

The Good Place — Season 1 Episode 11
Words & meanings
548 words
CEFR level
herkes
In scenebütün insanlar
Everyone is here
Herkes burada
herkes
her bir kişi
Everyone likes music
Herkes müziği sever
herkes
tüm kişiler
Everyone is happy
Herkes mutlu
izlemek
bir olaya katılmadan sadece seyretmek
He just looked on while they fought
Onlar kavga ederken o sadece izledi
suç ortağı
In scenebir suçun işlenmesine yardım eden kişi
He was arrested as an accomplice
Suç ortağı olarak tutuklandı
ayrıca
In sceneek bir bilgi veya nokta eklemek için kullanılır
Besides, it is too late
Ayrıca, çok geç
haricinde
bir şeyin dışında veya hariç tutularak
No one was there besides me
Benden başka kimse yoktu
ayrıca
söylenene ek olarak
Besides it is getting late
Ayrıca hava kararıyor
gerçekten
In scenesamimi veya dürüst bir şekilde
I am truly sorry
Gerçekten üzgünüm
gerçekten
In sceneaşırı derecede
He is truly kind
O gerçekten nazik
gerçekten
gerçek veya dürüst bir şekilde
He is truly sorry for his mistake
Hatalarından dolayı gerçekten pişman
oynamak
In sceneeğlenmek için bir şeyler yapmak
The children play in the garden
Çocuklar bahçede oynuyor
rol yapmak
bir filmde veya oyunda rol üstlenmek
He plays a doctor in the movie
Filmde bir doktoru canlandırıyor
çalmak
bir cihazdan veya enstrümandan müzik sesi çıkarmak
Can you play a song
Bir şarkı çalabilir misin
oynamak
bir durumu belirli bir şekilde yönetmek
You should play it safe
Garanti oynamalısın
delik
In scenekatı bir nesnenin içindeki boşluk
There is a hole in the wall
Duvarda bir delik var
borç batağı
maddi olarak zor durumda olma hali
He is in a deep financial hole
Derin bir borç batağında
takılmak
birisiyle gayriresmi bir şekilde vakit geçirmek
I like to hang with my friends
Arkadaşlarımla takılmayı severim
özgün
In sceneyeni ve yaratıcı bir şekilde farklı
His ideas are very original
Fikirleri çok özgün
asıl
bir şeyin ilk hali veya versiyonu
This is the original painting
Bu asıl tablo
başlangıçtaki
başlangıçta olan
The original plan was better
Başlangıçtaki plan daha iyiydi
orijinal
bir şeyin ilk veya başlangıç hali
This is the original version
Bu orijinal versiyon
bilinç
In sceneuyanık olma ve farkındalık durumu
He regained consciousness after the accident
Kazadan sonra bilinci yerine geldi
hakkında karar vermek
bir konu hakkında resmi bir karar almak
The court will rule on the case tomorrow
Mahkeme dava hakkında yarın karar verecek
katılmak
In scenebir etkinlikte yer almak
I want to participate in the competition
Yarışmaya katılmak istiyorum
katılmak
bir etkinliğe veya faaliyete dahil olmak
Please participate in the class discussion
Lütfen sınıf tartışmasına katılın
derin düşünceli
In scenederin ve sessizce düşünen
He was in a meditative mood
Derin düşünceli bir ruh hali içindeydi
göndermek
In scenebirini veya bir şeyi bir yere gitmeye yöneltmek
I will send him to school
Onu okula göndereceğim
göndermek
bir mesajı veya nesneyi başkasına ulaştırmak
I will send an email to him
Ona bir e-posta göndereceğim
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I send to do this
Bunu yapmaya niyetleniyorum
başka
In scenebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka
In scenefarklı bir kişi veya şey
I want to go somewhere else
Başka bir yere gitmek istiyorum
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
bilgi
In scenedeneyimle kazanılan bilgi veya farkındalık
She has a lot of knowledge about history
Tarih hakkında çok bilgisi var
değiştirmek
In scenebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
değiştirmek
eski bir şeyi alıp yerine yenisini koymak
I need to change my shirt
Gömleğimi değiştirmem gerekiyor
sınav
In scenebilgi veya yeteneği ölçmek için hazırlanan sorular bütünü
I have a math test tomorrow
Yarın matematik sınavım var
denemek
kalitesini kontrol etmek için bir şeyi denemek
I want to test the new car
Yeni arabayı denemek istiyorum
tahlil
tıbbi bir durumu kontrol etmek için yapılan işlem
The doctor ordered a blood test
Doktor kan tahlili istedi
sınav
bilgiyi ölçmek için hazırlanan sorular bütünü
She failed the history test
Tarih sınavından kaldı
yetenek
In scenebir şeyi yapabilme gücü veya becerisi
She has the ability to sing well
Onun iyi şarkı söyleme yeteneği var
yetenek
In scenebir şeyi yapabilme gücü veya becerisi
She has the ability to learn quickly
Hızlı öğrenme yeteneğine sahip
yetenek
bir şeyi yapabilme gücü veya becerisi
She has the ability to speak three languages
O üç dil konuşma yeteneğine sahip
forum
In sceneinsanların çeşitli konuları tartıştığı web sitesi
I read a post on the forum
Forumda bir yazı okudum
forum
antik Roma şehirlerinde toplantılar ve ticaret için kullanılan açık kamusal alan
The tourists visited the Roman forum
Turistler Roma forumunu ziyaret etti
funk
In scenegüçlü bir ritme sahip bir dans müziği tarzı
I love listening to funk music
Funk müzik dinlemeyi seviyorum
bunalım
kişinin mutsuz veya depresif hissetme durumu
She is in a funk today
Bugün bunalımda
kullanmak
In scenebir şeyi işlevinden faydalanmak için çalıştırmak
She uses her computer every day
Bilgisayarını her gün kullanır
yarar
In scenebir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
alışkın
bir şeyi deneyimden dolayı bilen
I am used to this cold weather
Soğuk havaya alışkınım
bacak
In sceneyürümek için kullanılan vücut bölümü
My leg hurts
Bacağım ağrıyor
etap
uzun bir yolculuğun veya etkinliğin bir bölümü
This is the final leg of the trip
Bu yolculuğun son etabı
para
In sceneargoda para
He has a lot of skrilla
Çok parası var
daha kötü
In scenedaha nahoş veya daha düşük kaliteli
The weather is getting worse
Hava daha da kötüleşiyor
daha kötü
daha düşük kaliteli veya daha ciddi olan
This cake tastes worse than the last one
Bu kekin tadı bir öncekine göre daha kötü
iyi
In scenenazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
hoş
In scenekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
berbat
In sceneçok kötü
The weather was terrible
Hava berbattı
kötü
çok nahoş olan
The weather is terrible today
Bugün hava çok kötü
berbat
aşırı derecede hoş olmayan veya düşük nitelikli
The weather is terrible today
Bugün hava berbat
suç
In sceneyasaya aykırı olan eylem
Stealing is a crime
Hırsızlık bir suçtur
patlamak
In sceneaniden ve şiddetli bir şekilde parçalara ayrılmak
The bomb will explode
Bomba patlayacak
patlamak
aniden büyük bir güçle parçalara ayrılmak
The balloon will explode
Balon patlayacak
patlamak
yüksek bir gürültüyle parçalara ayrılmak
The balloon exploded loudly
Balon gürültüyle patladı
rahatlama
In scenestres veya gerginlikten kurtulma hissi
Crying brought her a sense of release
Ağlamak ona bir rahatlama hissi getirdi
feragatname
resmi bir izin veya sorumluluktan kurtulma belgesi
Sign the release form
Feragatnameyi imzalayın
serbest bırakmak
bir şeyi serbest bırakmak veya salıvermek
Please release the bird
Lütfen kuşu serbest bırakın
örnek
In scenebir şeyi açıklamak için kullanılan somut durum
Give me an example
Bana bir örnek ver
en iyi
In sceneen yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
yenmek
bir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
iyi olur
birine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
en iyi dilekler
birine sunulan iyi niyet ve güzel temenniler
Please give her my best
Lütfen ona en iyi dileklerimi ilet
düşünmek
bir konu hakkında fikir yürütmek
I need to think of a solution
Bir çözüm düşünmem gerekiyor
hatırlamak
birini veya bir şeyi zihne getirmek
I often think of my home
Sık sık evimi hatırlarım
aklına gelmek
bir fikir üretmek ya da bir şeyi hatırlamak
I can think of a better name
Daha iyi bir isim aklıma geliyor
odak grubu
görüşleri sorulan insan grubu
We organized a focus group to test the new product
Yeni ürünü test etmek için bir odak grubu oluşturduk
odak grubu
bir ürün veya fikri küçük bir grup insanla test etme yöntemi
We formed a focus group to test the new product
Yeni ürünü test etmek için bir odak grubu oluşturduk
arabuluculuk yapmak
In sceneiki tarafın anlaşmaya varmasına yardımcı olmak
He offered to mediate the dispute
Anlaşmazlıkta arabuluculuk yapmayı teklif etti
arabuluculuk yapmak
iki tarafın anlaşmaya varmasına yardım etmek
The teacher tried to mediate between the students
Öğretmen öğrenciler arasında arabuluculuk yapmaya çalıştı
geri gelmek
bir yere veya bir kişiye geri dönmek
When will you come back?
Ne zaman geri geleceksin?
çok
büyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
tamam
In scenekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
In sceneiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
nefret etmek
In scenebirinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
kendini koruma
kişinin kendisini zarar görmekten koruma eylemi
Self preservation is a basic instinct
Kendini koruma temel bir içgüdüdür
kendini koruma
kişinin kendini zarar görmekten koruma eylemi
It is just an act of self preservation
Bu sadece bir kendini koruma eylemi
azot oksit tüpleri
In scenesolumak için kullanılan küçük gaz tüpleri
He inhaled gas from the whippits
Gazı tüplerden içine çekti
yaş
In scenebir kişinin yaşadığı süre
Age is just a number
Yaş sadece bir sayıdır
çağ
belirli özelliklerle tanınan zaman dilimi
We live in the digital age
Dijital çağda yaşıyoruz
yaşlanmak
daha yaşlı hale gelmek
Everyone ages
Herkes yaşlanır
otopark
arabaların park edildiği yer
The parking lot is full
Otopark dolu
park alanı
araçların geçici olarak bırakıldığı alan
Please leave your car in the parking lot
Lütfen arabanızı park alanına bırakın
otopark
araçların kullanılmadığı zamanlarda bırakıldığı alan
I parked my car in the parking lot
Arabamı otoparka park ettim
otopark
insanların arabalarını bırakabildikleri yer
I parked my car in the parking lot
Arabamı otoparka park ettim
harika
In sceneçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
sportif
In scenespora düşkün veya spor giyime uygun
He likes to wear sporty clothes
O sportif kıyafetler giymeyi sever
tutuklamak
In scenebirini polis gözetimi altına almak
The police arrested the man
Polis adamı tutukladı
durma
bir işlevin aniden durması
He suffered a cardiac arrest
Kalp durması geçirdi
kadar
In scenebir zamana kadar
Wait until tomorrow
Yarına kadar bekle
kadar
In scenebir eylem gerçekleşene dek
Do not leave until I return
Ben dönene kadar ayrılma
kadar
belirli bir zamana kadar
We stayed until noon
Öğlene kadar kaldık
sonsuz
In scenesonsuza dek süren
Their love is eternal
Onların aşkı sonsuzdur
yol açmak
In scenebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
vermek
In scenebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
guacamole
In sceneavokadodan yapılan Meksika sosu
I love guacamole with chips
Cipsle guacamole yemeyi severim
iblis
In scenezalim veya kötü olan doğaüstü varlık
The story is about a demon from hell
Hikaye cehennemden gelen bir iblis hakkındadır
belki
In scenebir şeyin doğru olabileceğini belirtmek için kullanılır
This is possibly the best way
Bu muhtemelen en iyi yol
uyuşturucu
In scenezihni etkileyen yasa dışı madde
He was arrested for selling dope
Uyuşturucu sattığı için tutuklandı
aptal
In scenezekası az olan kimse
Don't act like such a dope
Öyle aptal gibi davranma
harika
çok iyi veya havalı
That new song is dope
Bu yeni şarkı harika
tüyo
gizli veya içeriden alınan özel bilgi
I got the inside dope on the meeting
Toplantıyla ilgili tüyoyu aldım
yerine getirmek
In scenebir görevi veya işlemi tamamlamak
They performed the task
Görevi yerine getirdiler
sergilemek
bir durumda belirli bir başarı veya davranış göstermek
The car performs well on the road
Araba yolda iyi performans sergiliyor
gerçekleştirmek
bir görevi veya işi yerine getirmek
They performed the experiment in the lab
Deneyi laboratuvarda gerçekleştirdiler
sahne almak
bir seyirci topluluğu önünde oynamak veya şarkı söylemek
The dancers perform every Friday
Dansçılar her cuma sahne alıyor
devam etmek
bir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
olmak
meydana gelmek veya gerçekleşmek
What is going on here
Burada neler oluyor
çıkmak
bir yolculuğa veya tatile gitmek
They go on a vacation every summer
Her yaz tatile çıkarlar
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
katılmak
bir etkinliğe veya faaliyete dahil olmak
We decided to go on the tour
Tura katılmaya karar verdik
açılmak
bir cihazın veya ışığın çalışmaya başlaması
The heater goes on at night
Isıtıcı gece açılır
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
birinci gün
bir işin veya sürecin başladığı ilk gün
He was helpful from day one
Birinci günden itibaren yardımcı oldu
durmak
In scenebir yerde veya konumda bulunmak
The house stands on a hill
Ev bir tepenin üzerinde duruyor
tezgah
eşyaların satıldığı küçük yapı
I bought an apple from the fruit stand
Meyve tezgahından bir elma aldım
katlanmak
bir şeye tahammül etmek
I cannot stand this noise
Bu gürültüye katlanamıyorum
tutum
bir konu hakkındaki kesin görüş veya tavır
They took a firm stand on the issue
Bu konuda kesin bir tutum sergilediler
gerçek
In scenehakiki ve doğru olan
This is real gold
Bu gerçek altın
gerçekten
In sceneçok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
çekici
cinsel olarak çekici olan
She is real
O çekici
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
yardım etmek
In scenebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
çatışma
In sceneciddi bir kavga veya anlaşmazlık
They have a conflict
Onların bir çatışması var
çelişmek
farklı olmak veya uyuşmamak
These two reports conflict
Bu iki rapor çelişiyor
çakışma
iki şeyin aynı anda gerçekleşememe durumu
We have a schedule conflict
Bir zamanlama çakışmamız var
uzman
In scenebir konuda çok bilgi veya beceriye sahip kişi
She is an expert in this field
O bu alanda bir uzmandır
sonsuza kadar
In scenetüm zamanlar boyunca
I will love you forever
Seni sonsuza kadar seveceğim
sonsuza dek
çok uzun bir süre
I will remember this day forever
Bu günü sonsuza dek hatırlayacağım
yanlış
In scenedoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
uygun olmayan veya iyi bir eşleşme sağlamayan
This is the wrong key for the door
Bu kapı için yanlış anahtar
sebep
In scenebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
neslin tükenmesi
In scenebir canlı türünün tamamen yok olması
Many animals face extinction
Birçok hayvan neslinin tükenme tehlikesiyle karşı karşıya
ürün
In scenetek bir şey veya nesne
This item is on sale
Bu ürün indirimde
çift
romantik bir ilişki içinde olan iki kişi
I think they are an item
Bence onlar bir çift
hemfikir olmak
In sceneaynı görüşe sahip olmak
We concur with the findings
Bulgular konusunda hemfikiriz
kemik
In sceneiskeleti oluşturan sert beyaz madde
The dog chewed the bone
Köpek kemiği çiğnedi
zor durumda
çok kötü veya umutsuz bir durum içinde olmak
He is really in a bone
O gerçekten çok zor durumda
İyilik
birine yapılan küçük bir yardım
He threw me a bone by helping me
Bana yardım ederek bir iyilik yaptı
Dolar
bir doları ifade eden argo terim
That meal cost five bones
O yemek beş dolara mal oldu
hissetmek
In scenefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
düşünmek
bir şeyin olduğuna dair inanca sahip olmak
I feel that you are right
Haklı olduğunu düşünüyorum
dokunmak
bir şeyi elle incelemek
Feel the fabric of this shirt
Bu gömleğin kumaşına dokun
sıcak
In sceneyüksek sıcaklıkta olan
The coffee is hot
Kahve sıcak
popüler
şu an çok ilgi gören
This game is hot
Bu oyun çok popüler
hevesli
bir şeyi yapmaya çok istekli olan
He is hot to start his new job
Yeni işine başlamak için çok hevesli
harika
çok iyi veya etkileyici olan
This new movie is hot
Bu yeni film harika
kusursuz
In scenehata yapmaya imkan vermeyecek şekilde tasarlanmış
This is a foolproof plan
Bu kusursuz bir plan
aksaklık
In sceneküçük bir sorun veya hata
There is a glitch in the system
Sistemde bir aksaklık var
aksaklık
bir makinenin veya sistemin düzgün çalışmasını engelleyen küçük sorun
There was a small glitch in the software
Yazılımda küçük bir aksaklık vardı
hoş
In scenemutluluk veya haz veren
That is a sweet gesture
Bu çok hoş bir davranış
süper
şaşkınlık veya heyecan belirtmek için kullanılır
Sweet! I got the tickets
Süper! Biletleri aldım
tatlı
şeker tadında olan
This apple is very sweet
Bu elma çok tatlı
tatlım
sevilen birine hitap ederken kullanılan isim
Goodnight, sweet
İyi geceler, tatlım
öpmek
In scenesevgi veya selamlaşma belirtisi olarak dudakları değdirmek
She kissed her baby
Bebeğini öptü
hafifçe dokunmak
bir şeye yavaşça temas etmek
The ball kissed the table edge
Top masanın kenarına hafifçe dokundu
öpmek
sevgi göstergesi olarak dudaklarıyla temas etmek
She kissed her baby on the forehead
Bebeğini alnından öptü
Kiss müzik grubu
birlikte müzik yapan müzisyen grubu
I love the band Kiss
Kiss grubunu seviyorum
paylaşmak
In scenebir şeyin bir kısmını başkalarına vermek
I share my toys
Oyuncaklarımı paylaşırım
pay
bir şeyin bir parçası veya bölümü
This is your share
Bu senin payın
paylaşmak
bir özelliği başkasıyla aynı şekilde taşımak
We share the same hobby
Aynı hobiyi paylaşıyoruz
ortak kullanmak
bir nesneyi başkalarıyla birlikte kullanmak
I share a room with him
Odamı onunla ortak kullanıyorum
çok komik
In sceneaşırı derecede komik veya güldüren
That joke was hilarious
O şaka çok komikti
meydan okuma
In scenecesaret göstermek için yapılan riskli eylem
I accepted the dare
Meydan okumayı kabul ettim
cesaret etmek
bir şeyi yapmaya cesareti olmak
He didn't dare to jump
Atlamaya cesaret edemedi
derinlemesine düşünmek
In scenebir şey üzerinde dikkatle ve uzun süre düşünmek
He contemplated his decision for hours
Kararı üzerinde saatlerce düşündü
üzerine düşünmek
bir konu hakkında dikkatlice düşünmek
I need time to contemplate my decision
Kararım üzerinde düşünmek için zamana ihtiyacım var
cinsel ilişkiye girmek
In scenebiriyle cinsel birliktelik kurmak
They were caught humping
Cinsel ilişkiye girerken yakalandılar
tümsek
bir yüzeyde veya vücutta oluşan yuvarlak kabarıklık
There is a hump in the road
Yolda bir tümsek var
hafta ortası
çalışma haftasının tam ortası
We have finally reached the hump
Nihayet hafta ortasına ulaştık
sırt
çalışırken insanın sırtı veya omuzları
He put the heavy load on his hump
Ağır yükü sırtına yükledi
-den beri
In scenegeçmiş bir zamandan beri
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
için
bir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık