

The Good Place — Season 2 Episode 11
Words & meanings
527 words
CEFR level
inmek
aşağıya doğru hareket etmek
The elevator is going down
Asansör aşağı iniyor
yenilmek
mağlup olmak veya başarısız olmak
The team went down in the final
Takım finalde yenildi
olmak
meydana gelmek veya gerçekleşmek
What is going down here
Burada neler oluyor
hapse girmek
hapishaneye gönderilmek
He went down for five years
Beş yıl hapse girdi
yenilmek
bir yarışma veya çatışmada mağlup olmak
Our team went down in the final match
Takımımız final maçında yenildi
kalça
In sceneüzerine oturulan vücut bölümü
He fell on his butt
Kalçasının üzerine düştü
dipçik
bir aletin veya silahın tutulan kalın ucu
He held the rifle by the butt
Tüfeği dipçiğinden tuttu
alay konusu
dalga geçilen kişi veya şey
He is the butt of the joke
Şakanın alay konusu o
dayamak
bir nesneyi başka bir nesneye yaslamak
He butted the chair against the wall
Sandalyeyi duvara dayadı
aydınlanma
In scenekişinin ahlaki veya entelektüel yönden kendini geliştirmesi
Reading books for personal edification is a good habit
Kişisel aydınlanma için kitap okumak iyi bir alışkanlıktır
berbat
In sceneçok kötü
The weather was terrible
Hava berbattı
kötü
çok nahoş olan
The weather is terrible today
Bugün hava çok kötü
berbat
aşırı derecede hoş olmayan veya düşük nitelikli
The weather is terrible today
Bugün hava berbat
sözleşmeci
In sceneahlaki kuralların toplumsal uzlaşmadan geldiğine inanan kişi
Contractualists believe that morality is based on an agreement
Sözleşmeciler ahlakın bir anlaşmaya dayandığına inanırlar
asla
In scenehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
çiğ
In scenepişirilmemiş
I don't like raw fish
Çiğ balık sevmem
işlenmemiş
düzenlenmemiş veya işlemden geçmemiş
The editor used the raw footage
Editör işlenmemiş görüntüleri kullandı
ham
işlenmemiş veya doğal durumunda olan
They use raw materials for production
Üretim için ham madde kullanıyorlar
Raw
1987 yapımı Eddie Murphy standup komedi filmi
Eddie Murphy released a comedy special called Raw
Eddie Murphy Raw adında bir komedi gösterisi yayınladı
direnmek
In scenebir şeyi kabul etmeyi veya uymayı reddetmek
They resisted the new rules
Yeni kurallara direndiler
bardak altlığı
In sceneyüzeyleri korumak için içeceğin altına konulan küçük nesne
Put your glass on a coaster
Bardağını bir bardak altlığına koy
kural
In scenebir kılavuz veya yasa
Follow the rules
Kurallara uyun
yönetmek
bir şey üzerinde güce sahip olmak
The king rules the land
Kral ülkeyi yönetiyor
harika olmak
en iyi veya baskın olmak
This song rules
Bu şarkı harika
hüküm vermek
bir yasal davada resmi karar vermek
The judge will rule on the case
Yargıç dava hakkında hüküm verecek
düzenlemek
In scenebir şeyi resmi olarak vermek
The government will issue a new passport
Hükümet yeni bir pasaport düzenleyecek
sorun
endişe veya zorluk yaratan konu
We have a serious issue to discuss
Tartışmamız gereken ciddi bir sorun var
sayı
belirli bir zaman için basılan dergi veya gazete
Have you seen the latest issue of the magazine
Derginin son sayısını gördün mü
kolay
In scenezor olmayan
This test is very easy
Bu sınav çok kolay
yumuşak
sert veya katı olmayan
Be easy with her
Ona karşı yumuşak ol
elbette
bir isteği kabul ederken veya onaylarken kullanılan ifade
Can you do this? Easy
Bunu yapabilir misin? Elbette
tahmin etmek
In scenekesin bilgi olmadan bir fikir yürütmek
Can you guess my age?
Yaşımı tahmin edebilir misin?
tahmin etmek
emin olmadan bir şeyin doğru olduğunu söylemek
Can you guess the answer
Cevabı tahmin edebilir misin
sanmak
bir durum hakkında kesin kanıt olmadan fikir oluşturmak
I guess it will rain
Sanırım yağmur yağacak
tahmin
emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz bir fikir
It was just a guess
Sadece bir tahmindi
dosya
In scenebelgelerin veya dijital verilerin toplandığı yer
I opened the file
Dosyayı açtım
sıra
insanların birbiri ardına dizildiği sıra
The students walked in a file
Öğrenciler tek sıra halinde yürüdü
törpü
bir şeyi düzeltmek veya şekillendirmek için kullanılan pürüzlü alet
She used a nail file
Tırnak törpüsü kullandı
dosyalamak
resmî makamlara belge teslim etmek
You must file your report today
Raporunu bugün dosyalamalısın
muhtemelen
In scenebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
an
In scenebir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
zaman
olayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
vakit
belirli bir deneyim veya yaşam tarzı
We had a great time
Harika vakit geçirdik
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
zor
In scenekolay olmayan
This exam is hard
Bu sınav zor
sert
alkol içeren
This is a hard drink
Bu sert bir içkidir
sert
yumuşak olmayan
The bed is too hard
Yatak çok sert
sıkı
çok çaba veya enerji ile
He works hard every day
O her gün sıkı çalışıyor
iyi
In sceneyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
yerine
In scenebir şeyin yerine başka bir seçeneğin kullanılması
I will have tea instead of coffee
Kahve yerine çay içeceğim
onun yerine
alternatif bir seçenek olarak
There was no coffee, so I drank tea instead
Kahve yoktu, bu yüzden onun yerine çay içtim
yerine
bir şeyin veya birinin yerine
I chose tea instead of coffee
Kahve yerine çay seçtim
olmak
In scenemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
dilekçe
In scenebirçok kişi tarafından imzalanan yazılı talep
They signed a petition
Bir dilekçeye imza attılar
geçit
In scenebaşka bir yere açılan kapı veya giriş
The portal led to another dimension
Portal başka bir boyuta açılıyordu
yol açmak
In scenebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
vermek
In scenebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
başka sözcüklerle ifade etmek
In scenebir ifadeyi farklı kelimelerle yeniden anlatma
Please paraphrase this sentence
Lütfen bu cümleyi başka sözcüklerle ifade et
işkence etmek
In scenebüyük fiziksel veya zihinsel acı çektirmek
He was tortured for hours
Saatlerce ona işkence edildi
işkence
In scenebüyük fiziksel veya zihinsel acı
Silence can be torture
Sessizlik bir işkence olabilir
işkence etmek
birine şiddetli acı vermek
They tried to torture the prisoner
Mahkûma işkence etmeye çalıştılar
işkence
birine şiddetli fiziksel veya zihinsel acı verme eylemi
The torture was cruel and illegal
İşkence zalimce ve yasa dışıydı
sus
konuşmayı bırakmak veya birini susturmak
Please shut up
Lütfen sus
susturmak
birinin konuşmayı bırakmasını sağlamak
Just shut up and listen
Sadece sus ve dinle
kesinlikle
In scenehiçbir şüphe olmadan veya tamamen
I absolutely agree with you
Sana kesinlikle katılıyorum
takıntı yapmak
In scenebir şeyi aşırı derecede ve sürekli düşünmek
Don't obsess over the small details
Küçük detaylara takılıp kalma
yükledi
In scenebir araca veya makineye bir şey koymak
He loaded the truck with goods
Kamyonu mallarla yükledi
dolu
yüklenmiş veya doldurulmuş
The truck is loaded
Kamyon yüklü
yüklü
bir makineye yerleştirilmiş ve çalışmaya hazır
The gun is loaded and ready
Silah yüklü ve hazır
yüklü
gizli veya güçlü duygusal anlam taşıyan
That was a very loaded question
O çok yüklü bir soruydu
en iyi
In sceneçok iyi veya mükemmel olan
He is the greatest player
O en iyi oyuncudur
en büyük
boyut veya miktar olarak en fazla olan
This is the greatest mountain
Bu en büyük dağ
en yüksek
