Over The Garden Wall — Season 1 Episode 2
Words & meanings
220 words
CEFR level
belki
In scenebelirsizlik ifade etmek için kullanılır
Maybe it will rain
Belki yağmur yağar
ihtimal
gerçekleşebilecek veya doğru olabilecek durum
It is a maybe
Bu bir ihtimal
belki
muhtemelen
Maybe he is late
Belki geç kalmıştır
gitar
In sceneparmaklarla veya pena ile çalınan telli bir müzik aleti
I play the guitar
Gitar çalarım
neredeyse
In scenetam olarak değil ama çok yakın
I almost missed the bus
Neredeyse otobüsü kaçırıyordum
kalmak
In scenebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
durdurmak
bir şeyin bir süreliğine gerçekleşmesini engellemek
The court decided to stay the proceedings
Mahkeme davayı durdurmaya karar verdi
kalmak
bir yerde belirli bir süre konaklamak
We will stay in a hotel
Bir otelde kalacağız
amaç
In scenebir şeyin yapılma nedeni
What is the purpose of this meeting?
Bu toplantının amacı nedir?
iyilik
In sceneyardımsever veya nazik bir davranış
Can you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
desteklemek
bir şeyi onaylamak veya ona razı olmak
Most people favor the new law
Çoğu insan yeni yasayı destekliyor
kayırmak
birine avantaj sağlamak veya ona daha nazik davranmak
The teacher favors some students
Öğretmen bazı öğrencileri kayırıyor
iyilik
birinden rica edilen yardım
Could you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
medeniyet
In scenekendi kültürü ve yaşam tarzı olan insan topluluğu
Ancient Egypt had a great civilization
Antik Mısır büyük bir medeniyete sahipti
görünmek
In scenebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
muhtemelen
In scenebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
mahsul
In scenetarladan toplanan tarım ürünleri
The farmers harvested the wheat crop
Çiftçiler buğday mahsulünü hasat etti
kırpmak
bir resmin kenarlarını kesmek
I need to crop this photo
Bu fotoğrafı kırpmam gerekiyor
grup
aynı anda ortaya çıkan bir grup insan veya şey
A new crop of students arrived
Yeni bir öğrenci grubu geldi
-meli/-malı
In sceneyapılması gereken doğru şeyi belirtmek için kullanılır
You ought to apologize
Özür dilemelisin
meli
yapılması gereken doğru veya mantıklı bir işi belirtmek için kullanılır
You ought to study for the exam
Sınav için ders çalışmalısın
beklenmek
kanıtlara veya mantığa göre gerçekleşmesi muhtemel durumları belirtmek için kullanılır
The train ought to arrive soon
Trenin yakında varması bekleniyor
isim
In scenebir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
adını söylemek
birinin ismini belirtmek
She named the winner
Kazananın adını söyledi
hatırlamak
In scenebirini veya bir şeyi zihne getirmek
I often think of my home
Sık sık evimi hatırlarım
düşünmek
bir konu hakkında fikir yürütmek
I need to think of a solution
Bir çözüm düşünmem gerekiyor
aklına gelmek
bir fikir üretmek ya da bir şeyi hatırlamak
I can think of a better name
Daha iyi bir isim aklıma geliyor
hatırlamak
bir anıyı kişiyi veya bilgiyi akla getirmek
I often think of my childhood
Sık sık çocukluğumu hatırlarım
bulmak
yeni bir fikir veya plan icat etmek
Can you think of a better solution
Daha iyi bir çözüm bulabilir misin
düşünmek
bir konu hakkında görüş sahibi olmak veya bir eylemi değerlendirmek
What do you think of this movie
Bu film hakkında ne düşünüyorsun
akla getirmek
bir konudan bahsetmeye başlamak
Can you think of any good movies
Aklına iyi bir film geliyor mu
düşünmek
birini veya bir şeyi zihninde bulundurmak
I often think of my old friends
Sık sık eski arkadaşlarımı düşünürüm
düşünmek
bir şey hakkında görüş sahibi olmak
What do you think of this plan
Bu plan hakkında ne düşünüyorsun
muhteşem
In sceneçok iyi veya etkileyici
The view was splendid
Manzara muhteşemdi
doğru
In scenegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
tamam
In sceneanlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
düşünmek
In scenebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
fikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
firar etmek
In scenehapsedildiği bir yerden çıkmak
The prisoner escaped from jail
Mahkum hapishaneden firar etti
gözlem
bir şeyi dikkatle dinleme veya izleme eylemi
His escape of the surroundings was intense
Çevreyi gözlemlemesi yoğundu
fikir
In scenezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
kanıt
In scenebir gerçeğin doğru olduğunu gösteren şey
Do you have any proof
Hiç kanıtın var mı
geçirmez
bir şeye karşı dayanıklı olan
This watch is waterproof
Bu saat su geçirmez
düzeltmek
hataları bulmak için dikkatlice okumak
You should proof your essay
Kompozisyonunu gözden geçirmelisin
yıkım
In scenebir şeyi yok etme veya yıkma eylemi
The storm caused a lot of destruction
Fırtına çok fazla yıkıma neden oldu
çiğnemek
In scenebirinin veya bir şeyin üzerine ağırca basmak
The crowd trampled him
Kalabalık onu çiğnedi
ezmek
bir şeyin üzerine ağırca basarak onu ezmek
Don't trample the flowers
Çiçekleri ezme
katılmak
In scenebir grubun parçası olmak
I want to join the club
Kulübe katılmak istiyorum
eşlik etmek
In scenebirinin yanına gitmek
Join us for lunch
Öğle yemeği için bize katılın
evlendirmek
evlilik yoluyla birleştirmek
The priest joined them in marriage
Rahip onları evlilikle birleştirdi
birleştirmek
iki şeyi birbirine bağlamak
Please join these two pieces of rope
Lütfen bu iki ip parçasını birleştirin
konuşmak
In scenebiriyle sözlü olarak iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
kostüm
In scenebaşka birine veya bir şeye benzemek için giyilen kıyafetler
He wore a pirate costume
Korsan kostümü giydi
kurbağa
In scenesu kenarlarında yaşayan ve zıplayan küçük yeşil bir hayvan
The frog jumps
Kurbağa zıplar
kurbağa
su yakınlarında yaşayan küçük yeşil zıplayan bir hayvan
I see a frog
Bir kurbağa görüyorum
bakmak
In scenegözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
görünmek
belirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bak
birinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
tamam
In scenekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
peki
In scenebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
iyi
iyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
gömmek
In scenebir şeyle tamamen örtmek
The house was buried in snow
Ev kara gömüldü
ezmek
bir takımı büyük bir farkla yenmek
They buried the other team 5-0
Diğer takımı 5-0 ile ezdiler
gömmek
bir şeyi bulunamayacak bir yere koymak
The dog likes to bury its bone
Köpek kemiğini gömmeyi sever
gömmek
bir ölüyü toprağa koymak
They buried the body
Cesedi gömdüler
üzmek
In scenebirini mutsuz hissettirmek
The bad news saddened him
Kötü haber onu üzdü
suç
In sceneyasaya aykırı olan eylem
Stealing is a crime
Hırsızlık bir suçtur
vatana ihanet
birinin kendi ülkesine karşı yaptığı hainlik
He was punished for the crime of betraying his country
Ülkesine ihanet etme suçundan cezalandırıldı
itici
In sceneçok kaba veya saldırgan
His behavior was obnoxious
Davranışı iticiydi
dur
In scenebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durdurmak
bir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
durdurmak
bir şeyin gerçekleşmesini engellemek
We must stop the spread of the virus
Virüsün yayılmasını durdurmalıyız
oho
In scenesürpriz veya eğlenceyi ifade eden bir ses
Oho, I did not expect to see you here
Oho, seni burada görmeyi beklemiyordum
Görüşürüz
In scenebirine veda ederken kullanılan ifade
See you tomorrow
Yarın görüşürüz
oo
In sceneşaşkınlık veya haz belirten bir ünlem
Ooh, look at that cake!
Oo, şu pastaya bak!
sevinç çığlığı
In sceneheyecanlı ve yüksek sesli haykırış
The crowd let out a loud whooooop
Kalabalık yüksek bir sevinç çığlığı attı
ahır
In sceneekinlerin saklandığı veya hayvanların barındığı çiftlik binası
The horses are in the barn
Atlar ahırda
mağaza
ev eşyaları satan perakende şirketi
I bought this chair from that barn
Bu sandalyeyi o mağazadan satın aldım
sürmek
In scenehareket halindeki bir aracı kontrol ederek kullanmak
She wants to ride her new bike
Yeni bisikletini sürmek istiyor
kaymak
bir konumda bulunmak veya yer değiştirmek
Her skirt tends to ride up
Eteği yukarı kayma eğiliminde
lunapark aracı
eğlence parklarında insanların keyif için bindiği mekanik araç
The roller coaster is a fun ride
Hız treni eğlenceli bir lunapark aracıdır
vaftiz annesi
In scenevaftiz töreninde çocuğun sorumluluğunu üstlenen kadın
She is my godmother
O benim vaftiz annem
buradan gitmek
In scenebir yerden ayrılmak
I need to get out of here
Buradan gitmem gerekiyor
borçlu olmak
In scenebirine para veya bir şey verme zorunluluğu
I owe you ten dollars
Sana on dolar borçluyum
dayandırmak
bir şeyi bir nedene bağlamak
He owes his success to hard work
Başarısını çok çalışmaya dayandırıyor
ihlâl
In scenebir kuralın veya yasanın çiğnenmesi eylemi
The student was punished for his transgression
Öğrenci kural ihlali nedeniyle cezalandırıldı
hiçbir şey
In scenehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiçbir şey
herhangi bir nesnenin olmaması
I have nothing in my hand
Elimde hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
hiçbir şey
herhangi bir şeyin bulunmaması
There is nothing in the box
Kutunun içinde hiçbir şey yok
ayaklar
In scenevücudun üzerinde durulan kısımları
My feet are cold
Ayaklarım soğuk
fit
In scene12 inç değerindeki uzunluk ölçü birimi
The wall is ten feet high
Duvar on fit yüksekliğinde
fit
12 inç uzunluğa eşit ölçü birimi
The room is 10 feet wide
Oda 10 fit genişliğindedir
civarında
In scenebir yerin yakınındaki alan
Many trees are around the school
Okulun civarında çok ağaç var
yaklaşık
yaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
aşina
bir şeyi nasıl kullanacağını veya idare edeceğini bilmek
She knows her way around the office
Ofis konusunda bilgisi var
tersine
bir şeyin yönünü veya sonucunu değiştirmek
We must turn the situation around
Durumu tersine çevirmeliyiz
özellikle
In scenenormalden daha fazla
I am not particularly hungry
Özellikle aç değilim
beklemek
In scenebir şey olana kadar bir yerde kalmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
yeterli
In sceneistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
yeterli
gerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
sanmak
In scenebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
varsaymak
bir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
sabah
In scenegünün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
günaydın
iyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
sabah
günün öğleden önceki erken kısmı
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
çocuklar
In scenebirden fazla genç kişi
Many children go to school
Birçok çocuk okula gider
çocuklar
bir kişinin erkek veya kız evlatları
She has three children
Üç çocuğu var
bak
In scenedikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
In sceneiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
anlamına gelmek
In scenebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
telefon
In scenearama yapmak için kullanılan aygıt
The phone is on the table
Telefon masanın üzerinde
telefon etmek
telefonla aramak
I will phone you tomorrow
Seni yarın arayacağım
telefon
arama yapmak ve internete girmek için kullanılan cihaz
My phone is charging
Telefonum şarj oluyor
konuşabilmek
In scenekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
konuşma
fikir veya bilgilerin sözlü olarak paylaşılması
We had a long talk
Uzun bir konuşma yaptık
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşma
bir konu üzerine yapılan resmi sözlü sunum
She gave a short talk about history
Tarih hakkında kısa bir konuşma yaptı
buluşmak
In scenebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
benzemek
bir şeye benzer olmak
His words meet his actions
Sözleri davranışlarına benziyor
karşılamak
bir gereksinimi yerine getirmek
We must meet the requirements
Gereksinimleri karşılamalıyız
Buluşmak
Birisiyle veya bir şeyle bir araya gelmek
Let us meet at the park tomorrow
Yarın parkta buluşalım
hemen
In scenebekletmeden, şu anda
Come here immediately
Hemen buraya gel
erken
In scenebeklenen zamandan önce
I woke up early
Erken uyandım
erken
beklenen zamandan önce
I arrived early for the meeting
Toplantıya erken vardım
erken
bir zaman diliminin başlangıcına yakın
I woke up early today
Bugün erkenden uyandım
erken
şimdiki zamandan önceki bir vakitte
We arrived early
Erken geldik
mahvetmek
In scenebir şeyi artık kullanılamayacak kadar bozmak
The rain ruined my clothes
Yağmur kıyafetlerimi mahvetti
harabe
yok olmuş bir yapının kalıntıları
We visited the ancient ruins
Eski harabeleri ziyaret ettik
geçmek
In scenebir taraftan diğer tarafa gitmek
The train passes through the tunnel
Tren tünelden geçer
tahmin etmek
In scenekesin bilgi sahibi olmadan bir fikir yürütmek
I guess that he is at home
Onun evde olduğunu tahmin ediyorum
tahmin
emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz bir fikir
It was just a guess
Sadece bir tahmindi
tahmin etmek
emin olmadan bir fikir oluşturmak
Can you guess my age
Yaşımı tahmin edebilir misin
tahmin
kesin olarak bilmeden bir cevap verme çabası
I made a guess about the answer
Cevap hakkında bir tahminde bulundum
söylemek
In scenebir şeyi sözlü olarak ifade etmek
Can you say your name
Adını söyleyebilir misin
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
ünlem
birinin dikkatini çekmek için kullanılan söz
I say that is enough
Hey bu kadarı yeterli
fikrini belirtmek
bir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
kazıp çıkarmak
In scenebir şeyi kazarak yüzeye çıkarmak
The dog dug up a bone
Köpek bir kemik kazıp çıkardı
ortaya çıkarmak
bir kişi veya konu hakkında bilgi aramak
He tried to dig up information about the company
Şirket hakkında bilgi ortaya çıkarmaya çalıştı
başına gelmek
In scenebirinin başına bir şey gelmesi durumu
What happened to him
Ona ne oldu
tesadüfen
bir şeyi planlamadan veya kazara yapmak
I happen to know the answer
Tesadüfen cevabı biliyorum
başına gelmek
birinin başına bir olay meydana gelmek
What happened to him
Onun başına ne geldi
giymek veya takmak
In scenevücudunda bir şey bulundurmak
I wear a watch
Saat takıyorum
aşınmak
zamanla kalınlığın veya yoğunluğun azalması
The carpet began to wear
Halı aşınmaya başladı
taşımak
yüzünde veya davranışında bir duygu veya özellik sergilemek
She wears a happy expression
Yüzünde mutlu bir ifade taşıyor
yormak
birini aşırı derecede yormak
The hard work began to wear him
Zor iş onu yormaya başladı
önünde
In scenekonum veya zaman açısından daha önde
He is ahead of me in the race
