Over The Garden Wall — Season 1 Episode 10
Words & meanings
133 words
CEFR level
dilini tutmak
In scenekonuşmamak için kendini zorla tutmak
She tried to hold her tongue
Dilini tutmaya çalıştı
eksiksiz
In scenetüm parçaları olan
The set is now complete
Set artık eksiksiz
tam
vurgulamak için kullanılan
It was a complete surprise
Bu tam bir sürprizdi
tamamlamak
bir işi sona erdirmek
Please complete the form
Lütfen formu tamamlayın
tamamlamak
bir şeyin eksik olan kısımlarını bitirmek
You must complete the puzzle
Yapbozu tamamlamalısın
yakmak
In sceneateşe vermek
She lit the candle
Mumu yaktı
sarhoş
alkolün etkisi altında olan
He got lit at the party
Partide sarhoş oldu
hızla ayrılmak
bir yerden aceleyle uzaklaşmak
He lit out of there
Oradan hızla ayrıldı
edebiyat
roman ve şiir gibi yazılı eserler
I am taking a class on American lit
Amerikan edebiyatı üzerine bir ders alıyorum
senkronize etmek
In sceneşeylerin aynı anda gerçekleşmesini sağlamak
I need to sync my phone
Telefonumu senkronize etmem gerekiyor
eşitlemek
iki veya daha fazla şeyin aynı anda veya aynı hızda çalışmasını sağlamak
Please sync your phone with the computer
Lütfen telefonunu bilgisayarla eşitle
sevmek
In scenebir şeye karşı sevgi hissetmek
I don't care for sweets
Tatlılardan hoşlanmam
bakmak
birinin veya bir şeyin ihtiyaçlarını karşılamak
He cares for his sick dog
Hasta köpeğine bakıyor
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
Would you care for some coffee?
Biraz kahve ister misiniz?
ağaç
In scenegövdesi ve dalları olan uzun bir bitki
The tree is tall
Ağaç uzun
ağaç
gövdesi odunsu ve çok yıllık olan büyük bitki
There is a tall tree in the garden
Bahçede uzun bir ağaç var
ağaca tırmandırmak
bir hayvanı ağaca çıkmaya zorlamak
The dog treed the cat
Köpek kediyi ağaca tırmandırdı
beslemek
In scenebir canlıyı düzenli olarak yedirmek
It is time to feed the cat
Kediyi besleme zamanı
besleme
bir makineye veya sisteme sağlanan veri ya da malzeme
The machine needs a steady feed
Makinenin sürekli beslemeye ihtiyacı var
içerik akışı
sürekli güncellenen bilgi dizisi
The website has a constant content feed
Web sitesinin sürekli bir içerik akışı var
yem
hayvanlar için verilen yiyecek
The farmer gave some feed to the cows
Çiftçi ineklere biraz yem verdi
öğütmek
In scenebir şeyi çok küçük parçalara ayırmak
Grind up the coffee beans
Kahve çekirdeklerini öğüt
düşmek
In scenehızla yere doğru hareket etmek
Be careful not to fall
Düşmemeye dikkat et
tutulmak
bir duyguya veya duruma girmeye başlamak
Many people fall in love in spring
Birçok insan ilkbaharda aşka tutulur
sonbahar
yaz ile kış arasındaki mevsim
The leaves change color in the fall
Sonbaharda yapraklar renk değiştirir
girmek
belirli bir gruba veya kategoriye ait olmak
This task falls into a simple category
Bu görev basit bir kategoriye giriyor
garip
In scenenormal veya alışılmış olmayan
He had a weird dream last night
Dün gece garip bir rüya gördü
garip hissettirmek
birine kendini garip veya rahatsız hissettirmek
He weirded me out
Beni garip hissettirdi
tuhaf
alışılmadık veya garip
This is a weird smell
Bu tuhaf bir koku
anlaşmak
In scenebiriyle bir konuda uzlaşmaya varmak
They decided to make a deal
Bir anlaşma yapmaya karar verdiler
taşıyıcı
In scenebir şeyi taşıyan kişi
The bearer of the message arrived
Mesajı getiren kişi geldi
hırsız
In scenebir şeyler çalan kişi
He is a stealer
O bir hırsız
artık
In sceneartık veya bir daha (olumsuz cümlelerde kullanılır)