derece veya seviye olarak en üstte olan
She achieved the greatest success
O en yüksek başarıyı elde etti
gece uykusu
gece boyunca çekilen uyku
I had a good night's sleep
İyi bir gece uykusu çektim
dolaşmak
In scenebelirli bir yönü olmadan yürümek veya hareket etmek
I like to wander around the city
Şehirde dolaşmayı severim
dolaşmak
belli bir hedef olmadan yavaşça gezmek
They wandered around the park
Parkta dolaştılar
tartışma
In sceneinsanların farklı görüşlere sahip olduğu bir konuşma
They had a loud argument
Şiddetli bir tartışma yaşadılar
sav veya argüman
bir fikri desteklemek için sunulan nedenler bütünü
His argument was very convincing
Onun savı çok ikna ediciydi
berbat olmak
In sceneçok kötü veya nahoş olmak
This movie sucks
Bu film berbat
emmek
vakum kullanarak bir şeyi ağza çekmek
The baby sucks its thumb
Bebek parmağını emiyor
emmek
bir sıvıyı ağız yoluyla içine çekmek
The baby likes to suck milk
Bebek süt emmeyi sever
oral seks yapmak
cinsel uyarım sağlamak için birinin cinsel organlarını ağızla uyarmak
She sucked him
Ona oral seks yaptı
seçmek
In scenebir şeyi tercih etmek
I opt for the red car
Kırmızı arabayı seçerim
saçmalık
anlamsız veya kafa karıştırıcı sözler
The contract was full of mumbo jumbo
Sözleşme tam bir saçmalıktı
son
In scenediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
sürmek
belirli bir süre boyunca devam etmek
The movie lasts two hours
Film iki saat sürüyor
geçen
şu andan hemen önce olan
I saw her last week
Onu geçen hafta gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
tuhaf
In scenealışılmadık veya garip
This is a weird smell
Bu tuhaf bir koku
garip hissettirmek
birine kendini garip veya rahatsız hissettirmek
He weirded me out
Beni garip hissettirdi
eyvah
In sceneşaşkınlık veya üzüntü belirten ifade
Oh dear, I forgot my keys
Eyvah, anahtarlarımı unuttum
sevgili
sevilen veya değer verilen
My dear friend is coming
Sevgili arkadaşım geliyor
sayın
mektup veya e-posta başlangıcında kullanılan nezaket sözü
Dear Mr. Smith
Sayın Bay Smith
endişelenmek
bir durum hakkında kaygılı veya huzursuz hissetmek
Do not worry about the exam
Sınav hakkında endişelenme
sonsuza kadar
In scenetüm zamanlar boyunca
I will love you forever
Seni sonsuza kadar seveceğim
sonsuza dek
çok uzun bir süre
I will remember this day forever
Bu günü sonsuza dek hatırlayacağım
detay
In sceneküçük bir bilgi parçası
Tell me every detail
Bana her detayı anlat
detaylandırmak
bir şey hakkında ayrıntılı bilgi vermek
Please detail the plan for me
Lütfen planı benim için detaylandır
görevli ekip
belirli bir görev için atanan küçük bir grup
A security detail guarded the building
Binayı bir güvenlik ekibi koruyordu
detaylı temizlemek
bir aracı çok dikkatli ve tamamen temizlemek
I will detail my car today
Bugün arabamı detaylı temizleyeceğim
sayı yapmak
In scenebir oyunda puan kazanma eylemi
Scoring a goal is exciting
Gol atmak heyecan vericidir
Ekselans
In sceneYüksek rütbeli yetkililer için kullanılan saygılı bir unvan
I met with His Excellency the Ambassador today
Bugün Ekselansları Büyükelçi ile görüştüm
durum
In scenebelirli bir durum veya örnek
In this case, we must wait
Bu durumda beklemeliyiz
dava
In scenemahkemede görülen hukuki mesele
The judge dismissed the case
Hakim davayı reddetti
kılıf
eşyaları saklamak veya taşımak için kullanılan kutu veya çanta
He put the phone in its case
Telefonu kılıfına koydu
gözlemek
bir yeri veya kişiyi dikkatle incelemek
The thief cased the bank
Hırsız bankayı gözledi
alüminyum
In scenehafif, gümüş renkli bir metal
This foil is made of aluminum
Bu folyo alüminyumdan yapılmıştır
açık
In scenegörülmesi veya anlaşılması kolay
The answer is obvious
Cevap açık
sağır etmek
In sceneçok yüksek bir sesle duyamaz hale getirmek
The loud music deafened him
Yüksek sesli müzik onu sağır etti
vuhuu
In sceneheyecan veya sevinç belirten ünlem
Whoo! We won the game!