Yarışta benim önümde
teşekkür
In sceneminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
reddetme
In scenebir şeyi kabul etmeme veya hayır deme eylemi
His denial of the request was surprising
Talebi reddetmesi şaşırtıcıydı
bir yer
In scenebilinmeyen veya belirtilmemiş bir konum
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yerde bıraktım
bir yerde
belirlenmemiş veya bilinmeyen bir yer
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yere bıraktım
ciddi
In sceneşaka yapmayan veya oyun oynamayan
He is a very serious person
O çok ciddi bir insandır
serbest
In scenebir şeyi yapmasına izin verilen
Questions are welcome
Sorular serbesttir
hoş karşılanan
memnuniyetle karşılanan veya istenen
You are welcome here
Burada isteniyorsunuz
karşılamak
varan birini selamlamak
They welcomed the guests
Misafirleri karşıladılar
artık
In sceneartık veya bir daha (olumsuz cümlelerde kullanılır)
I don't live there anymore
Artık orada yaşamıyorum
artık
artık gerçekleşmeyen veya var olmayan
I don't live here anymore
Artık burada yaşamıyorum
artık
bir şeyin eskisi gibi devam etmediğini belirtir
I don't go there anymore
Artık oraya gitmiyorum
artık
günümüzde geçerliliğini yitirmiş durumları ifade eder
They don't play together anymore
Artık birlikte oynamıyorlar
delik
In scenekatı bir nesnenin içindeki boşluk
There is a hole in the wall
Duvarda bir delik var
borç batağı
maddi olarak zor durumda olma hali
He is in a deep financial hole
Derin bir borç batağında
boşluk
bir şey eksik olduğunda hissedilen üzüntü veya kayıp duygusu
He felt a hole in his heart after she left
O gittikten sonra kalbinde bir boşluk hissetti
hücre
insanların ceza olarak tutulduğu yer
They threw him in the hole
Onu hücreye attılar
düşünmek
In scenebir konu hakkında görüşe sahip olmak
I thought you were busy
Meşgul olduğunu düşünmüştüm
düşünme
dikkatli bir şekilde düşünme eylemi
He was lost in thought
Düşüncelere dalmıştı
bahsetmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
He thought to mention the new plan
O yeni plandan bahsetmeyi düşündü
düşünce
zihinden geçen fikir veya inanış
He had a strange thought
Aklına tuhaf bir düşünce geldi
başından beri
In scenebaşlangıçtan beri tüm süre boyunca
I knew the truth all along
Gerçeği başından beri biliyordum
burada
In scenebir yerin dışında veya uzağında
It is very cold out here
Burada hava çok soğuk
suçlu
In scenebir hata veya suç işlemekten sorumlu olan
He felt guilty about lying
Yalan söylediği için kendini suçlu hissetti
suçlu
bir suç işlemiş olan veya kendini suçlu hisseden
He felt guilty about lying
Yalan söylediği için kendini suçlu hissetti
tohum
In scenebitkiyi oluşturan küçük kısım
Plant the seed in the soil
Tohumu toprağa ek
seribaşı
spor müsabakalarındaki sıralama konumu
He is the first seed in the tournament
Turnuvanın birinci seribaşı o
seribaşı yapmak
bir spor turnuvasında yarışmacıların başlangıç sıralamasını düzenlemek
They seeded the top players in the tournament
Turnuvadaki en iyi oyuncuları seribaşı yaptılar
mil
In scene1.609 kilometreye eşit bir uzunluk birimi
We walked for a mile
Bir mil boyunca yürüdük
mil
1.609 kilometreye eşit bir uzaklık ölçüsü
The city is ten miles away
Şehir on mil uzakta
mil
1.6 kilometreye eşit bir uzunluk birimi
That road is many miles long
O yol birçok mil uzunluğunda
mil
1.6 kilometreye eşit uzunluk birimi
The town is one mile away
Kasaba bir mil uzaklıkta
kilit
In scenekapı veya kutuyu sabitlemek için kullanılan metal nesne
Please check all the locks
Lütfen tüm kilitleri kontrol et