

The Good Place — Season 1 Episode 4
Words & meanings
564 words
CEFR level
hücre
In scenedaha büyük bir sistemin parçası olan küçük birim
The human body is made of cells
İnsan vücudu hücrelerden oluşur
cep telefonu
arama yapmak ve internet kullanmak için kullanılan cihaz
I lost my cell phone
Cep telefonumu kaybettim
hücre
hapishanedeki küçük oda
The prisoner is in his cell
Mahkum hücresinde
istemek
In scenebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
harika
In sceneçok iyi veya olumlu şekilde şaşırtıcı
You did an amazing job
Harika bir iş çıkardın
harika
hayranlık veya şaşkınlık uyandıran
The view is amazing
Manzara harika
inanılmaz
büyük bir şaşkınlık veya hayranlık yaratan
It was an amazing sight
İnanılmaz bir manzaraydı
-e doğru
In scenebirine veya bir şeye doğru
She walked towards the door
Kapıya doğru yürüdü
zemin
In scenebir odanın alt kısmı
Please sit on the floor
Lütfen zemine oturun
kat
bir binanın katı veya seviyesi
I live on the third floor
Üçüncü katta yaşıyorum
şoke etmek
birini çok şaşırtmak
The news floored him
Haber onu şoke etti
söz hakkı
bir toplantıda veya oturumda konuşma izni
The chairperson gave her the floor
Başkan ona söz hakkı verdi
kontrol etmek
In scenebir şeyin doğru olup olmadığını incelemek
Please check your answers
Lütfen cevaplarınızı kontrol edin
hesap
ödenmesi gereken miktarı gösteren belge
Can I have the check please
Hesabı alabilir miyim lütfen
teslim etmek
bir şeyi geçici olarak emanete bırakmak
You can check your bags here
Çantalarınızı buraya teslim edebilirsiniz
kareli
kumaş üzerindeki küçük kareli desen
He wore a check shirt
Kareli bir gömlek giydi
başlamak
In scenebir şeye başlamak
Let's begin the lesson
Hadi derse başlayalım
şiirsel
In scenegüzel veya etkileyici bir tarza sahip olan
Her writing style is very poetic
Yazım tarzı çok şiirsel
dosya
In scenebelgelerin veya dijital verilerin toplandığı yer
I opened the file
Dosyayı açtım
sıra
insanların birbiri ardına dizildiği sıra
The students walked in a file
Öğrenciler tek sıra halinde yürüdü
törpü
bir şeyi düzeltmek veya şekillendirmek için kullanılan pürüzlü alet
She used a nail file
Tırnak törpüsü kullandı
dosyalamak
resmî makamlara belge teslim etmek
You must file your report today
Raporunu bugün dosyalamalısın
manati
In sceneyüzgeçleri ve yassı bir kuyruğu olan büyük bir deniz hayvanı
The manatee swims slowly
Manati yavaş yüzer
mucit
In sceneyeni bir şey tasarlayan veya yaratan kişi
Thomas Edison was a famous inventor
Thomas Edison ünlü bir mucitti
sonraki
In sceneşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yanlış
In scenedoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
uygun olmayan veya iyi bir eşleşme sağlamayan
This is the wrong key for the door
Bu kapı için yanlış anahtar
iyileştirmek
In scenebirini veya bir şeyi tekrar sağlıklı hale getirmek
The doctor helped to heal his wound
Doktor yarasının iyileşmesine yardım etti
iyileşmek
tekrar sağlıklı hale gelmek
The wound will heal soon
Yara yakında iyileşecek
ev sahipliği yapmak
In scenebir etkinliği düzenlemek ve yürütmek
Turkey will host the meeting
Türkiye toplantıya ev sahipliği yapacak
ev sahibi
misafirleri bir etkinliğe davet eden kişi
The host was very kind
Ev sahibi çok nazikti
ordu
büyük bir asker grubu
A host of soldiers stood on the hill
Tepede büyük bir asker ordusu duruyordu
ev sahibi
bir etkinlikte konukları ağırlayan ve düzenleyen kişi
He is the host of the party
Partinin ev sahibi o
yerine getirmek
In scenebir görevi veya sözü tamamlamak
He fulfilled his promise
Sözünü yerine getirdi
yerine getirmek
yapılması gerekeni veya söz verileni tamamlamak
She fulfilled her promise
O verdiği sözü yerine getirdi
kavramak
In scenebir şeyi aniden anlamak
The solution finally clicked for me
Çözümü sonunda kavradım
kilometre
bir kilometre uzunluğundaki mesafe birimi
We traveled five clicks today
Bugün beş kilometre yol katettik
tıklamak
bir cihaz üzerindeki düğmeye basmak
Click the mouse to open the file
Dosyayı açmak için fareye tıklayın
tık sesi çıkarmak
kısa ve keskin bir ses çıkarmak
The lock made a click sound
Kilitten bir tık sesi geldi
arkadaş
In sceneyakın bir arkadaş veya yoldaş
He is my best buddy
O benim en iyi arkadaşım
devam etmek
bir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
olmak
meydana gelmek veya gerçekleşmek
What is going on here
Burada neler oluyor
çıkmak
bir yolculuğa veya tatile gitmek
They go on a vacation every summer
Her yaz tatile çıkarlar
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
katılmak
bir etkinliğe veya faaliyete dahil olmak
We decided to go on the tour
Tura katılmaya karar verdik
açılmak
bir cihazın veya ışığın çalışmaya başlaması
The heater goes on at night
Isıtıcı gece açılır
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
cennet
In sceneTanrı'nın ve iyi insanların öldükten sonra gittiği yer
He believes in heaven
O, cennete inanır
cennet
In sceneiyi insanların ölümden sonra gittiğine inanılan yer
He believes he will go to heaven
Cennete gideceğine inanıyor
gökyüzü
Bulutların ve yıldızların bulunduğu yer
The stars shine in the heaven
Yıldızlar gökyüzünde parlar
bütün
In scenebir şeyin tamamı
I ate the whole pizza
Bütün pizzayı yedim
bütün
hiçbir parçası eksik veya hasarlı olmayan
I ate the whole apple
Bütün elmayı yedim
hedef
In sceneulaşılmak istenen şey
My goal is to learn English
Hedefim İngilizce öğrenmek
gol
bir oyunda elde edilen sayı
He scored a goal in the match
Maçta bir gol attı
kale
oyuncuların skor yapmak için topu atmaya çalıştıkları alan
The ball went into the goal
Top kaleye girdi
çok komik
In sceneaşırı derecede komik veya güldüren
That joke was hilarious
O şaka çok komikti
daha
In scenesıfatların üstünlük derecesini belirten bir ek
This chair is smaller
Bu sandalye daha küçük
acil servis
acil tıbbi durumlar için hastanedeki bölüm
He is in the ER
O, acil serviste
şey
konuşurken duraksama anında çıkarılan ses
Er I am not sure what to do
Şey ne yapacağımdan emin değilim
yapan kişi
bir eylemi gerçekleştiren kişi veya nesne
A baker makes bread
Fırıncı ekmek yapar
kaldırmak
In scenebir şeyi sona erdirmek veya iptal etmek
The government lifted the ban
Hükümet yasağı kaldırdı
kaldırmak
bir şeyi daha yüksek bir konuma taşımak
Can you lift this box
Bu kutuyu kaldırabilir misin
arabayla bırakmak
bir araçla ücretsiz olarak bir yere götürmek
He gave me a lift
Beni arabayla bıraktı
asansör
bir binada insanları veya eşyaları katlar arasında aşağı yukarı taşıyan cihaz
The lift is broken so we must take the stairs
Asansör bozuk olduğu için merdivenleri kullanmalıyız
çağlamak
In scenebüyük miktarda aşağı doğru akmak
Water cascaded down the mountain
Su dağdan aşağı çağladı
dökülmek
küçük parçalar halinde aşağı düşmek
Her hair cascaded over her shoulders
Saçları omuzlarından aşağı döküldü
ardışık ilerlemek
olayların veya durumların birbiri ardına sırayla gerçekleşmesi
The changes cascaded through the whole system
Değişiklikler tüm sistemde ardışık olarak ilerledi
üç katlı
üç seviyesi veya katmanı olan
This is a three tiered cake
Bu üç katlı bir pasta
aman
In scenebıkkınlık veya yalvarma durumunda kullanılır
Oh, please stop it
Ah, lütfen dur artık
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
anlaşıldı
telsiz mesajını almak ve kavramak
Please the transmission
İletiyi anladım
dinlemek
sese dikkat etmek
I listen to music
Müzik dinlerim
eşsiz
In scenetürünün tek örneği olan
Everyone has a unique fingerprint
Herkesin eşsiz bir parmak izi vardır
hiçbir şey
In scenehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiçbir şey
herhangi bir nesnenin olmaması
I have nothing in my hand
Elimde hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
hiçbir şey
herhangi bir şeyin bulunmaması
There is nothing in the box
Kutunun içinde hiçbir şey yok
sakız
In sceneçiğnenen ama yutulmayan yumuşak şeker
I like mint gum
Naneli sakızı severim
diş eti
dişleri tutan ağızdaki sert pembe doku
My gums are bleeding
Diş etlerim kanıyor
güzel
In scenegöze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
asla
In scenehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
bile
In sceneşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
hafifçe fırlatmak
bir şeyi hafif bir hareketle atmak
He evened the paper plane into the bin
Kağıt uçağı çöp kutusuna hafifçe fırlattı
tomurcuk deliği
bitki tomurcuğundaki küçük delik
The insect made a bud hole in the rose
Böcek gülde bir tomurcuk deliği açtı
ruh
In scenebir kişinin zihninin veya duygularının niteliği
He has a team spirit
Takım ruhuna sahip
ruh
In scenebir insanın fiziksel olmayan kısmı
The human spirit is strong
İnsan ruhu güçlüdür
kaçırmak
birini veya bir şeyi gizlice başka yere götürmek
The spy was spirited away
Casus gizlice kaçırıldı
alkollü içki
güçlü bir alkollü içecek türü
He ordered a strong spirit
Sert bir alkollü içki sipariş etti
orkide
In sceneparlak ve sıra dışı çiçekleri olan bir bitki
The orchid is very beautiful
Orkide çok güzeldir
bıkmış
bir şeyden sıkılmış veya bıkmış olmak
I am sick of waiting
Beklemekten bıktım
emir
In scenebir şeyi yapılması için verilen talimat
The captain gave a strict order
Kaptan kesin bir emir verdi
düzen
şeylerin yerleştirilme veya birbirini takip etme şekli
Put the books in alphabetical order
Kitapları alfabetik sıraya koy
amaç
bir şeyin yapılma hedefi
He studied in order to learn
Öğrenmek amacıyla ders çalıştı
tarikat
aynı dini kurallara bağlı topluluk
He joined a religious order
Dini bir tarikata katıldı
aldı
In scenebir şeyi edinmek veya almak
She got a letter
Bir mektup aldı
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
rahatsız etti
birini rahatsız etmek
The noise got to me
Gürültü beni rahatsız etti
kask
In scenebaşı koruyan sert şapka
Wear your helmet
Kaskını tak
bir gün
In scenegelecekteki belirsiz bir zamanda
Someday I will travel the world
Bir gün dünyayı gezeceğim
bir gün
gelecekte belirli olmayan bir zaman
I hope to visit Japan someday
Bir gün Japonya'yı ziyaret etmeyi umuyorum
sabırla beklemek
olduğu yerde kalıp beklemek
Just sit tight until I get back
Ben dönene kadar sadece sabırla bekle
gelmek
In scenebir yere ulaşma
The train is coming
Tren geliyor
gelecek
yakın zamanda olacak olan
The coming weeks will be busy
Gelecek haftalar yoğun geçecek
dürüstçe
In scenedoğru ve samimi bir şekilde
Please answer honestly
Lütfen dürüstçe cevap ver
alt
In scenebir şeyin en alt kısmı
The coin is at the bottom of the glass
Bozuk para bardağın dibinde
popo
üzerine oturulan vücut bölümü
He fell on his bottom
Poposunun üzerine düştü
dip
bir şeyin en alt kısmı
She found a coin at the bottom of the pool
Havuzun dibinde bir madeni para buldu
alt
bir şeyin en alt kısmı
Write your name at the bottom of the page
Adınızı sayfanın altına yazın
protesto etmek
In scenebir şeye karşı olduğunu söylemek veya göstermek
They protest against the new law
Yeni yasayı protesto ediyorlar
protesto
güçlü bir şikayet veya itiraz
The decision met with a loud protest
Karar sert bir protestoyla karşılandı
hoş karşılanan
In scenememnuniyetle karşılanan veya istenen
You are welcome here
Burada isteniyorsunuz
karşılamak
In scenevaran birini selamlamak
They welcomed the guests
Misafirleri karşıladılar
serbest
bir şeyi yapmasına izin verilen
Questions are welcome
Sorular serbesttir
ahlak ilkesi
In scenedoğru veya yanlış davranışa dair bir kural
Honesty is an important ethics principle
Dürüstlük önemli bir ahlak ilkesidir
etik
doğru ve yanlış hakkındaki kurallar
Professional ethics are important
Mesleki etik önemlidir
ahlak kuralları
doğru veya yanlış davranışa dair kurallar bütünü
The doctor follows strict medical ethics
Doktor katı tıbbi ahlak kurallarını takip ediyor
yaş
In scenebir kişinin yaşadığı süre
Age is just a number
Yaş sadece bir sayıdır
çağ
belirli özelliklerle tanınan zaman dilimi
We live in the digital age
Dijital çağda yaşıyoruz
yaşlanmak
daha yaşlı hale gelmek
Everyone ages
Herkes yaşlanır
yolculuk
In scenebir yerden başka bir yere gitme eylemi
The journey took ten hours
Yolculuk on saat sürdü
yolculuk yapmak
bir yerden başka bir yere gitmek
They will journey across the country
Ülke genelinde yolculuk yapacaklar
kişi
In sceneinsan olan varlık
He is a good person
O iyi bir kişidir
şahıs
In scenebelirli bir kimse
I know that person
O şahsı tanıyorum
birey
tek bir kişiyi ifade eden terim
Every person is different
Her birey farklıdır
insan
genel anlamda insan türü
A person needs sleep
Bir insanın uykuya ihtiyacı vardır
dikkatlice
In scenerisk veya tehlikeden kaçınacak şekilde
He walked cautiously on the ice
Buzun üzerinde dikkatlice yürüdü
tavsiye
In scenekısa bir tavsiye veya bilgi
Let me give you a word of advice
Sana bir tavsiye vereyim
kelime
In sceneanlamı olan tek bir dil birimi
I don't know this word
Bu kelimeyi bilmiyorum
çıkmak
In scenebiriyle romantik ilişki yaşamak
They have been dating for a year
Bir yıldır çıkıyorlar
tarih
ayın veya yılın belirli bir günü
What is today's date?
Bugünün tarihi ne?
hurma
palmiye ağacından yetişen tatlı kahverengi meyve
I like eating dates
Hurma yemeyi severim
inceleme
In scenebir konu hakkındaki uzun yazılı eser
He wrote a philosophical treatise
Felsefi bir inceleme yazdı
göz alıcı
In sceneson derece çekici veya etkileyici
You look stunning in that dress
Bu elbise içinde göz alıcı görünüyorsun
çarpıcı
çok güzel veya etkileyici
The view from the top is stunning
Zirvedeki manzara çarpıcı
çarpıcı
son derece güzel veya etkileyici
She looked stunning in that dress
O elbise içinde çarpıcı görünüyordu
çarpıcı
son derece çekici veya etkileyici olan
She wore a stunning dress
Çarpıcı bir elbise giymişti
erken
In scenebeklenen zamandan önce
I woke up early
Erken uyandım
erken
başlangıca yakın olan
In the early morning it is cold
Sabahın erken saatlerinde hava soğuktur
erken
beklenen zamandan önce
I arrived early for the meeting
Toplantıya erken vardım
tuhaf
In scenealışılmadık veya garip
This is a weird smell
Bu tuhaf bir koku
garip hissettirmek
birine kendini garip veya rahatsız hissettirmek
He weirded me out
Beni garip hissettirdi
etkilemek
güçlü bir duygu uyandırmak
His words got to me
Sözleri beni etkiledi
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
zorunda kalmak
bir şeyi yapmakla yükümlü olmak
I get to do the chores
Ev işlerini yapmak zorundayım
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
fırsat bulmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to meet the famous actor today
Bugün ünlü oyuncuyla tanışma fırsatı buluyorum
hale gelmek
belirli bir duruma dönüşmek
It will get to be hot soon
Yakında sıcak bir hal alacak
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
tam
In scenetüm parçaları içeren
Please write your full name
Lütfen tam adınızı yazın
dolu
mümkün olduğunca çok şeyle doldurulmuş
The glass is full of water
Bardak suyla dolu
tam
mümkün olan en yüksek derecede
He has full control
O tam kontrole sahip
dolu
içi boş olmayan veya alabileceği kadar çok şeyi barındıran
The glass is full of water
Bardak su ile dolu
bizon
In sceneboynuzlu, ineğe benzeyen büyük bir yabani hayvan
The buffalo is very strong
Bizon çok güçlüdür
Buffalo
In sceneABD'nin New York eyaletinde bir şehir
He lives in Buffalo
O, Buffalo'da yaşıyor
hımm
düşünürken veya duraksarken çıkarılan ses
Mm mm, let me think
Hımm, bir düşüneyim
ı-ı
hayır demek veya şüphe belirtmek için kullanılan ses
Mm mm, I don't think so
I-ı, öyle olduğunu sanmıyorum
dökmek
In scenebir sıvıyı bir kaptan akıtmak
Please pour me some water
Lütfen bana biraz su dök
dökmek
bir sıvıyı kaptan başka bir yere boşaltmak
Please pour the water into the glass
Lütfen suyu bardağa dök
dökmek
bir şeyi bir yere boşaltmak
Please pour the water into the glass
Lütfen suyu bardağa dök
bardaktan boşalırcasına yağmak
çok şiddetli yağmur yağması
It is pouring outside today
Bugün dışarıda bardaktan boşalırcasına yağmur yağıyor
unutmak
In scenebir şeyi akılda tutamamak
I forgot my keys
Anahtarlarımı unuttum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Anahtarlarımı nereye koyduğumu sık sık unuturum
öğün
In scenegünün belirli bir saatte yenen yemek
Breakfast is the first meal of the day
Kahvaltı günün ilk öğünüdür
yemek
In scenebelirli bir vakitte yenen yiyecek
We had a nice meal
Güzel bir yemek yedik
hata
In sceneyanlış bir şeyin sorumluluğu
It was my fault
Benim hatamdı
fay
yer kabuğundaki büyük kırık
There is a fault line under this city
Bu şehrin altında bir fay hattı var
kusur
bir kişinin karakterindeki kötü veya zayıf özellik
Everyone has a personal fault
Herkesin kişisel bir kusuru vardır
brunch
In scenekahvaltı ve öğle yemeğinin birleşimi olan geç sabah yemeği
Let's have brunch on Sunday
Pazar günü brunch yapalım
kaçakçılık
In sceneyasa dışı alım satım faaliyeti
They were arrested for drug trafficking
Uyuşturucu kaçakçılığından tutuklandılar
taşıma
bir şeylerin bir yerden diğerine hareketi
The trafficking of goods is strictly regulated
Malların taşınması sıkı kurallara tabidir
yasa dışı ticaret
kanunsuz alım satım süreci
He is involved in illegal trafficking
Yasa dışı ticaret ile uğraşıyor
öğleden sonra
In sceneöğle vaktinden akşama kadar olan süre
I have a meeting in the afternoon
Öğleden sonra bir toplantım var
çok
In scenebüyük miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
arsa
küçük bir toprak parçası
He bought a parking lot
Bir otopark alanı satın aldı
kader
kişinin hayatındaki yazgısı
This is my lot in life
Bu benim hayattaki kaderim
sık sık
birçok kez veya genellikle
I go there a lot
Oraya sık sık giderim
ileride
In sceneşu andan daha sonraki bir zamanda
I want to move to London later
İleride Londra'ya taşınmak istiyorum
daha geç
beklenen zamandan sonra gerçekleşen
He arrived later than usual
Normalden daha geç geldi
sonraki
bir zaman diliminin sonuna yakın
In his later years he wrote books
Sonraki yıllarında kitaplar yazdı
izin vermek
In scenebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
engel olmak
bir şeyin gerçekleşmesini durdurmak
He moved without let or hindrance
Hiçbir engel olmaksızın hareket etti
hadi
bir öneride bulunmak için kullanılan ifade
Let us go home
Hadi eve gidelim
hayal kırıklığına uğratmak
birinin beklentilerini karşılayamamak
I do not want to let my family down
Ailemi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
koymak
In scenebir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
ifade etmek
bir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
sokmak
birini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
gala
In sceneeğlencelerin olduğu resmi bir sosyal etkinlik
The movie had its gala premiere
Filmin gala prömiyeri yapıldı
gala gecesi
büyük ve resmi bir sosyal etkinlik
They attended a charity gala
Bir hayır kurumu galasına katıldılar
en iyi arkadaş
en çok sevilen ve güvenilen kişi
She is my best friend
O benim en iyi arkadaşım
en iyi arkadaş
en yakın arkadaş
She is my best friend
O benim en iyi arkadaşım
cesaretlendirmek
In scenebirine daha fazla güven veya umut vermek
I want to encourage you
Seni cesaretlendirmek istiyorum
teşvik etmek
birine destek vermek veya onu motive etmek
The teacher encouraged the students
Öğretmen öğrencileri teşvik etti
söylemek
In scenebirine bir şeyi anlatmak veya söylemek
Tell me your name
Bana adını söyle
ayırt etmek
bir şeyi fark etmek veya tanımak
I can't tell them apart
Onları birbirinden ayırt edemiyorum
kanatlar
In scenekuşların veya böceklerin uçmak için kullandıkları organlar
Birds have wings
Kuşların kanatları vardır
kanatlar
kuşların veya böceklerin uçmasını sağlayan vücut kısımları
The bird spread its wings
Kuş kanatlarını açtı
tavuk kanadı
genellikle sosla servis edilen tavuk kanadı parçalarından oluşan yemek
We ordered spicy wings
Acılı tavuk kanadı sipariş ettik
kulis
sahnede izleyicinin görüş alanı dışında kalan yan kısımlar
The actor waited in the wings
Oyuncu kuliste bekledi