiçbiri
The box is neither big nor small
Kutu ne büyük ne de küçük
soğutmak
birinin bir şeye olan ilgisini kaybetmesine neden olmak
His bad temper turned her off
Kötü huyu onu soğuttu
sapak
ana yoldan ayrılan küçük yol
Take the next turn off
Bir sonraki sapağa girin
kapatmak
bir makineyi veya ışığı durdurmak
Please turn off the light
Lütfen ışığı kapatın
kapatmak
bir cihazın veya makinenin çalışmasını durdurmak
Please turn off the lamp
Lütfen lambayı kapat
soğutan şey
birinin birine veya bir şeye olan ilgisini azaltan durum
Rude behavior is a real turn off
Kaba davranış insanı gerçekten soğutuyor
kapatmak
bir cihazı düğmeye basarak durdurmak
Please turn off the light
Lütfen ışığı kapat
kafasını boşaltmak
bir şey hakkında düşünmeyi durdurmak
I need to turn off for a while
Bir süreliğine kafamı boşaltmaya ihtiyacım var
değil mi
In scenekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
In scenekafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
sallanan
In scenedengede durmayan veya yerinde sabit olmayan
The table is a bit wobbly
Masa biraz sallanıyor
hatırlamak
In scenegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
mentorluk
In scenedeneyimli birinin daha az deneyimli birine verdiği destek ve tavsiye
She benefited greatly from his mentorship
Onun mentorluğundan büyük ölçüde faydalandı
aptal
In sceneaptal kimse
He is a complete idiot
O tam bir aptal
aptal
çok aptal veya budala kimse
Do not be an idiot
Aptal olma
yatak
In sceneuyumak için kullanılan mobilya
I go to bed
Yatağa gidiyorum
yatak
bir nehrin veya denizin tabanı
The river bed is rocky
Nehir yatağı taşlıdır
bahse girmek
bir olayın sonucu üzerine para riske atmak
I bet five dollars on the game
Maça beş dolar yatırdım
bitirmek
bir şeyi sonlandırmak veya durdurmak
They want to end the contract
Sözleşmeyi bitirmek istiyorlar
boğa
In sceneerkek sığır
The bull is very strong
Boğa çok güçlüdür
saçmalık
gerçek dışı veya anlamsız konuşma
That is total bull
Tamamen saçmalık
biliyorsun
dinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
yitirmek
In sceneartık bir şeye sahip olmamak
She lost her job yesterday
Dün işini yitirdi
yenilmek
bir oyunda veya yarışmada başarısız olmak
The team did not want to lose
Takım yenilmek istemedi
kendini kaybetmek
çok öfkelenmek veya kontrolünü yitirmek
He began to lose it when he got angry
Sinirlendiğinde kendini kaybetmeye başladı
kaybetmek
bir şeyi nereye koyduğunu unutmak
I think I lost my keys
Sanırım anahtarlarımı kaybettim
tür
In scenebenzer özelliklere sahip grup
What kind of music do you like
Ne tür müzik seversiniz
nazik
dost canlısı ve cömert
She is a kind person
O nazik bir insandır
biraz
küçük bir ölçüde
I am kind of tired
Biraz yorgunum
boyun
In scenebaşı gövdeye bağlayan vücut bölümü
She wore a scarf around her neck
Boynuna bir atkı taktı
kıstak
iki geniş kara parçasını birleştiren dar alan
The village lies on a narrow neck of land
Köy dar bir kara parçası üzerinde bulunuyor
öpüşüp koklaşmak
romantik bir şekilde öpüşüp kucaklaşmak
They were necking in the park
Parkta öpüşüp koklaşıyorlardı
baskı
birinin sizi sürekli izlemesi veya zorlaması durumu
My boss is breathing down my neck
Patronum tepemde dikiliyor
konuşma
In scenefikir veya bilgilerin sözlü olarak paylaşılması
We had a long talk
Uzun bir konuşma yaptık
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşabilmek
konuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
konuşma
sözlü olarak ifade edilen düşünceler
The talk was very interesting
Konuşma çok ilginçti
tanımak
In scenebirini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
In scenedinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
In scenebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
dağ sıçanı
In scenebüyük bir sincaba benzeyen Kuzey Amerika hayvanı
The groundhog came out of its hole
Dağ sıçanı deliğinden dışarı çıktı
Soru
In sceneBilgi edinmek için sorulan cümle
He asked me a difficult question
Bana zor bir soru sordu
sorgulamak
bir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Söz konusu
Üzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
sorgulamak
birine resmi olarak soru sormak
The police questioned the suspect
Polis şüpheliyi sorguladı
stres yapmak
endişeli veya baskı altında hissetmek
Don't stress out about the exam
Sınav hakkında stres yapma
streslendirmek
birini endişeli veya baskı altında hissettirmek
Exams always stress me out
Sınavlar beni her zaman streslendirir
söz
In scenebir şeyi kesinlikle yapacağınızı bildiren ifade
I will keep my promise
Sözümü tutacağım
gelecek vaadi
kişinin gelecekte başarılı olacağına dair işaret
The young athlete shows great promise
Genç sporcu büyük gelecek vaadi gösteriyor
salıverme
tutulan birini veya bir şeyi serbest bırakma
He gave his promise to let them go
Onları serbest bırakmaya söz verdi
canavar
In scenebüyük veya vahşi hayvan
The beast lived in the forest
Canavar ormanda yaşıyordu
çok komik
In sceneaşırı derecede komik veya güldüren
That joke was hilarious
O şaka çok komikti
köpek yatağı
köpeğin uyuması için ayrılmış yer
The dog is sleeping in its dog bed
Köpek yatağında uyuyor
köpek yatağı
köpekler için özel olarak üretilmiş yatak
I bought a new dog bed for my puppy
Yavru köpeğim için yeni bir köpek yatağı aldım
mekanik
In scenemakinelerle ilgili
This is a mechanical problem
Bu mekanik bir sorun
mekanik
makinelerle veya aletlerle ilgili olan
He is a mechanical engineer
O bir makine mühendisi
öde izle
belirli bir programı veya etkinliği izlemek için ücret ödediğiniz bir yayın sistemi
They ordered the big fight on pay per view
Büyük maçı öde izle sisteminden sipariş ettiler
hafta sonu
In scenecumartesi ve pazar günleri
I will go to the park this weekend
Bu hafta sonu parka gideceğim
hafta sonu tatili
Cuma akşamından pazar gecesine kadar olan zaman
We are going on a trip for the weekend
Hafta sonu tatili için bir geziye çıkıyoruz
telefon
In scenearama yapmak için kullanılan aygıt
The phone is on the table
Telefon masanın üzerinde
telefon etmek
telefonla aramak
I will phone you tomorrow
Seni yarın arayacağım
telefon
arama yapmak ve mesajlaşmak için kullanılan cihaz
She sent a message on her phone
O telefonundan mesaj gönderdi
telefon
sadece sesli iletişim için kullanılan alet
He picked up the phone to call his friend
Arkadaşını aramak için telefonu eline aldı
rahim
In scenedişilerde bebeklerin geliştiği organ
The baby grows in the uterus
Bebek rahimde büyür
açık
In scenekapalı veya engellenmiş olmayan
The window is open
Pencere açık
açık fikirli
yeni bir şeyi değerlendirmeye hazır
I am open to suggestions
Önerilere açığım
açık
kapalı olmayan
The store is open now
Mağaza şimdi açık
açmak
kapalı veya engelli olan bir şeyi erişilebilir hale getirmek
Please open the door
Lütfen kapıyı aç
kolayca
In scenezorluk çekmeden
I can do it easily
Bunu kolayca yapabilirim
yüzyıl
In sceneyüz yıllık süre
The castle is five centuries old
Kale beş yüzyıllık
yüzyıl
yüz yıllık bir dönem
It happened a century ago
Bu bir yüzyıl önce oldu
yüzyıllar
yüz yıllık dönemler
It has taken centuries to build
İnşası yüzyıllar sürdü
Yüzyıl
100 yıllık bir dönem
We live in the twenty first century
Yirmi birinci yüzyılda yaşıyoruz
rol yapmak
In scenebir filmde veya oyunda rol üstlenmek
He plays a doctor in the movie
Filmde bir doktoru canlandırıyor
oynamak
In sceneeğlenmek için bir şeyler yapmak
The children play in the garden
Çocuklar bahçede oynuyor
çalmak
bir cihazdan veya enstrümandan müzik sesi çıkarmak
Can you play a song
Bir şarkı çalabilir misin
oynamak
bir durumu belirli bir şekilde yönetmek
