

The Good Place — Season 1 Episode 1
Words & meanings
879 words
CEFR level
evet
In sceneevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
In sceneevet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
beklemek
In scenebir şey olana kadar bir yerde durmak
I will wait here for you
Seni burada bekleyeceğim
aramak
birini telefonla aramak
I will wait you at eight
Seni sekizde arayacağım
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
böbrek
In scenekanı süzmeye yarayan organ
The kidney filters blood
Böbrek kanı süzer
ahlaki
In scenedoğru ve yanlış davranışlarla ilgili
It is a moral issue
Bu ahlaki bir mesele
ahlak dersi
bir olaydan çıkarılan ders veya öğüt
The moral of the story is to be honest
Hikayeden çıkarılacak ders dürüst olmaktır
ders
In sceneeğitim veya öğretim oturumu
I have an English lesson
İngilizce dersim var
ders
bir olaydan çıkarılan öğüt veya hayat tecrübesi
This was a hard lesson
Bu zor bir dersti
ders
bir konunun öğretildiği zaman dilimi
I have a piano lesson today
Bugün piyano dersim var
konuşarak halletmek
bir sorunu konuşarak çözüme kavuşturmak
We should talk it out before getting angry
Kızmadan önce bunu konuşarak halletmeliyiz
berbat
In sceneçok kötü
The weather was terrible
Hava berbattı
kötü
çok nahoş olan
The weather is terrible today
Bugün hava çok kötü
berbat
aşırı derecede hoş olmayan veya düşük nitelikli
The weather is terrible today
Bugün hava berbat
ılık
In sceneorta derecede sıcak
The weather is warm today
Bugün hava ılık
sıcakkanlı
nazik ve ilgili
She is a warm person
O sıcakkanlı bir insandır
ısıtmak
bir şeyi sıcak hale getirmek
I need to warm the milk
Sütü ısıtmam gerekiyor
neşelenmek
daha mutlu hale gelmek
Cheer up, everything will be fine
Neşelen, her şey güzel olacak
moral vermek
birinin üzüntüsünü azaltmasına yardımcı olmak
I tried to cheer her up after the news
Haberlerden sonra ona moral vermeye çalıştım
neşelendirmek
birini daha mutlu hissettirmek
Flowers always cheer me up
Çiçekler beni her zaman neşelendirir
neşelendirmek
birini daha mutlu hissettirmek
I bought flowers to cheer her up
Onu neşelendirmek için çiçek aldım
sürekli
In sceneher zaman olan
The world is constantly changing
Dünya sürekli değişiyor
karar
In scenebir konuda karar verme sorumluluğu
It was a tough call
Zor bir karardı
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They call him the boss
Ona patron diyorlar
aramak
telefonla iletişime geçmek
Please call me tomorrow
Lütfen beni yarın ara
çağırmak
bir şeyi istemek veya davet etmek
I will call a taxi
Bir taksi çağıracağım
su
In sceneyağmur olarak yağan ve nehirlerde bulunan berrak sıvı
I drink a glass of water
Bir bardak su içerim
sulamak
bitkilere su vermek
I water the plants every day
Bitkileri her gün sularım
sürpriz
In scenebeklenmedik bir durum anında söylenen söz
Surprise! I am here
Sürpriz! Buradayım
şaşırtmak
birini şaşkına çevirmek
You surprise me
Beni şaşırtıyorsun
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen
It was a surprise visit
Sürpriz bir ziyaretti
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen olay
That party was a big surprise
O parti büyük bir sürprizdi
kaçınmak
In scenebirinden veya bir şeyden uzak durmak
I try to avoid traffic
Trafikten kaçınmaya çalışıyorum
bağlı
In scenebir şeyin sonucunun başka bir etkene göre belirlenmesi
Everything is depending on your decision
Her şey senin kararına bağlı
bağlı
bir şeyin başka bir şeye göre belirlenmesi
Our trip is depending on the budget
Gezimiz bütçeye bağlı
vakit geçirmek
In scenebir şeyi yaparak zaman harcamak
I spend my weekends reading
Hafta sonlarımı kitap okuyarak geçiririm
zaman harcamak
In scenebir iş için zaman ayırmak
Don't spend too much time on this
Buna çok fazla zaman harcama
harcamak
bir şey satın almak için para vermek
I spend too much money
Çok fazla para harcıyorum
harcamak
bir şeyi satın almak için para kullanmak