I don't live there anymore
Artık orada yaşamıyorum
artık
artık gerçekleşmeyen veya var olmayan
I don't live here anymore
Artık burada yaşamıyorum
artık
bir şeyin eskisi gibi devam etmediğini belirtir
I don't go there anymore
Artık oraya gitmiyorum
artık
günümüzde geçerliliğini yitirmiş durumları ifade eder
They don't play together anymore
Artık birlikte oynamıyorlar
dinlemek
In sceneseslere dikkat etmek
Listen to the music
Müziği dinle
dinlemek
konuşan birine veya bir sese dikkatini vermek
Please listen to me
Lütfen beni dinle
tarak
In scenesaçları düzeltmek için kullanılan dişli araç
I need a comb
Bir tarağa ihtiyacım var
didik didik aramak
bir alanı dikkatlice aramak
They combed the forest for the dog
Köpek için ormanı didik didik aradılar
taramak
saçları düzeltmek için tarak kullanmak
She combs her hair every morning
Her sabah saçlarını tarar
tarak
saçları düzene sokmak için kullanılan ince dişli yassı alet
I need a comb for my hair
Saçım için bir tarağa ihtiyacım var
anlamına gelmek
In scenebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
ağaçlar
In scenegövdesi ve dalları olan uzun bitkiler
There are many trees in the park
Parkta birçok ağaç var
orman
In scenegeniş bir ağaçlık alan
They live near the forest
Ormanın yakınında yaşıyorlar
varsaymak
In scenebir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
sanmak
bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
evet
In sceneevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
In scenebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
evet
evet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
evet
bir şeyi onaylamak için kullanılan söz
Yeah that sounds great
Evet kulağa harika geliyor
güvenli
In scenetehlikeli veya riskli olmayan
You are safe here
Burada güvendesin
çelik kasa
değerli eşyaları korumak için kullanılan metal kutu
The documents are in the safe
Belgeler çelik kasada
güvenilir
bir işi iyi yapacağına inanılan
She is a safe choice for the job
O bu iş için güvenilir bir seçenek
kesin
bir şeyden emin olma durumu
It is a safe bet
Bu kesin bir bahis
yol
In scenehareket edilen hat veya güzergah
I am on my way
Yoldayım
imkansız
bir şeyin gerçekleşemeyeceğini belirtmek için kullanılır
No way
İmkansız
yöntem
bir şeyi yapma biçimi veya yolu
This is the best way
Bu en iyi yöntem
çok
büyük bir miktarda veya derecede
It is way too expensive
Bu çok fazla pahalı
olmak
In scenemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
ve benzeri
In scenebenzer şekilde devam eden şeyler
We discussed plans and so forth
Planlar ve benzeri şeyleri tartıştık
eve gitmek
In sceneyaşadığın yere dönmek
I want to go home now
Şimdi eve gitmek istiyorum
anlamak
In scenebir şeyi kavramak veya fark etmek
I see what you mean
Ne demek istediğini anlıyorum
bak
birinin dikkatini çekmek için kullanılır
See here
Buraya bak
görmek
bir şeyi fark etmek için gözlerini kullanmak
I can see you
Seni görebiliyorum
görüşmek
biriyle buluşmak veya ziyaret etmek
I will see you tomorrow
Yarın seninle görüşeceğim
civarında
In scenebir yerin yakınındaki alan
Many trees are around the school
Okulun civarında çok ağaç var
yaklaşık
yaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
aşina
bir şeyi nasıl kullanacağını veya idare edeceğini bilmek
She knows her way around the office
Ofis konusunda bilgisi var
tersine
bir şeyin yönünü veya sonucunu değiştirmek
We must turn the situation around
Durumu tersine çevirmeliyiz
mümkün