You should play it safe
Garanti oynamalısın
kütük
In scenebir ağaçtan gelen kalın odun parçası
He put a log on the fire
Ateşe bir kütük attı
kayıt
olayların yazılı veya dijital kaydı
Keep a log of your hours
Çalışma saatlerinin kaydını tut
kütük
bir ağaçtan gelen kalın odun parçası
The log is very heavy
Kütük çok ağır
kaydetmek
bir şeyin resmi yazılı veya sesli kaydını tutmak
Please log your hours worked
Lütfen çalıştığınız saatleri kaydedin
ile kafiyeli olmak
kelimelerin son seslerinin aynı olması
Cat rhymes with bat
Cat kelimesi bat ile kafiyelidir
saygı
In scenebirine veya bir şeye karşı duyulan yüksek takdir duygusu
I have great respect for her
Ona büyük saygı duyuyorum
yön
bir şeyin belirli bir parçası veya detayı
He is right in this respect
O bu yönden haklı
görüş
bir mesele hakkındaki fikir veya bakış açısı
He has a different respect on this issue
Bu konu hakkında farklı bir görüşü var
gelenek
bir grup veya yerde bir şeyi yapmanın alışılagelmiş yolu
It is a local respect to shake hands
El sıkışmak yerel bir gelenektir
kova
In sceneeşya taşımak için kullanılan kulplu ve ağzı açık kap
Fill the bucket with water
Kovayı suyla doldur
sıra dansı
insanların yan yana dizilerek aynı adımları attığı bir dans türü
We learned a new line dance at the party
Partide yeni bir sıra dansı öğrendik
hoş karşılanan
In scenememnuniyetle karşılanan veya istenen
You are welcome here
Burada isteniyorsunuz
karşılamak
In scenevaran birini selamlamak
They welcomed the guests
Misafirleri karşıladılar
serbest
bir şeyi yapmasına izin verilen
Questions are welcome
Sorular serbesttir
son zamanlarda
In sceneyakın geçmişte
I have been very busy lately
Son zamanlarda çok meşguldüm
tamam
In scenekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
In sceneiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
In scenebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
oluşturmak
In sceneyeni bir şey yapmak veya var etmek
I want to create a new account
Yeni bir hesap oluşturmak istiyorum
utandırmak
In scenebirinin kendini mahcup veya aptal hissetmesine yol açmak
He shamed her in front of everyone
Herkesin önünde onu utandırdı
utanç
yanlış bir şey yaptığınızda hissedilen acı verici duygu
He felt a deep sense of shame
Derin bir utanç hissetti
yazık
üzücü veya pişmanlık verici durum
It is a shame that you cannot come
Gelemeyecek olman ne yazık
ayıplamak
birinin yaptığı bir davranış yüzünden onu kötü hissettirmek
They shamed him for lying
Yalan söylediği için onu ayıpladılar
emzirme
In scenebebeğe süt verme
Nursing is good for the baby
Emzirme bebek için faydalıdır
hemşirelik
hasta bakımı işi
She is studying nursing
O hemşirelik okuyor
yavaşça içmek
bir içeceği yavaş yavaş tüketmek
He was nursing his drink
İçeceğini yavaş yavaş içiyordu
hasta bakımı
hastalanan veya yaralanan birine bakma süreci
She is nursing her sick mother
Hasta annesine bakıyor
rahat
In sceneendişesiz ve huzurlu hissetmek
I feel comfortable here
Burada rahat hissediyorum
konforlu
In scenerahatlık veren ve ağrı hissettirmeyen
This bed is very comfortable
Bu yatak çok konforlu
kural
In scenebir kılavuz veya yasa
Follow the rules
Kurallara uyun
yönetmek
bir şey üzerinde güce sahip olmak
The king rules the land
Kral ülkeyi yönetiyor
harika olmak
en iyi veya baskın olmak
This song rules
Bu şarkı harika
hüküm vermek
bir yasal davada resmi karar vermek
The judge will rule on the case
Yargıç dava hakkında hüküm verecek
benzemek
dış görünüş olarak birine veya bir şeye benzer olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
gibi görünmek
bir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
asmak
bir şeyi duvara veya başka bir yüzeye iliştirmek
Hang up your coat
Ceketini as
telefonu kapatmak
bir telefon görüşmesini sonlandırmak
Don't hang up yet
Henüz telefonu kapatma
takıntı
bir şey hakkındaki endişe veya zorluk hissi
He has a hang up about his age
Yaşıyla ilgili bir takıntısı var
psikolojik sorun
kaygı veya kişisel bir problem hissi
She has some emotional hang ups
Bazı duygusal sorunları var
telefonu kapatmak
telefon konuşmasını bitirmek
He did not want to hang up
Telefonu kapatmak istemedi
bırakmak
bir işi veya aktiviteyi sona erdirmek
He decided to hang up his career
Kariyerini noktalamaya karar verdi
yazar kasa
In scenemağazalarda para tutmak ve fiş yazdırmak için kullanılan makine
He put the money in the register
Parayı yazar kasaya koydu
kaydolmak
bir şeye kayıt yaptırmak
I want to register for the class
Derse kaydolmak istiyorum
kayıt
resmi yazılı kayıt
The teacher checked the register
Öğretmen kayıt defterini kontrol etti
kaydetmek
resmi bir listeye veya yere işlemek
Please register your name here
Lütfen isminizi buraya kaydedin
neredeyse hiç
In sceneçok az veya neredeyse hiç
I can hardly hear you
Seni neredeyse hiç duyamıyorum
bütün
In scenebir şeyin tamamı
I ate the whole pizza
Bütün pizzayı yedim
bütün
hiçbir parçası eksik veya hasarlı olmayan
I ate the whole apple
Bütün elmayı yedim
ilk
In scenezaman veya sıra bakımından diğerlerinden önce gelen
This is my first car
Bu benim ilk arabam
yüksek sesle
başkalarının duyabileceği şekilde
Read it out loud
Onu yüksek sesle oku
vay be
In sceneşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
hayran bırakmak
In scenebirini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
Vay
şaşkınlık veya hayranlık ifade eden söz
Wow, what a nice view
Vay, ne kadar güzel bir manzara
tesadüfen
bir şeyi planlamadan veya kazara yapmak
I happen to know the answer
Tesadüfen cevabı biliyorum
başına gelmek
birinin başına bir olay meydana gelmek
What happened to him
Onun başına ne geldi
başına gelmek
birinin başına bir şey gelmesi durumu
What happened to him
Ona ne oldu
kusursuz
In scenehiçbir hatası veya kusuru olmayan
This diamond is perfect
Bu elmas kusursuz
mükemmel
bir amaç için tam olarak uygun olan
It is a perfect day for a walk
Yürüyüş için mükemmel bir gün
mükemmelleştirmek
bir şeyi kusursuz hale getirmek
She wants to perfect her skills
Becerilerini mükemmelleştirmek istiyor
tam puan
okul çalışması için verilen en yüksek not
She got a perfect on her history exam
Tarih sınavından tam puan aldı
senkronize etmek
In sceneşeylerin aynı anda gerçekleşmesini sağlamak
I need to sync my phone
Telefonumu senkronize etmem gerekiyor
eşitlemek
iki veya daha fazla şeyin aynı anda veya aynı hızda çalışmasını sağlamak
Please sync your phone with the computer
Lütfen telefonunu bilgisayarla eşitle
lanet olsun
öfke veya hayal kırıklığı belirten bir ifade
Damn it, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
sevmek
In scenebirine karşı güçlü sevgi ve şefkat duymak
I love my family
Ailemi seviyorum
çok sevmek
bir şeyi veya birini çok fazla sevmek
I love chocolate
Çikolatayı çok severim
çok istemek
bir şeyi çok fazla istemek
I would love a cup of coffee
Bir fincan kahve çok isterdim
sevişmek
cinsel ilişkiye girmek
They made love
Seviştiler
bar mitsva
Yahudilikte erkek çocukların yetişkinliğe adım attığı dini tören
He is celebrating his bar mitzvah today
Bugün bar mitsva törenini kutluyor
bar mitzvah
13 yaşındaki bir erkek çocuk için düzenlenen Yahudi ergenlik töreni
He celebrated his bar mitzvah last weekend
Geçen hafta sonu bar mitzvah törenini kutladı
bahsetmek
In scenebir şeyden kısaca söz etmek
He didn't mention the price
Fiyattan bahsetmedi
değinmek
bir konuya kısaca değinmek
Please mention your experience in the letter
Lütfen mektupta deneyiminizden değinin
Sığın
In scenebüyük boynuzları olan büyük bir geyik türü
The elk has big antlers
Sığının büyük boynuzları vardır
ev işi
In sceneyapılması gereken küçük ve rutin iş
I have many chores to do
Yapacak çok ev işim var
parça
In scenebir şeyin bir bölümü
This is a part of the car
Bu arabanın bir parçası
rol
film veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
bölge
bir ülkenin veya yerin belirli bir kesimi
He travels to many parts of the world
Dünyanın birçok bölgesini geziyor
kalmak
bir yerde veya bir durumda kalmaya devam etmek
He decided to stay on at the company
Şirkette kalmaya karar verdi
yakından izlemek
birini sürekli kontrol altında tutmak veya denetlemek
I need to stay on him until he finishes the work
İşi bitirene kadar onu yakından izlemem lazım
zihin
In scenekişinin düşünen ve hisseden kısmı
He has a brilliant mind
Parlak bir zihni var
rahatsız olmak
bir şeyden rahatsızlık duymak
I don't mind the cold
Soğuktan rahatsız olmam
dikkat etmek
bir şeye odaklanmak veya özen göstermek
Please mind your step on the stairs
Lütfen merdivenlerde adımına dikkat et
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I mind to help him
Ona yardım etmeye niyetlendim
iki kez
In sceneiki defa
I called him twice
Onu iki kez aradım
yemek
In sceneyemek yenen şeyler
I like Italian food
İtalyan yemeklerini severim
satın almak
bir şeyi para vererek edinmek
I paid for the new house
Yeni evin parasını ödedim
bedelini ödemek
bir hatanın veya zararın karşılığını vermek
He will pay for his lies
Yalanlarının bedelini ödeyecek
parasını ödemek
bir şey için ücret vermek
I will pay for the coffee
Kahvenin parasını ödeyeceğim
ödemek
bir borcu veya faturayı kapatmak için para vermek
I will pay for the dinner
Akşam yemeğini ben ödeyeceğim
inek
In scenesüt veya et için beslenen büyük bir hayvan
The cow gives milk
İnek süt verir
inek
çiftliklerde sütü için beslenen büyük dişi hayvan
The cow is eating grass
İnek ot yiyor
sindirmek
birini korkutarak boyun eğmesini sağlamak
He was cowed by his boss
Patronu tarafından sindirildi
görünmek
In scenebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
emin olmak
bir şeyin doğru olduğunu kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
sağlamak
bir şeyin gerçekleşmesini kesinleştirmek
Make sure you arrive on time
Zamanında geldiğinden emin ol
hak etmek
In scenebir şeyi elde etmeye değer olmak
You deserve to be happy
Mutlu olmayı hak ediyorsun
hak etmek
bir şeye layık olmak
You deserve a break
Bir molayı hak ediyorsun
zor
In scenekolay olmayan
This exam is hard
Bu sınav zor
sert
alkol içeren
This is a hard drink
Bu sert bir içkidir
sert
yumuşak olmayan
The bed is too hard
Yatak çok sert
sıkı
çok çaba veya enerji ile
He works hard every day
O her gün sıkı çalışıyor
güncellemek
In scenebir şeyi daha yeni hale getirmek
I need to update my phone
Telefonumu güncellemem gerekiyor
güncelleme
bir konu hakkındaki en son bilgiler veya detaylar
I have an update on the project
Proje hakkında bir güncellemem var
gitmek
In scenebir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school
Okula giderim
çalışmak
işlemek veya faaliyet göstermek
This watch doesn't go
Bu saat çalışmıyor
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to start my diet tomorrow
Yarın diyetime başlamaya niyetliyim
gitmek
bir durumun veya sürecin belirli bir şekilde ilerlemesi
The party went well
Parti iyi gitti
motosikletçi
In scenemotosiklet kullanan kişi
The biker wore a leather jacket
Motosikletçi deri bir ceket giyiyordu
dans etmek
In scenemüziğe göre vücudunu hareket ettirmek
They dance together
Birlikte dans ederler
dans partisi
insanların dans ettiği sosyal etkinlik
We went to the dance last night
Dün gece dans partisine gittik
isim
birini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan sözcük
The station dance is Alpha
İstasyonun ismi Alfa
destansı
In sceneçok büyük veya etkileyici
The movie had an epic ending
Filmin destansı bir sonu vardı