Vuhuu! Maçı kazandık!
vuhuu
heyecan göstermek için yüksek sesle bağırmak
They yelled whoo after the goal
Golden sonra vuhuu diye bağırdılar
uhu
siren veya yüksek bir çığlığı taklit etmek için çıkarılan ses
The crowd shouted whoo
Kalabalık uhu diye bağırdı
çok
In scenebüyük miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
arsa
küçük bir toprak parçası
He bought a parking lot
Bir otopark alanı satın aldı
kader
kişinin hayatındaki yazgısı
This is my lot in life
Bu benim hayattaki kaderim
sık sık
birçok kez veya genellikle
I go there a lot
Oraya sık sık giderim
doğrudan
In scenearacısız veya düz bir hat şeklinde
He walked directly to the door
Doğrudan kapıya yürüdü
yakında
kısa bir süre içinde
I will see you directly
Seni yakında göreceğim
duymak
In scenebir bilgi edinmek
I heard the news
Haberi duydum
duymak
In scenekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
yıkıcı
In scenebüyük bir üzüntü veya şok yaratan
The news was devastating
Haberler yıkıcıydı
tek tek vurmak
birilerini sırayla vurmak veya öldürmek
The sniper picked off the targets
Keskin nişancı hedefleri tek tek vurdu
koparmak
bir şeyi bir yüzeyden çekerek ayırmak
She picked off the lint from her sweater
Kazağındaki havları kopardı
çok
In scenebüyük ölçüde
I am super tired
Çok yorgunum
harika
çok iyi veya muhteşem
This cake is super
Bu kek harika
bina yöneticisi
bir binayı yöneten kişi
Call the super for the leak
Sızıntı için bina yöneticisini ara
üst
bir şeyin konum olarak yukarısı
The prefix super indicates a position above
Super öneki yukarıdaki bir konumu belirtir
kokusunu almak
In scenebir kokuyu fark etmek veya tanımak
I can smell smoke
Duman kokusunu alabiliyorum
koku
In sceneburunla algılanan özellik
I love the smell of rain
Yağmurun kokusunu seviyorum
kokmak
bir koku yaymak
The fish smells bad
Balık kötü kokuyor
emmek
In scenebir sıvıyı veya maddeyi içine çekmek
The sponge absorbs water
Sünger suyu emer
özümsemek
bilgiyi alıp anlamak
It takes time to absorb new information
Yeni bilgileri özümsemek zaman alır
bünyesine katmak
daha küçük bir kuruluşu kontrol altına almak
The large firm will absorb the smaller company
Büyük firma küçük şirketi bünyesine katacak
açıkça
In scenekolayca görülebilen veya anlaşılabilen bir şekilde
He is obviously lying
Açıkça yalan söylüyor
tanımak
In scenebirini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
In scenedinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
In scenebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
büyücü
In scenesihir kullanan kişi
The wizard cast a spell
Büyücü bir büyü yaptı
sihirbaz
sihir yapan kişi
He is a famous wizard
O ünlü bir sihirbazdır
tüm zamanların
tarihteki en iyisi olan
He is the all time greatest player
O tüm zamanların en iyi oyuncusudur
her zaman
herhangi bir zamanda gerçekleşen veya var olan
This is an all time high
Bu tüm zamanların en yüksek seviyesidir
ömür boyu
tüm bir yaşam veya kariyer boyunca süren
He is an all time supporter
O ömür boyu bir destekçidir
tüm zamanların
tarih boyunca gelmiş geçmiş en iyi olan
He is the greatest player of all time
O tüm zamanların en iyi oyuncusu
sonsuza dek
gelecekteki tüm zaman boyunca
I will love you for all time
Seni sonsuza dek seveceğim
cıva
In scenegümüş renginde zehirli bir sıvı metal
Mercury is used in thermometers
Cıva termometrelerde kullanılır
Mercury
Ford tarafından üretilen bir otomobil markası
He drove an old Mercury
Eski bir Mercury sürdü
kıyaslamak
In scenebenzerlik veya farklarını bulmak için değerlendirmek
You should compare the prices before you buy
Satın almadan önce fiyatları kıyaslamalısın
meditasyon yapmak
In scenerahatlamak veya odaklanmak için sessizce düşünmek
I try to meditate every morning
Her sabah meditasyon yapmaya çalışırım
meditasyon yapmak
bir süre boyunca sessizce ve derinlemesine düşünmek
I meditate every morning
Her sabah meditasyon yaparım
video
In scenehareketli görüntülerin kaydedilmiş hali
I watched a funny video
Komik bir video izledim
videoya çekmek
hareketli görüntüleri kaydetmek
He wants to video the event
O etkinliği videoya çekmek istiyor
burrito
In scenetortilla ekmeğine sarılmış bir Meksika yemeği
I want to eat a burrito
Bir burrito yemek istiyorum
futbol
In sceneiki takım arasında topla oynanan oyun
I like playing football
Futbol oynamayı severim
futbol topu
futbol sporunda kullanılan top
He kicked the football
Futbol topuna vurdu
ciddi
In sceneşaka yapmayan, söylediklerinde samimi olan
Are you serious?
Ciddi misin?
ciddi
dikkatli düşünme veya eylem gerektiren
This is a serious problem
Bu ciddi bir problem
ağır
çok kötü veya büyük
She has a serious injury
Ağır bir yaralanması var
ciddi
zarar veya tehlikeye neden olan
He had a serious accident
O ciddi bir kaza geçirdi
binmek
bir yere veya araca girmek
Get in the car
Arabaya bin
Engel olmak
Birinin yolunu kapatmak
Don't get in my way
Yoluma çıkma
dahil olmak
bir durumun veya faaliyetin parçası olmaya başlamak
I want to get in the game
Oyuna dahil olmak istiyorum
aklına girmek
birinin zihnine veya düşüncelerine yerleşmek
That tune got in my head
O melodi aklıma girdi
yetenek
In scenebir şeyi yapabilme gücü veya becerisi
She has the ability to sing well
Onun iyi şarkı söyleme yeteneği var
yetenek
bir şeyi yapabilme gücü veya becerisi
She has the ability to learn quickly
Hızlı öğrenme yeteneğine sahip
yetenek
bir şeyi yapabilme gücü veya becerisi
She has the ability to speak three languages
O üç dil konuşma yeteneğine sahip
önünde
bir şeyin veya birinin ön kısmında bulunan
The car is in front of the house
Araba evin önünde
başı dertte
In scenezor durumda olan
He is effed now
Şimdi başı dertte
bozuk
düzgün çalışmayan
My phone is effed
Telefonum bozuk
berbat
kötü bir durumda
The plan is effed
Plan berbat
mahvolmuş
çok kötü bir halde olan
Everything is effed
Her şey mahvolmuş
her şeye gücü yeten
In scenebüyük güce sahip olan
God is almighty
Tanrı her şeye gücü yetendir
aziz
In sceneçok iyi veya dindar, kutsal kabul edilen kişi
He is a saint
O bir aziz
en mutlu
In sceneen çok keyif veya memnuniyet hisseden
I am the happiest person today
Bugün en mutlu insan benim
aksan
In scenebir bölgeye özgü konuşma biçimi
He has a strong British accent
Onun güçlü bir İngiliz aksanı var
vurgulamak
bir şeyi daha belirgin hale getirmek
The blue tie accents his eyes
Mavi kravat gözlerini vurguluyor
çalışmak
In sceneişlemek veya faaliyet göstermek
This watch doesn't go
Bu saat çalışmıyor
gitmek
In scenebir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to start my diet tomorrow
Yarın diyetime başlamaya niyetliyim
gitmek
bir durumun veya sürecin belirli bir şekilde ilerlemesi
The party went well
Parti iyi gitti
baş düşman
In sceneen önemli düşman veya rakip
They are archrivals in the industry
Onlar sektördeki baş düşmanlar
ezeli rakip
en büyük ve sürekli yarışılan kişi
He is my archrival in tennis
O benim tenisteki ezeli rakibim
seçenek
In sceneseçilebilecek şey
You have two options
İki seçeneğiniz var
gerçekten
In scenesamimi veya dürüst bir şekilde
I am truly sorry
Gerçekten üzgünüm
gerçekten
In sceneaşırı derecede
He is truly kind
O gerçekten nazik
gerçekten
gerçek veya dürüst bir şekilde
He is truly sorry for his mistake
Hatalarından dolayı gerçekten pişman