I spend all my money on books
Tüm paramı kitaplara harcıyorum
belirgin
In scenekolayca görülebilen veya fark edilebilen
There is a distinct smell of smoke
Belirgin bir duman kokusu var
farklı
başkalarından ayrı olan
These two ideas are distinct
Bu iki fikir birbirinden farklı
temizlik
In scenebir yeri düzenli hale getirme işlemi
The cleanup took two hours
Temizlik iki saat sürdü
dördüncü vuruş sırası
beyzbolda vuruş sırasındaki dördüncü pozisyon
He hits in the cleanup spot
O dördüncü vuruş sırasında vuruyor
düğün
In sceneevlilik töreni
Their wedding was very fun
Düğünleri çok eğlenceliydi
gelin
evlenen kadın
The bride arrived at the wedding early
Gelin düğüne erken geldi
evlenmek
evlilik bağı kurmak
They decided to have a wedding and get married
Düğün yapıp evlenmeye karar verdiler
yol açmak
bir şeyin olmasına sebep olmak
Smoking can lead to cancer
Sigara kansere yol açabilir
yol açmak
bir şeyin olmasına neden olmak
Hard work will lead to success
Sıkı çalışma başarıya yol açacaktır
okumak
In sceneyazılı kelimeleri görüp anlamak
I read a book every month
Her ay bir kitap okurum
rol okumak
bir rol için metin okuyarak seçmelere katılmak
She will read for the part
Rol için seçmelere katılacak
almak
telsizle konuşurken birinin söylediklerini duymak ve anlamak
Do you read me
Beni alabiliyor musun
okumak
birinin düşüncelerini söylemeden anlamak
I can read your mind
Aklını okuyabiliyorum
arayış
In scenebir şeyi bulmaya veya elde etmeye çalışma eylemi
The pursuit of happiness is important
Mutluluk arayışı önemlidir
kaybeden
In scenekazanamayan kişi
He is the loser of the game
Oyunun kaybedeni o
başarısız kişi
başarılı olamamış kişi
Don't be such a loser
Bu kadar başarısız biri olma
kaybeden
sürekli başarısız olan veya yenilen kimse
He felt like a loser after the game
Maçtan sonra kendini bir kaybeden gibi hissetti
kötü kaybeden
kaybettiğinde üzülen veya sinirlenen kişi
He acts like a sore loser when he plays games
Oyun oynarken kötü bir kaybeden gibi davranır
gerçekten
In scenesamimi veya dürüst bir şekilde
I am truly sorry
Gerçekten üzgünüm
gerçekten
In sceneaşırı derecede
He is truly kind
O gerçekten nazik
gerçekten
gerçek veya dürüst bir şekilde
He is truly sorry for his mistake
Hatalarından dolayı gerçekten pişman
durmaksızın
In scenehiç durmadan veya pes etmeden
It rained relentlessly for three days
Üç gün boyunca durmaksızın yağmur yağdı
acayip
In scenebir durumu vurgulamak için kullanılan günlük bir ifade
It is freakin cold today
Bugün acayip soğuk
acayip
bir şeyi kuvvetle vurgulamak için kullanılan argo ifade
This is freakin amazing
Bu acayip harika
lanet
bir şeye duyulan öfkeyi vurgulayan kaba bir söz
Shut that freakin door
Kapat şu lanet kapıyı
pratik yapmak
In scenegelişmek için bir şeyi tekrar tekrar yapmak
I practice the piano every day
Her gün piyano çalışırım
muayenehane
bir uzman profesyonelin çalıştığı iş yeri
She has a medical practice
Onun bir doktor muayenehanesi var
uygulama
toplumda veya bir grupta yaygın olan davranış biçimi
It is common practice to arrive on time
Zamanında gelmek yaygın bir uygulamadır
mücadele etme
In scenezor bir şeyi başarmak için çok çabalama
She is fighting for her rights
Hakları için mücadele ediyor
dövüşme
fiziksel bir mücadeleye girme
Stop fighting with your brother
Kardeşinle dövüşmeyi bırak
mücadele
birini veya bir şeyi durdurmaya ya da yenmeye çalışma
Doctors are fighting the spread of the disease
Doktorlar hastalığın yayılmasıyla mücadele ediyor
mücadeleci
kazanmak veya başarmak için çaba gerektiren
It was a fighting performance
O mücadeleci bir performanstı
dürüstçe
In scenedoğru ve samimi bir şekilde
Please answer honestly
Lütfen dürüstçe cevap ver
içecek
In sceneiçilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içmek
vücuda sıvı almak
I drink water
Su içerim
içki içmek
alkollü içecek tüketmek
He does not drink