In sceneyapılabilen veya gerçekleşebilen durum
It is possible to finish the work today
İşi bugün bitirmek mümkün
mümkün
yapılması veya gerçekleşmesi imkan dahilinde olan
It is possible to finish the task today
İşi bugün bitirmek mümkün
aday
seçilme ihtimali olan kişi
She is a possible for the role
O bu rol için bir aday
mümkün
yapılabilir veya gerçekleşebilir olan
It is possible to win this game
Bu oyunu kazanmak mümkün
hoşça kal
In sceneayrılırken söylenen söz
He said goodbye to his friend
Arkadaşına hoşça kal dedi
yağ
In scenebitki veya hayvanlardan elde edilen kaygan sıvı
I use olive oil for cooking
Yemek pişirmek için zeytinyağı kullanırım
petrol
yer altında bulunan koyu sıvı yakıt
The price of oil is rising
Petrol fiyatları yükseliyor
yağlamak
bir şeyin rahat hareket etmesini sağlamak için üzerine yağ sürmek
He needs to oil the door hinge
Kapı menteşesini yağlaması gerekiyor
yağ
bitkilerden veya minerallerden elde edilen koyu ve kaygan sıvı
We use cooking oil to fry food
Yemek kızartmak için yağ kullanıyoruz
ürün
In scenetek bir şey veya nesne
This item is on sale
Bu ürün indirimde
çift
romantik bir ilişki içinde olan iki kişi
I think they are an item
Bence onlar bir çift
kurbağa
In scenesu kenarlarında yaşayan ve zıplayan küçük yeşil bir hayvan
The frog jumps
Kurbağa zıplar
kurbağa
su yakınlarında yaşayan küçük yeşil zıplayan bir hayvan
I see a frog
Bir kurbağa görüyorum
bir parçası
In scenebir grubun veya organizasyonun üyesi olmak
I am part of the team
Takımın bir parçasıyım
yenmek
In scenebirini veya bir şeyi mağlup etmek
They beat the champion
Şampiyonu yendiler
devriye bölgesi
bir polisin veya görevlinin düzenli olarak dolaştığı bölge
The officer walked his beat every evening
Memur her akşam devriye bölgesinde yürürdü
çırpmak
malzemeleri bir aletle karıştırmak
Beat the eggs before cooking
Pişirmeden önce yumurtaları çırpın
bitkin
çok yorgun ve halsiz hissetme
I am beat after working all day
Bütün gün çalıştıktan sonra bitkinim
yaşamaya devam etmek
In scenebir durumun veya kişinin hayatta kalmaya ya da varlığını sürdürmeye devam etmesi
His legacy will live on
Onun mirası yaşamaya devam edecek
-de yaşamak
bir yerde ikamet etmek
I live on a small island
Küçük bir adada yaşıyorum
ile geçinmek
bir şeyi kullanarak hayatta kalmak
They live on bread and water
Ekmek ve su ile geçiniyorlar
üzerinde yaşamak
bir yerin üzerinde ikamet etmek
They live on an island
Onlar bir adada yaşıyorlar
geçinmek
hayatta kalmak için belirli bir yiyecek veya para miktarıyla yaşamak
They live on bread and water
Onlar ekmek ve suyla geçiniyorlar
canlı yayın
internet üzerinden sunulan canlı veya kayıtlı video ya da ses
The event is live on the internet
Etkinlik internette canlı yayında
son
In scenebir şeyin bitiş kısmı
I liked the ending of the movie
Filmin sonunu sevdim
son
özellikle bir hikayenin son kısmı
The movie had a sad ending
Filmin üzücü bir sonu vardı
bitiş
bir şeyin sona ermesi veya durması
The ending of the race was exciting
Yarışın bitişi heyecan vericiydi
üstlenmek
In scenezor bir işi yapmayı kabul etmek
She decided to take on the project
Projeyi üstlenmeye karar verdi
su almak
bir şeyin içine sıvı girmesi veya dolması
The boat started to take on water
Tekne su almaya başladı
kapışmak
biriyle savaşmak veya rekabet etmek
He will take on the champion
Şampiyonla kapışacak
bakış açısı
bir kişinin bir şey hakkındaki görüşü veya düşünceleri
What is your take on the matter
Konu hakkındaki bakış açın nedir
zarar vermek
bir şeye hasar veya acı vermek
The storm will take on the roof
Fırtına çatıya zarar verecek
üstlenmek
bir iş veya görev için sorumluluk almayı kabul etmek
I will take on this project
Bu projeyi ben üstleneceğim
meydan okumak
bir yarışmada veya kavgada rakibe karşı koymak
We will take on the best team
En iyi takıma meydan okuyacağız
işe almak
birini bir işte çalıştırmak için seçmek
The company will take on new staff
Şirket yeni personel işe alacak
meydan okumak
biriyle veya bir şeyle yarışmak ya da mücadele etmek
They will take on the champion tomorrow
Yarın şampiyona meydan okuyacaklar
bal peteği
In scenearı kovanındaki küçük altıgen delikli yapı
Bees build a honeycomb for their honey
Arılar balları için bir bal peteği inşa ederler
boş
In sceneiçinde hiçbir şey bulunmayan
The room is empty
Oda boş
boş
amaçtan veya değerden yoksun
These are empty promises
Bunlar boş vaatler
boşaltmak
bir kabın içindekileri dışarı çıkarmak
Please empty the trash
Lütfen çöpü boşalt
dökülmek
bir akarsuyun daha büyük bir su kütlesine boşalması
The river empties into the sea
Nehir denize dökülür
görev
In sceneyapılması gereken iş
This is a difficult task
Bu zor bir görev
görevlendirmek
birine bir iş vermek
They tasked me with the project
Beni proje ile görevlendirdiler
güzelce
In sceneiyi veya hoş bir şekilde
They played nicely together
Birlikte güzelce oynadılar
nazikçe
kibar ve hoş bir şekilde
She spoke to the children nicely
Çocuklarla nazikçe konuştu
ormancı
In sceneormanda çalışan kişi
The woodsman chopped down the tree
Ormancı ağacı kesti
oduncu
ormanda çalışan kişi
The woodsman lives in a small cabin
Oduncu küçük bir kulübede yaşıyor
benzemek
In scenebir şeye benzer bir dış görünüşe sahip olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
benzemek
dış görünüş olarak birine veya bir şeye benzer olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
gibi görünmek
bir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
bir nevi
In scenebir dereceye kadar veya kısmen
I sort of agree with you
Sana bir nevi katılıyorum
dur
In scenebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durdurmak
bir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
durdurmak
bir şeyin gerçekleşmesini engellemek
We must stop the spread of the virus
Virüsün yayılmasını durdurmalıyız
geri dönmek
In scenebir yere veya bir konuya yeniden dönmek
I want to go back to my home
Evime geri dönmek istiyorum
hata
In sceneyanlış veya hatalı olan şey
I made a mistake
Bir hata yaptım
karıştırmak
bir şeyi başka bir şeyle karıştırmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
hata yapmak
bir şey hakkında yanlış yapmak
I made a mistake on my test
Sınavımda bir hata yaptım
karıştırmak
bir şeyi olduğundan farklı sanmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
orman
In sceneağaçlarla kaplı alan
We went for a walk in the woods
Ormanda yürüyüşe çıktık
ahşap
ağaçlardan elde edilen sert madde
The table is made of wood
Bu masa ahşaptan yapılmıştır
orman
ağaçlarla kaplı geniş arazi
We went for a walk in the woods
Ormanda yürüyüşe çıktık
orman
ağaçlarla kaplı küçük alan
We walked through the woods
Ormanda yürüdük
yakında
In scenekısa bir süre sonra
I will see you soon
Yakında görüşürüz
mesele
In sceneçok önemli olan durum
It is a big deal
Bu büyük bir mesele
başa çıkmak
bir sorunu çözmek için harekete geçmek
I can deal with this
Bununla başa çıkabilirim
çok miktar
bir şeyin büyük miktarı
This task takes a great deal of time
Bu görev çok fazla zaman alıyor
yasa dışı ticaret yapmak
yasa dışı ürünlerin alım satımını yapmak
He was arrested for dealing drugs
Uyuşturucu ticaretinden tutuklandı
örümcek
In sceneağ ören sekiz bacaklı küçük canlı
The spider made a web
Örümcek bir ağ ördü
örümcek
sekiz bacaklı ve ağ ören küçük bir hayvan
There is a spider in the corner
Köşede bir örümcek var
bak
In scenedikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
In sceneiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
can vermek
In sceneyaşamı sona ermek
Many soldiers perished in the war
Savaşta birçok asker can verdi
yine de
In scenebuna rağmen
It was delicious though
Yine de lezzetliydi
rağmen
bir durumun tersine rağmen
Though it was raining we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
her ne kadar
karşıt bir durumu ifade etmek için kullanılır
Though he was tired he kept working
Her ne kadar yorgun olsa da çalışmaya devam etti
geri kalan
In scenegeride kalan kısım
I will do the rest tomorrow
Geri kalanını yarın yapacağım
dinlenmek
enerji toplamak için hareket etmeyi veya çalışmayı bırakmak
I need some rest
Biraz dinlenmeye ihtiyacım var
destek
bir şeyi tutan veya destekleyen nesne
He used a foot rest
Bir ayak desteği kullandı
hastane
In scenehasta insanların tedavi edildiği yer
He is in the hospital
O, hastanede
hastane
hastaların tedavi edildiği bina
I went to the hospital for a checkup
Kontrolüm için hastaneye gittim
sağlık merkezi
tıbbi hizmetlerin sunulduğu yer
The medical center is very busy today
Sağlık merkezi bugün çok yoğun
hastane
hastaların tedavi edildiği yer
He works at the hospital
O hastanede çalışıyor
aile
In scenekan veya evlilikle birbirine bağlı kişiler
I love my family
Ailemi seviyorum
yemek tarifi
yemek hazırlamak için gerekli talimatlar
Please follow the family for this dish
Lütfen bu yemek için tarifi izle
bölüm
bir televizyon dizisinin parçası
I watched the first family of the show
Dizinin ilk bölümünü izledim
kaldırmak
In scenebir şeyi bulunduğu yerden almak veya uzaklaştırmak
Please remove the box
Lütfen kutuyu kaldırın
sonbahar
In sceneyaprakların döküldüğü mevsim
I love autumn
Sonbaharı severim
gidip getirmek
In scenebir şeyi gidip geri getirmek
Can you fetch the ball?
Topu getirir misin?
etmek
belirli bir fiyata satılmak
This antique will fetch a high price
Bu antika yüksek bir fiyata satılacak
biraz
In sceneküçük bir miktar veya derece
I am a little bit tired
Biraz yorgunum
makara
In sceneiplik veya telin sarıldığı silindirik nesne
I need a spool of thread to fix my shirt
Gömleğimi tamir etmek için bir makara ipliğe ihtiyacım var
imkansız
In scenebir şeyin gerçekleşmesinin mümkün olmadığını belirtmek için kullanılır
No way he can win
Onun kazanması imkansız
hadi canım
şaşkınlık ifade etmek veya bir şeye inanmakta güçlük çekmek
No way you won the lottery
Hadi canım piyangoyu kazandığına inanamıyorum
asla
kesin bir dille reddetmek veya bir şeyi kabul etmemek
No way am I doing that
Asla bunu yapmayacağım
önem
In sceneönem veya değer
It does not matter
Önemli değil
konu
tartışılan konu veya durum
This is a private matter
Bu özel bir konudur
süre
kısa bir zaman dilimi
It happened in a matter of days
Bu birkaç gün içinde oldu
madde
eşyaların yapıldığı fiziksel temel
Everything is made of matter
Her şey maddeden yapılmıştır
eşlik etmek
In scenebiriyle beraber bir yere gitmek
Do you want to come with me
Benimle gelmek ister misin
beraberinde gelmek
bir şeyle beraber sunulmak
The phone comes with a charger
Telefon şarj cihazıyla birlikte gelir
birlikte gelmek
bir şeyin parçası olarak sunulmak veya satılmak
This phone comes with a charger
Bu telefon şarj aletiyle birlikte geliyor
dil
In sceneağzın içinde tat almaya ve konuşmaya yarayan etli organ
He burned his tongue on the hot coffee
Sıcak kahveyle dilini yaktı
dil
konuşmak için kullanılan kelimeler sistemi
English is my mother tongue
İngilizce benim ana dilim
dil
besin olarak tüketilen hayvan dili
He tried eating beef tongue
O dana dili yemeyi denedi
diliyle dokunmak
bir şeye dilini değdirmek veya dil ile hareket ettirmek
The dog tongued the bone
Köpek kemiğe diliyle dokundu
edel ağacı
In sceneaçık renkli odunu olan bir ağaç türü
I collected some edelwood from the forest
Ormandan biraz edel ağacı topladım
olmak
In scenebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
haline getirmek
bir şeyi başka bir şeye çevirmek
Heat makes water become steam
Isı suyu buhar haline getirir
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
anlıyorsun ya
In scenebir şeyi açıklarken veya nedenini belirtirken kullanılan ifade
You see I forgot to call you
Anlıyorsun ya seni aramayı unuttum
beklemek
In scenebir şey olana kadar bir yerde kalmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
çözmek
In scenebir şeyin cevabını veya çözümünü bulmak
I will figure it out
Bunu çözeceğim
bilmek
In scenebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
sonunda varmak
In scenenihayetinde bir yerde veya durumda bulunmak
They ended up at the park
Sonunda parka vardılar
sonunda varmak
sonunda belirli bir yere veya duruma gelmek
We ended up at the beach
Sonunda plaja vardık
indirmek
In scenebir şeyi daha alçak bir konuma getirmek
Please lower the flag
Lütfen bayrağı indirin
düşürmek
miktarını veya seviyesini azaltmak
Lower the price
Fiyatı düşürün
daha düşük
daha az yüksek olan
This is a lower price
Bu daha düşük bir fiyat
kısmak
bir sesin seviyesini azaltmak
Please lower the volume
Lütfen sesi kıs
iyi
In sceneyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
ince
kalın olmayan
The pen has a fine tip
Kalemin ince bir ucu var
iyi
sağlığı yerinde veya zarar görmemiş olan
I am feeling fine today
Bugün kendimi iyi hissediyorum
memnun
In sceneistediği şeye sahip olduğu için mutlu hissetmek
I am satisfied with my work
İşimden memnunum
örümcek ağı
In sceneörümceklerin böcekleri yakalamak için yaptığı yapışkan ağ
The spider is spinning a web
Örümcek ağ örüyor
internet
tarayıcılar aracılığıyla erişilebilen küresel bilgisayar ağı
I found the information on the web
Bilgiyi internette buldum
gerçek
In scenedoğru veya gerçek olan bir şey
It is a fact that the earth is round
Dünyanın yuvarlak olduğu bir gerçektir
aslında
bir şeyin doğru olduğunu vurgulamak veya ek bilgi vermek için kullanılır
In fact, it is very cold
Aslında hava çok soğuk
gerçek
doğru olduğu bilinen şey
This is a known fact
Bu bilinen bir gerçektir
gerçek
doğru olan bir şey
It is a fact that the earth is round
Dünyanın yuvarlak olması bir gerçektir
soğuk
In scenedüşük sıcaklık
The winter cold is harsh
Kış soğuğu serttir
soğuk
nezaket veya sevgi göstermeyen
He is a cold person
O soğuk bir insandır
soğuk algınlığı
burun akıntısı ve öksürükle seyreden hastalık
I have a cold
Soğuk algınlığına yakalandım
hazırlıksız
bir konu hakkında yeterli bilgiye veya deneyime sahip olmama durumu
She went into the interview cold
Görüşmeye hazırlıksız gitti