O içki içmez
görev
In sceneönemli bir görev
He completed his mission
Görevini tamamladı
kusursuz
In scenehiçbir hatası veya kusuru olmayan
This diamond is perfect
Bu elmas kusursuz
mükemmel
In scenebir amaç için tam olarak uygun olan
It is a perfect day for a walk
Yürüyüş için mükemmel bir gün
mükemmelleştirmek
bir şeyi kusursuz hale getirmek
She wants to perfect her skills
Becerilerini mükemmelleştirmek istiyor
tam puan
okul çalışması için verilen en yüksek not
She got a perfect on her history exam
Tarih sınavından tam puan aldı
vücut
In scenebir canlının fiziksel yapısı
Exercise is good for your body
Egzersiz vücuduna iyi gelir
kurul
bir organizasyonun parçası olan grup
The governing body meets today
Yönetim kurulu bugün toplanıyor
nesne
fiziksel bir varlık
This metal body reflects light
Bu metal nesne ışığı yansıtır
kişi
bir insan
There was a body on the floor
Yerde yatan bir kişi vardı
olmak
In scenemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
en iyi
In sceneen yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
yenmek
bir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
iyi olur
birine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
en iyi dilekler
birine sunulan iyi niyet ve güzel temenniler
Please give her my best
Lütfen ona en iyi dileklerimi ilet
kesmek
In scenemakas veya bir aletle bir şeyi kesmek
I clipped the paper
Kağıdı kestim
klips
nesneleri bir arada tutmak için kullanılan küçük nesne
Use a clip for the papers
Kağıtlar için bir klips kullan
sıyırmak
hareket halindeyken bir şeye hafifçe çarpmak
The bus clipped my car
Otobüs arabamı sıyırıp geçti
hız
bir olayın gerçekleşme sürati
He worked at a rapid clip
Hızlı bir tempoda çalışıyordu
teşekkür ederim
minnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
bir takdir ifadesi
A big thank you to all
Herkese büyük bir teşekkür
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
saf
In scenetam veya eksiksiz
It was pure luck
Bu tamamen şanstı
saf
başka maddelerle karışmamış
This is pure water
Bu saf sudur
isim
In scenebirini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan kelime
My name is John
Benim adım John
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
tam olarak
In scenekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
hissetmek
In scenefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
düşünmek
bir şeyin olduğuna dair inanca sahip olmak
I feel that you are right
Haklı olduğunu düşünüyorum
dokunmak
bir şeyi elle incelemek
Feel the fabric of this shirt
Bu gömleğin kumaşına dokun
bank
In sceneiki veya daha fazla kişinin oturabileceği uzun koltuk
He sat on the park bench
Park bankına oturdu
bench press yapmak
bir bank üzerinde ağırlık kaldırmak
He likes to bench at the gym
O spor salonunda bench press yapmayı seviyor
yedek bırakmak
bir sporcuyu maçta oynatmayıp kenara almak
The coach decided to bench the star player
Antrenör yıldız oyuncuyu yedek bırakmaya karar verdi
asistan
In scenebaşka birine yardım eden kişi
She is my assistant
O benim asistanım
yasaklamak
In scenebir şeye izin vermemek
The law prohibits smoking
Yasa sigara içmeyi yasaklar
sahip olmak
In scenebir şeye mülkiyet olarak sahip olmak
They own a big house
Büyük bir eve sahipler
kendi başına
tek başına veya yardım almadan
I live on my own
Kendi başıma yaşıyorum
bizden biri
belirli bir gruba dahil olan kişi
He is one of our own
O bizden biri
üstlenmek
bir durumun sorumluluğunu kabul edip güvenle yönetmek
He decided to own his mistakes
Hatalarını üstlenmeye karar verdi
dıt
In scenekısa ve tiz bir ses
The toy made a cute boop sound
Oyuncak tatlı bir dıt sesi çıkardı
hafifçe dokunmak
In scenebirine şakacı ve nazik bir şekilde dokunmak
I will boop your nose
Burnuna hafifçe dokunacağım
bip
kısa ve tiz bir ses
The toy made a little boop sound
Oyuncak küçük bir bip sesi çıkardı
dolu
bir şeyin içinde çok miktarda bulunan
The room is full of people
Oda insanlarla dolu
şerit
In sceneuzun ve geniş bir arazi parçası
A large swath of land was covered in snow
Geniş bir arazi şeridi karla kaplıydı
bile
In sceneşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
hafifçe fırlatmak
bir şeyi hafif bir hareketle atmak
He evened the paper plane into the bin
Kağıt uçağı çöp kutusuna hafifçe fırlattı
lanetlenme
In scenecehenneme gönderilme durumu
He feared eternal damnation
Sonsuz lanetlenmeden korkuyordu
sponsor
In scenebir etkinliği veya faaliyeti desteklemek için para veren kişi veya kuruluş
The company is a sponsor of the team
Şirket takımın bir sponsoru
sponsor olmak
bir etkinliğe veya faaliyete maddi destek sağlamak
The company will sponsor the local marathon
Şirket yerel maratona sponsor olacak
yalvarmak
In scenebir şeyi çok acil veya ısrarlı bir şekilde istemek
I beg you to stay
Kalman için sana yalvarıyorum
dilenmek
genellikle para veya yardım istemek
He begged for money on the street
Sokakta para dilendi
tek
In scenesadece bir tane olan
I need a single sheet of paper
Tek bir kağıda ihtiyacım var
tek banknot
bir dolarlık kağıt para
He paid with a single
Tek bir banknotla ödeme yaptı
tek vuruş
beyzbolda vurucunun birinci kaleye ulaşmasını sağlayan vuruş
The player hit a single
Oyuncu tek vuruş yaptı
bekar
evli veya bir ilişkisi olmayan
She is currently single
O şu anda bekar
kıyafetler
In scenevücuda giyilen şeyler
I like my new clothes
Yeni kıyafetlerimi seviyorum
ıslak
su veya başka bir sıvı ile kaplanmış
The clothes are wet
Kıyafetler ıslak
kanıt
In scenebir gerçeğin doğru olduğunu gösteren şey
Do you have any proof
Hiç kanıtın var mı
geçirmez
bir şeye karşı dayanıklı olan
This watch is waterproof
Bu saat su geçirmez
düzeltmek
hataları bulmak için dikkatlice okumak
You should proof your essay
Kompozisyonunu gözden geçirmelisin
bin
In scene1.000 sayısı
I have a thousand books
Bin kitabım var
düşürmek
In scenebir şeyi elinden kaçırıp yere inmesini sağlamak
Be careful not to drop the plate
Tabağı düşürmemeye dikkat et
damla
çok küçük miktarda sıvı
Put one drop of oil in the pan
Tavaya bir damla yağ koy
bırakmak
bir şeyle ilgilenmeyi veya konuşmayı sonlandırmak
Please drop the subject now
Lütfen şimdi bu konuyu bırak
bırakmak
bir şeyi belirli bir yere bırakmak
I will drop you off at school
Seni okula bırakacağım
tatmak
In scenetadına bakmak için az miktarda yemek veya içmek
Please taste this soup
Lütfen bu çorbayı tat
tat
bir şeyi yerken veya içerken hissedilen duygu
This cake has a sweet taste
Bu kekin tatlı bir tadı var
zevk
bir şeye karşı kişisel beğeni
We have the same taste in music
Müzik konusunda aynı zevke sahibiz
tatmak
yemeğin veya içeceğin kalitesini anlamak için az miktarda almak
I want to taste the soup
Çorbayı tatmak istiyorum
deli
In scenezihinsel dengesi yerinde olmayan veya tuhaf davranan
You are going loco if you think that will work
Eğer bunun işe yarayacağını düşünüyorsan delirdin demektir
kanıtlamak
In scenebir şeyin doğru olduğunu göstermek
I can prove it
Bunu kanıtlayabilirim
ispatlamak
bir iddianın gerçekliğini ortaya koymak
He proved his theory
Teorisini ispatladı
doğruluğunu göstermek
bir şeyin gerçek olduğunu kanıtlamak
They proved the truth
Gerçeği kanıtladılar
ne kadar
In scenebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
In scenebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
üstesinden gelmek
In scenebir zorluğun veya sorunun üstesinden gelmeyi başarmak
She overcame her fear
Korkusunun üstesinden geldi
etkisi altına almak
birini çok güçlü bir şekilde etkilemek
She was overcome with emotion
Duygularının etkisi altına girdi
dil
In scenefikirleri ifade etmek için kullanılan kelime sistemi
I am learning a new language
Yeni bir dil öğreniyorum
sürmek
In scenebelirli bir süre boyunca devam etmek
The movie lasts two hours
Film iki saat sürüyor
son
diğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
şu andan hemen önce olan
I saw her last week
Onu geçen hafta gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
iğrenç
In scenebirinde güçlü bir hoşnutsuzluk veya tiksinti duygusu uyandıran
This food is disgusting
Bu yemek iğrenç
iğrenç
güçlü bir tiksinti uyandıran
This food is disgusting
Bu yemek iğrenç
kusursuz bir şekilde
In sceneçok pürüzsüz ve başarılı bir biçimde
Everything is going swimmingly
Her şey kusursuz ilerliyor
çevre
In scenebir kimseyi veya şeyi çevreleyen koşullar
He works in a quiet environment
Sessiz bir ortamda çalışıyor
tesadüfen
bir şeyi planlamadan veya kazara yapmak
I happen to know the answer
Tesadüfen cevabı biliyorum
başına gelmek
birinin başına bir olay meydana gelmek
What happened to him
Onun başına ne geldi
başına gelmek
birinin başına bir şey gelmesi durumu
What happened to him
Ona ne oldu
evren
In sceneuzay ve içindeki her şeyin tamamı
The universe is vast
Evren uçsuz bucaksızdır
denemek
In scenebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
bir davayı mahkemede incelemek
The court will try him
Mahkeme onu yargılayacak
lezzet
In sceneyiyecek veya içeceklerin kendine özgü tadı
I like the flavor of this apple
Bu elmanın lezzetini seviyorum
çeşit
belirli bir tür veya tarz
This is a different flavor of problem
Bu farklı bir tür sorun
marka
In scenebelirli bir tür veya kategori
Which brand do you prefer?
Hangi markayı tercih edersin?
damgalamak
bir hayvanın üzerine işaret koymak
Farmers brand their cattle
Çiftçiler sığırlarını damgalar
artık
In sceneartık veya bir daha (olumsuz cümlelerde kullanılır)
I don't live there anymore
Artık orada yaşamıyorum
artık
artık gerçekleşmeyen veya var olmayan
I don't live here anymore
Artık burada yaşamıyorum
artık
bir şeyin eskisi gibi devam etmediğini belirtir
I don't go there anymore
Artık oraya gitmiyorum
artık
günümüzde geçerliliğini yitirmiş durumları ifade eder
They don't play together anymore
Artık birlikte oynamıyorlar
tarz
In scenebir şeyi yapma veya ifade etme biçimi
He has a unique style of writing
Onun kendine özgü bir yazım tarzı var
stil
bir şeyin yapılış veya görünüş biçimi
I like the style of this house
Bu evin stilini seviyorum
tarz
bir şeyin yapılma biçimi veya görünüş şekli
She has a unique personal style
Kendine özgü bir tarzı var
stil
belirli bir biçim veya tasarım
This house is in a modern style
Bu ev modern bir stilde
uçmak
In scenehavada hareket etmek
Birds fly in the sky
Kuşlar gökyüzünde uçar
fermuar
pantolonların önündeki kapama kısmı
His fly is open
Fermuarı açık
sinek
iki kanatlı küçük uçan böcek
A fly is in the room
Odada bir sinek var
tutmak
kabul görmek veya başarılı olmak
That idea will not fly
Bu fikir tutmayacak
psikopat
In sceneruhsal hastalığı olan veya çok tuhaf ve tehlikeli olan kişi
He is acting like a total psycho
Tam bir psikopat gibi davranıyor
deli
akli dengesi yerinde olmayan veya tehlikeli kimse
He acted like a total psycho
Tam bir deli gibi davrandı
ruh hastası
zihinsel durumu çok kararsız olan kimse
She is a psycho who needs help
O yardım alması gereken bir ruh hastası
davet etmek
In scenebirini gelmeye veya katılmaya çağırmak
I will invite him to join us
Onu bize katılmaya davet edeceğim
davet etmek
birini bir yere veya etkinliğe çağırmak
I will invite my friends to the party
Arkadaşlarımı partiye davet edeceğim
davet etmek
insanların gelmesini veya katılmasını sağlamak
The smell of food invites us to eat
Yemek kokusu bizi yemeye davet ediyor
davet etmek
birini bir etkinliğe gelmesi için çağırmak
I will invite my friends to the party
Arkadaşlarımı partiye davet edeceğim
sonsuz
In scenesonsuza dek süren
Their love is eternal
Onların aşkı sonsuzdur
gizli
In scenegizli tutulması gereken
This is a confidential document
Bu gizli bir belgedir
tabii ki
onaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim